Herakles, Omphale’nin yanındaki köleliği sırasında ettiği yemini, serbest kalır kalmaz, yerine getirip Oikhalia kralı Eurytus’u öldürme hazırlığına başladı; bir ordu toplayıp Oikhalia’yı zaptetti ve kralı öldürdü. Ancak, bu zafer kendisinin de ölümüne neden olacağı için Eurytus da dolaylı olarak kendi öcünü almış olacaktı. Öykünün bu bölümünü trajik ozanlardan Sophokles “Trakisli Kadınlar” adlı eseri ile oyunlaştırmıştır.
Herakles, kentin yağma ve tahribini sona erdirmeden, kendisinin dönüşünü bekleyen vefalı eşi Deianira’ya armağan olarak bir grup kadın köle gönderdi. Bunların içinde Eurytus’un göz alıcı güzellikteki kızı Iole de vardı. Esirleri, Kalydon Kralı Oineos’un kızı olan onurlu Deianira’ya teslim eden adam boşboğazlık yaparak, bu kıza, Kıbrıslı’nın (Aphrodit) sevda yaratan etkilerine son derece duyarlı Heraklesin çılgınca aşık olduğunu söyledi. Bu gibi olasılıklara karşı önceden bazı tılsımlı tedbirleri bulunan ve kendi cazibesinden de çok emin olan kadın bu haberi pek umursamadı. Nikâh törenlerinden hemen sonra, Herakles onu evine götürürken, Nessos adındaki Kentaur’ın, su taşımacılığı yaptığı, Korintos Körfezine dökülen Evinos Irmağına ulaşmışlar; kadın karşıya geçmek için onun sırtına binmişti. Tam su ortasında Nessos, Deianira’ya tecavüzkâr harekette bulunmuştu. Kadının öfke ile bağırması üzerine Herakles kıyıdan ok atarak Kentaur’u vurdu. Nessos ölmeden önce ok yarasından akan kanı, akıtacağı sperm ve bir mikdar yağ ile karıştırarak bir iksir yapmasını, Heraklesin başka bir kadına gönül vermesi halinde, onun giysisisin içine bulaştırmasını tembih etmişti. Deianira, kocasının bir kadını sevdiğini duyunca, gizlediği iksirden, Herakles’e hediye edeceği çok güzel bir Tüniğin içine sıvadı.
Kahramanımız bu pelerini kuşanır kuşanmaz, Medea’nın armağan ettiği giysiyi üzerine alan Korintos prensesi gibi derin bir ızdırapla kıvranmaya başladı. Hilebaz Kentaur’ın kan’ı Medea’nın kullandığı pelesenk zehirinin etkisini yapmış; Herakles, bedenini kızgın ateş sarmış gibi korkunç bir acı çekmeye başlamıştı. Yarı tanrı olduğu için ölemiyordu da… Bu işkenceye dayanamayacağı için, adamlarına Oeta Dağında dev bir odun yığını hazırlamalarını ve kendisini oraya taşımalarını emretti. Tepeye götürüldüğünde artık öleceğini bildiği için mutlu idi: “Artık sonuna geldik!” dedi. Döşek gibi hazırlanan odun yığınının üzerine yerleştirildi ve yanı başına bir ziyafet sofrası çektiler. Sophokles oyununda, odunları Herakles’in oğlu Hyllos’a meşale ile yaktırmıştır. Başka lejandlarda ise, meşaleyi, maiyetindeki Philoktetes kullanır; Herakles ölmeden önce yayını ve oklarını ona verir. Genç silâhşor bu silahlarla katıldığı Troya Savaşında adından çok söz ettirecek; bunlarla Paris’i öldürecektir. Aynı ozan’ın “Philoktetes” isimli oyununda ise, Herakles’e ait yay ve okların bu kahraman tarafından kullanıldığı doğrulanmakta; Yunanlılarca terk edildiği Limni Adasında karşılaştığı Herakles’in hayaleti ondan, bu silahları almk üzere adaya gelen Akhileos oğlu Neoptolomosla birlikde Troya’ya gitmesini istemektedir.
Her ne ise, Herakles, bir daha Yeryüzünde görünmemek üzere alevler içinde kayboldu. Gökyüzüne çıktı; orada Hera ile barıştı; onun kızı “Gençlik Tanrıçası” ve gençlik simgesi “Hebe” ile evlendi (psikiatride gençlerde görülen şizofreni biçimine “hebefreni” deniyor. Bu ismin verildiği 1847’de keşfedilmiş küçük bir gezegen de var). Hebe bu evlilikle tanrılara özgü sonsuz gençliği kazandığı söylenir; Heraklesle evliliği dışında öykülerde yer almamıştır; yalnız, Olimpos’da Tanrılara sakilik yaparken görünür. Bu hizmet, arada sırada Zeus’un kartalının Olimpos’a kaçırdığı Troyalı güzel prens Ganymede tarafından da yapılmıştır.
Herakles Kült’ü Hera ile birlikte Argos’a girmiştir. Bazılarınca Herakles figürünün gerçek bir kişiliğin efsneleşmesi ile yaratıldığı kabûl edilir. Amcasının oğlu Eurystheus’un Mykenai Kralı olduğu sıralar o da Argos’da Tiryns’deki kralı imiş. Jerome’un “Chronion’unda ölümü İ.Ö. 1264 olarak veriyor. Roma’da ve çağdaş Batıda “Hercules - Herkül” diye anılan kahramanımız, İ.Ö. VII. Ya da VI. Asırda yaşamış Rodoslu Peisandros ve İ.Ö. V asır ozanı Panyasis’in “Heralleia” denilen destanlarına konu olmuş; Pindaros tarafından “Olimpiyat Oyunları”nın kurucusu kabul edilmiş. Değindiğimiz üzere Germen tanrısı Thor ile özdeşleştirildiği gibi kült’ünün nüfuz ettiği Roma’da bazı İmparatorlar, özellikle Marcus Aurelius’un şımarık oğlu Commodus ve Maximinus da onu kendileri ile eş tutmuşlar. Romalı ozanlar, onunla ilgili Yunan mitlerini çok büyük ölçüde olduğu gibi almışlar, bazı menkıbelerine kendilerine göre ayrıntılar eklemlemişler ve onu Merkezî Akdeniz coğrafyasında da dolaştırmışlar. Köle olarak Roma’ya getirilen, olasılıkla Vergilius’la tanışmış olan İznikli Yunan Parthenios’un “Erotika Pathemata - Acıklı Aş Öyküleri”nde, onu Geryon’u öldürdükten sonra Keltlerin (Keltoi) ülkelerinde dolaştırır. Özellikle, Hesperia’nın efsanevî kralı Khrysaor (Altın Kılıç) le Okeanos’un kızı Kallirhoe’nun oğulları olan üç başlı (trikefalis) ve dört kanatlı (tetraptilon) Geryon ile savaşlarına ait öyküler, Pausanias’ın “Yunanistan Rehberi”, Suidas katalogu, Hyginus Masalları, Ovidius’un Metamorphosis’i, Vergilius’un Aeneid’inde olduğu gibi Sicilyalı Diodoros’un (Diodorus Sicilus) “Tarih Derlemesi”nde, Oppian’ın “Cynegetica”sında yer almaktadır. Bu mücadeleleri betimleyen çok sayıda vazo resimleri vardır. “Hercules in New York - Herkül New York’da” filminde baş rôl almış, aktör ve California Eyalet Valisi Arnold Schwarzenegger’in kullandığını itiraf ettiği kas yapıcı ilaçların eskiden eşdeğeri otlar olup olmadığını bilmyorum ama Herakles’in heykelleri de, Napoli Müzesinde sergilenen örneğinden görüleceği gibi aynı abartılı kaslarla şişkindir. Habeşistan’da, dev Anteos’u öldürdüğü dövüşten sonra karşılaştığı bir macerayı da araya sıkıştıralım; dövüşten yorgun düşmüş uyurken oranın yerlileri cüce zenciler Antaeos’un öcünü almak için saldırmışlardı. Onları da kolayca altedip bir kaçını Eurythhos’a armağan götürdü. Bunlara “pygmaios = bir karış boyunda” sözcüğünden “Pygmaoi - Pigmeler” dendi.
Atikte, Sikyon, Syros, Kos (eskiden İstanköy, Kerme, şimdi Gökova denilen Körfezdeki Bodrum karşısındaki “İstanköy Adası), Sicilya’da Agyrion’da ve bazılarından daha önce söz ettiğimiz Anadolu kentlerinde “Herakleia” denilen Herakles festivalleri Yunanlıları Metagetnion ayında (Temmuz sonu ya da Agustos başı) kutlanırdı. Latmos (Beşparmak) Dağları eteğinde, Büyük Menderes ovasında da bir “Herakleia” kentinin ören yeri bulunmaktadır. Herakles tapınakları içinde en belirgin kalmış olanları Sakızdaki ve İ.Ö.2’de inşa edildiği sanılan “Bahariya Vahasındaki “Herakleion” örenleridir.
Ayrıntılı öyküleri ile çizdiğimiz kişiliği özetle olağanüstü güçlü, cesur, cinsel dürtülerini engelleyemeyen bir yapı göstermektedir; ama bunlara ek olarak Theseus, Odysseus, Nestor gibi kahramanlarda gördüğümüz dirayet, zekâ, kuruculuk gibi niteliklere sahip bulunmamaktadır, çocuksudur. Bu bakımdan her türden tiyatro oyununda temsil edilmiştir; trajedilere, satir oyunlarına konu olduğu gibi, Aristophanes onu “Kuşlar - Ornithes” adlı komedisinde onu, kafası bozulduğu kişiyi hemen gırtlaklamaya kalkan deli bozuk biri olarak gösterir. Argonotlar destanında değindiğimiz gibi, Dryopia’iıların kralı Theiodomas’ın çok parlak yüzlü oğlu Hylas’sa da aşık olup kaçıracak, bu genci nimphaların ölümsüzleştirmek üzere Yeryüzünden yok etmeleriden sonra seferi terk edip yollara düşecektir. Kuzeybatı Anadoluda “Mysia” bölgesinde dinsel törenlerde âyin gruplarınca “Hylas”ın adını seslenmek, yanıt alınmayınca, Herakles adına ağıt yakmak gibi bir ritüel vardı. Bu da onun sapıklığa varan duygusal zaafını ve cinsel dürtülerini simgeliyor.
Şimdi de, Herakles’in büyük dedesi ve babaları Zeus tarafından da yarı kardeşi Perseus’u tanıyalım.
tytorun@hotmail.com
Yayın Tarihi :
18 Mayıs 2007 Cuma 00:38:01