Hesiodos’un yazımına katıldığı “ASPİS HERAKLEUS” destanına gelince “aspis” eski Yunancada “kılıç” demektir; zoolojide kılıca benzeyen bazı yılan çeşitlerinin isimlendirilmesinde kullanılmıştır; ör. “aspik” aspis ve basilik (kral) sözcüklerinin birleştirilmesi ile yapılmış (kral kılıcı). Kleopatranın, bu yılanı göğsüne bastırarak intihar ettiği söylenir. Bir de “apsis engereği- vipera aspis” adında engerekden daha zehirli bir yılan var.
KRONOS (Romalılarda Saturnus): “Zaman” anlamı ile pek çok sözcüğün bileşimine girmiştir. Kronoloji-kronografi: tarihî olayların zaman sırası ile incelenmesi, kronorama: tarih sırası ile olaylar çizelgesi; kronometri: zaman ölçümü ile uğraşan mekanik dalı, kronoskop: balistikde merminin top içinde hareket zamanını ölçen aygıt, kronometre ve kronometraj: duyarlı saat ve bununla ölçme işlemi; kronopataloji: yaşanan zamanı şaşırma hastalığı ve kronos ile türetilen daha pek çok sözcük var.
Zamanında “altın çağı” yaşattığına inanılan kronos’un kültü Sicilyada Kartacalılarca da benimsenmiş; onu taptıkları ve adına tepelerden kurbanlar attıkları Baal putu ile özdeştirmişlerdir. Yunanistanda, onuruna “yüz hayvanın kurban edildiği şenlikler” bu adı taşıyan ayın (hekatombaion) 13’ünde kutlanırdı. Yunan paganizminin ilk dönemlerinde buna benzer çok kanlı ritüeller vardı; ama klâsik çağ’a girerken ahlâkî anlayışın rafine edilmesi ve felsefenin devreye girmesi ile insanî yaklaşım egemen olmaya başlayacaktır. Örneğin: ilahî tepeler grubuna dahil olduğuna değindiğimiz Parnassos dağının güney batı yamacında Delfi (Delphoi) kentinde M.Ö. VIII. asırda kurulan (çeşitli afetler sonucu yeni inşaatlarla ayakda tutulan) tapınak ve kehânet ocağı, zamanla kehânetten çok ve siyasî ve ahlâkî öğütler veren bir danışma merkezi olmuş. Tapınağının alınlığındaki “kendini tanı” vecizesi, tapınağa girenlere kendi serbest iradeleri ile kendi kişilik ve kaderlerini belirlemeleri gerektiği öğüdü ile ün kazanmıştır.
GEA : Evrenin dişi ögesini yani arz’ı, yeri, toprağı temsil eden bu tanrıçanın adı zaten Yunancada toprak karşılığı olarak kullanılmaktadır. “Geografia – coğrafya” bildiğimiz üzere “toprağı, arzı tarif etme”, “geometria – gometri “ ise “yer ölçme” bilimidir. “Georgikos”, “g” ile “y” seslerinin karışık telâfuz edildiği Yunancada toprak işleme demektir; diğer batı dillerine çeşitli telâffuzlarla “George” olarak geçen özel isim “Yorgo” aslında çiftçi, toprak işleyen ya da koca demektir.
REA : Adı astronomide Satürn’ün beşinci uydusuna verilen “Rea”nın Uranos ve Gea’nın kızı olduğunu daha önce beirttik. Çocuklarını yiyen kocası Uranos’un elinden sadece Zeus’u annesi Gea’nın yardımı ile Girit’e kaçırmış; orada bir mağarada yaşayan Amaltea adında bir dişi keçinin bakımına emanet etmiş; keçi Zeus’u emzirerek büyütmüş. Bu lejand sanat eserlerinin konusu olmuş. Zoolojide, Antilerde yaşayan bir deniz yumuşakçasına “amaltea” adı verilmişitr.
AFRODİT : Teogonia’dan naklen Uranos’un kanlı tohumlarından Kıbrısda Baf sahilinde köpükden doğduğunu yani Kronos’un kardeşi olduğunu anlattığımız bu tanrıça, Homeros’un Ilyada destanında, Zeus’un Dione’den doğma kızı olarak tanıtılır.
Afrodit, şuh kahkahalarla gülmeyi seven, “aşk” ve “güzellik” tanrıçasıdır. Tüm tanrıların ve erkeklerin akıllarını çelip onları yoldan çıkarır; kurbanlarına, baştan çıkardıklarına işveli tavırlarla güler, onlarla istihza eder. Hesiodos’a göre, doğrudan doğruya Kıbrıs’da köpüklerden doğan, başka ozanlara göre Sintera adası yakınlarında doğdukdan sonra Kıbrıs’a giden Afrodit, bazen “Sinteralı” bazen “Kıbrıslı” diye de anılır. Ona “VENUS” adını veren Romalı ozanlar da onu aynı niteliklerle tanımış, değişik çeşnideki şiirleri ile onun hakkında benzer öyküleri işlemişlerdir. Güzellik evrene onunla gelmiştir; önünde rüzgârları ve fırtına bulutlarını sürükleyerek denizlerde gezinir; bulutların arasından göz kamaştırıcı ışıklarını gösterir; rastladığı topraklarda rengârenk çiçeklere can verir; deniz dalgalarının coştukları vakit hasıl ettikleri sesin onun şakrak kahkahaları olduğu hayâl edilir. Onsuz bir evren zevk duygusu ve güzellik anlayışından yoksun kalacaktır. Afroditi betimlerken ozanların çizdikleri tablolar böyledir. Ama, kahramanların savaş sahneleri ile yüklü Ilyada’da olduğu gibi farklı görüntüler verdiği de olmuştur; burada, bir ölümlünün ona saldırmakdan korkmadığı yumuşak, zayıf bir yaratıkdır. Daha sonraki şiirlerde ise yaşadığı koşulların etkisi ile, erkekler üzerinde yıkıcı ve ölümcül bir etki yapan kötü ruhlu ve hilebaz kimliği ile tanıtılır. Öykülerin çoğunda “demircilik tanrısı”, çirkin ve topal “HEFAYSTOS”un (Romalılarda Vulkan) karısıdır; başda ADONİS ve ARES olmak üzere başkaları ile aşk yaşar. İffeti temsil eden “Afrodit Urania”dan ayrılması için, bazıları ona görkemli, gösterişli anlamında Pandemos sıfatını vermiştir. Pandemos’un “pan= tüm, bütün; demos= halk” şeklindeki etimolojisinden “popüler”, “tüm halka ait” anlamını da çıkarabiliriz. Sanatta simge olarak “mersin ağacı” ile, sevdiği hayvanlardan güvercin, kırlangıç ya da kuğu ile birlikde betimlenir. Bu tanrıçaya duyulan sevgi nedeni ile Anadolu’da bir çok kent’e “Afrodisyas” adı verilmiştir. Aydın’ın Karacasu ilçesine bağlı Geyre köyündeki aynı isimdeki ören yerindeki Afrodisyas kurulduğunda bir heykeltıraşlık okulunun merkezi olmuştu.
Yeni çağlar edebiyat ve kültürüne etkisine gelince, başda Pierre Louis’nin 1896’da yazdığı unutulmaz “aphrodite” olmak üzere aşk ve şehvet romanlarına esin kaynağı olmuş. Plastik sanatlarda, Atinadaki (öyküsünü sonradan vereceğimiz) ünlü Partenon tapınağının mimarı Faydias ve IV. Asırda yaşamış (aynı isimde gene bir heykeltıraş torunu olan) Praksiteles gibi Yunanlı ustaların eserlerinden başlayarak her çağda “ kadın güzelliği normu” olma iddiası ile yapılan sayısız Afrodit heykelleri müzeleri doldurmuştur.
Afros’un köpük demek olduğunu söyledik; bu anlamı ile zamanımızda kullanılan bazı sözcüklerin terkibine girmiştir: “afro-saç”; köpüklü şarap şişelerindeki gaz basıncını ölçmeye yarayan barometre demek olan “afrometre”, sodyum karbonat çiçeksimesi “afronatron” gibi… Afrodit’in kimliğini ima eden sözcüklerden “Afrodizyak”(cinsel arzuyu kamçılayıcı madde) örnek verilebilir.
DİONE : .Afrodit’in Zeus ile Dione’nin kızı olduğunu (Homeros’a atfen) söyledik; oysa, Dione hakkında “yaradılış destanı”nda Uranos ile Gea’nın kızı olduğu bilgisi verilmektedir; bu hesaba göre Zeus, Dionenin öz be öz yeğenidir. Yunan ozanlarının, zaman kavramını göz ardı etmelerinden doğan çelişkilerinin tanrısal aile bağlarını nasıl içinden çıkılmaz hâle getirdiklerini, onları nasıl ensest ilişkilere zorladıklarını görüyorsunuz.
Çeşitli lejandlarda bazen Rea ile, bazen Themis ya da Leto ile özdeşleştirilen Dione’ye Ilyada’da sevecenliği ile yer verilir. Adı, astronomide Satürn’ün dördüncü uydusuna verilmiştir. Zoolojide böcek kapan bitki de adını ondan “Dionaea” olarak almıştır.
Yayın Tarihi :
5 Ekim 2006 Perşembe 13:25:16