4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Malezya Kaplanı

General Tomoyuki Yamaşita

Değerli okurlarımıza bu defa, evrensel pasifizmi savunan bir yazar olarak, artık dünya sahnesinden çekilmeye başlayan diğer koloniyalist ülkelerin yanında bir zamanlar (XIX. yüzyıl sonlarında Kore’nin kontrolu amaçlı Çin Savaşından başlayarak, XX. yüzyıl başlarında Rusya gibi bir devi çarpıcı bir sürprizle yenilgiye uğratıp, Formosa (şimdiki Tayvan adası), Asya anakarasında Kore, Mançurya, Mukdeni işgâl edip, Çin’de sürekli toprak alıp, Pasifik’te bir süre ABD’nin hegemonyasına meydan okuyup) yayılmacı bir devlet hâline gelerek yerküremizin büyük kesiminin hayranlığını uyandırmış Japonya’nın militarist ruhunu, en şanlı eylemleri ile temsil etmiş bir Japon generalinin biyografisi odağında vermeye çalışacağım.

Japon militarizmi hamasî destanlara temel olan büyük bir erdem midir; yoksa çağdışı kalmış uluslararası bir eşkiyalık mıdır? Özellikle kolonyalizmde gecikmiş Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonu dramı bu sorunun çözümünde bir kırılma noktası olmuştur. Japon yayılmacılığının muktedir hizmetkârlarından, ilkokulda daha küçük bir çocuk sayılırken gazetedeki resmi ve “Malezya Kaplanı” unvanı ile tanıdığım General Tomoyuki Yamaşita hayran olunası erdemli dev bir asker midir; yoksa zaptettiği topraklarda gücünü tahkim etmek için zorunlu olduğu mezalim yüzünden lânet olunası bir iblis midir? Sonuçta karşılaştığı hazin akıbeti hesaplayamayan, temiz yürekli bir Don Kişot mudur? Bu doğal olarak, bağlı olduğu Devlet siyasasına göre yapılacak bir değerlendirmedir. Bu savaşçı hizmetinde bulunduğu Devletin (doğru ya da yanlış) siyasasının seyyiatını paylaşarak yaşamını noktalamıştır. Biyografisi de o dönem Japon siyasası modeli ile yapılanacağı için anlamlıdır. Japon yayılmacılığının çok kısa bir tarihsel özetini verdikten sonra Yamaşita’nın yaşam ve ölümünü anlatalım.

Bu özete başlarken ‘Rus ve Sovyet Edebiyatı’ dizimizde Anton Çehovun biyografisini verirken, vefatını öğrenen binlerce hayranının, Rus-Japon Savaşında yaşamını yitiren General Fyodor Keller’in cenazesini Anton Çehov’a ait sanarak peşine takılıp cenaze töreninin görkemini arttırdıklarını naklettiğimizi; Kaderin gene yaşamı başarılarla ve barış dileği ile dolu bir sanatçı yanında mağlup bir generale iltimas geçtiğini ibretle hatırlatalım.

Japon Yayılmacılığı

İlk Japon yayılmacısı Toyotomi Hideyoşi

Japonlar kendilerine “Nihoncin”, dillerine de “Nihongo” derler. “Nihon” ya da farklı bir lehçede “Nippon” “Güneş Kökenli” ya da “Güneşin Doğduğu Diyar” demektir. Amerika kıtasının keşfedilmediği dönemlerde arzın en doğusu gibi görünen Japonya için bu ismin somut bir anlamı da olabilirdi. Diğer dillerdeki “Japon” ya da buna benzer isimler “Nippon”un (ya da “Nihon”) Çincenin (Japonlarla benzer) alfabelerinde “Japon” olarak telâffuz edilmesinden doğmuştur. Asya’nın Pasifik sahili açıklarında anakaradan soyutlanmış bir takımadalar ülkesi olarak geri kalmış Japonya’yı, Dünyanın ilk uygarlıklarından birini kurmuş ve Batıya çok daha önce açılmış ve Çin’in etkilemesi ve kültürünü ona benimsetmesi doğaldı. Hâlen, en büyükleri (büyüklük sırası ile) Başkent “Tokyo”yu barındıran Honşu (ya da eskiden bilinen adı ile Hondo), Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku olmak üzere 6852 adalık bir arşipel (takımadalar) olan Japonya MÖ. 3. Yüzyıl ve MS. 3 yüzyıl arasında dışardan gelen, genellikle Altay kökenli akınları ve işgâllerine maruz kalmıştır. Ancak, MS. VIII. Yüzyıl başlarından sonuna kadar “Nara Dönemi”nde güçlü bir Japon Devleti kurulacak; nüfusun üçte birini yok eden bir çiçek salgınından sonra “Heyan Hanedanı” 794-1185 yılları arasında egemenliğini sürdürecek; bu dönemde Japonların özgün kültürleri oluşacaktır. Bu dönemi izleyerek “Samurai” denilen yerel savaşçı sınıfın ortaya çıkması ile feodaliteye geçilecektir. Alt sınıf üzerinde dehşet yaratan Samurailar bir yandan birbirleri ile bir yandan 1274-1281 yılları arasında ülkelerini işgâl eden Mogollarla savaşmışlardır. Mogol istilasına son veren Kamakura Şogunluğu (Şog= ordu, Şogun=komutan, askerî derebeyi) 1333’de kendine “İmparator” unvanı veren Go-Daigo tarafından yenilince şövalyeler dönemi sona eriyor. Fakat çok geçmeden Go-Daigo da 1336’da Aşikaga Takajui’ye yeniliyor. Aşikaga Takajui (Başkentlerin başkenti anlamında) Kyoto’da 1573’e kadar sürecek Muromaçi Şogunluğunu (tek askerî şogunluk) ve Japon halklarının özgün inancı olan Şintoizm yanında, temelde bir yaşam felsefe ve disiplini olan, mantık dışı tabuları bulunmayan Zen Budizm kült’ünü ve keza “Miyabi” denilen Japon sanatı, giyim kuşamı ve yaşam alanına olağanüstü bir zarafet kazandıran sanat ideallerini ve kurallarını tesis ederek İmparatorluğu tahkim etmiştir. Bir ara, 1467’de merkezî iktidar denetimi kaybedip, “Savaşan Devletler” adı verilen iç savaşın cereyan ettiği bir fetret devrine girilmiş ise de 1573’de Aşikaga Şogunluğunu devirip “Azuçi-Momoyama-Islahat Dönemi”ni açan Oda Nabunaga zamanında Portekizden Cizvit misyonerleri gelişi ile Batı ile ilk temas; ticarî ve kültürel ilişkiler başlamış; Avrupa teknolojisi ve ateşli silahlar öğrenilmiş. Nabunaga’nın 1582’de bir suikaste kurban gitmesi üzerine halefi Toyotomi Hideyoşi 1590’da ulusal birliği nihayet sağlayabilmiş; Kore’yi iki defa işgâl ederek yayılmacılık girişimini başlatmıştır. Fakat ölümü ve Kore’ye Çin Ming Hanedanının yardımı sonucu Kore’den 1598’de çekilindi. 1603’de Hideyoşi’nin oğlu Tokugava Ieyasua rakip klanları mağlup edip aldığı askerî ve siyasal destekle şogun ilân edildi. Başkent Kyoto’dan”koy ağızı” ya da “haliç” anlamındaki “Edo”ya taşıdı.

İmparator Meiji

O zamana kadar adının bile duyulmadığı Edo süratle gelişip, nüfusca yoğunlaşacak; İmparatorluk Büyük Meiji unvanlı Mutsuhito tarafından 3.Şubat.1867’de Anayasaya dayanan tüm iktidarı ile kurulduktan sonra 1868’de “Doğu başkenti” anlamında “Tokyo” adını alacaktır. 30. Temmuz.1912’de vefatına kadar Çin ve Rusyayı dize getiren ve yayılmacılıkda atılım yapan Japonyayı feodal bir yapıdan çikarıp bir Dünya gücü haline getiren Meiji, geleneksel olarak selefleri şogunlar da “İmparator” sayıldığından 122. İmparator kabûl edilir.

Bu savaşların nakline girmeden, Japonya’dan önce, kolonyalist amaçlarla Pasifikde fırsatlar arayan ABD adına “ABD’nin Buharlı Donanmasının Babası” unvanlı Komodor Matthew Perry’nin 31.Mart.1854’de Japonya’yı ziyaretine ve ‘Kanawaga Mutabakatı’ denilen bir anlaşmaya dayanan “Açık Kapı” politikası ile Japonya’yı Dünyaya açmakta öncü bir rôl almasına değinmeliyiz. Keza, ABD’nin XIX. Asır başından beri Amerika kıtasındaki Yeni İspanya denilen Hispanik ülkelerde İspanya ve İngiliz egemenliğini tasfiye etme yolunda, Fransızların desteği ile İngilizlere karşı verdiği 1812 savaşı, Teksas üzerinde Meksikalılarla yapılan sürekli mücadeleler gibi savaşımlarda Komodor Matthew’in da büyük katkısı olduğuna işaret etmeliyiz ve Napolyon’un yenilgisi üzerine 1815’de yapılan Viyana kongresi ilkeleri çerçevesinde eski tip emperyalizm, yani kaba yayılmacı siyaset yerine ekonomik kaynak aramaya yönelik “Yeni Emperyalizm”in yeşerdiğini, ayrıca ABD Başkanı James Monroe’nun 2.Aralık.1923’de Kongreye sunduğu “Amerika kıtası Amerikalılarındır” doktrini ile herhangi bir Avrupa Devletinin Amerikada koloni kurmasına karşı çıktığını hatırlatmalıyız. Bu kapsama Alaska’da egemenlik kuran Rusya da dahildi. İşte bu noktadan sonra Amerika kıtasında İspanyol tacının temsil edildiği ülkeler bağımsızlığa kavuşmaya başlamış, Alaska da 1867’de ABD tarafından 7.20.000 dolara satın alınmıştır. Sömürgelerinde sadece altın yağması yapan İspanyanın altın bulamadığı için terkedip uzun süre elden ele geçmiş Louisiana’yı (Arkansas ile birlikte) Fransa’nın Büyük İhtilâlini izleyen bunalımlı günlerinde bu ülkeden satın almıştı. Ancak ABD bulunduğu kıtanın bağımsızlık türküsünü söylerken 1898’de İspanyanın elindeki son kaleler Atlantikde Kuba ve Puerto Rico ile Pasifikde Guam ve Filipinleri alarak kendi “Neo-Emperyalimi”nde çok güçlü bir adım atmış; Din baskısından bunalan Katolik İspanyayı, onun gibi inanç reformu yapamamış Osmanlı ve bunalımdaki Ortodoks Rusya gibi geri kalmışlar takımına itivermişti. ABD Kore’ye ekonomik ve politik çıkarlarını korumada, ticarî bir üs kurmada diplomatik delegasyonuna destek vermek için sefer yapmış. Kore sahil bataryalarının 1.Haziran. 1871’de iki Amerikan savaş gemisine ateş açmaları üzerine 10.Haziran.1871’de bir cezalandırma operasyonuna geçmiş; artık Dünya Devleti olma hazırlığına girmişti.

Japonya dünyaya açılıp tanındıktan sonra (Ertuğrul Faciası ile sonuçlanan Osmanlı ziyareti de dahil) tüm Dünyanın ilgi gösterip diplomatik misyonlarını tesis ettikleri ilgi çekici bir diyar oldu. Fransız deniz subayı yazar Pierre Loti 1890’lar başında Nagasaki’yi ziyaret etmiş; İstanbul’daki gönül ilişkisi üzerine 1879’da yazdığı “Aziyade” romanı parelelinde, Nagasaki’de geçici olarak evlendiği bir geyşa’dan esinlenerek “Madame Chrysanthème”i yazmıştı. Bu eserin teması üzerine önce Fransız bestecisi André Messager 1893’de bir opera yapmış; 1904’de ünlü İtalyan bestecisi Giacomo Puccini ise, kahramanı Fransız Loti yerine ABD’li deniz subayı Pinkerton olan aynı temanın başka bir versiyonu “Madame Butterfly” adlı opera şaheserini yaratmıştır.

Pasifik komşusu ABD’den, (İmparator Meiji’nin 1888’de ikinci başbakanı olacak) Hokkaido Kalkınma Komisyonu astbaşkanı Kiyotaka Kuroda tarafından tarımsal kalkınmada yardımı için ülkesine çağırdğı tarım uzmanı Horace Capron’un 1870-71 arasında danışman olarak hizmet etmesinden başlayarak ve Anayasa ve İmparatorluk Meclisi tesisi ile Batı tarzı ekonomik, politik ve hukukî yapılanmada gördüğü destek ve yakınlaşması ile hızlı bir uygarlaşma düzeyi yakalayan Japonya askerî alanda da şaşırtıcı bir gelişme gösterdi. Başta ABD, ileri uygarlıktaki ülkelere Batı bilim ve teknolojisinin alınması için öğrenciler gönderen Japon yönetiminin, Batı üniversitelerinin Doğulu öğrencileri “Bon pour l’Orient-Doğu için yeterlidir” anlayışı ile mezun ettikleri yaygın kanaatini göz önüne alınarak ABD’den diploma ile dönen öğrencilerin bir de Japon bilim heyeti önünde sınava tâbi tutuldukları; bu sınavda başarılı olmayan gençlerin Japonların geleneksel intihar tarzı “hara-kiri”ye başvurdukları söylenirdi. Sonuç olarak, bu idealden alınan motivasyonla, gelenek gereği Güneş İmparatorun temsil ettiği ve fanatik biçimde bağlanılan çok güçlü bir sosyal dayanışma ruhu oluşmuştu Japonyada...

1894 Ekiminde Çinli generaller Pyongyang’da Japonlara teslim oluyor

İlk önemli yayılmacı askerî atak (ayrıntılarına fazla girmeyeceğimiz) 1.Ağutos.1894-17.Nisan.1895 tarihleri arasında cereyan eden, temelde Kore üzerinde nüfuz ihtilâfı kaynaklı olan King Hanedanı yönetimindeki Çin ve Meiji Japonyasının Savaşıdır. Üzerinde sürekli baskı kurmaya çalışan Japonyanın tacizlerinden bunalan Korenin 500 yıllık hanedanı “Çoson”un King Hanedanından yardım istemesi üzerine Çin 3.000 kişilik bir destek gönderir. Japonya buna karşılık 8.000’lik bir güçle Seul’deki Kraliyet Sarayını ele geçirir ve Kore’de Japon yanlısı kukla bir hükûmet kurar. Bu olaydan başlayan bir tırmanma ile büyük ölçüde Kore topraklarından başlayıp (şimdiki Kuzey Kore başkenti olan) Pyongyang’da Koredeki Çin birliklerinin teslimi ile tamamlanan çatışmalar Japon Donanmasının Çin Denizi limanlarından Veyhay’ı ele geçirmesi ve Yalu Irmağındaki Çin Donanmasının tahribata uğraması ile sürer; Japonya ve Çin arasındaki “Şimonoseki Andlaşması” ile Çin’in Mançurya güney batısındaki Liaodang Yarımadası ile Formoza Adası (Tayvan’ın eski adı) Japonyaya geçer. Andlaşmadan sonra Rusya, Almanya ve Fransa gibi güçlü devletler Japonya’yı Liaodang Yarımadasından çekilmeye zorlarlar. Rusya bu yarımadayı işgâl edip Port Arthur istihkâmını inşa eder ve Rusy’nın Pasifik üssünü kurar. Almanya bu Yarımadanın karşısında Ciaoju Koyunda Çingtao istihkâmını yapıp “Alman Uzak Doğu Hafif Donanma” üssünü kurar.

Ünlü Amerikan yazarı Jack London Savaş Muhabiri olarak 1905’de Japon cephesinde

Bir dekad sonra, XX. Yüzyılın başında Japonya bu yüzyılın ilk büyük savaşını, artık rahatlıkla meydan okuyacağını hesap ettiği Rusya ile yapacaktır. Mançurya ve Kore üzerinde ortak emelleri olan Japonya ve Rusya artık amansız kolonyalist rakip olmuşlardır. Rusya Akdeniz üzerinde olduğu gibi Pasifikde de “sıcak deniz” arayışı içinde idi. Vladivostok’daki askerî donanması gibi ticarî navigasyonu da ancak yaz mevsimlerinde hareket kazanabiliyordu. Port Arthur’ü Çin-Japon Savaşından sonra son anda Japonyanın elinden kaparak sıcak denize adım atar gibi olmuştu. Japonya, başlangıçta Kore’deki Japon nüfuzu karşılığında Rusya’nın Mançurya’daki haakimiyetini kabûl edebileceği yolunda bir anlaşma yolu açmak istedi. Rusya bu öneriyi reddetti. Japonya, artık Rusya’nın bu saldırgan politikasına karşılık verme zamanı geldiğini düşündü. Çinlilerin Liaodung Yarımadasında Ruslara kiraladığı Port Arthur üssüne saldırdı. Ruslar burada iyi teşkilâtlanamamışlardı. Bir dizi deniz ve kara çatışmasında, en hazini, Rusların ünlü komutanı Aleksey Kuropatkin komutasındaki 330.000 binlik Rus Ordusunun savaştığı Mukdende mağlubiyete uğradılar. Düvel-i muazzamadan kabûl edilen Rusya’nın bu yenilgisi Dünyayı şoka uğrattı. Artık Japonya Formosa ve Kore üzerinde denetimini genişletebilecekti. Sahalin Adasının güney yarısı “Karafuto İli” adı altında Japon metropol’üne bağlanmıştı. Japonyanın 1873’deki 35 milyonluk nüfusu, bu ilhaklarla da 1935’de 70 milyona yükselecekti.

Japonya’nın Rus Savaşından sonraki yayılmacılığı Yamaşita’nın biyografisi ile birlikte anlatacağız.

Sürecek

Yayın Tarihi : 17 Temmuz 2013 Çarşamba 09:25:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?