4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Mitoloji kaynaklı sözcükler -24 -

APOLLONİOS (Rodoslu) : Antik Yunanın aynı isimdeki pek çok şöhretinden ozan ve dil bilgini biri olup “Argonautika” (Argonotlar Destanı) adlı yapıtı ile ünlüdür. Yaşamöyküsü , biri Floransa’daki Lorenzo Kitaplığında (Laurentian Library) bulunan “Argonautika” yazması içinde, diğeri, “Suda Lexicon”da* yer alan metinlerden öğrenilmiş. Bunlara göre: İ.Ö.295 doğumlu bir İskenderiye okulu şairidir. Naucratis ya da İskenderiye doğumlu olduğu sanılıyor. Hamasî destanlardan hoşlanmayan, gerçekçi ozan Kallimakhos’un öğrenciliğini yapmış. 

İskenderiye’de topluluk önünde okuduğu “Argonotlar Destanı” ilgi çekmemiş; hattâ, bu eseri kendi estetik öğretisine başkaldırı gibi gören hocası Kallimakhos’un “İbis” isimli polemik şiiri ile sert eleştirisini almış (Türkçe “aynak” da denilen “ibis” sığ sularda dolaşan leyleksi bir kuş olduğu için bu benzetme yapılmış olacak). Rodos’a göçüp orada ikamete başlamış; Rodoslu yakıştırmasını bundan almış. Eseri orada beğenilince İskenderiye’ye dönmüş; baş kütüphaneciliğe atanmış; belgelere göre İ.Ö. 260-247 yılları arasında yürüttüğü bu görevi Suda sözlüğü Eratostenes’den devraldığını yazar; ancak, İskenderiye Kitaplığında İ.S. II.asırda hazırlanan bir listede bu görevde Zenotodos’dan sonra, Eratostenesden önce bulunduğu kayıtlıdır ki kendisinin başkütüphaneciliği aldığı tarihde 16 yaşında olan Eratostenes’in ona selef olması düşünülemez. Ptolemios Euergetes’in kral olması ile Rodosa döndüğü sanılıyor. Romalı ünlü eleştirmenler Quintilianus ve Longinus onu övmüştür ama çağımızda değeri daha fazla anlaşılmıştır. Anılan dört ciltlik eserinde Homer’in uslûbunu ustalıkla kullanarak romantizmdeki başarısını gösterir. Medeia’nın Iason’a duyduğu aşkı daha önceki Yunan yazınında görülmeyen duygulu bir yorumla anlatır. Eski öyküleri yeni bir solukla, haşyet uyandıran doğa betimlemeleri ile, etki gücünü yükselterek anlatır. Dilbilgisi konusunda iddialı tartışmalara girişmiş; bazı Yunan ozanları hakkında yorumlar yapmıştır. Site’lerin kuruluşu (ktiseis) hakkında da epigram (nükteli yergi) ve şiirler yazmış ise de bunların çoğu kaybolmuştur.

Pindaros’un daha geniş anlattığı Iason ve Pelias bölümü dışında öykünün tümünü Apollonios’un, klasik dönemde çok popüler olmuş uzun şiirinden öğreniriz. İ.Ö. V. asrın ilk yarılarında, Pindaros’un en ünlü od’ları içinde yer alan bu maceranın kahramanlarının Yunanistan’a dönüşlerini Apollonios da hikâye eder. Iason ile Medea lejandı ise, gene İ.Ö.V. asır tragedya ozanı Öripides’in en iyi oyunlarından birine konu olmuştur. Bütün öykünün tamamlayıcıları bu üç yazarın edebî kişilikleri ise hiç birbirine benzemez.

ALTIN POST SEFERİ : Avrupa’da bilinmeyen diyarlara açılmak için çok uzun bir seferi göze alan ilk kahraman Argonotların kaptanıdır. Ovidius da, Apollonios’un bu görüşünü, Metamorphosis kitabında (Boreas ve Orythia öyküsünde), Boreas’ın oğulları Kalais ve Zetes’in Minyanlarla birlikde bilinmeyen diyarlara açılmak üzere yapılmış ilk gemi’ye Altın post’u arama seferine katıldıklarını söyleyerek teyid eder. Sefer komutanı Iason’un, Odisea destanının kahramanı olan ünlü Yunanlı gezgin’den bir kuşak daha yaşlı olması gerek. Kuşkusuz gemicileri bekleyen tehlikeler salt denizde değildi; denizde seferin mümkün olmadığı gecelerde sığınılan koy ve limanlarda, karanlığı seven canavar ve büyücülerin yaratacağı şeâmet fırtınanın getireceği belâlardan daha korkutucu idi. Hele bilinmeyen diyarlarda geziye çıkmak çok geniş yürek isterdi. İşte, Altın Post’u bulmak için “Argo” gemisi ile ile yelken açan denizcilerin karşılaştıkları tehlike ve sıkıntılar hiç bir başka yolculuk öyküsünde rastlanmamıştır.

Öykümüze, Gaius Iulius Hyginus’un “Masalları - Fabulae”ında** “Altın Post”un kökenini açıklayan 188. maddesindeki ek bilgi ile başlayacağız. Theophania, Bizaltes’in, olaganüstü güzellikdeki kızı idi. Onun çekiciliğine dayanamayan Neptunus (Poseidon) onu alıp Krumissa adasına kaçırdı. Kızın ailesi efradı ve talipleri peşlerine düştülerse de adada sadce sığır ve koyun sürüleri gördüler. Poseidon adada herkesi hayvana dönüştürmüş; Theophania’yı koyun, kendisini de koç haline getirmişti. Bu hayvan bolluğunu görünce adada yerleşip hayvanları öldürmeye başlayan yabancıları ise kurt haline soktu. Theophania ile birlikdeliğinden postu altından çok güzel bir kuzu doğdu (Lâtincesi ile “Aries Chrysomallus”, eski Yunanca karşılığı “Krios Krisomallos” - “Altın postlu koç”; zamanımızda da “koç burcuna Batı dillerinde “Aries” denir). Zeus bu kuzuya ölümsüzlük bağışladı. Altın postla ilgili
olarak Hyginus’un verdiği bilgi bu kadar; öykünün bunu izleyen kısa bir pasajı da Eskilos’un “Oresteia” tragedyasından alıntılanmıştır. Altın post’un dünyaya geldiği sıralarda, günahkâr Tantalos’un kazanda kaynattığı oğlu Pelops tanrıların iradesi ile dirilmiş, kendi adı verilen geniş bir ülkenin (Peloponesios) kralı olmuştu. Ölümünde mirasını oğulları Atreus ve Thyestes’e bırakmıştı; aynı günlerde, Peloponez’de Pelops’un krallığı dışında bağımsız tek kent Mykenai’ın hükümdarı Eyrytheos da vefat ettiğinden onun tahtı da boş duruyordu; tüm ülkeyi kimin yöneteceğine karar vermek için halk önce Delphoi kâhinine başvurdu. Kâhin, altın postlu koç’un içinde bulunduğu sürü sahibinin krallık hakkı olduğu yanıtını verince koçu elinde bulunduran (adı ‘korkusuz’ anlamlı) Atreus iktidara geçti. Ancak karısı Aerope’nin kayın biraderi’ne zaafı vardı; kocasından çaldığı koçu zina yaptıkları Thyestes’e teslim etti. Thyestes, ağabeyinin halkı aldattığını, koçun kendisinde olduğunu iddia ederek postu herkese gösterdi ve Mykenai tahtına geçti. Halk tarafından sorgulanan Atreus’un hırpalanması tanrıların tanrısı Zeus’un adalet duygusunu incitti ve halka yanlış yaptıklarını kanıtlamak için tansık göstereceğini söyleyerek akşam vakti Güneşi batı yerine doğudan batırdı. Korku içindeki ahali hemen Thyesyes’i kentten kovup tahtı Atreusa geri verdiler.

Öykünün “Argonotlar Seferi”ne geçiş evresine de Apollonios’dan devam edelim.Bu olaydan sonra Atreus koç’a büyük bir sevgi gösterir ve ona özenle bakar. Fakat birgün Zeus ona gönderdiği Hermes aracılığı ile koç’un, Boeotia’nın Orkhomenos kentinde zor durumda olan iki genç için gerekli olduğu haberini iletir. Bu kentteki tarih öncesi bir topluluk olan Minyanların kralı (ve rüzgârlar tanrısı Eolos’un oğlu, Sisifos’un kardeşi) Atamas, daha önce, günahkâr İksion’un tasallûdundan Hera’yı korumak için ona benzer bir bulut olarak yaratıldığını söylediğimiz Nefele ile evli idi (“Nefele” Yunanca bulut demektir); ancak bu acayip yaratıkdan bıkmış, Thebai kralı Kadmos’un kızı Ino’ya aşık olmuş; onu Nefele’nin kuması olarak saraya getirmişti. Onunla ilişkisinden Learkhos ve Melikertes adında iki oğlu oldu. Bu bu durum karşısında Nefele, iki çocuğunun akıbetinden, özellikle, kendi oğlunu veliahd yapmak isteyecek Ino’nun, oğlu Friksus’u öldürme olasılığından endişelendi; Yeni kraliçe annesi ve üç kız kardeşi her kötü şeyi yapacak tıynette sorumsuz kadınlar oldukları için Nefele endişesinde haklı idi. Zaten Ino da, ailesinden bir yardım istemeye de gerek görmeden, kendisi küçük oğlanın ölümü için ince bir plan hazırlamış; çiftçilere verilecek tohumluk mısırları kavurdukdan sonra dağıtımını yaptırmıştı. Bunun farkına varmadan tohumları eken çiftçiler doğallıkla ürün alamadılar. Kral, bu korkunç afet karşısında ne yapılması gerektiğinin öğrenilmesi için kent kâhinine bir ulak göndermeye karar verdi. Ulak yola çıkarken Ino, onu rüşvetle, çocuk Prens Friksos’un kurban verilmedikçe yeniden ürün alınamayacağı kehânetinin alındığını söylemeye ikna etti.

Bu haberi alan halk, açlık korkusu ile Krala oğlunun ölümüne izin vermesi için baskı yaptı. Arkaik
dönemdeki kurban adeti daha sonraki Yunan halkları için, şimdi olduğu gibi, son derece vahşî ve ilkel bir uygulama kabûl ediliyordu; bu bakımdan kurban olaylarının cereyan ettidiği eski mitlerdeki böyle sahneler yeniden nakledilmeleri halinde daha az yürek burkucu hâle getirilirdi; bu masal da Apollonios’a gelinceye kadar bazı revizyonlardan geçmiş olsa gerek ki, onun destanında kurban vahşetine tanık olmuyoruz (Ayrıca başka metinlerde öykü farklı anlatılmış; ör. Nefelenin Friksos ve Helle dışında Levkon adında üçüncü bir çocuğu vardır. Kentin başına gelen bereketsizlik afeti de, yardımına başvurduğu tanrıça Hera’nın önerisi ile onun çiftçi kadınları kışkırtarak tohumların kurutulmasından kaynaklanmış). Her ne ise, Friksos kurban sunağına getirilir getirilmez gökten saf altın posta bürünmüş bir koç başı inerek çocuğu ve kız kardeşi Helle’yi kaparak uzaklara kaçırıyor. Bu kurtuluş, annenin yakarılarını işiten Hermes’in lûtfu imiş. Altın post üzerindeki çocuklar Avrupa ve Asya’yı ayıran boğazı aşarken Helle suya düşüp boğuluyor; bunun için Yunanlılar Çanakkale boğazına “Hellespont - Helle Denizi” adını vermişler. Çocuk ise, azgın dalgaları ile tehlikeler yaratan Karadeniz’in güney doğusundaki Kolkhis ülkesine selametle iniyor. Kolkhisliler sert ve yırtıcı insanlardı; ama Friksosa sevecen davrandılar. Kralları Etes kızlarından birini onunla evlendirdi. Gariptir; Friksos hayatta kalmasına minnettarlığını ifade için Zeus’a, asıl kendisini kurtaran koçbaşını kurban etti ve paha biçilmez altın postu da, armağan olarak Kral Etes’e verdi.

Öyküyü, Pindaros’un, Öripides’in eserlerine ve Vergilius’un “Dido”suna referanslar yaparak sürdüreceğiz.
* Suda Sözlüğü : İ.S. 950-976 yılları arasında Bizanslı Photius’un derlettiği, pek güvenilir olmayan ansiklopedik sözlük. Bizans Yunancasında “Suda” kale, istihkâm demek. XII.asırda yaşamış olan Eustathius, müellifinin ön ismi ve Teselya orijinli “Suidas” sözcüğü ile karıştırmış; onun etkisi ile bir süre bu sözcük kullanılır olmuş. Sözlüğün büyük bölümü İstanbulun 1204 Lâtinlerce yağma edilişinde ve 1453 Osmanlı işgâlinde kaybolmuş. Danimarkalı bilgin Ada Adler, Leipzig’de 1928-38 arası yaptığı çalışma ile sözlük üzerine (eleştiri’ye yol açan) bir yayın ortaya koymuş.

** Gaius Iulius Hyginus :İ.S. 17-64 yılları arasında yaşamış, Roma İspanyası kökenli olup Augustusun azadlı kölesi olduğu söylenen bir Lâtin yazardır. Olasılıkla okul notları olarak hazırlanan biri mitoloji diğeri astronomi üzerine, zamanımıza kadar gelmiş iki kolleksiyonu vardır. “Hyginus Fabulae - Hyginus’un Masalları” isimli, mitoloji konulu kolleksiyonu 300 dolayında özet ve sade dille yazılmış öykülerden oluşmuştur. Bu eserin Mary Grant tarafından İngilizceye çevirisi Kansas Üniversitesince 1960 yılında yayınlanmıştır.


tytorun@hotmail.com
Yayın Tarihi : 7 Şubat 2007 Çarşamba 16:56:45


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?