Yamaşita’nın Arzu Etmediği Bir Savaş
![]() |
| Soldan Masaharu Homma ve Şigenori Kuroda (savaş sonunda) Amerikan askerî polisi refakatinde yargılanmaya götürülüyorlar. |
General Hommayı takiben Şizuyçi Tanaka’nın ve ardından Şigenori Kuroda’nın Filipinler askerî valiliğini üstlendiklerine değindik. İmparatorluk Genel Kurmayı Başbakan Tojo’nun seçimi Kuroda’nın icraatından hiç memnun değildi ama o iktidarda olduğu süre içine onu değiştirmeleri mümkün olamadı. Tojo emekli olur olmaz vakit geçirmeden Filipinlere bir muhakkik yollayıp Kuroda ilgili söylentileri incelemeye aldırdılar. Bu tahkikat raporları da, gerçekten, Kuroda’nı vaktinin çoğunu golf oynamak, şahsî işlerine harcamak, resmî konutuna geyşalar alıp eğlenmek, roman okumakla geçirdiğini teyid ediyordu. Bunlara bağlı olarak disiplinin ve savaş arzusunun kalmadığı Orduda yüksek rütbeli subaylar komutanları ve birbirleri ile geçinemiyorlardı. Üç hafta süren tahkikata ait rapor Tokyoya gönderilir gönderilmez Kuroda hemen görevinden atılmıştı.
Bu göreve atanan Yamaşita Tokyo’ya gelir gelmez seferberlik planı görüşmeleri başladı. Görüşmelerin başından itibaren Yamaşita’nın davranışlarında tuhaflık seziliyordu. Bazen de onun fikirleri çoğunluk tarafından garipseniyordu. Genel savunma stratejisi planları okunurken Yamaşita’nın gözlerini kapayıp horlamaya başladığı gözlemleniyordu. Bir defasında Genel Kurmay Başkanı soğuk bir sesle: “Her hâlde yorgunsunuz, General. Dinlenmek ister misiniz?” deyince Yamaşita, gözlerini açarak: “Lûtfen devam ediniz. Şu anda ben zihnimden planınızı irdeliyordum. Mesela, Filipinlerde kaç ada vardır; onu merak ediyordum.” yanıtını vermişti. Dört bin ada olduğu bilgisini alınca bir ünlem tonu ile: “Aman efendim, benden dört bin adayı savunacak nasıl bir plan yapmamı beklerdiniz?” diye tepki göstermiş: “Düşman bu adaların pek çoğundan birden bir anda taarruza kalktığında hava ve deniz güçlerinin bana derhal destek vereceğinin güvencesini isterim!” demişti. Bunu izleyen sorusu ise tam beklenmedik türdendi: “Bu ülkedeki Katolik halka nasıl muamele ediliyor?” Generaller aralarında uzun süren bir istişare yaptıktan sonra: “Katolik halkın esenliği, bulundukları yerdeki ordu komutanlarını sorumluluğuna bırakılmıştır” dediler.
![]() |
| Filipinlerin Çin Hindindeki Konumu Haritası |
Olasıdır ki, çok ağır bir tehlike oluşturan gerek Katolik halk gerekse 1900 yılından beri Hristiyanlara karşı eyleme geçmiş Müslüman Moroların gerek Japon işgâl ordusu için tehdit teşkil etmeleri gerekse birbirleri ile çatışmalarının sorun yaratacağını hesap etmiş; “Yerli halkın öfkesini fazla çekmemek için nasıl bir yol tutacağım? Böyle şeyler işgâl komutanı için çok ağır sorumluluk...” demişti. Tüm bu hususlarda gerekli tüm desteğin verileceği vaadi ile İmparatorluk Genel Karargâhından Yamaşita’ya yazılı olarak şu emirler tebliğ edildi:
1- Güney Sahası Genel Komutanı Feld Mareşal Kont Hisayçi Teroçi’nin emri altındaki 14. Ordu Grubu komutanı olarak Filipinlerin savunması üstlenilecek. Manila’daki ayrı bir savaş ünitesi olan ve Amiral Soemu Toyoda’nın komutası altındaki Deniz Karargâhı ile tam bir işbirliği 14. Orduya sağlanacak.
2- ABD güçlerinin taarruzu hâlinde Kara Ordusu Filipinlerin savunmasında Deniz ve Hava güçleri ile işbirliği içinde olabilecek. Ve keza yeni kara gücü destekleri gönderilecek.
3- Filipinlerde huzur ve barışın sağlanmasında Filipinler yönetimi ile işbirliği yapabilecek; fakat hükûmetle müzakereler Güney Sahası Komutanı ve İmparatorluk Karargâhı ile yürütülecek.
![]() |
| II. Dünya Savaşı sırasında Pasifik semalarında Ocak.1944-Ağustos.1945 arası ABD’nin temel vurucu gücü olarak kullandığı Curtiss Helldivers deniz uçakları Pilipin Adalarını bombalarken |
Yamaşita, yurduna geldikten tam bir hafta sonra yola çıktı. Pasifikte çok artan bir sürü Amerikan uçakları tehlikesini savuşturarak uğradığı Formosa adasında geceledi. Ertesi akşam Manila’ya ulaştı. Orada Amerikan bombardıman uçaklarının git gide artan hava etkinliklerine tanık oldu. Varışından iki hafta önce Manila’daki deniz üssüne ilk büyük saldırıyı yaptıklarını öğrendiği ABD uçakları artık limana her gün defalarca taarruz ediyorlardı. Liman gemi batıkları ile dolmuştu. Kentte gece karartma uygulaması vardı ve hava saldırıları öylesine sürekli ve yoğundu ki gündüzleri hiç bir araç ortalıkta görünmüyordu.
Yamaşita’nın ilk icraatı, eski Amerikan üssü Fort McKinley’de subayları ile bir toplantı yapmak oldu. Karartma içindeki salondaki kürsüye çıkarak: “İmparatorum bana, Japonlar aleyhine oluşacak ilk sıkıntının bu savaş alanında doğacağını söyledi.” dedi: “Verdiği bu bilgi bize ağır bir sorumluluk yüklüyor. Zaferlerin, ancak, azimli ve birbirine kenetli kişilerce kazanıldığını aklınızda tutarak, yüreklerinizle savaşın.....”
![]() |
| General Sōsaku Suzuki |
Komutan ertesi sabah, saat.04’de ayağa kalkmış; siperleri teftiş ediyordu. Tüm birimlere siperlerin daha derin kazılmasını emretti. ABD hava hücumlarının çok daha yoğunlaşacağını biliyordu. Sadece bulunduğu Fory McKinley’de tam donanımlı bir yeraltı hava korunma sistemi vardı. Öğleden sonra, karargâhını altı ay önce Manila’ya taşımış olan Teroçi’ye buradaki durumun raporunu verdi ve ondan önemli iki atamaya izin istedi. Amerikan istilâ teşebbüsünün, büyük Luzon adasından değil, Leyte adasından yapılacağını tahmin ettiği için ilk isteği Leyte’deki 35.Ordunun başına Malezya’da kurmay başkanlığını yapmış Korgeneral Sõsaku Suzuki’yi atamasına izin verilmesi; ikincisi yeni kurmay başkanı olarak daha önce General Nişimura yerine İmparatorluk Muhafızları komutanlığına getirmiş olduğu Akira Muto’nun atanması idi. Akira Muto anılarında bu tayin’in kendine onur verdiğini ama aslında bir ölüm fermanı olduğunu da yazar.
Saat onikide başlayan öğle yemeğinde subaylar, disiplin gereği Komutan oturup çopstiklerini eline almadan önce kesinlikle yemeğe başlamazlardı. Yamaşita daha önceki komutandan farkını öğle yemeğindeki tavrı ile göstermişti. Selefi Kuroda bir saate kadar varan gecikmelerle sofraya oturur; astlarını bekletirdi. Bu defa yemekhaneye giren subaylar iri yarı, hantal bir adamın elleri ile avuçladığı pirinçlerin yarısını mideye indirmiş olduğuna tanık oldular. Yeni generalleri böyle ideal bir komutandı. Onun bir başka farklı yanı da yemek sırasında onlardan brifing vermelerini istemesi idi. Çünkü, komuta ettiği güçleri reorganize etmek için vaktin çok dar olduğunu biliyordu. Suzuki’nin Fort McKinley’e varışı üzerine onu hemen uçakla Leyte’ye savunma planını yapması için yolladı.
Eninde sonunda Filipinlerin elinden çıkacağını da biliyordu; ama Suzuki yeterli zaman kazandırırsa, Luzon Savaşında Amerikalılara çok uzun ve kanlı bir maliyet çıkarılması en azından askerlik onurunu kurtaracak; Anayurdu Japonya’nın da savunulmasını kolaylaştıracaktı.
Bu planı uygulayabilecek mi idi? Filipinlerde toplam 432.000 adamı vardı. Bu Amerikan gizli Servisinin tahminlerinin iki misline yakındı. Bu sayıya çok geniş ikmâl birlikleri, kendi komutası altına verilmiş Hava Gücü de dahildi. Salt Luzon’da 120.000 adamı vardı. Ayrıca, ona Korgeneral Kyoji Tominaga komutasındaki Japon 4. Hava Filosu ve 60.000’lik ikmâl birlikleri, Manila Bölgesinde de 20.000’e yakın denizci ve diğer bahriye personeli hizmet verecekti.
![]() |
| Japonlar bir Filipinliye işkence yaparken |
Ne var ki, bu personel kalabalığına karşı, uzun bir seferberliğe yetecek ne yiyecek ne de petrol vardı. Yamaşita bu durumu, acı bir istihza ile: “Amerilalılar Luzon ve Leyte’yi işgâl edebilirlerse bunu mermi ile değil aç kalmamızla başabilecekler!” demişti. Başka belâlı bir sorun da Filipinli yerlilerin büyük çoğunluğunun Japonlara duyduğu nefretti. Tokyoda Yüksek Komuta Karargâhında vurguladığı üzere bunun kaynağını da bilinçsiz Japon askerleri oluşturmuştu. Filipinoların pasif desteğini, en azından tarafsızlıklarını sağlamanın yollarını bulmadan Amerikan Ordusuna karşı savunma son derece zordu. Bu bakımdan bu ülkeye geldiğinde yaptığı ilk işlerden biri basına şöyle bir beyanat vermek oldu: “Kusura bakmayın, benim iyi dostlarım olarak kabûl ettiğim Filipino halkından yanlış işler yapanlar dilerim çıkmaz. Zira, Japon Ordusuna karşı silâh çekenler düşman kabûl edilecektir. Şu an, Filipinlerdeki durum ölmek ya da öldürmek şıkkından birini seçme hâline gelmiştir. Biz de bizi öldürmeye kalkanları yabancı ya da Filipino olup olmadığına bakmaksızın öldürmek durumundayız.”
Gerçekten de Filipino gerillası sorunu çok vahim hâle gelmişti. Generalin Manila’ya ayak bastığı gün, Filipinli partisanların yerleştirdiği bir mayın, onun karargâhının döşemeleri altında patlamıştı. Uçak ya da denizaltı ile gelip başta Luzon, Filipin adalarında keşif yapmak için karaya çıkan Amerikalı subaylar çoğu kez çok üstün silahlarla donatılmış yerli gerilla kıtalarınca korunuyorlardı. Yamaşita, Amerikan nihaî çıkarmasında daha kalabalık Filipino gerillasının onlara katılacağından emindi. Bunun için Filipin halkının gözlerini korkutarak onları eylemsiz kılmaya çalışıyordu.
Onun Manila’ya varışından bir kaç gün sonra da Hawaii, Honolulu ve Endonezya, Yeni Gine de toplaşıp yola çıkan Amiral William Frederick Halsey komutasındaki muazzam amfibik 3. Filo, General Mac Arthur’u taşıan Amerikan 7. Filosu ile buluşup Filipinlere doğru harekete geçmişti. Saypan’ın düşüşünden sonra Japon Filosu da devamlı uyanık ve aktif hâlde idi. Formosa Boğazında Avustralya ağır kruasier’i Camberra ile Amerikan Kruasier’i Houston’a torpito yollandığı haberi zafere susamış Japonlar arasında çok abartılarak yayıldı. 19 uçak taşıyıcı dahil olmak üzere elliyedi Amerikan savaş gemisinin batırıldığı ya da ağır hasara uğratıldığı gibi akıl almaz bir iddia üzerine Japonya’da Maliye Bakanı tüm yurttaşlarına bedava sake dağıtarak bu hayalî zaferi kutladı. Bu olayın bir Amerikan taarruzunu en az iki ay geciktirerek Yamaşita’ya Filipinleri en mükemmel savunma hazırlığı yapma fırsatı kazandıracağı düşünülüyordu. İmparatorluk Karargâhı da, bu iyimserlikle, zayıflamış olarak geleceğini tahmin ettikleri Amerikan güçlerine Leyte’deki General Suzuki’nin, Japon Hava ve Deniz güçlerinin de desteği ile en sert darbeyi baştan vurarak Luzon’u fethedilemez hale getireceği umudunu taşıyordu.
Ne var ki, Mac Arthur’u taşıdığından söz ettiğimiz ve iki günden beri Okyanusta yol almakta olan heybetli Amerikan konvoyu Japon keşif uçakları tarafından görüldü ve Manila karargâhına rapor edildi. Görkemli Amerikan konvoyu gerçekten Leyte Körfezine yönelmişti. Japon uçakları telaş içinde onları karşıladı ama 1939 sonlarından beri Amerikan savaş endüstrisinin üretmekte olduğu ve 200 adedini konvoyun taşıdığı B-25 Mitchell çift motorlu bombardıman uçakları onlardan çok güçlü idi. Altmışaltı Japon uçağı vurulup denize düşürüldü.
Sürecek