4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Mitoloji Kaynaklı Sözcükler -75-


BITON VE KLEOBİS : Bunlar, bir Hera rahibesi olan Kydippe!nin oğullarıdır. Anneleri bu tanrıçanın , genç çağdaşı Phidias kadar başarılı olduğu söylenen yontucu Polyklitos tarafından yapılmış Argos’daki heykelini çok merak ediyordu. Çünkü bu, dünyadaki Hera heykellerinin en güzeli idi. Bir Argoslu Hera festivalinin yapılacağı tarihde o mahâlde bulunmayı çok arzu etmişti. Ama Argos çok uzakda idi; onları oraya götürecek ne atları ne öküzleri vardı. Gençler analarını çok seviyorlardı; kendilerini bir arabaya koştular; sıcak demeden, toz, çamur demeden annelerinin bindiği arabayı 45 stadia (8.3 km.) çekerek kutsal hedefine ulaştırdılar. Oğulları ile gurur duyan ana sonsuz bir mutlulukla heykelin önünde diz çöküp Heraya çocuklarını, onun gördüğü en iyi ödülle ödüllendirmesini yakardı. Duasını bitirir bitirmez, yorgunluıkdan takatsiz kalmış iki delikanlı yüzleri gülerek toprağa uzandılar. Huzur içinde uyuyor gibi idiler ama aslında ölmüşlerdi. Bu öyküyü nakleden Herodotos, Argosluların Delphideki Apollo tapınağına iki delikanlının heykel grubunu armağan ettiklerini söyler. Ve,”Tarih” isimli eserinde, bilge ve ozan Devlet adamı Solon’a atfen, yaşamı temiz ve kutsal ideallere adamayı, bu uğurda yitirmeyi gerçek mutluluk olarak gösteren bu öyküyü örnek verir. Zenginliği, refahı ve konumunun azameti ile dünyanın en mutlu insanı olduğunu iddia eden Lydia kralı Kroisos’a yanıldığını söyleyen Solon, önce ona Tellos adında çok zengin ve çoluk çocuğu ile çok mutlu olan bir Atina kralını misal göstermiş; ayrıca bu kralın Eleusis’e karşı verdiği bir savaş sonu parlak bir zafer kazandığı anda şehit düştüğünü; halkının, onu öldüğü noktada görkemli törenle gömdüğünü ve hiç unutulmadığını anlatmış. Kroisos: “Demek ki, mutlulukda ben ikinci geliyormuşum” deyince Solon “Hayır!” diye yanıtlar: “Mutluluğun salt zenginlikle ilgisi yoktur” diyerek “Biton” ve Kleobis”in gerçek mutluluğu taddığını ileri sürer. Gene, Herodots’a göre, Kroisos, kendisini mağlup edip, odun ateşinde yaktırmaya hazırlanan Pers Kralı Kyros karşısında, Lydia dilinde Solon’un adını anarak pişmanlığını haykırınca Pers Kralı merak edip: “Ne söylüyor bu adam?” diye sormuş; hikâyeyi öğrendiğnde kendi akıbetinden de endişe ederek onu öldürmekden vazgeçerek dost olmayı tercih etmiş.

Aşağıda verilen resimlerden sol başdaki: iki delikanlının, Delphi’de bulunmuş olup Delphi Arkeoloji Müzesinde sergilenen, arkaik döneme ait (İ.Ö.580 civarı) doğal boyda (kuroslar-delikanlılar diye nitelenen) heykelleri (Argos’da Polymides tatafından yapıldığı sanılıyor); ikincisi bu grupdan Biton’un detay görüntüsü; üçüncüsü: İki gencin, XVII. Asır Fransız ressamı Nicolas Loir tarafından yapılmış tablosu. 

 

 

 

 

 

 


LETO: Koeus ve Phoebe adıundaki titanların kızı idi. Doğum yerinin (İstanköy ya da Karaada olarak bildiğimiz) Kos adası olduğu söylenir. Leto adının anlamı ve etimlojisi tartışmalı, kimine göre Dorca Lato’dan geliyormuş; genelde “saklı ve parlak“ olarak bilinirmiş ve yerel olarak Selene (Ay) yerine kullanılmaya başlamış. Ona “parlak”lık yakıştırılması, annesi Phoebe’nin adının da “ışıltı, parlaklık” olması ile uygun düşmektedir. Babası Koeos’un adı ise “Gökkürede kutupdan kutuba giden” olduğu sanılıyor; bu da Güneş ya da Ay gibi gök cisimlerinin bir uçdan öte uca semada dolaşmasını ıfade ediyor. Fakat, bazı klasik bilimciler, Leto’nun sonradan sürekli olarak yerleştiği Lykia’yı ve Leto kültünün Yunan döneminden önce kurulduğunu göz önüne alarak Lykia dilinde “kadın” ya da “eş” anlamına gelen “Lada” ile ilişkisi olabileceğini bildiriyorlar. Bu isim Roma mitolojisinde “Latona” diye anılır. Zeus ona da aşık oldu; ama, Hera’dan korkusundan, kız tam çocuk doğuracağı sırada onu terk etti. Hera durumdan haberdar olmuştu; çocukların, güneşin kuvvetle aydınlattığı bir yörede doğmalarına izin vermeyeceğini ilân etti. Canavar yılan “Python”u Panopia, Delphi gibi parlak güneşli yerlere girişi kontrol altına aldı. Aynı korku ile, tüm ülkelerin ve adaların halkı hamile kıza kucak açmayı reddettiler. Zeus, Boreas’a, kızı uygun bir yere yerleştirmesi için Poseidondan ricacı olmaya gönderdi. Deniz Tanrısı da Leto’yu Ortygia’ya (Bıldırcınlar Adası) taşıdı. Bu adacığın arzla hiç bağlantısı yoktu; rüzgârlara ve dalgalara kapılıp ordan oraya sürüklenip duruyordu. Hikâyesi de şöyle: Leto’nun kız kardeşi Asteria’ya gene Zeus zamparası musallat olmuıştu. Asteria yüz vermeyip kaçtığı için Zeus onu bıldırcın (ortyks) yaptı. Kızcağız da kendisini denize attı; yüzen bir ada oldu. Olaganüstü kayalık ve çorak olduğu için tüm adalardan daha güvensiz bir yerdi. Fakat Leto oraya ayak basar basmaz bir tansık gerçekleşti dört köşesinde yükselen birer devasa sütun adayı askıya alarak deniz dibine sabitledi. Hera ve Ilithyia (Doğum Tanrıçası) dışındaki tüm tanrıçalar Leto’nun dokuz gün süren doğum sancıları sırasında ona destek oldular. Gök kuşağı tanrıçası Iris, Heranın bilgisi dışında, Ilithyiayı ikna edip kızın, adanın Kynthos Dağındaki doğumunu yapmasına yardım etmesini sağlayarak Letoides (Letonun çocukları) epiteti ile anılan Apollo ve Artemis ikizlerinin doğumunda rol almış oldu. Bu olaydan sonra ada “Delos” adını alacaktır. Bu olay dolayısıyla Apollo “Delos Tanrısı”, Artemis “Kynthos Tanrıçası” olarak anulılırlar. Yıllar sonra oraya Apollon’un görkemli tapınağı ve kehânet merkezi inşa edilecek, Dünyanın her köşesinden derdine derman arayanlar orayı ziyaret edecek; bir zamanların çorak kayalığı tüm adaların en ünlüsü olacaktı. Ayrıca, Apollo Python’u öldürerek anasının intikamını alacaktır. Anasına sarkıntılık eden, toprakdan çıkma dev Tityos’u da öldürmüş; onun Tartaros’da, iki akbaba tarafınfan karaciğeri kemirilmekle cezalandırlmasına âmil olur. Öyküsünü “Atreos Ailesi” dizisinde anlatacağımız Niobe’nin başına gelen çocuklarının öldürülmesi felâketi de, Leto’ya, az çocuk doğurdu diye yaptığı hakaret yüzünden Apollo ve Artemis ikizleri hazırlamış.

Leto, yeni doğmuş çocuklarını, çeşitli mitolojik kaynaklarda daha da önce birkaç kez ziyaret ettiği nakledilen Lykia’ya götürmüş; onları bugün Antalya ilimizde “Kınık” dediğimiz bölgedeki Ksanthos ırmağında yıkayarak kutsamıştı. Çocuklarını yıkamasını ve susuzluğunu gidermesini, kendi hayvanlarını suladıkları bahanesi ile engellemeye kalkan çobanlar kurtlar tarafından kovalanmışlar ve sonra Leto’nun tılsımı ile kurbağalar haline getirilmişlerdi. Leto, bu nedenle bulunduğu ve daha önce “Termilis” adı taşıyan yöreye “kurtlar” anlamında “Lykia” adını vermiş; bu bölgenin önde gelen tanrıçası olmuştur. Kutsal evi “Letoon” Fethiyenin 50 km. güney-doğusunda “Ksanthos” (Kınık) yakınındadır. Zamanında, bölgenin kâlbi olan Ksantos Vadisinde kent devletlerden oluşan Lykia Konfederasyonu kurulmuş. Bölgenin yakınlarında, kuzeybatı yönünde Kalynda ve Physkos yakınların ikincil önemde “Letoon”lar da vardır. Fakat Ksantos kutsal evi en ünlü olandır; 6x11 sütunlu peristylos’u olan Dor düzeninde bir tapınakdır. Antik dönemde Lykialılara ait bir söylence, Leto’nun ikizlerini Delos’da değil Lykia’da doğurduğunu iddia eder. Lykialı ozanlar, Leto’nun kutsal doğum sancıları çekerken tırnakları ile Lykianın set toprağını kazarak Kasnthos ırmağını fışkırttığını terennüm ederler. İ.Ü.de 20 yıl boyunca Yunan dili hocalığı yaoan George Bean Sidyma’da bulunan bir yazıtta “kutsal doğum”un kesinlikle, (Ksanthos Vadisinin kuzey ucunda bugünkü Ören köyünde az mikdarda kalıntısı bulunan) “Araksa” kenti olduğunun belirtildiğini söylüyor.

Aşağıdaki soldan birinci resim: Leto’nun Lykialı çobanları kurbağalar halşne getirmesini betimleyen (1595-1630 arası yapılmış) Pietro Paulo Bonzi tablosu; ikincisi: Versailles Sarayın parkındaki “Leto Havuzu”; üçüncüsü: İ.Ö.540-530 civarında yapılmış, Amfora üzeri siyah Leto figürü.

 

 

 

 

 

 

DRYOPE : Bu mit, eski Yunanlıların ağaç sevgisi üzerinde odaklanır. Dryope, Dryops (meşe-adam) adındaki ilahî varlığın, Hamadryad’lar ya da Dryad’lar denilen (ağaç nymphaları) kızlarından biri ve bulunduğu Oekhalia yöresinin en güzel dişisi idi. Anası, çocuk olarak bir tek onu doğurmuştu. Hakkında iki öykü vardır. Birine göre: arkadaşları hamadryadlarla oynamakda olduğu Oeata Dağı ormanlarında, Delphi ve Delos’un efendisi Apollo onu görerek izlemeye başlamış, ilgisini çekmek için bir tosbağa haline girmişti. Kızlar ondan çok hoşlanıp sevmeye başladılar. Dryope de onu kacağına aldı; o anda Apollo yılan haline dönüştü. Kız kaçmaya davrandı; fakat yılan onu, bedenine sarılarak iğfal etti. Nymphalar korkup yanından kaçtılar. Sonuçda, oğlu Amphissos’u dünyaya getirdi. Andraemon ile evlilik yapmıştı; ama, Amphissos büyüdüğünde kurduğu Oeta kentinde gerçek babası olduğunu bildiği Apollo onuruna bir tapınak inşa etti. Burada bir rahibe olan Dryope’yi kardeşleri nymphalar sıkı sık ziyarete gelirlerdi. Bir gün, Dryope bir pınarda yıkanırken Apollo, gene bir yılan görünümünde çıka geldi; tekrar kıza sarılmak istedi. Bu kez, Dryope mukavemet ederken bir kara kavak ağacı haline geldi.

Hakkındaki ikinci öykü şöyledir. Yarı kız kardeşi Iole ile birlikde günün birinde durgun akan bir ırmağın kenarına öteki nymphalar için çelenkler yapmaya çıkmışlardı. Yanında getirdiği küçük oğlunu sevindirmek için yakınındaki lotus ağacı üzerinde dolu goncalardan birini koparıp ona vermek istedi. Fakat, goncayı kopardığı yerden kan boşandığını gördü. Ağaç aslında, peşine düşen Priapus’dan kurtulmak için bu biçime dönüşen nympha Lotis’di. Dryope gördüğü manzaradan dehşete düşerek oradan kaçmaya çalıştı ise de ayakları hareket etmiyordu. Iole onun çaresiz kaldığını fark edip yanına koşmuştu; ancak kardeşinin elinden tutup çekmeye çalışırken onun vucüdünü ağaç kabuklarını sarmaya başladığını gördü. Bağırarak yardıma çağırdığı babaları ve Dryope’nin kocası olay yerine geldiklerinde kabuklar zavallı kızın yüzüne kadar çıkmıştı. Dryope ancak bir iki cümle söyleyebilecek kadar vakit bulabildi; onlardan, çocuğu sık sık buraya getirmelerini ve annesinin bu durumunu gösterek, hiç çiçek koparmamalarını; ağaç ya da çalılıkların belki de kılık değiştirmiş tanrıça olabileceğini söylemelerini istedi ve tümüyle ağaç oldu.

“Rivayet muhtelifdir” demiştik; bazıları, Dryops kızı Droype’nin Hermes’den “Pan” isimli oğlu olduğunu ileri sürerler; oysa, Pan Hermes’den yaşlıdır. Vergilius ise “Aeneid”inde, ormanlar tanrısı Faunus ve Droyope’nin oğulları Tarquitus’un Aeneas tarafından öldürüldüğünü yazar. Mitolojik öyküler ve kişiler arasında kesin ve tutarlı bağlantılar arayan okuyucularımıza duyurulur.

Yayın Tarihi : 5 Kasım 2007 Pazartesi 12:05:45


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?