Luzon Savaşı Başlıyor
![]() |
| Luzon sahillerine yaklaşan ilk Amerikan çıkarma kıtaları |
Amerikalılar, sahildeki Hindistan cevizi, mango ağaçları ve damları yapraklarla örtülü kulübelerin arasına gizlenmiş 19. Ve 23. Tümenler üzerine bomba yağdırıyorlardı. Leyte istilasından ders almış Tominaga’nın Hava gücü ve Donanma bu kez çok çabuk davrandılar. Yoğun kamikaze saldırıları ile bir çok Amerikan savaş gemisini ve ağır kruvazör Avustralya’yı hasara uğratıp savaş dışı yaptılar. Nisbî olarak bu kayıplar ve kamikazelerin saldırıları fazla yoğun sayılmazdı ama psikolojik etkisi oldukça yüksek oldu; istilacı askerlerin moralleri fena sarsıldı. 200 kamikaze uçağı toplanıp daha iyi bir organizasyonla intihar saldırıları gerçekleştirebilseydi Luzon istilasının öyküsü farklı yöne gidebilirdi. ABD savaş gemileri korkunç bombardımanlarını sürdürdüler. Sayısız Japon askeri mühimmat yığınlarına isabet eden mermilerin neden olduğu infilâk ve yangınlarda yanarak canlarını yitirdiler. Ardından Amerikalılar tanklar, motorize toplar, alev makinaları eşliğinde çıkarma hareketine başladılar. Bazı fanatik Japonların feodalite döneminden kalma, ölüme hazır olunduğunu simgeleyen bir gelenek doğrultusunda başları beyaz havlularla sarılı Amerikan hatları üzerine el bombaları ile saldırıp kendilerini de havaya uçurmaları dışında pek az direnme ile karşılaştılar. ABD uçaklarının Japon mevzilerini sürekli bombalamaları tam bir cehennem manzarası yarattı.
Kesintisiz top ateşleri ve bombardımanlar karşısında savunma adım adım geriye çekiliyordu. Japonların Yakındaki ormanlara sığınmaları Amerikalıların attıkları fosfor bombaları ile ağaçları tutuşturmaları karşısında etkisiz kaldı. Direnmede başvurulabilecek en iyi savaş taktiği gündüzleri siperlerde savunma, gece vakti karşı saldırı idi.
Hafif Japon tanklarının ince zırhları Amerikan ateşine dayanamıyordu. Amerikan ağır tanklarına atılan mermiler ise güçlü zırhlarından geri tepiyordu. Koca koca Amerikan savaş araçları Japon askerlerinin sığındıkları tilki kovuklarını * (1) bile darma dağın ediyordu. Zavallı savunmacılar: “Bu koca araçlar bizi yumurta gibi eziyor!” diyorlardı.
Japonların uzun samuray kılıçları ile çarpıştıkları adam adama çatışma başlamıştı. Silahları tahrip olan diğer askerler Amerikalıların üzerlerine taş atmaya başladılar. Yamaşita’nın Amerikalıları zor duruma düşüreceğini baştan hesap ettiği vahşiyane savaşın sırası gelmişti. General subayları, artık dışardan hiç bir yardım olanağı kalmadığının göz önüne alınarak gerek gıda gerek başka zorunlu maddeler bakımından kendine yeterli olmanın çaresine bakılması konusunda uyardı. Donanım yetersizliğini tamamen açıklayan bir emir yayınladı: “Onurlu bir asker olarak ölmek kolaydır; fakat gıda ve mühimmatınız noksansa düşman ilerleyişini önlemek çok daha zordur. Ön cephedeki sizler, bir gün de sürse, hatta yarım gün de sürse görevinizi sonuna kadar yerine getireceksiniz.”
![]() |
| Yamaşita Baguio karargâhında harekâtı izlerken (sağdan ikinci) |
Saygon’daki Güney Saha Karargâhından ise, mutadları üzere, realiteyi yok sayan çok farklı tipte bir emir geldi: “Düşman hatlarımızın çok içerlerine ilerledi. Artık, bir tek muharebede onu yok etmemiz gerekiyor.” Yamaşita nezdindeki savaş muhabirleri ise onun çok ciddî göründüğünü naklediyorlardı. Birisi: “Son savaşını vermeye hazırlanan bir adam havası içinde...” olduğunu yazmıştı. Bir başkasının anı defterinde: “Uçsuz bucaksız bu Pasifik Okyanusundaki bu adalarda büyük bir trajedi vuku bulmak üzere,” notları vardı. Başka bir muhabir: “Cepheden haberler geldikçe Luzon’un bizim son savaşımız olduğunu anlıyorum! Ama Yamaşita’yı gördüğümde onunla birlikte ölmenin büyük bir gurur kaynağı olduğunu hissettim. Onun muharebeyi yönetim tarzını görenler Japonya’da savaşçı ruhun yeniden yükseldiğine tanık olurlar. Tek umudumuz Malezya Kaplanı’nın bir şekilde bir başarı göstermesidir.” demişti.
Yamaşita Tokyo’ya, Amerikan istilası hakkında ayrıntılı raporu ileten bir ulak gönderdi. Ulağa, Kamakura’daki eşine, ağabeyinin oğlunun evlâd edinilmesi konusundaki açıklamaları ve Amerikan çıkarması yüzünden meşgûl olduğu için bir süre iletişim kuramayabileceği bilgisini içeren mektubu vermesini de tembih etti. Bu Bayan Yamaşita’nın kocasından aldığı son mektup oldu. Fakat onun dileğini yerine getirdi. Kayın biraderinin oğlunu evladı olarak bağrına bastı.
Generalin Baguio’daki karargâhı, artık yoğun top ateşi altında idi. Kentin işe yarayacak iki hastanesi öylesine kötü biçimde tahrip olmuştu ki, çok ciddî yaralılar haricinde yatan hastalar buralardan tahliye edildiler. Bazı gönüllü hemşireler ağır yaralılarla birlikte kaldılar. Sonra bir Amerikan hava saldırısı, hastaneler ve okul dahil tüm kenti yakıp yıktı. Hastanelerde kalan yaralı ve hemşirelerin hepsi öldü.
![]() |
| Hastane haline getirilen eski maden ocağı |
Yamaşita bu hava saldırılarının süreceğini hesaplayarak, tepe yamacına 750 metrelik bir tünel kazılmasını emretti. Pis kokulu dumanlar çıkaran çam kökü yağı lâmbaları ile aydınlatılan tünelde yaşama koşulları hiç hoş olmasa da bombalardan masun, fasılasız çalışabilecekti. Bombalamalar yüzünden kimse gündüzleri buradan dışarı çıkamıyordu. Lâmba isinden ve sıcaktan bunalıp, boğulacak hâle gelen tünel sakinleri arada sendeleyerek tünel girişine çıkıp taze hava ve manzara almaya çalışıyorlardı. Bir subayın anlattığına göre bir akvaryum balığına benzer biçimde soluklanırken o güzelim Baguio kentinden görebildikleri bir enkaz yığını ve yıkılmış Katolik Kilisesinin çan kulesinden ibaretti. Hastanelerden tahliye edilmiş 600 kadar hasta ve yaralılar 3 km. uzunluğunda bir maden kuyusu boşluğuna hemşireler ve diğer görevlilerce raylar üzerinde çalışan maden arabaları ile taşınarak yerleştirilmişlerdi. Bir emr-i vâki olarak yeraltı hastanesi hâline getirilen bu maden tüneli havasız ve rutubetli idi. Tavanından devamlı su akıntısı vardı. Hâlâ kanama geçirip uzatıldıkları ıslak zemini kızıla boyayan ağır yaralı askerler inliyorlardı. Fedakâr hemşireler iğrenç kokular ve korkunç gürültü ortamında, yarı karanlıkta bir hastadan diğerine koşuşturup duruyordu. Bazı yaralılar çılgınlık nöbetleri geçiriyor, diğerleri: “Öldürün beni!” diye haykırıyorlardı.
![]() |
| ABD. Kıtaları Japon mevzilerine yaklaşıyorlar |
Amerikalılar Adanın düzlüklerine de yoğun saldırılar yapıp Yamaşita ile onun savaşmakta oldukları kıtaları arasındaki iletişimi kestiklerinde Baguioda durum bu idi. Üstelik General kendi güçlerinden de iki darbe yedi. İlki, hemen hemen tüm uçaklarını yitirmiş ve hemen hiç benzini kalmamış Hava Gücü Komutanı Tominga’dan geldi. Bir kaç intihar saldırısı yaptırdıktan sonra kalan askerlerini Yamaşita’yı desteklemek üzere piyade kıtalarına devretmesi gerekirken, her zaman hamasî nutukları ile adamlarını ölüme sevkeden bu general başını alıp kaçtı. Yamaşita’nın yanına gelen bir pilotun getirdiği mesaja göre: “4. Hava Gücü Komutanı General Tominaga, uçaksız ve benzinsiz Filipinlerde daha fazla kalmanın yararı olmayacağı gerekçesi ile komutanı durumundaki Yamaşita’dan müsaade almaksızın son kalan uçaklardan birini alıp Formosa’ya uçmuştu.” Yamaşita müthiş bir öfkeye kapılarak hazır olda bekleyen ulak pilota Tominaga hakkında şimdiye kadarki yaptığı tüm yanlışlar da dahil içini döktü. Amerikan istilası ile meşgûl olmasına rağmen Tominaga’yı divan-ı harbe vermeye karar vermişti. Durumu Tokyo’ya ve Saygon’a bildirdi. Ama daha önce de belirttiğimiz üzere Tominaga, Tojo’nun ve Japonya’da itibarlı başka kişilerin yakın dostu olduğundan hakkında dava açılmadı. Rütbesinde küçük bir indirim şeklinde idarî ceza ile iktifa edildi ve Mançurya’ya 139. tümene komutan olarak atandı. II. Dünya Savaşının son bir kaç günü sırasında Mançurya’yı işgâl eden Kızıl Ordu onu da tutsak aldı ve on yıl süre ile Sibirya’da bir çalışma kampında tutuldu.
Evet, Amerikalıların kara savaşları yaptıkları askerlerinden artık Yamaşita haber almaz olmuştu. Nihayet Donanma Karargâhından ulaşan bir mesajdan ABD güçlerinin Manila varoşlarına varmış ve Japon askerleri ile çetin bir konfrontasyona geçmiş olduklarını öğrenebildi. İşte Yamaşita’nın hiç istemediği ve hattâ yasakladığı muharebe başlamıştı. Bir ay sürecek ve Stalingrad kuşatmasından daha vahşiyane ve acı olacaktı. İki tarafın komutanı da böyle bir çarpışmayı istemiyordu. MacArthur Manila’nın açık şehir hâline getirilmesi çağrısını yayınladı. Onun düşünceleri de Yamaşita’nın görüşü paralelinde idi. Yamaşita’nın yediği ikinci darbe bunun gerçekleştirme olanağının ortadan kaldırılması oldu. Bunu Tokyo merkez Karargâhına kabul ettirmek gerekiyordu ki, oradaki amirallerin Hava Gücü Başkomutanın danışmalarına uyularak teklif reddedildi. Bu savaş tümüyle Japon amirallerinin ve iki hafta önce Formosa’ya kaçmış olan Torinaga’nın inadının eseri oldu. Yamaşita, asla Manila’nın bir enkaz haline gelmesine niyet etmemişti. Kentten kıtalarını ve ikmâl malzemesini tahliye etmiş; ardında sadece General Yokoyama komutasında düzeni koruyacak ve Amerikan ilerleyişini geciktirmek için Pasig Irmağı üzerindeki köprüleri tahrip ettikten sonra çekilecek küçük bir ordu birimi bırakmıştı. Fakat bu birim çekilir çekilmez yerine Donanma birlikleri girdi ve işbirliği kopukluğu gibi trajik bir sonuç ortaya çıktı. Güneybatı Bölgesi Filo komutanı ve Filipinlerdeki en yüksek rütbeli deniz subayı Amiral Okochi doğal bir istihkâm olarak gördüğü Manila’da kendi inisiyatifi ile muharebeyi yönetme kararı aldı. O da kesin sonuçtan emin değildi ama çekilme gibi bir zaaf gösterileceğine oranın zaptını Amerikalılara pahalıya mâl etmeyi hesaplamıştı. 15.000-16.000 kişilik bir deniz birliğini sadece deniz tesislerini tahrip için değil, kenti savunmada kara savaşı için de yönetmek üzere Tuğamiral Ivabaçi’yi nomine ettiğini beyan etti.
![]() |
| Manila’da Japon Deniz Tesisleri |
Ivabaçi Yamaşita’yı Donanmanın Manila’da kalışının tek sebebinin oradaki deniz tesislerini savunmak bunun olanaksızlığı hâlinde işe yaramaz hâle getirmek olduğunu söyleyip ikna etti. Yamaşita da onun gerçekten bu işleri tamamladıktan sonra kenti terkedeceğini düşünerek Ivabaçi’den Fort MacKinley savunmasını güçlendirmesini ve Manila dışında alternatif bir karargâh kurmasını istedi. Fakat Ivabaçi, gemilerinden taşıyabildiği kadar bütün adamları ve teçhizatı ile Manila’yı savunmaya kararlı idi. Liman bölgesindeki ve diğer alanlardaki askerî tesisleri, su ve enerji sistemlerini de Amerikalıların işine yaramaması için tahrip etmeyi planlıyordu. Her hâlde şeytânî bir amaçla total bir tahribat yapmayı düşünmemişti. Ancak bu savaşta ölümden başka gelecek beklemeyen eğitim noksanı olan askerleri onun emirlerini ifa ederken özenli davranmıyorlar; Amerikalıların kente ulaşmasından önce büyük yangınlara neden oluyorlardı.
* (1) Tilki kovuğu: Öne doğru çukur olup tepeden korunmalı siper anlamına gelen bir askerlik terimi.
Sürecek