İkinci-Çin Japon Savaşı (7.Temmuz.1937-2.Eylûl.1945)
![]() |
| King Hanedanı Naibi Tsi-hsi |
Çin içindeki kaynaşmalar sonucu bu ülkenin nükleer silahlara sahip, Dünyanın büyük güçleri arasına gelme süreci konumuz dışında olmasına karşın “İkinci Çin-Japon Savaşı” bu sürecin arka planını oluşturduğundan, tekrar Çin’deki Cumhuriyet Devrimine dönüp bu ülkedeki siyasal hareketlenmelere çok kısa değinmemiz ve yerine göre, daha sonraki siyasal olaylara referansta bulunmamız gerekmektedir. Kore üzerindeki nüfuz çatışması yüzünden doğan 1894-95 arasındaki Çin-Japon Savaşından hezimetle çıkan ve yabancı sömürgecilere iyice açık bir liman hâline gelen Çin’in Kantonlu bilgini Kang You-vey (henüz rüşt taşına gelmemiş) Mançu King Hanedanından İmparator Guang Hsüy’ü ülkeye Avrupa uygarlığını getirme gereğine ikna etti. Muhafazakâr yapıdaki ve gayrı resmî şekilde naiplik yapan karizmatik İmparatoriçe Tsi-hsi Haziran.1898’de tahtan indirilip “100 Gün Reformları” denilen bir süreçte Ordu yeniden düzenlenmeye başladı. Fakat başta Mançulu General Jang Lu bazı mandarinler desteği ile Tsi-hsi iktidarı yeniden elde etti. Tsi-hsi reformcuları cezalandırıp İmparatoru hapsetti.
Bir yıl sonra halk hareketleri başladı, daha önce değindiğimiz bokser kalkışması, hem genç imparatorun hem de Tsi-hsi’nin ölümleri, üç yaşındaki Puyinin tahta çıkıp Çin’in naiplikle yönetilmesi, cumhuriyetçi fikirlerin yayılması evreleri izlenerek kargaşalar sonunda İmparator tahtı bırakmaya ikna edilecek; 1912’de “Çin Ulusal Halk Partisi-Kuomintang” kurucusu Sun Yat Sen Cumhur Başkanı olacaktır. Bunu, ayrıntılarını vermeye gerek görmediğimiz bazı karışıklar izlemiş; ülke Pekin (Beijing) Hükûmeti yönetimindeki Kuzey Çin ve Sun Yat Sen’i denetimindeki Güney Çin olarak iki büyük parçadan başka kargaşa içindeki başka eyaletlere ayrılmıştı. Bir ara devrilen ve 1917’de Kantonda generallerin yardımı ile iktidara yeniden gelen Sun Yat Sen Sovyet Rusya’ya yaklaşmış; Çin’de 1921’de Çin Komünist Partisi kurulmuş; 1923’de Kuomintang’ı yeniden örgütleyen Sun Yat Sen 1925’de vefat edince Kuomintang, bir yanda Başkanın dul eşinin da katıldığı radikâl ulusalcılar, diğer yanda General Çan Kay Şek’in önderliğindeki ılımlılar fraksiyonları olarak ikiye ayrılmıştı. Ağırlığını koyarak Kuomimtang’ın denetimini alan Çan Kay Şek 1927’de Kantondaki Komünist ayaklanmasını şiddetle bastıracak; Sovyet misyonu ile ilişkisini kesecektir. Haziran.1928’de Çang Dzo lin’in boşalttığı Pekin’i aldı. Fakat koca ülkeyi bir araya toplama gayreti, âsi generaller, Komünistler, Japon tehditleri gailesini arttırmıştı. Bu zaafından yararlanan Japonların 1931’de “Mukden Olayı” ile Mançurya’da ağır topçu birlikleri ile kapsamlı bir istilâya girdiğini ve Mançukuo kukla Devleti kurulmasına yol açtığını anlatmıştık.
![]() |
| Çan Kay Şek ve Sun Yat Sen |
31. Mayıs.1931 Mukden olayının mimarları Kwantung Ordusundaki o zaman Albay olan Seyşiro Itagaki, Yarbay Kanjji İşivara ve Binbaşı Takoyoşi Tanaka idi. Çan Kay Şek’in Ulusalcı hükûmeti, yetersiz silah stoku nedeni ile direnme’ye başvurma politikasından kaçındı. Böylece Japonlar Mançurya’da rahatça Çançun ve Antung gibi büyük kentleri zaptetmişlerdi. Bunun üzerine Kasım ayında Heylongjiang ilinin Vali vekili Müslüman General Ma Janşan’ın başlatıp Liaoning ile Jilin kentlerini koruyan komutanların da sürdürdükleri direnişe karşın bu kent ve kasabalar da elden çıktı. Çin kamuoyunda bu kaybın faturası, cepheden Çan Kay Şek’in gizli emiri ile çekilen, genç ordu komutan’ı Çang Hsüen Liang’a kesildi. Kuomintang’ın sağ kanadından Hu Hanmin’in Guangju’da bağımsız bir hükûmet kurması, Çin komünist Partisinin ayaklanmaları, Yang-ze Irmağının korkunç taşkını gibi gaileler onbinlerle sığınmacı problemi doğurdu. Artık Çin Dış İşleri Bakanlığı tarafından Milletler Cemiyetine başvurmaktan başka yapacak şey kalmamıştı. Bu konuda Kuomintang Partisi içinde de fikir ayrılığı vardı. Çan Kay Şekin Japonlara karşı müzakereye oturmasına muhalefet ediliyordu. Çan Kay Şek Parti ve Hükûmet Başkanlığından istifa ederek Cumhur Başkanı oldu. Japonya Puyi’nin gerçek Devlet Başkanı olduğu iddiaları ile müzakerelerde meşru Çin Devleti tartışmaları yapılmasına yol açarak Milletler Cemiyetini oyaladı. Bu iddialar reddedildi. Sonuç olarak haksız bulunan Japonya Mart.1933’de Milletler Cemiyeti üyeliğinden ayrıldı ise de Çin de bir şey kazanamadı.
Japon Kwantung Ordusunun Mançurya’yı istilâsı 1937’de “Marko Polo Köprüsü Olayı” ile Japonya ve Çin arasında topyekûn bir savaş açılmasına götürdü. 1937 Haziranından itibaren Japon kıtaları Pekinin 15 km. güneybatısındaki Marko Polo Köprüsünün batı bitiminde yoğun askerî eğitim ve manevralara başlamıştı. Çin Hükûmetinin, yerel halkı huzursuz bırakan bu manevralar hakkında ön bilgi verilmesini talebini Japonlar kabûl ettiler. Ancak, 7.Temmuz.1937’de ön bildirisiz uygulanan gece manevraları Çin güçlerini alarma geçirdi. Bir taarruz sanısı ile etkisiz bazı tüfek atışları yaptılar. Bir Japon nöbetçinin taburuna dönmede gecikmesi tabur komutanı Japon Binbaşıda onu Çinlilerin esir aldıkları sanısını uyandırdı. Sıra ile Alay, Tümen ve Çinlilerin Song Je-Yuan komutasındaki 29. Harekât Ordusu ile yapılan telefon konuşmaları ve Çin nüfuz sınırı içindeki Vanping’de kayıp askerin aranması için müsaade taleplerinin çıkardığı komplikasyon sonuçta, ayrıntılarına gerek görmediğimiz köprü üstünde çatışmalara sebebiyet verecek 20.Temmuz günü Langfang’da ağır top atışından sonra 27.Temmuz’da Çin generali Sung Yongding Irmağı gerisine çekilecektir. Ertesi gün mütareke yapılmışsa da 9.ağustos’da bir Japon deniz subayının Şanghay’da vurulması tam bir savaş tahriki olacaktır. Çan Kay Şek Şanghay’ı savunmak için en iyi eğitilmiş 600.000 erlik bir bir güç gönderdi ise de 200.000’lik telefat veren bu ordudan hayır gelmedi.
![]() |
| Japonların Şanghay’ı işgâli |
Aralık ayında Hükûmetini kurduğu Nankin Japon ordusunun eline düşünce hükûmeti önce Vuhan:’a, sonra (1938’de) Çongking’e taşıdı. Nankin’de Japonların altı hafta süren sivil ve silahsız asker katliamında yaklaşık 300.000 kişi canını yitirdi. 20.000-80.000 arası kadın tecavüze uğradı. Ülkemizde “Son Kahraman” adı ile gösterime giren 2009 çekimi “John Rabe” filmine ilham veren bu katliam’da, Rabe adındaki Alman İş Adamının “Nankin Güvenlik Bölgesi” kurarak 200.000 kadar Çinliyi boğazlanmaktan kurtardığı 1997 yılındaki vefatından sonra bıraktığı anılarından anlaşılmıştı. Japon ilerleyişine engel olmak için Ulusalcı Ordunun barajları tahribi sonucu Sarı Irmak taşkınında 500.000 kişinin canına mâl olan “çevre savaşı felâketi” yaşandı. Başkent Çongking’e taşınırken, Çinli Ulusalcılar yolda, yerleşik olanlara haber vermeden kasıtlı olarak Japon istilâ alanı olan Çangşa’da yangın çıkardılar. Bu yangında 20.000 sivil öldü, yüzbinlerce insan evsiz kaldı. Bu saçma sabotaj Çinlileri büsbütün güçten düşürdü.
Yamaşita’nın Asya Anakıtasına Atanması
![]() |
| General Hisayçi Teroçi |
Yamaşitanın, 1936’da, Yüzbaşı Nonaka liderliğinde çıkan küçük rütbeli subayların 26 Şubat isyanında tarafsız kaldığına değinmiştik. Nitekim bu kalkışmanın ilk evresinde Savaş Bakanlığı ile isyancı subaylar arasında “Arabuluculuk”la görevlendirilmişti. Bir yandan kalkışmanın Orduda büyük zaaf yaratacağına inanıyor; öte yandan talepleri haklı buluyordu. Subaylara, başta: “Merak etmeyin, her şeyi İmparatorun rakik kâlbine bırakın,” demiş ama onları bu sözlerle tatmin edememiş; “Talepleriniz yerine getirmezse sizi tek başınıza ölüme terkedecek değiliz,” diye ekleyerek onların gönlünü okşamıştı. Fakat İmparatorun iradesi subaylar üzerinde kesin disiplin olunca, isteksizce, âsilere: “Artık, askerlerimin barakalarına söylemek istiyorum!” şeklinde yazılı bir emir dağıttı. Kendini vuran grup önderi Nonaka’dan başka tüm âsiler teslim oldular. İmparator onun mütereddit tavrına çok bozulmuştu. Fakat Yamaşita elden çıkarılacak bir asker de değildi. Başbakanlık yapmış Teroçi Masatake’nin oğlu olarak itibar sahibi olan ve 26. Şubat isyanı üzerine Ordunun isteği üzerine Savaş Bakanlığına getirilen General Hisayçi Teroçi, Yamaşita ile Bakanlıkta dostça bir söyleşi yapmış; durum sukûnet buluncaya kadar Tokyo’dan uzak kalmasının hakkında hayırlı olacağını telkin etmiş; Japon işgâli altındaki Kore’de tümgeneral rütbesi ile, şeklen terfi gibi görünen fakat pasif bir konum önermişti. Yamaşita bu kez, uzun süredir barışık olduğu karısı ile birlikte 18 ayını geçireceği Seul’a yerleşti. Bir Japon atasözüne göre bir adam üç gün boyunca dilencilik yaparsa alıştığı o yaşamdan vazgeçmezmiş. Yamaşita da Koredeki mevkiine uyum sağladı. Fakat Japonlar Çinde çetin savaşlar veriyorlardı 1938’de fiilen 4. Tümen komutanlığı alarak savaş cephesine transfer oldu. Fakat o ancak, korgeneralliğe terfi ettikten sonra “Genç Subaylar İsyanı”nın unutulduğuna kanaat getirecekti. Bu terfiinden sonra tümeni, askerî liseden beri kadîm dostu General Savada’ya devrederken bu duygularını ona nakletti.
Yamaşita’nın Hitler Nezdindeki Misyonu
![]() |
| Üç taraflı mihver paktının imza töreni. Soldan sağa Japonyanın Berlin Büyük Elçisi Saburo Kurusu, İtalyan Dış İşleri Bakanı Kont Galeazzo Ciano ve Adolf Hitler |
1939 Eylûl’ünde Avrupa’da Büyük Savaş çıktığında Batının Kuzey Çin’de olup bitenlerden çok az haberi vardı. Fakat tam bir yıl sonra, 1940’ın 27 Eylûl’ünde Almanya, İtalya ve Japonya arasında üç taraflı bir pakt imzalandı. Yamaşita’nın eski arkadaşı ve Ordu içi fraksiyonlardan rakibi Hideki Tojo Savaş Bakanı olmuş; Almanya ve İtalya ile yakın iletişimden doğrudan sorumlu konuma geçmiş ve evrensel savaşa katılma planlarını yapmaya başlamıştı. O sırada Prens Fumimaro Konoye Başkanlığındaki Kabineyi, modern bir savaşta Alman ve İtalyan metodlarını öğrenmek için Avrupa’ya askerî bir misyon göndermeye ikna etti. Özellikle Britanya’nın bombardmanını yürüten Alman Luftwaffe’sini inceleyerek Japon Hava Kuvvetlerinin takviyesini hedeflemişti. Bu öneri kabûl görür görmez bir çok general bu gizli misyon başkanlığına Yamaşita’yı lâyık buldu. Tojo kendi kuşağı rakibine bu fırsatı vermek isteklisi değildi. Fakat onun dışında ittifakla Yamaşita misyon başkanlığına inha edildi. Hava Gücü Genel Müfettişi onu Tokyo’ya çağırdı. O dönemde Japon Silahlı Kuvvetlerinin üst kademelerinde birbirini çekemezlik ve entrika had noktaya varmıştı. Eski okul arkadaşı Savada; Yamaşitayı: “Gazetelere, sıra dışı bir beyanat verirsen Tojo başına büyük dertler açar!” diye uyarmıştı. Yamaşita Tokyo’ya gelir gelmez önce Savaş Bakanı Tojo’yu görmek istedi. Ertesi gün öğle yemeğini onunla yemiş; sonra Hava Kuvvetleri Genel Karargâhına giderek, tüm tevazuu ile: “Bildiğiniz gibi benim havacılık hakkında hiç bir bilgim yoktur. Bir Hava Gücü Müfettişi olarak kendimi kartallar arasında ördek gibi hissediyorum. Bu bakımdan, anlayış gösterip bana olduğunca yumuşak davranın,” demişti.
![]() |
| Hitlerin Yamaşita Başkanlığındaki Japon Heyetini karşılaması |
Aralık.1940’da, Noel’den çok kısa bir süre önce maiyetinde bir Kara Ordusu generali, bir Hava Gücü generali, bir amiral eşliğinde ve 40 kişilik uzman ile birlikte Sibirya üzerinden Almanya ve İtalya’ya doğru yola çıktı. Japon heyeti Berlin’de hararetle karşılandı. İlk randevusu onu makamında karşılayacak olan Hitler ile idi. Alman Şansölyesine, Tojonun dostluk mesajlarını ve armağan olarak gümüşten uçan bir turna suretini verdi. Buluşmadan sonra Alman ve Japon gazetecilerine verdiği beyanatta, son derece dostça geçen görüşmede Hitlerin kendisine çocukluğundan beri Japon töresi ve dinamik ruhundan etkilendiğini söylediğini nakletti. Kendi kurmayına onun hakkında verdiği özel bilgi ise tümüyle farklı idi; onu etki uyandırmayan küçük bir adam olarak tanımladı. Kürsüde, belki abartılı jestleri ve tumturaklı konuşması ile usta bir hatip olsa da masa gerisinde birilerini dinlerken, renksiz, ruhsuz bir kâtibe benzediğini ilâve etti. Savaş donanımı hakkında her şeyi açıklayacağına söz vermesine karşın kendisinin buna inanmadığını; onu ve Alman Genel Kurmayını, radar gibi yaşamsal önemde bazı aygıtları kendilerine göstermelerini ve kullanışlarını açıklamalarını istediğinde konuşmayı taktik bir manevra ile başka konulara çektiklerini; diğer yandan, Almanya’nın Avrupa’da rahat etmesi için Japonya’nın bir an önce Britanya’ya ve ABD’ye savaş ilân etmelerini empoze etmeye çalıştıklarını açıklamıştı. Yamaşita’nın buna kesin yanıtı: “Ülkem hâlâ Çinle savaşıyor; üstelik Rusya’nın Mançurya’ya saldırmasından endişeliyiz. Burada bulunmamızın nedeni sizin hava kuvvetlerinizi inceleyerek savunmamızı güçlendirmemiz...” olmuş.
Sürecek