AKHILLEUS ALANA ÇIKIYOR: Akhilleus’un yokluğunda, adının anlamı “hızlı devinen” olan Hektor* adına uygun olarak fırtına gibi esiyordu. Ard arda gelen ölümcül darbeleri önlenemiyordu. Troia’da şenlik yapılan o gece Yunan ordugâhında gam ve sessizliğin hükmü sürüyordu. Artık savaşı bırakıp yurda geri dönmek isteyenlerin başında Agamemnon geliyordu. Fakat kabile şefleri kurulunun en yaşlısı ve Odysseos’u dahi aşan zekâ sahibi Nestor, tüm soğukkanlılığını ve cesaretini toplayarak Agamemnonu, bu hâle gelinmesinin müsebbibi olarak itham etti. Neleus ve Khloris’in oğlu, Pylos Kralı, Argonautlar seferi kahramanlarından olan Nestor’un fikrine göre, aşağılanarak saf dışı edilen Akhilleus’un gönlünü almak ve savaşa onun gücünün de katılması ile devam etmek gerekiyordu. Yanlışlık yaptığını ikrar eden Agamemnon Briseisi bu yiğide iade edeceğine söz verdi ve birçok göz alıcı armağanı Akhilleus’a sunmak üzere Odysseos’a teslim etti. Odysseos, kendisine refakat etmek üzere seçtiği iki kabile şefi ile birlikde Akhilleus’un çadırına gitti. Çok yakın dostu ve gene Argonaut philotoslarından olan Patroklos ile birlide oturan kahraman onları büyük bir nezaketle karşılayıp izaz ikram etti. Fakat ziyaret sebeplerini öğrenince çok kesin bir ret yanıtı verdi. Mısırın tüm hazineleri bağışlansa da kırılmış gururunun hiç onarılamayacağını; kendisinin Yunanistan’a dönmek niyetinde olduğunu; tüm ordunun da, artık geriye dönmek için yol hazırlığı yapmasının çok akıllıca bir şey olacağını söyledi.
![]() |
| Akhilleus’un gazabı (Son fresk ustalarından kabul edilen XVIII. Asır İtalyan ressamı Giovanni Battista Tiepolo’nun, İtalya, Vicenza kenti, Brenta ırmağı kenarındaki Valmarana Villasındaki fresklerinden) |
Apollo Hektor’u soluk aldırıp sağaltarak canlandırdı. Artık Yunanlılar, Işık Tanrı’nın desteklediği Troialı kahraman karşısında dağ aslanı ile yüz yüze kalmış koyun sürüleri gibi kaçışmaya başlamışlardı. Troialılar sahile kadar inip Akhaia gemilerini yakmaya niyetlenmişlerdi. Akhaialılar, umutsuz bir çırpınma gibi görünse de kahramanlıklarını elden bırakmamaya çalışıyorlardı. Patroklos bu hezimete korku içinde tanık oldu. Adı “babanun zaferi” anlamına gelen bu cengâver, Argonautlardan Menoitos’un oğlu idi. Akhilleusla birlikde Peleus’un sarayında yetiştikleri için yakın dost idiler; ikisi de Aktor ve Aigina soyundan geldikleri için akraba da sayılılardı. Hatta, Ovidius gibi bazı yazarlara göre aralarında eşcinsel ilişki de vardı. Gördüğü manzara karşısında Akhillleus’un hatırı için de savaştan dönülemeyeceğine kani olan Patroklos: “Senin öfken yurttaşlarını mahfa götürüyor; gemilerimiz yakılmak üzere. Bari, zırhını bana ver; senin kılığında alana çıkarsam Troialılar korkar; tereddütlerinden yararlanırız. Ben taze güç olarak düşman karşısına çıkabilirim” dedi. Homer’in anlatımı ile, Briseis’in elinden zorla alınmasına duyduğu tepkiyi Agamemnon’a hitaben: “Senin düşmanlarını yere serme uğruna değil, alacağımız ganimetlerle kendi kentimizi zenginleştirme k için Troia seferine katıldık. Sen benim gözdemi aldığın için artık senin hesabına kan dökemem. Sen benim lânetimin azabını çekeceksin. Artık ben savaşmayacağım” diye dile getirmiş olan Akhilleus, canı gibi sevdiği Patroklos’a fazla direnemedi: “Pekâlâ” dedi, “zırhımı al; benim adamlarımı da alıp gemileri koru. Onuru kırılmış biri olarak onların savunmasını ben yapamam. Sıra benim gemilerime gelirse, o zaman savaşırım”.
Gerçekten, Akhilleus’un zırhını giymiş ve onun adamları Myrmidonlarla alana çıkan Patroklos’u gören Troialılar arasında bir dehşet dalgalanması oluştu. Myrmidonların önünde bir yaban domuzu gücü ile vurduğunu deviren adamı Akhilleus zannetmişlerdi. Zeus’un Laodamia’dan olan oğlu, Lykia’lı komutan Sarpedon, Patroklosla yaptığı düelloda canını kaybeder; cesedi Lykia’ya taşınmış, Antqalya, Kınık Vadisinde adına tapınak yapılmıştır (Sarpedoneion; Lat. Sarpedoneum). Minos bahsinde değindiğimiz üzere, Zeus ve Europa’nın oğlu ve Minos ile Rhadamantys’in kardeşi Sarpedon ile bu Lykialı arasındaki isim benzerliği ve bunların mitolojideki yeri tarışma konusu olmuş; Euripides bile bu iki kişiliği birbirine karıştırmıştır. Patroklos, daha önce yediği darbenin etkisi ile sarsılan Hektor’u da kovalamış, ancak Apollonun yüreklendirdiği Hektorla yeniden yüzyüze geldiğinde, ancak bir aslan karşısındaki yaban domuzuna dönmüş. Hektor’un müthiş mızrak darbesi onu doğruca Hades’e göndermiş. Hektor onun zırhını çıkarıp kendisi giymiş. Akhilleus’u yendiğini zanneden Yunan tarafı gene paniğe uğramış. Gece, Patroklos’un dönüşünü bekleyen Akhilleus, onun yerine, ihtiyar Nestor’un yıldırım gibi koşan oğlu Antilokhos’un geldiğini görür. Dostunun ölümü haberi onu yıldırımla çarpılmış hâle getirir. Bu kez, onun intikamını almazsa insan içinde dolaşamayacağını düşünür, kendini hemen savaş alanına atmak ister. Onun Hektor’dan hemen sonra öleceğini bilen anası Thetis gene azap dolu yakarılarla oğlunu engellemeye çalışır.
![]() |
| Paris, Louvre Müzesinde sergilenen, İ.S.180–200 arası yapılmış bir Roma Lahdi cephesinde “Hector’un ölüsünün Troia kenti içine alınışı” betimleniyor. |
Tanrılar da artık oy birliği ile savaşa müdahaleden vaz geçtikleri için Troia’lılar için artık her şey bitmiş gibi görünür; büyük “Scaean - Batı, Sol” denilen ünlü büyük kapıları ardına kadar açılır; Troialı askerler akın akın içeri dalarlar. Surların önünde sadece Hektor dimdik ayakta kalır. Babası Priamos, anası Hekabe, ona içeri girmesi için yalvarırlar. Hektor, Troialıları yönetme sorumluluğunu taşıdığı için kaçmayı zillet görür. Karşısına, kardeşi Deiphobos görünümündeki Athenanın refakatinde, ışıl ışıl parlayan zırhları ile Akhilleus çıkar; Apollo onu kaderine terk etmiştir. Hektor, mızrağını müthiş gücü ile ve tam bir isabetle Akhilleus’un zırhının merkezine savurur; fakat, zırhı parçalamak şöyle dursun, en ufak bir delik bile açamadığını görünce hayrete düşer. Zırh tılsımlıdır. Deiphobos’un mızrağını almak üzere ona dönmek ister; fakat onu yerinde bulamaz. Tanrılar katından kendisine oyun oynandığını anlar. O zamana kadar kentinin savunmasında yiğitçe savaşan Deiphobos’un adı bir daha Iliada’da anılmayacaktır. Fakat daha sonraki efsaneler onun, Paris’in ölümünden sonra, öteki ağabeyi Helenos’la uğruna rekabete giriştiği Heleni ele geçirdiğini, Troia’ya ihanet ettiğini; savaş sonunda Menelaosla Odysseos’un onu öldürdükleri anlatır.
Akhilleus, Hektor’un Patroklos’dan ganimet olarak aldığı kendi zırhının boğazına yakın bir yerinde delik açıldığını bilir; hamle sırası onda iken tam o delik yerini hedefleyerek mızrağını Hektor’un boğazına saplar. Bu ölümcül darbe ile yere düşen Hektor, düşmanından, cesedinin anne ve babasına teslimini ister. Patroklos’un intikamı alma tutkusu vicdanını esir almış olan Akhilleus onu dinlemez; Hektoru arabasının ardına bağlayıp Troia duvarları etrafında yedi kez yerlerde sürüyerek parçalatır. Hera, Athena, Poseidon dışında, en zalim canların bile yüreğini ezecek bu görüntü Olympos sakinlerinin arasında yeni bir kavga nedeni olur. En fazla öfkeli olan Zeus, habercisi İris’i Priamos’a göndererek, yüklü bir fidye karşılığı Hektor’un cesedini Akhilleus’da geri istemesini önerir.
En azından oğlunun cesedine kavuşmak isteyen çaresiz baba, bir arabaya hazineler değerinde zengin armağanlar yükleyerek, bizzat, Argoslu komutana yalvarmaya gider. Ordugâhın kapısında, kendisini peyk oğlan kılığında gösteren Hermes karşılar. Priamos’u Komutan çadırına götürür. Priamos çok etkili bir konuşma ile Akhilleus’a babalık duygularını, barışçıl bir atmosferde anlatır. Akhilleus’un kalbi yumuşamıştır; yaşlı adamı nezaketle elinden tutarak yanı başına oturtur; teselli eder; savaşın acımasızlığını kendi de taddığını söyler. Sonra hizmetkârlarına, Hektor’un cesedini güzel kokularla yıkayıp, acılı babanın oğlunun feci halini görmemesi için yumuşak kumaşlara sımsıkı sarmalarını emreder. Priamos’a: “Cenaze merasiminin ne kadar sürmesini istersiniz?” diye sorar; “Yunanlılar savaşı bıraktığı sürece” yanıtını alır. Priamos oğlunu yuvaya geri getirir. Dokuz gün boyunca, görülmedik bir cenaze töreni yapılır. Helen bile yastadır;. “Öteki Troialılar beni aşağılarken, sen bana karşı daima soylu davrandın” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlar.
Dokuz gün sonra, Hektor’un cesedi çok yüksek bir cenaze ateşinde yakılır. Külleri ve kemikleri eflâtun bir örtü ile kefenlenerek altın bir kâseye konur. Bu kâse bir kaya kovuğuna konarak kovuk ağzı ağır taşlarla örtülür.
Vahşi atlara gem vuran Hektor’un cenazesinin saklanması ile Iliada Destanı sona erer.
Troia’nın düşüşünü, en ayrıntılı biçimde büyük Latin ozanı Vergilius’dan okuyoruz.
*Hektor sözcüğü Yunanca değil ama gene Hint-Avrupa dil öbeğine bağlı Dardancadan (“segh” kökünden) geldiği sanılıyor. Arnavutların atası kabûl edilen “Illyria”lılara adını veren Illyrios’un oğullarından biri olan Dardanos’un oğulları da Illyria’yı ve Trakhia’yı içine alan bir devlet kurmuşlar. Bir zamanlar Illyrialılara “Darni” ya da “Dardani”; Trakhialılara ise “Dardanos” ya da “Darda-Para” derlermiş. Yani her ikisi de aynı kökden geliyor. Halen Arnavutçada “dardha” çift demek.
** 16.000’den fazla dizeden oluşan “Iliada” destanı, Yunan alfebesindeki harflerle sıralandırılan 24 epik şiir bütününe yani bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlere genelde, İtalyanca ve İspanyolcada “şarkı” karşılığı kullanılan “Canto” adı verilmiş (Fransızca “Chant”); bu da Latince “cantus”dan geliyor. Bunun Sanskritçe “kanta- bölüm” ile ilişkisi var.