VERGILIUS: Roma Devletinin kuruluş destanı Aeneis (Aeneid)’in yazarı Publius Vergilius Maro İ.Ö. 70’de, Kuzey İtalya Mantua eyaletinin Andes bucağında, Horatius’un ailesi gibi aşağı tabakadan bir aile içinde doğdu. Babası çömlek ve tuğla yapım ustası bir çiftlik yanaşması idi. Annesi ise, Cremonalı Magius ailesinden gelme daha üst tabakadan bir hanımdı. Küçük yaşlarda kaybettiği kardeşlerinden sonra babasının da ölümü üzerine yeniden varlıklı bir kişi ile evlenen annesi Maria Polla’dan kalan mirası, baba ayrı kardeşi ile paylaşarak maddî sıkıntıdan kurtulmuştu. 15 yaşına kadar Cremona’da geçirdiği pastoral yaşam Doğaya olan duyarlığını arttırarak güçlü bir ozan olmasının temelini atmış; yazımı için yedi yılını harcadığı “Georgicus*- Toprak İşleri” isimli, dört bölümlü didaktik şiir demetinin ilhamını vermiştir ki bu çalışma “Aeneid”den sonra ikinci büyük eseri kabul edilmektedir. İlköğreniminden sonra eğitimini Milano ve Roma’da alacaktır. Roma’da Cato, Lucretius, Varrius, Varro gibi düşünür ve ozanlarla ülfet ederek çeşitli felsefe öğretilerini tanır; Homeros’u, Apollonius Rhodius’u okur. Eğitimini yaptığı hukukçuluğu beceremez. Horatius’un mağdur edildiği Philippi iç savaşından sonra, savaşçılara dağıtılmak üzere yapılan toprak zor alımlarında, Andes’deki arazilerini, galiba Octavius’a yakınlaşmış olmasından kurtarabilmiş.
![]() |
| V.asırdan kalma, el yazması “Vergilius Romanus – Romalı Vergilius” kitabı. Aeneid ile Georgicus’u ve “Eclogues’ın bir kısmının el yazmalarını içeriyor. Vergilius el yazmalarının en eski ve önemi olanlarından biri. Vatikan’da “Apostolica” Kitaplığında saklanıyor. |
Hepsi (pastoral, didaktik ve epik olmak üzere) ayrı türlerdeki üç büyük çalışma ürünün ilki, on kitaplık “Eclogues- Seçkiler”dir”. “Bucolicus - Çoban Şiirleri” adı da verilen“ bu eser, edebiyata ilk kez pastoral şiiri getiren Syracusa’lı Yunan ozanı Theokritos’un “Idyller”i model alınarak yazılmıştır. Ancak, onun canlı gerçekçiliğini öykünmeye yönelmemiş; kendi doğa gözlemlerine daha edebî bir duygusallık katmış. Theokritos’un Sicilyası ile kendi İtalyasını hayâlinde mezcederek bir doğa sentezi yapmiş; bu arada, iç savaş sonu topraklarından yoksun bırakılan köylülerin acısını dile getirirken mükemmel bir “pathos” sanatı sergilemiş. Başka ozanlar gibi, doğa betimlemelerinden alegoriler çıkarmakdan da geri kalmamış. Bu yapay doğa yaratıcılığı geleneği, XVII. Asır ozanı Milton’un, kahramanının ismini Theoktritos’un Idylllerinden aldığı Lykydas’a kadar gider. Eclogues, Aleksandrian şiirinin Romadaki izleyicileri (neoteterici – Yun neoterikoi) için Horatius’un sözleri ile “molle atque facetum – en yumuşak ve zarif” örneği olmuştur.
AENEID’e gelince, Vergilius, Roma’nın şiiri olan bu eseri son on yılında kaleme aldı. 12 kitaplık bu şiir demeti, Troiayı terk eden Aeneas’ın Roma ve ve güneydoğusundaki Alban tepelerindeki Alba Longa kentlerinin anası olan Lavinium’u kuruşunun efsanevî öyküsüdür. Bunun ilk altı kitabı, destanı özetlerken göreceğimiz üzere, harabolan Troyadan Aeneas’ın nasıl İtalyaya kaçtığı üzerinedir. Bunu izleyen bölüm de. Ozan’ın “Tantae molis erat Romanum condere gentem - Roma ulusunun temelini atmak ne ağır bir görevmiş” diye nitelendirdiği acı dolu kuruluş lejandıdır. İ.Ö.19’da, destanını yazdığı Troia kentini görmek üzere, Augustus ile birlikde yaptığı bir geziden dönerken Brudisium’da (Brindisi) öldüğünü eski bir hikâyede yazılıdır. Ölümünde henüz “Aeneid’in yazımını tamamlayamamış. Augustus, onun eserin yakılması yolundaki vasiyetini dinlemeyerek, ozanın edebî danışmanları Lucius Varus Rufus ve Plotias Tucca’ya, bazı gerekli yazım müdahalelerini yaparak. Aeneid’in okunmaya sunulması emrini vermiş. Buna karşın, Vergilius’un yaşamında düzeltme planını yaptığı bazı hatalar metinde kalmış. Bu da araştırmacıların tartışma konusu olmuş. Her ne biçimde tamamlanmışsa, Aeneid bir şaheser olarak kabûl görmüş. Bu eser Roma İmparatorluğu ile gururlanma, aynı zamanda onun kurbanlarına da merhamet duyma gibi erdem ve vicdan öğretisi ile yüklüdür ve içindeki karakterler Homeros şiirlerindeki kahramanlardan daha gerçekçidir.
TROIA’NIN DÜŞMESİ: Homeros’un eksik bıraktığı bu evreye en büyük geniş olduğu kadar en canlı ve en etkili biçimde Aeneid’in ikinci kitabında yer verilmiştir. Gene savaşın bu evresinde, yılan ısırması üzerine hastalanması nedeni ile Yunanlılar tarafından bir adaya bırakılan Philolektetes’in öyküsü hakkında Sophokles’in aynı isimli bir trajedisi vardır. Aiskhylos ve Euripides’in aynı konulu oyunları günmüze gelememiştir. Aias’ın ölümü ise Sophokles’in “Aias Mastigophors - Büyük Aias” trajedisine konu olmuştur. Ayrıca Euripides’in “Troades -Troialı Kadınlar”ı savaş sonunda sadece ölümlere değil kalan kadınların acılarına ağıt yakar. Vergilius ise, kendinden dört asır önceki Yunan yazarlarının insancıl yaklaşımlarına karşılık Aeneid de savaşçı ruhunu terennüm etmiştir. Savaş tanrısı “Ares” bahsinde, siyaset felsefecisi Hannah Arendt’in, yurdunu kaybeden Aeneas şiddetinin, yeni bir yurt kurmak için zorunluluk gereği başvurulan inşa edici şiddet olarak değerlendirdiğine değinmiştik.
Evet, gelelim Hektorun cesedinin, babası Priamos tarafından rica, minnet alınmasından ve tantana ile cenaze töreninin yapılmasından sonraki Troianın akıbetine…
Bu kez, Şafak Tanrıçasının oğlu, Habeşistan Prensi Memnon Troianın imdadına koşar. Fena halde sıkıştırılan Yunanlılar, rüzgâr ayaklı Antilokhos’un da dahil olduğu bir çok kahraman cenkçilerini kaybederler. Akhilleus, başarılı bir mücadele ile Memnon’u öldürür. Bu onun son savaşı olacaktır. Ünlü Scaean Kapıları önündeki Troia askerlerinin önüne geldiğinde Paris onu tam duyarlı olduğu topuğundan vuracaktır. Odysseos Troialıları kapıdan içeri sürerken, Aias, Akhilleus’un cesedini savaş alanı dışına çeker.
![]() |
| “Kral Priamos,Akhilleus’dan Hektorun cesedini istiyor”, Moskova Alaxander Ivano’un, Tretyakov Galerisinde sergilenen 1824 tarihli tablosu. |
Akhilleus’un cesedi yakıldıkdan sonra küllerinin arkadaşı Patroklosun küllerinin bulunduğu kavanoza konduğu söylenir. Anası Thetis’in Hephaistos’a yaptırdığı o muhteşem zırhı ise, buna en lâyık olan Odysseos ve Aias’dan hangisine verileceği diğer cengâverler arsında gizli oyla yapılan bir seçim konusu olmuş; seçimi Odysseos kazanmıştır. Aias bunu bir onur sorunu yapar; Athena’nın onun üstüne saldığı bir öfke nöbeti içinde Agamemnon ve Menelaus’u öldürmeye karar verir. Aleyhine alınan gizli kararda onların etkisi olduğunu düşünmektedir. Gece yarısı karargâhlarına gider. Karanlıkta koyun ve sığır sürülerini Yunan askerleri zanneder; gözü dönmüş, yalın kılıç üzerlerine saldırır; kılcını sağa sola sallar. O zihin bulanıklığında yırtılmış bir çadırın direği de ona Odysseos gibi görünür; onu parçalamaya kalkar. Neden sonra aklı başına gelir; etrafın hayvan leşleri ile dolu olduğunun ayrımına varır. Onlara çok acır ve iradesini yitirdiğine çok esef eder. Onuru ile yaşayamadığı için, hiç olmazsa onurlu bir biçimde yaşamına son verme kararı ile kılıcını kendi bedenine sokar. Bu hâlini gören ve intihar etmenin onurlu bir ölüm olmadığı itikadında olan Yunanlılar, cenaze ateşi yakıp küllerini saklamazlar; cesedini olduğu gibi gömerler.
Akhilleus gibi Aias’ın da erken ölümü Yunanlıları tümüyle umutsuzluğa düşürmüştür. Bilici Kalkhas, savaş sonucu hakkında tanrılardan henüz bir haber alamadığını; yalnız, Troialılar arasında onların akıbetini keşfedebilecek “Helenus” adında bir bilici bulunduğunu; onu yakalayıp getirebilirlerse, geleceği daha net görebilmenin olası olduğunu söyler. Odysseos Troialılardan yakaladığı bir esiri onun önüne getirir. Adam, onlara, Yunanlıların, Herakles’in yay ve oku ile Troia’ya karşı savaşmadıkça başarılı olamayacakları yolunda Troialılar arasında bir inancın oluştuğundan bahseder. Bu donanım, Herakles öldüğünde, Meliboea Kralı Poeas’ın oğlu Philoktetes’e verilmiş. Bu prens Herakles cenaze ateşini tutuşturan kişi imiş; Yunan ordusu ile Troia seferine katılmışken, yolda gelirken çok zehirli bir yılan tarafından ısırılmış; kendisinden umut kesildiği için ve ayak bağı olmaması düşüncesi ile bir zamanlar Altın Post peşine düşenlerin de uğrağı ve yığınla vahşi kadının kaynadığı yer olan Lemnos (Limni) adasına terk edilmiş. Ona bu zulmü reva gören Yunanlıların şimdi paçaları sıkışmış; kara kara düşünmeye başlamışlar. Bakalım sorunu nasıl çözümleyecekler?
*Georgicus( aYun. Georgikos): Yunanca “geo-ergein= toprak çalışması”ndan (toprağı işlemek) geliyor. “Coğrafya, geometri gibi sözcükler de bundan türemiş.
Saygıdeğer yazar, güzel ve rahat okunan üslûbu ile her halde birçok mitoloji meraklısı oluşturmuş olmalı. Bu seri yazılar kültür birikimimiz açısından büyük kazanç. Kutluyorum.