4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Mitoloji kaynaklı sözcükler -3 –

Varlık olgusu; yaradılış, varlıkbilim isimleri ile, din’e, felsefeye, bilime farklı derecelerle konu oluyor. Din (mitoloji dahil) varoluş’un ilk sebebi ile ilgili olarak kökden çözüm iddiasında… Tek tanrılı dinler tüm evreni Tanrının yarattığını ileri sürüyor. Daha kuşkucu olan felsefede, yaradılışın bir ilk sebebi olması gerektiğini bir heykel alegorisi örnek verilerek açıklanıyor; bir heykel düşünelim (örneğin Rodin’in “düşünen adam” heykeli; bu heykelin temel özelliklerini araştıralım: bunun maddesini oluşturan malzemesi var; buna verilmiş bir biçim var; bunun bir amacı, bir işlevi ya da ifade etiği bir düşünce var. Heykeli genel yapısı ile tanımlayan bu üç ana öge. Peki, bu heykeli vücude getiren kim? Demek ki: bunun bir yapıcısı olması gerekiyor. Ama, felsefe, bu ilk sebebin nasıl hâsıl olduğunu bilemiyeceği için bu konuyu askıda bırakıyor. Bilim, oluşumu, geriye doğru ancak kanıtlayabileceği ölçüde fizik süreçler içinde açıklayabiliyor.

Ne gariptir ki Yunan Mitolojisi, tek tanrılı dinlerden farklı olarak, Tanrının evreni değil, “evren”in tanrıları yarattığına inanıyorlardı. Yunan uygarlığı boyunca evrimlere uğrayan ve çeşitli ozanlarca ayrı tadlarda terennüm edilen mitolojik geleneği ve yaradılış inancını, “Iliada” ve “Odiseos” adında iki büyük destanla uzayıp giden maceralar dizisi içinde mitoloji zevkini yeni çağlara ilk veren Homeros’dan sonra, dinsel inanç konusu oldukları hâlde dağınık ve birbirleri ile çelişen efsaneleri uzlaştırarak, derli toplu yazmaya çalışan ama bunu ilerdeki örneklerde göreceğimiz üzere başaramayan Askra’lı Hesiodos’u esas alarak tanıtmaya çalışalım ve bu gelenekden çağımızın kültürel kazanımlarını görelim. Önce, Hesiodos hakkında biraz ek bilgi verelim:

Kendisinin yazdığı konusunda bazı tarihçilerin şüphesi olan “Teogonia”dan başka (Teogonia’nın devamı gib kabûl edilebilecek ama daha çok toprak sevgisi ve çiftçiliği anlatan) “Erga Kai Hemerai – İşler ve Günler” adında eseri olan Hesiodos ayrıca “Aspis Herakleus – Herakles’in Kalkanı” isimli destanın ilk 54 dizesini yazmış. Başka bazı eserler de ona atfedilmiş ama ona ait olmadığı anlaşılmış. Euboia (Eğriboz)’da Khalkis’de bir şiir yarışması birinciliği ile ün kazanmış. Askra’da ölmüş, fakat Tespios’ların Askra’yı tahrip etmesinden sonra mezar kalıntıları Orkhomenos’a taşınmış. Şimdi “Teogonia”dan yola çıkarak “Yaradılış”ı, arada bazı yorumlarımızı katarak, izleyelim:

Tanrılardan önce “kaos” yani sonsuz uçurum, boşluk vardı. Sonra gök ve yer şekillendi; göğü temsil eden Uranos ile yeri temsil eden Gea’nın beraberinde “Eros – Aşk” zuhur etmişti (böyle bir cevher var olmadan evlilik ve doğurganlıkdan söz edilemiyeceği muhakkak). Bu çift’in birlikteliğinden altı adet erkek “titan”, altı kız “titanid”, “tek gözlü kikloplar”, “yüz kollu hekhatonheirler” doğar. Fakat Uranos çocuklarını hiç sevmez; onları Gea’nın derinliklerine gömer. Buna üzülen Gea çocukları ayaklanmaya teşvik eder. “Kronos” hariç, çocuklar buna cesaret edemez. Kronos bağcı bıçağı ile Uranos’un cinsel organını keser ve denize atar. Ölümsüz tohumdan Kıbrıs’ın Baf sahilinde köpüklerden Afrodit doğar. Uranos’un yarasının kanından Erinyalar ve Devler doğar. Babasının güçden düşmesi ile iktidarı ele geçiren ve Yunanca anlamı “zaman” olan Kronos isminin, bu anlam dışında, Helen öncesi çağdan kaldığı da iddia ediliyor. Kronos kız kardeşi Rea ile evlenerek bir çok çocuk sahibi olmuş; fakat babası gibi zalimce davranarak bunların hepsini parçalayıp yemiş. Burada, “zaman”ın her şeyi yok etmesine metaforik gönderme olduğunu kabûl edenler de var. Rea, çocuklarından sadece Zeus’u, Kronos’un kucağına kundağa sarılı bir taş vermek suretiyle kurtarmış. Zeus yetişkin hâle gelince babasını Tartaros’a sürüyor ve kardeşleri (Hestia, Demeter, Hera, Hades ve Poseidon) ondan geri alıyor. 

Burada bir not düşmemiz gerekiyor. Bütün Elen destanlarında en büyük tanrı Zeus olarak sunulur; hatta bu ismin tek tanrılı dinlere de “Tanrı” olarak aynen geçtiğini anlattık. Onun gibi bütün tanrılar (insanla karışık başka mahlûkat biçimli bazı ilâhî varlıklar dışında), heykel, friz gibi tasvirlerde antropomorfik (insan şekilli) olarak tanıtılır. Tanrıların, yaradılmasına etmen olmadıkları kosmos’un (evren düzeni) yönetiminde görev aldıkları, bunun içinde iş bölümü yaptıkları anlaşılıyor. Belki Zeus’un varlık sebebi (filozoflar gibi) Yunanlı ozanların da zihnine takılmış, kaos dönemi sonrası kendiliğinden hasıl olan ve yönetici tanrılara vücut veren, görüş alanlarındaki gök ve yer olarak algıladıkları evren ve zaman kavramlarına dönmüşler; burada belki hayal etme yetenekleri veya daha eski başka uygarlıklardan transfer ettikleri inançlar ya da gelenekler yardımcı olmuş; ama, üretmeyi ve yönetmeyi insan işi olarak düşündüklerinden, gene onları da personifie etmekden (kişileştirmekden) kendilerini alamamışlar.

Kosmos’un en yüce yönetim kurulu “12 Olimpuslular” denen Olimpus dağında yerleşmiş şu 12 büyük tanrıdan oluşuyordu: başkanları ZEUS, onun iki erkek kardeşi POSEİDON ve HADES, kız kardeş HESTİA, Zeus’un karısı HERA, oğulları ARES, Zeus’un çocukları ATENA, APOLLO, AFRODİT, HERMES, ARTEMİS ve Hera’nın oğlu (bazı kaynaklar babasını da Zeus kabûl eder) HEFAYSTUS. Zeus’un kız kardeşi (buğdayların anası) Demeter 12 Olimpian arasında yer almıyordu.

Erga Kai Hemerai”da ise, Hesiodos dünyaya gelen insan gruplarının beş evresini anlatır: “Altın çağ” denilen ilk dönemde insan’ı yaratmak tanrıların görevi oluyordu. İlk insan soyu altındandı. Yer ana insanlara meyvelerini bol bol sunuyordu. İhtiyarlamak yoktu; insanlar uykularında ölürlerdi. Zeus onları ölümlülerin koruyucusu meleklere dönüştürdü. Yabancı varlıklarla savaş etmek tek kaygıları idi. Silâhları gibi korunaklı olsun diye evleri de tunçdandı. Ardından “gümüş çağ” ile gelen yeni soy 100 yıl boyunca çocuk olarak kaygıdan uzak kaldı; ancak bunlar gençlik dönemime girdiklerinde, “ölümsüzlere” tapmak için törenler yapmayı reddettiklerinden Zeus onları gömüp ölüler ülkesinin mutlu perileri yapar. Bunun ardından gelen “tunç çağ”ın insanları durmaksızın dövüşen savaşçılardır; birbirlerini tümüyle kırdıkdan sonra bu çağ da sona erer. Bundan sonra gene birbirleri ile amansızca savaşan kahramanların, yarı tanrıların çağı gelir. Kitleler halinde Tebai’de, Troya’da can verirler. Geri kalanlara, Zeus “Mutluluk Adaları”nde yer açar. Bir süre bolluk bereket içinde ömür sürerler; sonra saygı ve vicdan yeryüzünü terk ederek Olimpos’a çıkar. En son “demir çağı”nda acı ve sefalet vardır ama insanlar iyiliğin ve erdemin de ne olduğunu unutmamışlardır. Fakat, Zeus için bu insanlar aşağılık varlıklardır.

Yaradılış sürecini özetle gördükden sonra, bu bahisde geçen sözcük ve kavramların zamanınıza uzantılarını araştıralım. Önce Hesiodos’un şiirsel destanlarının isimlerinden başlayalım:

TEOGONİA : Tanrısal Soyağacı anlamındaki bu sözcüğün etimolojisi: Teos= tanrı, gonia =köken,
orijin demek. “Teos”un çağımızda hangi kavramlarda kullanıldığını gördük (bunlara bir de “Teogamia’nın tanrısal birleşmelerin onuruna yapılan şenlikler demek olduğunu ekleyelim). “Gonia” ise “gignome= olmak” masdarı ile ilgili (genos “Lat. genus”= ırk) Çağımızdaki “gen = soy, üreme hücresi”, “genetik = soybilim” sözcükleri bundan türemiş.

ERGA KAİ HEMERAİ : İşler ve Günler anlamına gelen ibare’den “erga” Yunanca ergon sözcüğünün çoğuludur. Zamanımızda ekonomistlerin çok önerdikleri “ergonomi = çalışmayı verimli kılan düzenleme” denilen teknik de adını bundan alır (ergon = iş, nomos = kural, düzen).

Rumlarla sıkı fıkı olduğumuz çocukluk günlerimizden “kal-emera- iyi günler” selâmını hatırlarız da, XIV. asrın ünlü İtalyan yazarı Boccacio’nun “Dekameron, İtalyanca özgün adı ile Il Decamerone” eserinin isminin anlamını (eserin çevirmeni dahil) bilmezdik. Yunanca deka= on, hemeron = günlük sözcüklerinden oluşturulan bu isim şimdi öykü yazarlığında bir stili ifade ediyor. İtalyada, on gün süre ile evlerden çıkmanın yasak olduğu bir veba salgını sırasında eve kapanan arkadaş ve yakınların vakit geçirmek için sıra ile öykü anlatmaları formundaki eseri bir tarz olarak benimseyenler “dekameron türü” öykü demetleri yazagelmişler. İngiliz Chaucer’ın “Canterbury Tales - Canterbury Hikâyeleri” bu türdendir. Bu tarzın ilk örneği belki de “1001 Gece Masalları”dır.

Devam edeceğiz. Esen kalın.
Yayın Tarihi : 28 Eylül 2006 Perşembe 19:13:01


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Erdem YücelCemile Yücel IP: 195.174.35.xxx Tarih : 29.09.2006 01:32:47
Mitoloji konulu bu yazınızdan ötürü kutlarım, Açıkça söyleyebilirim ki, üniversitelerimizde bu konuda ders verenlerden çok daha ileri düzeyde konuya hakimsiniz,Üni.Mitoloji konusunda ders vermemenizi büyük kayıp,

Teoman Törün IP: 88.240.23.xxx Tarih : 17.05.2012 15:45:39

Sevgili Yüceller, İlk zamanlar yorum köşem boş olduğu için yazılarıma genellikle tekrar göz armazdım. Bir eczacı doçenti hanımefendiden (facebook arkadaşım oldu) aldığım sağlık ve ecza terimlerinin mitolojik kökenleri ile iligili olarak Marmara Ü. Eczacılık Fak. bültenine yazı yazma teklifi alınca bu diziyi tarama gereksinimi duydum. Sizin yüreklendirici çok nazik yorumunuza rastlayınca olaganüstü makcup oldum. Özürlerimi beyan eder, hocalık gibi hiç lâyık olmadığım bir kata yakıştırmanıza teşekkürlerimi sunarım.