4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Mitoloji kaynaklı sözcükler -11-

HADES - AIDES (Romalılarda PLUTO) : Gök Tanrısı Zeus’un, Deniz Tanrısı Poseidon’un “Yeraltı ve Ölülerin” tanrılığını üstlenmiş kardeşleridir. Eski Ahit’in (Tevrat’ın), M.Ö. 270’de yazılmaya başlanan Yunanca çevirisi “Septuagint’de ölülerin gittiği karanlık bölge “Şeol” karşılığı olarak “Hades” kullanılmıştır. 

Fakat Kutsal Kitabın başka dillerine çevirilerinde bunlar yerine “Cehennem” karşılığı sözcükler yer alır. Yeni Ahit’in yani “İncil”in Yunanca metinlerinde ise cehennem’in karşılığı olarak “Hades” sözcüğü yer almıştır. Mitolojide Hades’den daha aşağı katlarda olan ceza alanı “Tartaros” zamanla, “infaz yeri” anlamındaki farkı yitirerek Hades’le eş anlamlı kullanılmaya başlanmış. Yeraltında saklı madenlerin sahibi olarak Pluto ya da Pluton (Zengin ya da servet getiren) adı ile tanınır ve “Zenginlik Tanrısı” da sayılır. 

Genelde bu adı kullanan Romalılar; “zenginliği” temsil ettiğinde çoğu kez dillerinde “servet” anlamına gelen “DIS” olarak anarlar. “Zengin” adı bir bereket tanrısı ile karıştırılmasından ya da tüm ölen canlıları etrafında toplamasından ortaya çıkmış olabilir. Olimpos’u ziyaret için yeraltı krallığını terkettiği çok nadirdir; zaten huzurundan keyf alınan bir misafir olmadığı için de onu davet eden olmaz. Hades ya da Aides isminin kökeni belli değil ise de yeryüzünde görünmediğini telmihen “görünmeyen tanrı” karşılığı kullanıldığı için “görünmeyen” anlamına geldiği sanılıyor. 

Başına takanı görünmez hâle getiren ve Kiklopların imâl ettiği ünlü tolgası vardır. Dünyanın bittiği ve sonsuz gecenin egemen olduğu “Kara Toprak” denilen yeraltı aleminde çürümüş organik artıklardan pisliklerle dolu karanlık büyük “Akeron”, gizemli iniltilerin duyulduğu “Kokitos”, suları ölmezlik veren “Stiks” ırmaklarını geçen ölüler, bu gezi için kendilerine cenazeleri başında bırakılan iki obolos parayı suratsız kayıkçı “Karon”a öderler. Stiks ırmağından geçtikden sonra Tartaros’un kapısında üç başlı köpek “Kerberos” ile karşılaşılır; bu canavar gerek içeri girmek, gerek dışarı çıkmak isteyenleri parçalayıp, yutar. Yeraltındaki yargılamaları, Asyalılar içim Knossos Hükümdarı Radamantis, Avrupalılar için Ayakos yapar. Çözümlenmesi zor olaylar ise Radamantis’in kardeşi ve Giritin yasa koyucu hükümdarı Minos’a havale edilirdi. Hades acımasız, amansız, dehşet saçan fakat âdil bir tanrıdır; şeytanî ruhlu değildir. Ölülerin Tanrısıdır ama “Ölüm”ün kendisi olan Thanatos (Romalılarda “Orkus”) ile özdeş değildir. Ölülerin yargılanmasına başkanlık eder; onların cezalandırılmalarını denetler ama Erinye’lerin (Furialar) işi olan işkenceleri yönetmez; yeraltı dünyasının yargıçları arasında da sayılmazdı. “Hades” Omeros’un Odise destanında tanrı değil mahâl adı olarak geçer; burayı ölmeden ziyaret eden mitoloji kahramanları Herakles, Orfeos, Psike ve kadın kâhin Sybilla eşliğinde Odiseos ve Eneas olmuş. Mitolojik destanlar ve öykülerin tutarsızlığı karşısında mitologlar yaşam sonrası alem hakkında sağlam bir kanaat edinememişlerdir; ancak, Hesiodos gibi bazı ozanların “Kutsanmışların Adaları” adını verdiği, Cennet karşılığı Kronos’un yönettiği “Elysion Çayırları” ya da “Hesperidlerin Bahçesi” denilen alanlardan söz edilmektedir.

Yeryüzünden getirip, arz derinliğinin ecesi yaparak, yönetimi paylaştığı Kora ya da Persefon (Proserpine) ile evlidir. ( Gönlünü kazanmak için, doğasına uymayan “Klimenos - Parıltılı”, “Öbuleos - İyi Öğüt Veren” ya da “Polidektes - Çok şey kucaklayan” sıfatları verilerek tapınıldığı olmuştu. Bazen de “Zeus” isminin önüne (“Kthonios ya da Katakthonios - Yeraltındaki” gibi) sıfatlar getirilerek anılmış.

Klasik sanatta ender olarak ve çoğunlukla Persefon’a tecavüz ettiği sahne ile yer almıştır. Daha önce de değindiğimiz gibi, eski Yunan dininde tanrılar iyi ve kötü kategorilerine ayrılmazdı; her kişiliğin içinde bir dualite vardı, ama bugün ayrı ayrı “Rahman” ve “Şeytan” modellerine itibar edildiğinden Hades, popüler kültürde Şeytanî bir figür olarak resmediliyor; video oyunlarında düşman ve “Savaş Tanrısı” olarak gösteriliyor. Hades markalı simülasyon teknikli bir dijital grafik tasarım sistemi var.

HEFAYSTOS (Romalılarda VOLKAN ya da MULSİBER) : “Ateş Tanrısı”dır. Elenik olmayan adının ve kült’ünün yayılış sürecinin de gösterdiği üzere, köken olarak Anadolu ve çevre adalarının inandığı bir ilahî varlıkdır. Onun inanç yuvalarından biri: Antalya, Beydağlarındaki, yabancıların Likya Olimposu dedikleri Yanartaş yöresidir. Ağzında sürekli doğal gaz sızıntısı ile ateş yanan bir yarık ya da baca bulunan nokta dolayısıyla bu adı alan yöre “Ateş Tanrısı” imajının oluşumuna esin vermiştir. Buna benzer bir nokta da Limni adasının, gene gaz kaçağı yapan Moskilos yöresidir. Elen mitolojisinde, kültünün doğum yeri olarak Limniye itibar edilmektedir. Kült’ü İ.Ö. 600 gibi erken bir tarihde Atinaya,çok geçmeden de Sicilyanın volkanik Lipari adalarına oradan Sicilya ve Campania’ya geldi. Girite hiç uğramadı; Attika dışında Yunanistanda uğradığı yerler pek olmadı. Bazıları Zeus ile Hera’nın oğlu olduğunu kâbul eder; bazıları da, Zeus’un Atena’yı tek başına yaratmasına mukabil Heranın da Hefaystos’u tek başına ürettiğine inanır. Mükemmel güzelliğe sahip ölümsüzler içinde çirkin olan bir tek Hefaystosdu; üstelik topaldı. İlyada’nın bir pasajında, çirkin ve şekilsiz olarak doğduğunu görünce vicdansız annesinin kendisini gökyüzünden fırlatıp attığına isyan eder; bu lejand’a göre onu denizden nereidler (su perileri) Tetis ve Öronome kurtarmış; bir mağarada sevgi ile besleyip büyütmüşler. Omeros da tanrıların öykülerini pek ciddîye almıyor olmalı ki, İlyada’nın başka bir bölümünde Hefaystos’un babası Zeus ile Hera’nın kavgaları sırasında annesini savunmasına öfkelenen Zeus’un onu Olimpos’un tepesinden attıdığı ve topal olmasına sebebiyet verildiği naklediliyor; İngiliz ozanı Miltonun çok tanınmış dizelerinde Jupiter’in (Zeus’un), gökyüzünün en uç noktasından fırlatıp attığı Mulsiber’in (Hefaystos) kayan bir yıldız gibi Limni adasına düşüp, Sintialar tarafından kurtarıldığı hikaye edilir. Omeros’a göre, bu dışlanma ona zarar getirmeniş; nereidlerin onu koruduğu mağarayı işlik (atölye) haline getirerek, ölümsüzlere konut, döşeme, silâh, zırh vb. madenî eşya, tanrısal şenliklerde yararlanılan üç ayaklı-hareketli altın sehpa imâl eden onurlu bir zenaatkâr; Atena ile birlikde mesleklerin pîri olmuştur. Zeus’un toprakdan yaratılmasını emrettiği ilk kadın Pandora da onun eseridir. Güneşden ateşi çaldığı için Zeus’un cezalandırdığı Prometeos’un bağlandığı zincirleri de o yapmıştır. İmâl ettiği çok saltanatlı, kocaman bir altın taht’ı annesi Hera’ya vermiş fakat ona garezinden tılsımlı yaptığı bu tahta oturan Hera ince fakat çok güçlü zincirlerle bağlı kalmış; onu kurtarmasını isteyenlere “Benim annem yok” yanıtını vermiş. Dionizos’un ona şarap içirerek sarhoş etmesi sonunda gönlü yumuşamış; ödün olarak Afroditle evlenme karşılığında Hera’yı kurtarmış. İlyada’da onu Afroditle evlendiren Omeros, Odisede zerafet, neşe ve sevincin temsilcisi olan “Kharis”le evlendirir. Hefaystos, çirkinliğine bakmadan zanparalıklar da yapar; bir defasında, Poseidonun da kışkırtması ile, atölyesine Troya savaşı için silah siparişi vermeye gelen bakire Atena’ya tecavüze kalkar; heyecanlı didişme sırasında spermini onun ayaklarına boşaltır; Atena tiksinti ile ayaklarındaki tohumları toprağa silkeler; Toprak Ana döllenerek Atinalıların pîr’i “Erekteos”u dünyaya getirir. Atölyesinde, altından imâl ettiği ve robotlar gibi işlerine yardım eden işçi kızlarla cüce “kabirler - kabeiroi” ve dev “kikloplar” vardı. Yaptığı altından köpekler ve Minosdaki Talos heykeli de robotlar gibi devinimli idi. Akhileos’un, Herakles’in silâhları, Zeus’un kalkanı, Poseidon’un üç dişli zıpkını, Helios’un yaldızlı gemisi, tanrıçaların takıları onun eserleri idi. Çok güçlü olduğundan savaşlara da katılır; düşmanlarını akkor hâlindeki demirlerle öldürürdü. Çıkardığı ateşle Küçük Mendres Irmağını kurutmuştu. Daha sonraki ozanlar, yeraltındaki işliğindeki ergitme faaliyetlerinin (o zamanlar bilinen) Etna, Vezüv, Lipari ve Limni’deki volkanların püskürmesine neden olduğunu yazmışlardır.

Arkaik sanatta, genellikle orta yaşlı, sakallı bir adam olarak betimlenir. British Museum’da sergilenen ve Prometeus’un hırçın kardeşi Pandoranın yaradılışında Atenaya yardım ederken görüntülendiği vazoda olduğu gibi, bazen sakalsız, genç tasvirleri de vardı. Genellikle, kısa, manşetsiz bir tünik giyer, dağınık saçlarının üzerine dar bir külah geçirirdi. Fakat her zaman, elinde çekiç ve bazen kıskaçla, idealize edilmiş bir Yunan zenaatkârı görüntüsü verirdi.
Yayın Tarihi : 21 Kasım 2006 Salı 21:54:30
Güncelleme :21 Kasım 2006 Salı 21:59:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
hatice bilgili IP: 81.214.119.xxx Tarih : 28.11.2006 11:22:44
merhabalar yazınızı okuyorum henüz bitirmedim ama çok güzel ayrıca sizden bir ricam olacak bir kitap arıyorum yıllar önce okulda bir hocamız okumuştu ne adını nede yazarını biliyorum bildiğim tek şey içinde mitoloji öyküleri vardı örneğin YEDİĞİMİZ DUTUN NEDEN KIRMIZI OLDUĞU GİBİ KİTAPTA BU KONUYU BİR ÖYKÜ İLE ANLATMIŞLARDI KIZ VE ERKEĞİN MUHTEŞEM AŞKI VE DUT AĞACININ ALTINDA ÖLDÜRÜLMELERİ KANLARININ DUTLARA SIÇRAMASI VE ARTIK KIRMIZI DUTLARIN OLMASI GİBİ ÇOK GÜZEL HİKAYELER DAHA VARDI EĞER BU KİTAP HAKKINDA BİRŞEY BİLİYORSANIZ LÜTFEN 0505 873 87 45 VEYA HATİCE_BİLGİLİ@HOTMAİL.COM A BİRŞEYLER YAZARMISINIZ ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM İYİ GÜNLER