4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Rus ve Sovyet Edebiyatı (109)

Pyotr Kirişenko:

Pyotr Kirişenko

Poltova Bölgesinde, 1945 doğan Kirişenko orta okulu bitirdikten sonra şoförlük yapmış; sonra “Kirovograd Pilot Eğitim koleji”nden mezun olmuştu. 1969-1979 arası sivil hava yolları TU-134’de uçuş sevk mühendisliği yapmaya başladı. Yazı yaşamında ilk kez 1978’de göründü. Avrora, Studençesky, Meridyen gazetelerinde, Literaturniya Rossiya, Nedelya haftalık dergilerinde ve Istoki, Molodoy, Leningrad ve Toçka Opory almanaklarında küçük hikâyeleri yayınlandı. İlk kitabı “Uçuştan Sonra” 1981’de yayınlandı. Genç yazarlara verilen “Maksim Gorky Edebî Yarışma Birliği” diploması aldı. “Sovyet Yazarlar Birliği”nde üyelik yapmıştır. Düz yazılarını kitaplaştırmış olup bunlar Sovyetler Birliğinin üye devletleri dillerine çevrilmiştir. Pilotluk mesleği ile ilgili “Görüş Mesafesi 300 Metre” adlı küçük öyküsünün özetini veriyoruz.

Görüş Mesafesi 300 Metre

Hortum

Doğu yönünden hortum geliyordu. Şiddetli bir tipi de görüşü sınırlamıştı. Yoğun bir Şubat kar’ının örttüğü arzın üzerine bir rüzgar adeta şiddetli bir öfke ile çullanıyordu. Gökyüzünde de güneş koyu mavi bulutlar ve burgaçlar yaparak savrulan kar kitlesinin ardına gizlenmişti. Hava alanı tamamen boştu. Hiç inen, kalkan uçak yoktu. Gece karanlığı erken çöktü. Alanı basmış yağmur suları alaca karanlıkta kıpır kıpır ışıldıyordu. Fakat bulutların üstü hâlâ aydınlıktı. Güneş batmamıştı. Bu durum, uçağında izleyen Ribin’e absürd bir olgu gibi geldi. İçinden bulutları sürükleyip arzı güneş ışınlarına açma duygusu kabardı. Gökyüzü de giderek karanlığa girdi. Uçuş teknisyeni, ışıkları çoktan yakmıştı. Mürettebat hava limanları ile hava durumu hakkında bilgi alış verişi yapıyorlardı. Nihayet, pilot Ribin yirmi dakika içinde, yıldızlı gökyüzünü ardında bırakarak kara bulutlara dalıp iniş yapma manevrasına kendini hazırladı. Fakat mevrid liman bu inişe hiç de elverişli görünmüyordu. İhtiyaten “yedek” bir alan seçeneğini müzakereye başladılar. İlk uçuşlarını üstündeki semanın duru beyaz olduğu Kazakistan steplerinde başarı ile yapan Ribin çok usta bir pilot olmasına karşın görüş zorluğu olan bir havada alana inerken pistin sınırlarında sürüklenerek lambaların tahribine sebebiyet verdiği için ceza almış, rütbesi kaptan pilotluktan ikinci pilotluğa indirilmişti. Rütbesini yeniden kazandı ama bu kez çok ihtiyatlı davranıyordu. Mevrid limana yanaşmışlardı. Kar tipisini yararak inişe geçtiler. İsabetli iniş olduğuna hükmetmişlerdi. Telsiz iletişimi kesilmişti. İniş talimatı ya da reddi söz konusu olmadan kendi sezgi ve bilgileri ile hareket edeceklerdi.

Yirmibeş yıl boyunca aralıksız uçuş hizmeti yaptığı hâlde dişe dokunur bir varlık sahibi olamayan, onurlu hizmetine karşılık Sendikanın ona bağışlamak istediği arabayı dahî reddeden Ribin, sakin, yağız yüzü ile fakat büyük bir temkinle inecek pist arıyordu, “Tekrar uçuşa geçmem gerekiyor,” dedi. Mürettabatın gerilen sinirlerini yatıştırmak için sakin sakin havadan sudan söyleşiye geçti. Bir sirk gösterisi için bilet aldığını; bu gösteriye yetişmek için can attığını söyledi. Arkadaşları onun gerçekten tuhaf bir adam olduğunu düşündüler. Herhâlde çocukluğunda sirk görmemişti. Bir süre çene çaldıktan sonra: “Düşünceniz nedir?” diye sordu: “Çok kötü bir tipi. Sadece 200 metrelik bir görüş mesafesi var. Tehlikeli yan esintiler söz konusu. Bu arada kontrol kulesi ile de ses iletişimi gidip geliyordu. Planlanan hava limanı dışında daha müsait bir alan arayışı riskine hiç girilemezdi. Ribin, ses kayıt cihazına bu durumu rapor etti. Kule kontrolörü, görüş mesafesi bir kilometreden aşağı olduğu için onlara yardım edemeyeceğini, bu hava alanına inişin tehlike yaratacağını söylüyordu. Altı kilometrelik bir irtifada idiler ama Ribin, uçaktaki mürettebatın gerekli düzeni aldığını bu alana inişte ısrarlı olduğunu bildirdi. Gözlerini önündeki geçilemez gibi görünen koyu karanlığa dikmişti. Yanlarındaki bulutlardan mavi zigzaglar hâlinde sürekli elektrik boşalmaları oluyordu.

Tupolev 134 alana inmeye çalışıyor

Bu durumda uçağın süratini algılayamıyorlar; ancak ne kadar sağlam kaldıklarını bilmedikleri göstergelerden ve deneyimlerine dayanan tahminleri ile izleyebiliyorlardı. Görüş mesafesi ancak 300 m.ye çıkmıştı. Uçak sevk mühendisi: “mevride yaklaşık 50 km. kaldığına göre her defasında on m.lik bir iniş yapıp durumu kolaçan etmemiz ihtiyat gereğidir,” dedi. Ribin arkadaşlarındaki korku atmosferini gidermek için, bağırarak: “Ah, saat 7’ye gelmiş.” dedi. İkinci pilot, başına daha önce çok geldiği için alana yaklaşınca kuleden kendilerini başka bir yere şutlayacakları ihtimâlinden, istihza söz etti. Ribin sert biçimde itiraz ett: “Hiç bir yere şutlayamazlar; bu yasaktır.” dedi. Alana on derecelik açı ile yaklaşmışlardı. Mühendis: ”Hemen yangın söndürücüleri ve ambulansları alana getirip tertibat almalarını isteyelim.” önerisini yaptı. Trafik kontrol müdürüne telefon ettiler. Kuleden ters yanıt geldi. Günlerden Cuma olduğu için iniş kontenjanı asgarî limitlerin de altına inmişti. İkinci pilot: “Cumadan bize ne! Bizim yarın da uçuşumuz var!” dedi. Kaptan: “Peki, tamam!” dedi; alana yaklaşıyoruz. Bu gergin anlarda, eşinin sesini duyuyormuş gibi sanrılara da kapılıyordu. Kara bulutun üzerinden son dalışını yaptı. “İnişe kapalı” ışıklı levhası görüldü. Pisti, tekerler havada, üstünden geçip ıskaladılar ve hemen dik tırmanışa geçtiler. Mühendis canı sıkkın bir tonda: “Pistin altıyüz metre açığındasın,” dedi: “Bu alçak irtifada, bu rüzgârı göğüsleyerek yönünü düzeltemezsin!”. Sözünü bitirmeden Ribin kontrolöre: “Bir iniş daha yapmaya çalışacağım,” haberini verdi. Kontrolör: “Peki, yanaş bakalım! Pistte başka uçak yok. Ne kadar benzininiz kaldı?” dedi. “Bir saat uçacak kadar,”. Ribin ikinci pilota döndü: “Yoluna devam et; bir derece bile sola kayma; piste girmek için sağ dönüş yapacağız.” Karlar uçağı dövmektedir. Dönüş manevrasında şiddetle sarsılırlar. İkinci pilot uçağı tam yoluna sokmuştur. Mühendis piste ne kadar yaklaşıldığının ölçümlemesini yapar: “50 m., 40 m., 30 m.; hava limanının ışıklarını artık görüyorum.” En riskli evre yere tekerleklerin değmesi ve hız kesme de büyük bir başarı ile tamamlanır. Kapıyı açtıklarında tipi hışımla içeri girer; iniş merdivenini kırar; merdiven gövde üzerinde yassılarak düzgün iniş olanağını yitirir. Yere inmek için akrobatik ustalığa başvururlar. Elbette, meydanda kendilerini karşılayan kimse yoktur. Ribin uçağın çevresini dolaşıp denetimini yaptıktan sonra görevli kontrolöre gider. Asık suratlı adam, onun Pazartesi günü merkez büroya görünmesi talimatını verir. Ardından görüştüğü başkontrolör, daha dostane bir tonda, limit altı iniş yapmanın suç olduğunu; böyle bir risk almadan düşünmesi gerektiğini hatırlatır. Ribin ısrarla: “Hava raporlarına tekrar bakılmasını tavsiye eder. Kontrolörlerin telefonla aldıkları bilgi tipi ve kasırganın durmaksızın azgınlaştığı; yedek iniş alanında görüş mesafesinin 400 m.’ye indiği; artık uçak kaldırma olanağının kalmadığı yolundadır. Usta pilot Ribin, sezgileri ile elindeki son fırsatı kullanıp vartayı atlatmıştır.

Boris Kravçenko Petrozavodask’da, 1945’de doğan yazar İnşaat Fakültesinden mezun olduktan sonra Ordu’da görev aldı. Karelya ve Urallarda kereste kesim ve sevkiyatını yönetti; kamyon ve buldozer kullanımında personeli eğitti. İlk kez 1975’de taşrada yayın alanına çıktı. Sonra Sever, Literaturnaya uçoba günlük gazeteleri lle Literaturniya Rossiya haftalık dergisinde ve çeşitli antolojilerde yazıları yer aldı. “Unutulan Sıcaklık” ve “Öykü Böyle Sürüp Gider” isimli iki kitabı çıktı.

Yefremiç” isimli öyküsünün özetini veriyoruz: Buldozer operatörü Yefremiç, işten dönerken aracının kayıt dışı edildiği için elinden alınacağı haberini arsız tabiatlı, sırık gibi uzun kuru Vaska Şçeglov’dan alır. Vaska onun omuzunu tapışlayarak, riyakâr bir eda ile: “Artık bu külüstürden kurtuluyor; gıcır gıcır yeni bir dozer alıyorsun,” müjdesini verir. Yefremiç kendi aracından mutlu olduğunu söyler. Daha sonra rastladığı ve bu haberin gerçekliğini doğrulayan mühendise aracının asla yenilenmeye ihtiyacı olmadığını söyler. Belki eski model oluşundan yeni modeller üzerine eğitim almış bazı operatörlerin onu kullanmasını beceremeyebiliceklerini fakat kendisinin onun üstünde uzmanlaştığını; kendi organı imişçesine ona egemen olduğunu iknaa çalışır. Mühendis böyle talimat aldığını; emir kulu olduğunu; miadı dolduğu için kaydını sildiği bu aracın teslim almak zorunda olduğunu, Yefremiç’in bir itirazı varsa derdini patrona anlatmasını söyler. Yefremiç isyanlardadır. Evde eşine durumu nakleder. Kadın yeni araç veriliyorsa Yefremiç’in bir demir yığını için neden bu kadar gürültü çıkardığını anlamamıştır. Yefremiç iyice çılgına döner. O zaman kadın: “belki kaydını silmekten vazgeçerler; şimdiye kadarki hizmetlerin için sana madalya vermeleri lazım,” diye onu teskine çalışır. Sabah bürosuna gittiği mühendis yerinde yoktur. “Ah çakal; arazi olmuş!” diye söylenip patronun ofisine yönelir. Patrona: “Neden buldozerimi kayıt dışı yapıyorsunuz?” diye çıkışırcasına sorar. Patron önce anlamaz. Sonra: “Ee, yasal miadı doldu; ömrünü de tamamladı! Senin yeni aracın da hazır. Bir görsen, çok seveceksin” yanıtını verir. “Yeni istemiyorum!” Patron şaşkındır. Yefremiç devam eder: “Bu araç son derece sağlamdır. Siz bunu iyi bir fiata başkasına devredeceksiniz. Parası da size ödendi. Öyle değil mi? Yoksa Devletin makinesini çöplüğe mi atacaksınız? Devlet sağmal inek mi? Nazilerle savaş sırasında bombalar, roketlerle harap olmuş eski tankları tamir edip yeniden savaşa soktuk. Bize sadakatle hizmet ettiler. Buldozerimin de çocuğum gibi bakımını yapıyordum. Sapasağlamdır.” Patron kekeleyerek itiraza yeltenir. Yefremiç’in gözü kararmıştır, ultimatom’unu verir: “İşte, yoldaş baş mühendis orada! Emir verin, benim buldozerimi iade etsin.” Dışarı çıkıp bir bankoya oturur. Bir süre sonra buldozeri önüne gelir.

Sadai Budagli Azerbaycan Sovyet Cumhuriyetinin Kazak kasabasında, 1955’de doğdu. Politeknik Enstitüsünde öğrenim gördükten sonra Bakü’de fabrikalarda ve inşaat projelerinde çalıştı. 1977’de yazın hayatında göründü. 1979’da Gorky Edebiyat Enstitüsüne girdi. Âzerî dilindeki eserlerinin Rusça çevirileri 1982’de Drujba naradov, Naş sovremennik gazetelerinde ve haftalık Nedelya dergisinde yer aldı. Drujba naradov gazetesinden yılın ödülünü ve Nedelya’dan keza “en iyi öykü” ödülü ve diploma aldı. Budagli’nin “Aralık Kapı” öyküsünün özetini veriyoruz:

Valizli adam önde, bir ağır çanta ve bir de kaytanlı torba taşıyan kadın biraz ardında yürüyüp bir evin önünde dururlar. Kadın evin oda penceresinden içeri bakar: “Işık neye açık kalmış? Anahtar sende mi idi?” diye sordu. Adam: “Bir anahtar bende; öteki sureti de ev sahibinde...” dr. Girdikleri dar avluda ayrı ayrı mütevazı ailelerin ikamet ettikleri yanyana dizilmiş üç küçük ev vardı. Kendi oturdukları evin kapısını açıp içeri giren adam kuşkulu bir durumla karşılaştı. Bir odanın yarı aralık kapısından sızan elektrik ışığı yüzünü yarısını aydınlatmıştı. Adam odaya girdi; elindeki valizi odanın ortasına bıraktı. Gözlerini çevrede gezindirdi. Zoraki bir tebessümle: “Gördün mü şu işi?!.” dedi. Hâlâ, kararsız, eşikte bekleyen kadın eşiği aşıp antreye girdi. Kocası kapıyı kapayıp yanına gelmesini istedi. Mütereddit kadın kendini toparlayıp isteğe uydu. Ama kocasının bulunduğu, yarı aralık kapının açıldığı odaya girmekten çok korkuyordu. Bir gaz ocağı, bir masa, üç sandalya, bir gardop ve bir yatak gibi asgarî gereksinim eşyasının bulunduğu oda çok ufak fakat tertipli idi. Yatak dağınıktı. Battaniye ve yatak çarşafları, karyolanın demirine asılı bırakılmıştı. Adam odayı ayakları ile arşınlıyordu. Dış kapı çalındı. Eşikte tıknaz, kısa boylu ev sahibi belirdi: “Hoş geldiniz, hoş geldiniz. Yerleştiniz mi? Başka bir gereksiniminiz var mı? Söyleyin çekinmeyin...” dedi. Kiracı adam :“Sağ olun bir gereksinimiz yok, ama şunu sorabilir miyim?” dedi. “Tabiî, tabiî. Buyrun!”. Adam ceketini askıya astı: “Ben Hamdolsun çok iyiyim ama...” Kadına yönelir: “Sen ne dersin. Bir isteğin var mı?” Kadın: “Hayır, yok yok... Biraz iş yapmaya hazırlanıyorum,” dedi ama çok tedirgin bir hâli vardı. Ev sahibi gittikten sonra tartışmaya başladılar. Kadın adamın kendisi ile evlendiğinden pişman olduğu kuşkusuna kapılmıştır. Yüreğindekini açıkça söylemesini ister. Adam mütereddit ve mahcuptur. Kadın: “Ebeveynin ile ilgili bir sorunun mu var?” deyince aklına bu kadınla evliliğine karşı çıkan babası ile tartışması gelir. “Sen, otuz yaşına kadar boşanmış bir kadınla evlenmek için mi bekledin? Onunla evlenirsen sakın benim evime ayağını basma.” demişti babası. “Niye böyle davranıyorsun, baba? Daha onu tanımadın ki!..” Tanımıyorum; tanımak da istemiyorum!”. Artık bu durumu karısına açıklamak zorunluluğunu hissetmiştir: “Evet, onlar benim kendi anlayışlarına göre mutlu olmamı düşünüyorlardı. Ama, boş ver; herkes mutluluğa kendi atı üzerinde gider.” “Bundan hiç söz etmemiştin.” Adam başını salladı; geçmişi karıştırmayalım. Bu konuyu kapatalım!” dedi ama gizleyemediği kaygı karşısında kadının gözlerindeki endişe korkuya dönüşmüştür: “Bir mazaret arıyorsan kendini zorlama. Vakit henüz geç değil.” Adam tekrar utandı. Sigarasına sarılıp kendini dışarı attı. Kadın adamın pişman olduğunu hissetmiş ama bundan onu suçlu bulmamıştı. Kendi anasını hatırladı. Boşandığında kızının geleceğinin artık karardığını düşünmüş; yeni bir kısmet çıktığında sonsuz bir sevince kapılmıştı. Bu kadıncağızı yeniden bir yıkıntı hâline getirmek kâbus gibi bir şeydi. Adam bahçede açmazlar içinde kıvranıyordu. İçeri, yine kapısı aralık duran odaya döndü. Pencereye yaslandı. Zaman zaman yağmur damlacıkları camı dövüyordu. Birden kapı çalındı. Elinde bir kâse tutan bir oğlan çocuk belirdi kapıda: “Annem bunu size yolladı. Lûtfen yeyin.”. Evin hanımı onları bağrına basmıştı. Kadın kasenin içindeki yemeği tencereye atıp ocağın üzerine koydu. Bu sıcak atmosferden adamın efkârı dağılmştı. Aralık kapıdan, komşu sundurmasının hareketlendiği; içerden çıkan birinin havuz suyunun musluğunu açtığı göründü. Artık bu yeni yaşamın önünde geçmişin engelleri kalkmalıydı. Adam önce kadının omuzlarına yapıştı. Sonra hâlâ aralık kalmış kapıyı hızla kapattı.
 

Yayın Tarihi : 21 Haziran 2013 Cuma 09:32:20


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?