4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Malezya Kaplanı 26

ABD Yüksek Mahkemesinin Yamaşita Davası Hakkındaki Hükmünün Yankıları

ABD Yüksek Mahkeme Başkanı Harlan Fiske Stone
 

ABD Yüksek Mahkemesi savunma argümanlarını dinledikten sonra, Mahkeme Kurulu Başkanı Stone, üyeler Black, Frankfurter, Douglas, Murphy, Rutledge aralarında kanaatlerini görüşme sürecine geçtiler. Bir aya yakın bir süre sonra, 4.Şubat.1946’da, Baş Yargıç Harlan Fiske Stone: “Bir komutan askerlerinin tavırlarının sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. Askerlerin ve ast rütbelilerin başı boş hareketleri ve yargıya sunulduğu ölçüde yaygın ve korkunç şiddet içeren mezalim ve katliam olgusundan habersizlik söz konusu olamaz. Savaş eserlerinin güvenliğinde ihmâl kabûl edilemez.” gerekçelerine dayanan temyizin reddi hükmünü açıkladı. ABD hukuk sisteminin askerî adalet kavramının savunmaya verdiği değeri de vurgulayarak savunma grubunun gönlünü okşamaya çalıştı.

Ancak bu hüküm de oybirliği ile verilmemişti. Baş Yargıç Yardımcısı Wiley Brount Rutledge ve Yargıç Frank Murphy bu hükme şiddetle muhalefet etmişlerdi. Verdikleri muhalefet meşruhatlarında, “Bu hükmün uluslararası hukuk tarihine, Amerikan adalet ideallerinin ağır bir yara alması şeklinde geçeceği” uyarısı bulunmakta idi. Daha önce (Ocak.1937-Ocak.1939 tarihleri arasında) Filipinler Genel Valiliği yapmış olduğundan, bazı önyargıları olacağı kuşkuları yaratmışsa da, Filipinler hakkındaki bilgi ve deneyimleri bakımından daha isabetli değerlendirme yapma konumundaki Yüksek Mahkeme Baş Yargıç Yardımcısı Frank Murphy otuziki sayfalık muhalefet broşüründe, içlerinde asılsız rapor ve gazete makalelerin de yer aldığı yetersiz ve uygunsuz kanıt ve tanıklıkları eleştirerek: “Böyle bir yargılamanın hukuk tarihimizde şimdiye kadar benzeri görülmedi. Muhasım bir generali, savaşın askerî operasyonları sırasında içinde bulunmadığı fiiller yüzünden yargılayıp mahkûm etmedik. Bugün savaş meydanında mağlup olmuş muhasım kuvvetlerin komutanı General Yamaşita’nın canı, âdil bir yargılama usûlüne tâbi tutulmadan alınıyor. Bu pek fazla bir tepki de doğurmadı. Bu muamele yarın tes tepip bizlere de uygulanabilir. Uygun usûllerle yerine getirilmemiş yargısal linçler dizisi sürüp gidebilir. Âdil Yargılama Usûllerinin dikkate alınmamasının ilk örneği olan bu ihmâlkârlık Dünya için umut kırıcı bir sürece yol açmıştır!” şeklinde özetlenebilecek uzun bir uyarı yaptı.

ABD Yüksek Mahkemesi Yargıcı ve eski Filipinler Genel Valisi Frank Murphy
 
ABD Yüksek Mahkeme Baş Yargıç Yardımcısı Wiley Blount Rutledge

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Muhalefet meşruhatı hüküm gününün öğleden sonrası saat. 15.30’da verildi. Bundan biri iki dakika sonra Yüksek Mahkeme hükmünün fotostatik kopyaları General MacArthur’un Tokyodaki karargâhına gönderilmişti. Filipinlerin muzaffer komutanı, hiç vakit geçirmeden bir basın açıklaması yaptı: “Yamaşita, üniformaları çıkarılıp, madalyaları ve askerî mensubiyetini gösterir diğer simge eşyası elinden alınarak asılacaktır,” dedi ve Yamaşita ordularının Manila’daki Hristiyan halk üzerindeki zulmü ve sayısız kiliseler, kültür ve uygarlık varlıklarını tahrip etmeleri ile ilgili uzun bir konuşma yaptı.

Artık savunma için başvurulacak tek yol kalıyordu; ABD Başkanı Trumanın “bağışlama” yetkisi… Buna Washington’dan çok kısa sürede yanıt geldi. Savaş Bakanlığınca, General MacArthur’un açıklamaları karşısında oluşan görüş çerçevesine verilen tavsiye kararı Başkanın “af” kararı almasını engellemişti.

Japon tutsakları

Yamaşita’nın hiçbir şansı kalmamıştı. Büyük bir gizlilik içinde Manila dışında, Los Baños’daki yerel küçük hapishaneye taşındı. MacArthur ve emrindeki generaller, onbinlerce Japon savaş esirinin, komutanın kaderini öğrendiklerinde ayaklanmasından korkmuşlardı. Telaş içinde gereksiz başka önlemler de alındı. İdamın infazı sabahının öncesi gece yarısı tüm Japon tutsakları bulundukları esir kamplarında ayakta durma protetosu sergilediler. Etraflarını elleri makinalı tüfekli (ABD’de “GI” rümuzu ile adlandırılan) genel piyade erleri çevirmişti. Bir ara, Yamaşita’nın o gece yarısı asıldığı söylentisi dolaştı. Bazı esirler de: “General için çok üzgünüz ama karnımız çok aç; savaş yorgunuyuz. Protesta yapmaya da mecalimiz yok. Ülkemizi özledik!” diye hâllerinden şikâyet edip meydanları terk ettiler.

İnfaz öncesi gece Yamaşita ekmekle biraz kuşkonmaz yedi; bir teneke Amerikan birası içti. Sonra yatıp, yüksek sesle horlayarak uyudu.

Sabaha karşı saat üçte uyanıp, bazı Japon esirleri avluda, gardiyanlar nezaretinde dolaşırken, beyaz giysili bir Budist rahibi eşliğinde infaz sundurmasına doğru yürüdü, Keza ona refakat etmiş olan bir Amerikan Jandarması, arkasından: “Generalin tavrı çok muhteşemdi. Darağacının basamaklarına geldiğinde yüzünü İmparatorluk Sarayı yönüne doğru döndü; dua ettiği anlaşılıyordu.” açıklamasını yaptı.

Yamaşita, artık kendini tutamayıp yüksek sesle ağlamaya başlayan Budist rahibe eğilerek selam verdi. Düzgün bir sesle: “İmparatorumuza uzun ve müreffeh bir ömür diliyorum.” dedi. Birkaç dakika sonra, kendisinin “Büyük Sedir Ağacı” diye anılmasını isteyen, fakat diğerlerinin “Malezya Kaplanı” ünvanı verdikleri Uzak Doğulu General ölmüştü.

Bu idama karşı savaş tutsaklarının bir tezahüratı olmadı. Fakat Japonyada sivil halk arasında 100.000 imzalı bir beyanname ile onun canının bağışlanması yolunda genel bir dilekte bulunulmuştu. Asılma haberi alındığında, ellerinde pankartlar taşıyan yığınlar Tokyo’nun ana caddesi Ginza’yı doldurdu. Amerikan işgâl kuvvetlerinin koyduğu sansürle basının bu olayı haber vermesi yasaklanmıştı. Fakat diğer ülkelerdeki basın bu olayın gürültüsünü çıkarmış: “Yamaşita’nın, kendisinin muhalefet ettiği modası geçmiş militarist sistemin bir günah keçisi olduğu,“ Dünyaya duyurulmuştu.

İdam gününün ertesi öğlen vakti Filipinlerde kamplara tıkılmış tutsak Japon subayları onun ruhuna bir dakikalık saygı duruşu töreni yaptılar. Normalde Japonlardan nefret eden ve onların tutsaklığından yeni kurtulan Koreliler ve Formosalılar da onun için toplanıp aynı merasimi yaptılar.

Aynı gün yerli Filipinli ve Çinli esnaf bu olayın ticarî rantı peşine düşmüş; ellerindeki 15 santimlik urgan parçalarını Yamaşita’nın asıldığı ipten alınma iddiası ile kamplardaki Japon esirlerine satışa sundular. Yaklaşık üçbin Japon askeri bu iplerden aldı. Bunlardan bazıları ülkelerine döndüklerinde bu ipleri Generalin dul eşine saygılarını sunarak verdiler. Bayan Yamaşita’nın verdiği tek resmî beyanat: “General Yamaşita’nın, Luzon Adası, Manila Kentinde, ABD’nin Pasifik Okyanusundaki Ordu Genel Karargâhının tesis ettiği yasa ve emrine uyularak, 23.Şubat.1946 sabahı saat 03.27’de, savaş suçlusu olarak infazının yapıldığını duyururum.” oldu.

Tokyo’daki “Uzak Doğu Uluslar arası Askerî Ceza Mahkemesi” Duruşmalarında Sanık Japonlar

Sadık kurmay başkanı Muto da anılarına: ”O hiç haberi olmadığı suçlar yüzünden idam edildi,” kaydını düşmüştür. Bu kahraman ve yetenekli subay da, aynı cadı avında, General MacArthur’un Tokyo’da arattırıp tutuklattığı 40 kadar savaş suçlusu Japon subayı için kurulmuş olan “Uzak Doğu Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi”nin ele aldığı yargılanmalar meyanında hüküm giyerek diğerleri ile birlikte 23.Aralık. 1948 ’de Tokyo’da asılarak idam edilecektir.

Singapur’daki düşmanı olup Yamaşita’yı sevmesi için hiçbir sebep bulunmayan General Arthur Percival bile, “Yasalara ve hukuka yapılan tecavüzler, galip olmanın ve eski kinlerin yarattığı kibir, gayz ve telaş içinde adaletsizliği göze alıp bedel ödetme dürtüsü ile haksızlığa uğratılıp canını veren bu kahraman hasmı” saygı ile anmıştır. Onun, Malezya’da, kendininkinden kat be kat kalabalık bir düşman karşısında olmasının farkına vardıktan sonra bu zor durumdan göz korkutarak kurtulma stratejisi çerçevesinde bazen düşman güçlere karşı zûlme müracaatını da konjonktüre ve savaş pratiğine uygun ve orantılı bulmuştur.

Amerika’nın uçsuz bucaksız sayılan tüm insan ve ekonomik kaynaklarını, teçhizat zenginliğini, başka ülkelerle kıyaslanamayacak teknolojik üstünlüğünü arkasına almış General Douglas MacArthur’u bir yıla yakın bir zaman uğraştırmış ve ona çok kayıplar verdirmiş bu usta asker onun anlayışsızlık ve öfkesine kurban gitti. ABD. Yüksek Mahkemesi yargıçlarından ikisi onun asılmasını “meşruiyet kalıbına sokulmuş bir linç kampanyası” olarak nitelemiştir. Fakat, öncelikle Japon Devleti, politikacıları ve bazı generalleri de onun bu haksız ölümünden sorumlu idiler. Tecrid edilmiş coğrafî konumu sayesinde, kısa bir Mogol istalası haricinde dış müdahalelere uğramadığı için Batı ile temasından itibaren süratle gelişen Japonya, zayıf ve fakirlemiş zamanında yakaladığı Rusyayı ve bir zamanlar ilk uygarlığı kurmuş olup ilkel bırakılan ve karmaşa içindeki Çin ve diğer Uzak doğu ülkelerine karşı kazandığı yengilerden gaza gelerek, yetersiz olanakları ile artık çağdışı kalmış ve zaten artık çok geciktiği yayılma ve fetih siyasetine, yani kaba emperyalizme kendisini kaptırmıştı. Başta dokunulmazlığı, Japonya ile savaş sonrası ilişkilerinin hesabı içindeki Müttefiklerce de tanınan ve Yamaşita’nın ölüme giderken bile selam durduğu İmparatorları olmak üzere, muhteris politikacıları ve askerlerinin hesapsızca girişimleri değil mi idi başlarına bu büyük felâketleri açan?!

Hideki Tōjō’nun tutuklanacağı sıradaki intihar girişimi

Luzon’da Yamaşita’nın emrinde olması gereken Hava ve Deniz Güçleri komutanları onu dinlememiş Amerikalılarla savaşı Manila içinde kabûl etmişler; Hava Gücünden sorumlu Tominaga dikiş tutturamayıp Formosa’ya kaçmıştı. Deniz Gücü komutanı Ivabaçi ise kent içinde karacı gibi üstelik mantık dışı bir toplu intihar savaşını, yerli halk ile tutsaklar üzerinde mezalim ve katliamı tercih edip, haksız yere Yamaşita’nın üzerine yıkılan günahları ile birlikte boşuna telef olup gitmişti.

Yamaşita’nın, Batılı Müttefiklere karşı Singapur’daki akıl almaz başarısı. Eski arkadaşı, Japon Başbakanı Tojo’yu da öylesine korkutmuştu ki, onu Mançurya’ya sürüp üç yıl boyunca atıl bırakmıştı. Bu muhteris general ve siyaset adamı da, Japonya’nın teslimi üzerine, General MacArthur’un emri ile aranan 40 savaş suçlusu meyanında 8.Eylûl.1945’de evi kuşatılınca intihara teşebbüs ederek yaralanmış; kurtarılıp yaklaşık 8 milyon kişinin ölümünden sorumlu tutularak “Uzak Doğu Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi” tarafından yargılanmıştı. Japon askerlerinin yaptığı mezalim için özür ve iki atom bombası saldırısına uğrayan ülkesi için Amerikalılardan merhamet dilemiş: 12.Kasım.1948’de ölüm cezasına çarptırılıp 23.Aralık.1948’de asılarak idam edilmiştir.

Yamaşita siyaset ihtirası olmayan, bağlı olduğu devletin ve mesleğinin kurallarına bağlı kalan, elinden geldiğince savaş hukukunu gözeten eski tip bir Doğulu general olup ülkesinin içinde yaşadığı çağın ürünü idi.

Sürecek
 

Yayın Tarihi : 9 Aralık 2013 Pazartesi 11:22:00


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?