Aleksey Menkov: Rusya Federasyonuna bağlı, Ukrayna ve Beyaz Rusya ile sınırı olan Bryansk Oblastında doğdu. Orta öğrenimini bitirdikten sonra bir kollektif çiftlikte çalıştı. Sovyet Ordusunda hizmet etti. Dombas’da madencilik, Kubişev’de Stroymaşina işletmesinde elektrikçilik, Komunist Gençllk Birliğinde sekreterlik yaptı. Gorky Edebiyat Enstitüsünü bitirdikten sonra bir yayınevinde çalıştı. Çeşitli konuda düz yazı kitapları ve çok sayıda küçük öyküleri vardır. Eserleri Yunost, Moskva, Naş Sovremennik, Molodoya guardia, Novy mir gazetelerinde ve haftalık Literaturniya gazeta, Literaturniya Rossiya dergilerinde çıkmış olup SSCB’ye dahil toplumlar dillerine çevrildi. Sovyet Yazarları Birliği üyeliği yaptı. “Huzur Kaçırıcı Toplantı” adındaki öyküsünün özetini veriyoruz:
Öykü bir kolektif çiftlik çobanları Grigori Çubar ve Stepan Petrunin’in yorgun argın sürülerini gütmekten dönmeleri ile başlar. Kısa zaman önce yaptıkları bir tartışmadan sonra artık birbirleri ile konuşmak istememektedirler. Yolda, dev cüsseli, kırkiki yaşında, saçları erken ağırmış Nikolay Mihailiç Darov’a rastlarlar. Aynı çiftlikte tarım işleri yapmakta olan Darov’un babası II. Dünya Savaşında esir alınmış fakat esir kampından kaçmayı başarmakla birlikte ağır yaralandığı için Beyaz Rusyalı bir kadının bakımı ile iyileşmiş ve tekrar cepheye dönerek nihaî zafere tanık olmuş ama evine dönmemiş, hayatını kurtardığı için minnet borcu olduğu kadının yanına gitmiştir. Evine bağışlanmasını dileyen bir nihaî mektup yazmış; başka mektup yazmadan, arada yetersiz miktarda nafaka göndermiş. Annesinin vefatından sonra başka pek yakını kalmayan; babasının cephede çarpışmış arkadaşlarının kimisi ağır sakatlanarak döndüğüne tanık olan, kimisinin de canlarını kaybettiğini öğrenen ve bir kıtlık yılında yetersiz ürünün hasadı sırasında karşılaştığı Annuşka Andreyeva ile evlenen Nikolay son zamanlarda babasından sık sık mektuplar almaya başlamıştı. İlk mektupları yanıtsız bıraktı. Fakat anasının hayatını yitirmesinden sonra babası ile iletişimin yararlı olabileceğini düşündü. Ve onun verdiği adrese bir ziyaret yapmaya niyetlendi.
Çocukluğundan beri koyu siyah saçları ve gözleri sebebi ile “Kuzgun” diye anılan Kolya, bu kararını takdirle karşılayan ve gider ayak barıştırdığı Stepan ve Grigori’ye de veda eder. Annuşka’yı ve kızları Svetlana’yı evde bırakarak trene biner. Bir günü aşan bir yolculuktan sonra babasının adresini verdiği kasabada iner. Ona tanışıklık gösteren yaşlı bir adamı Kolya ilk görüşte onu hatırlamaz. Yaşlı adam onun babası olduğunu hatırlattıktan sonra istasyon dışında bekleyen bir arabaya götürür; oradaki genç bir kadına: “Bak Tatyana,” der: “kardeşin Kolya,” Tatyana ve Kolya, sanki daha önce birbirlerini tanıyor da hasret kalmışlarcasına birbirlerine sımsıkı sarılırlar. Tatyana: “Kolya dev gibi imişsin: Ilya Muromets’e (Rus hamasî masallarının bir kahramanı) benziyorsun,” der. Sonra otomobil ile onu etrafı gezdirir. Sürücülükdeki ustalığı ve sürati Kolyayı hayran bırakır: “Yoksa mesleğin şoförlük mü?” diye sorar. “Hayır ben mühendisim. İki yıldan fazla bir zamandır araba kullanıyorum.” Yaşlı adam: “Kocası Hava Kuvvetleri pilotu idi,” diye tamamlayıcı açıklama yapar. Nikolay’ın: “Acaba yeğenlerım de var mı?” sorusunu Tatyana: “sekizinci sınıfta bir oğlan yeğenin var.” diye yanıtlar ve mütekabilen kendi yeğenleri olup olmadığını sorar. “Elbette iki oğlan, Igor ve Jenya bir de kız Nataşa...” Beş katlı bir apartmanın üçüncü katına çıkarlar. Mütevazı giyimli, zayıf bir kadın kapıyı açar; Nikolay’ı nezaketle karşılayıp elini sıkar. Baba, epey sıkıntılı bir tavırla Nikolay’ı ve ikinci karısı Antonina’yı birbirlerine tanıştırır. Nikolay bu ufak tefek, sessiz, çekingen kadının babasını nasıl cezbettiğine kafa yormaktadır. Oysa kendi anası ne denli güçlü, becerikli ve çekici idi!.. Çay ikram edildiğinde kesinlikle reddeder. “Bizim köyde hiç çay içilmez. Hava sıcaksa bol sütten yapılmış kvas (maya anlamına gelen bir içki), arkasından da bir kadeh vodka içilmektedir. Baba, ihtiyatlı bir dille: “Sigara içiyor musun?” diye sordu. “Hayır, hiç denemedim!”. “Ben azalttım ama hâlâ içiyorum. Çok gergin bir yaşam geçirdim.” Nikolay, artık çok rahatlamıştı. Beklediğinden çok daha sıcak bir ortama girmişti. Akşam sofrası brandi ve taze salatalığından havyarına kadar çok zengin şekilde süslenmişti. Nikolay samimiyeti koyulaştırarak babasına sigarayı bırakmasını öğütledi. “Boş ver, evlâd; seni burda görmekle en büyük mutluluğa erdim. Yaşamdan daha ne beklerim; Haydi, kadehleri tokuşturalım.” Yaşlı adam sonra anılarına geçti: “Sen de olgun yaşa gelmişsin, saçların kırlaşmış. Bu dönemi görmeyi hiç hayâl edemezdim. Ard arda savaş, çatışma, kıtlık, sefalet; kaç defa ölümle burun buruna geldim. İki yıla yakın bir zaman esir kaldım. Arkadaşlarımla kaçma girişimlerim oldu. Doğru zamanı seçemedik; hüsrana uğradık. Ayazda, sisde çalışmaya çıkarılıyorduk. Bir defasında koyu sisin yardımcı olacağını hesap ederek arkadaşlar arasında el temasları ile birbirimize zamanın müsait olduğu mesajını verdik. Bir rastlantı barsaklarım da bozulmuştu. Kendimi denetleyemediğimi gören nöbetçi numara yapmadığı düşünerek biraz açığa gitmeme izin verdi. Arkasını dönerek burnunu da mendili ile tıkadı. Ve o anda arkadaşlara sinyal verek ormana daldık. Arkamızdan çeşitli silahlar ölüm kusmaya başladı. Yanımızdan yöremizden geçen mermilerden kimlerin nasiplerini aldığını bilmiyorum. Benim sol kolum kan içinde idi; dirseğimden yukarısı acıdan yanıyordu. Nereye çıkacağımı bilmeden bir gün, bir gece kâh süründüm, kâh yürüdüm; nihayet bayılıp kaldım. Gözümü açtığımda Almanların üs yaptığı bir köyde olduğumu gördüm. İşte bu kadın, Antonina Vasilievna, ana ve babasını Alman bombardmanında kaybetmiş, teyzesi ile başka bir eve sığınmıştı. O beni şefkâtle sağalttı ve yeniden cepheye gönderdi. Mektuplaşma olanağı bulduğumuzda bir gün Tatyana adında bir bebek doğurduğunu yazdı.” Nikolay kadehini kaldırarak: “Boş ver, babacığım: artık geçmiş dertlerini depreştirme; sağlığa içelim. Yakında bizim kasabaya sizin de gelmenizi, gelinin Annuşka ile tanışmanızı bekliyorum.”
Mihail Şçukin: 1953’de Novosibirsk Bölgesinde doğdu. Novosibirsk Kütüphanecilik ve Kitap Yüksek Okulundan mezun oldu. Sibirya’da Ogonyok gazetesinin özel muhabirliğini yaptı. Yazın yaşamında ilk kez taşra gazetgelerinde 1979’da göründü. Sonra, Sbirskiye ogni, Literaturniya uçoba günlüklerine ve Literaturniya gazeta, Literaturniya Rossiya edebiyat dergilerine geçti. SSCB Yazarlar Birliği üyesi oldu. SSCB üye Devlet dillerine çevrilen iki kitabı yayınlandı. “Lyoka” adındaki öyküsünü özetini veriyoruz:
Lyoka küçük yaşlardan beri çok inatçı yapıda bir çocuktu. Babası akşam işinden döner; onu dizlerine oturtur, sevecenlikle: “Benim oğlum büyüyünce pilot olacak, değil mi?” diye sorunca o kara kaşlarını çatıp somurtur; yanıt vermezdi. Baba, diklenerek: “Sana, pilot mu olacağını sordum!” Lyoka gözlerini kaldırmadan: “Seyis olup, atlarla uğraşacağım.” cevabını verirdi. Babasının yüzü karışır: “Ailede hiç pilot yok. Ben pilot olmak için can attım; durum elvermedi. Budala sen de!.. Uçmak, ufukları tanımak kadar güzel bir şey var mıdır?!.” “Hayırrr: ben seyis olmak istiyorum!” Babası annesine çatar: “Ne biçim inatçı manyak yetiştirmişsin!” der; günler, yıllar Lyoka’nın inadı ile cedelleşmekle geçerdi. Lyoka sekizinci sınıfı bitirdikten sonra Teknik Okul’a yazıldı. Sonra askere alındı. Askerden döndükten sonra aşık oldu. Evet onun yaşında aşık olmak anlaşılabilir bir şeydi ama kime aşık olabilirdi? Ola ola, evlenip bir çocuk sahibi olduktan sonra, çocuğu babasına bırakarak gelen ve kasaba mahfiline yönetici olan, fıkırdaklığı ile tanınmış Nadya’ya aşık oldu. Kendi arkadaşları bile onun bu sıska aşifteye nasıl tutulduğunu anlayamamışlar; alay konusu yapmışlardı. Günün birinde Lyoka bu gençlerden birini yoldan çevirip, koca, kemikli yumruğunu göstererek: “Bunu görüyor musun?” diye sorunca çocuk: “Evet!” anlamında başını sallamış ve bir daha kimse Lyoka’nın üstüne gidemez olmuştu. Onun gerek okulda gerekse Orduda disiplinli ve itaakâr davranışlarından, onu kızdırmaya çalışılınca belli bir noktaya kadar tahammül gösterişinden sessiz bir tip olduğu söylenebilirdi ama işaret diliyle güçlü bir anlatımı vardı.
Yaşam düzeni kamyonla işten döndükten sonra kamyonu garaja bırakarak, duş alıp temiz giyindikten sonra kapağı kasaba mahfiline atmak şeklinde idi. Annesi üzüntüden haykırma raddelerine geliyordu; “Başka gençler yüksek okullardan mezun oldular; o şoför olmayı seçti. Boşanmış, çocuklu bir yosmaya tutuldu. Başkasının veledini nasıl bağrımıza basarız? Sen baba olarak bu sersemi yola getiremiyor musun?” diye babaya çatar. Lyoka’nın inadı karşısında çoktan havluyu atmış adamcağız omuzlarını sallamaktan başka bir şey yapamazdı.
Klüpde, sürekli bu kemikleri çıkmış derecede zayıf, solgun yüzlü kadını gözleri ile izleyen, arada bir onunla danseden Lyoka vakit geçince herkesin klüpten çıkmasını bekler, etrafın toplanmasında Nadya’ya yardımcı olurdu. Ve ona Maria Nine’den kiralanmış eve kadar eşlik ederdi. Bir gece klüp tümüyle boşaldıktan sonra Nadya piyanoya oturdu. Ustalıkla icra ettiği başka bir dünyadan geliyor gibi görünen melodileri Lyoka anlamıyordu ama anlamayı çok istiyordu. Hayranlıkla bir süre dinledikten sonra ona birden evlenme teklif etti. Kadın korku içinde yerinden sıçradı: “Sen ne diyorsun? Ben evlilik geçirmiş, çocuk sahibi bir kadınım. Birbirimize hiç denk düşmeyiz!” Lyoka fazla üstelemedi. Her gece olduğu gibi ona refakat ederken: “O müziğin adı nedir?” diye sordu.
![]() |
| Michał Kleofas Ogiński |
Oginski’nin Polonaise’i *(1) olduğunu öğrendi. Ertesi akşam gittiği kulübün kapalı olduğunu gördü. Hemen Maria Nine’nin evine koştu. Kadın elinde bir sopa ile bekliyordu onu: “Senin sırtını bu değnekle bir ısıtmam gerek!” dedi. “Niçin?” “Bu zavallı kızla niye alay ettin? Onu utandıracak her şeyi yapmışsın!” “Nerede Nadya?” “Gözyaşları içinde gitti!” Lyoka kamyonu son sürat istasyona sürdü. İstasyon şefine Nadejna Fyodorova’nın nereye bilet alıp gittiğini sordu. Şef, ters ters: “Sen trenin varacağı bu milyonluk kentte kaç Nadejna Fyodorova olduğunu biliyor musun?” dedi. Lyoka yolcuların adres listesini istedi. Şef öfkeli bir şaşkınlık içinde idi: “Kim doğru adres veriri ki? Al, pösteki say bakalım. Ama dostum, her hâlde senin beynini temel çivisi sökülmüş.” Lyoka inadından vazgeçmiyordu: “Ben onu bulacağım!”.
*(1) Oginski (Michal Kleofas Oginski) : 1765-1833 yılları arasında yaşamış, Lituanya-Polonyalı aile karışığı olup Polonya-Lituanya Kommonveltinde, Varşova yakınlarında Guzów’da doğan Oginski diplomat bestecidir. 1772-1775 arası Polonya’nın Rusya, Avusturya, Prusya arasında taksim sürecinde Rusya’da kalan bölgede kaldığından ilerde kendisine Rus senatörlüğü de verilecektir. Rus yönetimine tepki olarak ilk “Polonaise”i o bestelemiştir. Arkasından gelen genç Frédéric Chopin “Polonaise” türü müziğini dizi hâlinde besteleyecektir.
Yuri Ostrukov: Kurgan Bölgesinin Petukovo kasabasında doğdu. Okulu bitirdikten sonra uzun süre Sovyet Ordusunda yedek subaylık yaptı. Sonra Kırım, Bahçesaray’da bir çimento fabrikası, Çukotka’da elektrik enerji istasyonları inşaatlarında çalıştı ve bu arada Sivastopol limanına bağlı bir gemide gemicilik de yaptı. İlk kısa öyküsü ‘Pirinçten Düğme’ 1968’de Leninskaya smena dergisinde yayınlandı. Arkady Gaydar Bölgesi Edebiyat Yarışması birincisi oldu. Öyküleri SSCB’nin tüm üye uluslar dillerine çevrildi. “Beyaz Yat” adlı uzunca öyküsünü kısaca tanıtıyoruz.
İki yıldan fazla deniz turizmi konusunda Ognev adında bir usta başının takımında çalışıp denizcilik aşkı yüreğinde kökleşen Fyodor Malygin, karısının da itirazlarına rağmen yetersiz bütçesi ile bir buharlı yat inşa etmeyi aklına koymuştur. Daha maliyetini hesaplayıp gerekli finansmanı sağlamadan mavna tezgâhlarını gezip bir inşaat ekibi toplamaya çalışır. Evvelâ tersane yanındaki işçi lojmanlarına yakın bir ikamet yeri bulması gerektir. Bu temin edilir. Ognev ona inşa sırasında müşavirlik edecektir. Sekiz metreden uzun bir yatı, kendi yapacağı tekneye model olarak seçer. Finansman arayışında bankaya müracaatından itibaren başı bürokrasi ile derde girer. Ciddî şekilde borçlanmıştır. İnşaat sırasında da cahil ya da kötü niyetli resmî görevlilerin tacizi altındadır. Yat inşaatı faaliyeti için ruhsat alıp almadığı sorulur. Özellikle Homkin adında bir belediye zabıtası başına belâ olmuştur. Muhasebe defterlerine evde karısı bakmaktadır. Faaliyetin günü gününe muhasebeleştirilip muhasebeleştirilmediği araştırılır. Baştan savma yanıtlara karşı merkezden müfettiş çağırılacağı tehditleri savurulur. Günün birinde müfettiş de çıkagelir. Müfettiş daha az cahil ve nadan değildir. Tekne tahtalarını omurgaya bağlayacak perçinlerin hangi sistemde uygulanmayacağına kadar teknik soruşturma yapar. Yat çalıştırmaya Fyodor’un teknik ve fizik yeterliği olup olmadığını da sorar. Fyodor kendisinin zorluk çekeceğini zannetmediğini; fakat buhar temini için ocak başında ateşçilik yapacak olan ateşçi Jerebtsov’un işinin güç olabileceğini söyler. Bütün bu sinekçil görevlilerle uğraşmak yat yapımından çok daha zarplı bir iştir, velhasıl. Nihayet, yat inşası biter; boyanır. Suya indirilir; Volga’da bir kuğu gibi süzülmeye hazırdır. Artık limana tescil işlemleri azabı başlayacaktır.