Yamaşitanın dağdaki birlikleri açlığa mahkûm kalmıştı. Öncü birliklerden ormanlarda saklanan askerlerin yiyecek bir şeyler bulabilmek için önüne çıkanları öldürecek hâle geldiklerini rapor ediyorlardı. Böylelerine göz kulak olmak üzere gün batımına kadar, Amerikan bombaları tehlikesi altında, ormanlarda dolaşan görevliler için ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bu ulaklardan biri Yamaşitaya: “Ormanın, çürümüş bedenlerini böceklerin, sineklerin kapladığı Japon askerleri ölüleri ile dolu olduğu; dağılmış kamyonlarda, çadırlarda lime lime giysiler içinde iskeletlerin sanki ızdırapla haykırdıkları; ölülerin kimliklerini tesbite çalıştığını; yaralıların en yakın hastaneye taşınması için derhal haber verdiği ya da refaketinde yürüyebilecek gibi olanları en yakın ilk yardım ünitesine götürdüğü; en yakın arkadaşının henüz ruhunu teslim ettiğini öğrendiğini; onun mezarını kazıp, karşısında dua ettiği; o engebeli arazide gece ayazında titreyerek, sürünerek saatlerce kampa ulaşmaya çalıştığı; sıtmaya yakalandığını zannettiği; kampa ulaştıktan sonra doktorun açlıktan bitkin düşmüş olduğu teşhisini yaptığı...” raporunu vermişti.
![]() |
| Japonların dağlara tırmanmaya çalışan Amerikan güçlerini püskürme çabaları |
Amerikan güçleri Japonları Sierra Madre Dağlarının daha derinlerine kadar izlemeye hazırlanmıştı. Yamaşitanın 65.000 kişilik kıtaları Amerikalılar tarafından kırılmadan önce açlıktan ve hastalıktan telef olacaklar gibi görünüyordu. Fakat tüm olumsuz koşullar düşmanı geciktirmek için kahramanca savaşmayı sürdürmelerini engellemiyordu.
Bu evrede, Yamaşita son karagâhını, yerli aşiretlerin kutsal tepe bellediği, yaklaşık 3.300 m. irtifadaki Prog Dağı doruğunda kurmaya karar verdi. Yeniden yüksekliklere tırmanma başladı. Hâlâ yağmur mevsimi idi ama Luzon’un büyük bölümü kuş bakışı buradan görülüyordu. Kampını yerli aşiretlerden Igorot adında birinin ikamet edip terkettiği, pek işlenmemiş bir alanda kurdurdu. Hava hücumlarına karşı siperler kazdırdı. İri yapraklar, dal ve sazlardan kulübeler inşa ettirdi. Kulübesinin önünde elinde bir sinek kovacağı ile, hep mahut yenilgi haberlerini içeren savaş raporlarını okuyarak oturuyordu. Fakat bütün bu bilgilere hep aynı yorumu veriyordu: “Düşman benim karnıma saldırıyor; ben onu boğmak için daha fazla ona sarılmalıyım.” Askerleri yıkanmak imkânından yoksun oldukları için kendisi de yıkanmıyor; sadece kuru bir havlu ile terlerini siliyordu. Gıda çok azalmıştı. Askerler tatlı patates ile bazı yabanî sebzelerle yetiniyorlardı. Komutan subaylarını keyiflendirmek için elinde kalmış, kırılmış ve yaprakları dağılmış durumdaki son pürolarını onlara dağıttı ve Baguio’dan getirdiği Çin kadehleri içinde yeşil çay ikram etti.
Adamlarının çoğu öylesine hasta idiler ki, kampa yakın ırmak var iken su içmek ve balık avlamak için oraya gidemiyorlar; çeltik tarlası olarak açılmış alanlardaki çamurlu su birikintilerini içiyor; yılanlara tuzak kurmaya çalışıyorlardı. Yılan eti de aç olana balık ve piliç eti lezzetinde bulunuyordu. Bir subay tabancasının kartuşundaki son mermiyi bir sıçana doğrultup ıskalayınca, artık et yemeğe veda edeceği üzüntüsü ile göz yaşlarına boğuldu.
![]() |
| Son Savunma Mevzii Noktası, Asin Vadisi. |
O sıralarda General MacArhur Filipinler Savaşının sona erdiğini, sadece bazı gafillerin bunun farkında olmadığını radyo ile yayınlıyordu. Haftalar boyunca Yamaşita ile Terauçi’nin Saygon’daki karargâhı arasında iletişim kopukluğu yaşandı. 30.Temmuz’da bir Morse radyo kanalı bağı kurulunca Yamaşita, Saygon’a gıda durumu bakımından Eylûlün başında direnmenin kesileceği haberini verebildi. Ve Prog Tepesinden yapacağı bir taarruzla kıtalarını Luzon’un kuzeybatısında yiyecek bulabileceği alanlara kaçırarak gerilla savaşı şeklinde mücadelesine devam edebileceği yönündeki planını nakletti. Bu gerilla gruplarına kendisi komuta etme niyetinde idi. Diğer gruplar da intihar saldırıları yapacaklardı.
Japonlar hâlâ yağmurlu ormanlarda savaşıyor; Asin Vadisindeki son mevzilerine Amerikalıların nüfuz etmesine geçit vermiyorlardı. Altı haftalık çatışmada düşmanın 16.000 personelini savaş dışı yaptılar. Ağustos ortasında, doruğa daha fazla yaklaşarak havan topu ateşi açtığında Yamaşita kurmayları ile son pişmiş öğünleri olacak orman tavuğu yiyorlardı. Normalde toplu, iri yarı bir adam olan Komutan: “Bu günlerde iyi diyet yaptım; inceldim; artık dağlara siz genç köftehorlardan daha rahat tırmanırım,” diye işi şakaya vurdu. Onu dinleyenler çökmüş yüzünü, gözlerinin gülmediğini farkettiler.
Tokyo radyosunun, Sovyetler Birliğinin ülkelerine savaş açtığı yayınını dinleyen Yamaşita kurmaylarını toplayıp: “Sonunda atalarımızın ülkesi savaş alanı oluyor. Disiplininizden kopmayıp Japon Ordusunun onurunu en mükemmel şekilde koruyun. Ülkenize son hizmeti yapmanız fırsatı çıktı.” dedi. Münzevî, haritada yeri olmayan mevzii dışında olaylar hızla gelişiyordu. Donanmadan aldığı bir mesajda San Francisco kaynaklı bir yayının izlenmesinden Japon hükmûmetince İsviçre aracılığı ile, (İmparatorun dokunulmazlığı kasdedilerek) ulusal karakterleri konusunda bir sorun çıkarılmaması kaydı ile barış müzakerelerine girilmesinin talep edildiği bildiriliyordu. Sonuç daha fazla geciktirilemezdi. Bir kaç saat sonra radyo İmparator’un emri ile savaşın sona erdiği yayınını yaptı. Ama Yamaşita’ya henüz resmî bilgi ulaşmamıştı. Prog Doruğundaki kimse teslim olmayı ağzına almıyordu. Komutan “İmparatorluk Ordusunun onuru adına disiplini korumaları” yolunda bir emir yazısı çoğaltıp değişik mevzilerdeki tüm birliklerine dağıttı. Bütün hasta, yaralı ve sivilleri dağlardan toplamaları ve olabildiğince gıda temin etmeleri gerektiğini, yayınladı.
Gece, ottan kulübesine girip düşüncelere daldığında, hara-kiri yapacağından kuşkulanan (Anayurttan yeni dönmü) kurmay başkanı Muto: “Benim de sizinle birlikde burada kalmama izin veriniz,” dedi. Yamaşta’nın yanıtı: “Merak etme; ben yalnız başıma ölüme gitmem. Japonyaya dönünceye kadar askerlerimin başında olma gibi önemli bir görevim var.” oldu ve yatağına girdi. Fakat Akira Muto’nun içine sinmemiş, muhafız müfrezesinin komutanına: “Bu gece Generali dikkatle göz altında tutunuz!” emri vermişti.
Ertesi sabah Yamaşita gene kurmaylarını toplayıp: ”Henüz İmparatorluk Karargâhından bir emir almadım ama radyo haberlerine bakılırsa teslim olunduğu gerçek görünüyor. Durum tümüyle değişti. Şimdi tüm yüreğinizle İmparatorluk Japonyasının ölmezliğine inanacaksınız. Savaşın şu son anlarında basiretsizlik yapmayın ve duygularınızla hareket etmeyin. Ülkemizin yeniden inşasında kendimizi toplayıp yeni görevler almamız gerek.” dedi.
Muto’dan farklı düşünen bir çok genç subay Yamaşitanın Amerikalılar tarafından ele geçirilmesi utancını yaşamaması için kendisini öldürmesi gerektiğini düşünüyordu. Mançurya’da iken onun emrinde görev yapmış bir subay kulübesine girerek, yalvarırcasına, düşman tarafından aşağılanmaya katlanacağına şerefli bir ölümü seçmesini diledi. Yamaşita gülümseyerek dedi ki: “Ben çok düşman öldürdüm ama bazı dostlarımdan da korkuyorum. Japonya’ya hiç dönememe kâbusunu yaşıyorum. Bir bedel ödeme noktasına geldim. Kendimi öldürürsem yaptıklarımın hesabını verememiş olurum.”
![]() |
| Yamaşitanın teslim olmaya gidişi (2 Eylûl.1945) |
Nihayet 19.Ağustos’da Terrauçi’den gelen emirde: “İmparatorluk komutasına riayet edin. 14. Ordu ateş kesmeli ve muhasamatı durdurmalıdır. Fakat bulunduğunuz yerde ateşkes andlaşması yapmanız men edilmiştir. Size ulak olarak bir kurmay subay göndereceğiz. Bize uygun bir hava alanı bildirin.” mesajı bulunuyordu. Saygondan gelen bu son emir, her zamanki gibi, Güney Saha Karagâhının kendi durumlarından bihaber olduğunu gösteriyordu. Yamaşitanın denetiminde haftalardan beri bir hava alanı bulunmuyordu. Özellikle genç subaylar: “İmparatorluk komutasına riayet edin!” ibaresini zihin karıştırıcı bulmuşlardı. Acaba bu emri yerinde bulmayan, savaşa devam edilmesi fikrinde olan çevreler ya da birlikler mi vardı? Ayrıca teslim koşulları ve ayrıntıları da çizilmemiş; meşkûk bırakılmıştı. Bir yandan her gün açlık ve hastalıktan ölen askerler karşısında gıda fıkdanından endişelenirken, o zamana kadar İmparatorun emrinden çıkmamış Yamaşita, hara-kiri yapmasını teklif eden subayların emir dinlemeyip çarpışmayı sürdürmeleri kaygısına da kapıldı. Gönderdiği giden mesajların alınmadığı anlaşılan Yüksek Komutanlıktan devamlı, artık sahip olmadığı, hava alanı isteği geliyordu.
Bir hafta geçti. Hâlâ Tokyodan açıklayıcı haber alamayınca kendi inisiyatifi ile harekete geçmeye karar verdi. Amerikalılar teslim olmasını istediği takdirde bunu kabûl etmek zorunlu hâle gelmişti. Aynı gün ordugâhın üzerine gelen bir uçakdan Amerikan 32. Tümen Komutanı Tuğgeneral W. H. Gill’in mesajı atıldı. Teslim olma niyeti varsa Amerikan hatlarına bir temsilci gönderilmesi talep ediliyordu. Ertesi gün öğlen üstü bir yüzbaşı beyaz bayrak taşıyarak Yamaşitadan Gill’e teslime hazır olduğunu bildiren mektubu getirdi. Ancak, Yamaşita Japonya’nın teslim olduğu hakkında resmî bir bilgi henüz almadığı rezervasyonunu da koyuyordu. Fakat, bir Amerikan radyo grubunun, bir Japon refakat müfrezesi ile birlikde, Prog Dağı patikalarından karargâhına gelerek karşılıklı bilgi alış verişinde bulunmaya ve teslim ayrıntılarını görüşmesine izin verdi.
![]() |
| Kiangan Barış müzesi |
Bu görüşmeden sonra (ancak beş gün sonra haber çıkacak olan) İmparatorluk Karargâhından talimat gelmesini daha fazla beklemeden, Amerikan hatlarına girmek üzere yola koyuldu. Aç askerlerini kurtarmak ve yurda iadelerinin sağlanması için başka çıkar yol kalmamıştı. Gitmeden önce: “Ben ateş kes anlaşması yapmak üzere Baguio’ya gidiyorum. Siz Amerikan komutanlarının talimatı dairesinde silahlarınızı terkedeceksiniz,” yolundaki son emrini vermişti.
2.Eylûl sabahı, zayıflamış, fakat vakur ve dinç görünümü ile orman yolundan, Kiangan’daki Amerikan hatlarına yaya giriş yaptı. Önce, onu cipler içinde izleyen 12 kişilik maiyeti ile (sonradan Barış müzesi hâline getirilecek) Kiangan Merkez okulunda karargâh kurmuş Amerikalılara başvurdu.
Ertesi gün uçakla gittiği Baguio’daki hükûmet binasında teslim nişanesi olarak samuray kılıcını verdi. Kızıl Orduya Mançuryada destek vemekte iken oradaki görevinin sona ermesi üzerine Filipinlere yeni gelen Korgeneral Jonathan M. Wainwright başkanlığındaki toplantıda sürpriz bir konuk, General Percival da vardı. Malezyada Yamaşitaya yenilip Mançuryada esir tutulan Arthur Percival, Wainwright tarafından Yamaşitanın resmî teslim törenine davet edilmişti. Bu bir nezaket jesti gibi görünse de, aslında, artık Avrupalıların, kendi kıtalarında Normandiya çıkarmasına liderlik etmiş Amerikan himaye ve vesayetine girdiklerini vurgulayan bir gövde gösterisi olduğu da muhakkaktı. Britanyalı general Percival anılarında: ”Japon generalinin bir kaşı kalkık, vekarla salona girip kendisi ile göz göze geldiğinde bir an için şaşkın ifade aldığını; ama hemen kendini toplayıp bir sfenks sukûnetine döndüğünü...” nakleder.
![]() |
| Filipinlerdeki Japon Güçlerinin, 3 Eylûl 1945’de teslim anlaşması. General Yamashita, arkası dönük soldan ikinci.. Karşı sırada sol başta Korgeneral Jonathan.M. Wainwright |
Anlaşmanın imzalanması akabinde Amerikalılar Yamaşitaya, hakkında savaş suçları işlediği iddiası olduğundan tutuklanması emri olduğunu bildirdiler. Ve muhafızlar eşliğinde Filipinlerin Muntinlupa kentindeki “New Bilibid Tutukevi”ne sevkettiler.
Yamaşita, başından beri, elindeki olanaklarla, MacArthur’un tüm Luzon’u işgâlini önleyemeyeceğini bildiği hâlde, dağlardaki bu uzun savaşından ne kazanmıştı? En geç, Aralık.1944’den beri, Anayurdunu Amerikan işgâlinin önlemesinin, en azından geciktirilmesinin bu dağlara çekilinceye kadar yapacağı inatçı direnmeye bağlı olduğunu hesaplamıştı. Amerikalıların kıyaslanmaz hava gücü ve teknolojisi elbette dağ başında durdurulamayacaktı. Luzon’un kuzey tepeleri ve Cagayan Vadisi ona ancak bu onurlu geciktirmeyi sağlayabilirdi. 6 ve 9.Ağustos tarihlerindeki Hiroşima ve Nagasaki kentlerinin atom bombaları ile uğradığı felâketler sonrası 15.Ağustos’da Japon Hükûmetinin tesliminden de haberi yoktu. O 2.Eylûl’e, askerinin açlıktan kırıldığını görüp vicdan sızısı duyuncaya kadar, dört Amerikan tümenine teslim olmayı düşünmemiş yurt sever ve disiplinli bir Japon komutanı idi. Askerleri de onu utandırmadılar. Kendisi de onur ve vicdan muhasebesini dengeli bir şekilde yapan komutan gibi davrandı.
Sürecek