Yaroslav Şipov; 1947’de, Moskova’da doğdu. Orta öğreniminden sonra rotatif baskı işçiliği yaptı. Aynı zamanda Maksim Gorky Edebiyat Enstitüsüne devam etti. 1971’de yerel gazetelerde yazı yaşamına atıldı. Sonra Selskaya molodioj, Literaturniya uçoba, smena gibi ulusal gazetelerle Literaturniya gazeta ve Literaturniya Rossiya dergilerinde yazdı. 1981’de ilk kitabı “Cepheye Seyahat” yayınlandı ve genç yazarlara verilen Maksim Gorky Tüm Sovyetler Birliği Edebiyat Yarışması birincilik ödülü aldı. Sovyet Yazarlar Birliği üyesi oldu ve eserleri SSCB üye toplumları dillerine çevrildi. Novella ( ya da Rus edebiyatında “Povest”) denen “Sakin Bir Kasaba” adlı kısa romanını özetle tanıtacağız. Bu roman tarihi efsanelerle dolu münzevî bir kasabanın Bolşevik yönetimi kuruluşu sırasında, din ve kapital çevrelerinden gelen direniş girişimleri ve başsız kalmış, hangi otoriteye itaat edeceğini bilemeyen askerî birliklerin kör dövüşüne benzer çabaları içinde yaşadığı karmaşayı anlatmaktadır.
Sakin Bir Kasaba
![]() |
| Tommaso Campanella |
Yabancıların tesadüfen ya da yanlış bilgilendirme sonucu gelebileceği “Soliretsk” kasabası uzaktan bir serap gibi görünen bir yeşillik ummanında kara bir yama gibidir. Kazaen ya da yanlış bir seçim eseri kurulmuşa benzer. Söylencelere göre altı asırlık bir geçmişi varmış. İlk kez çok aydın ve yürekli kişilerce kurulmuş. Sonra Çirmeş Tatarı Nikita Bayboroda gelip kenti yakıp yıkmış. Öylece outperestlerin at oynattığı uğursuz bir belde olmuş. Sonraları demir atlı kahramanlar gelmiş; Zümrüt-ü Anka kuşunun küllerinden yeniden doğmasına benzer biçimde kent canlanmış; Hazret-i İbrahim inancının Baş Rahibesi buraya, buranın ilk kurucusu bir rahibin unvanı olan ‘Soliretsk’ adını vermiş. Galiba bu kentin bulunduğu alanda bol miktarda tuz çıktığı için bu rahip de Rusca “Tuzlalı” demek olan unvanını bundan almış. Özellikle, XIX. Yüzyıl sonlarındaki yumuşak ve rakik kâlpli Baş Rahibe Selivestra zamanındaki dinî öğretilerle kent öylesine gelişip hem maddî bakımdan fazlası ile kendine yeter olmuş hem de mübarek bir kimlik, manevî feyz ve bereket kazanmış ki (doğal olarak Ortodoks dogması sınırları içinde) Campanella yolu düşüp buraya gelse imiş yapıtı “Civitas Solis-Güneş Kenti”nin *(1) somut bir modelini bulmuş olacakmış. Ancak, Asır başından sonuna kadar ülkenin başına geçen Çarlardan ikişer adet Pavel, Aleksandr, Nikolaslarla birlikte bu münzevî ve sakin kente müdahaleler başlamış; tren gelmiş, etrafı örümcek ağı gibi saran telgraf gelmiş; kent temizliğine öyle aşırı özen gösterilir olmuş ki kentliler içinde kentin uhreviyeti haleldar oluyor paranoyası almış, yürümüş.
Gel git zaman yeni yüzyıla girildiğinde Rusya ayaklanmalar dönemine girip infilâk etmiş. Çarın tahttan indirildiği Mart 1917 Sosyalist Devriminde kente dışardan gelenler kentlilere siyasetten uzakta kalmamaları telkininde bulunmuşlar. Kentte, Koşkin adında bir polis, Kentin eski Belediye Başkanı, Sosyalizm sempatizanı, politikadan iyi anlayan Yüzbaşı rütbeli öğretmen Şvedov ve siyasal eylemleri yüzünden sürgün cezaları sabıkası olan anarşist bir öğrenciden oluşan bir yerel Sovyet yönetimi kurulmuş. Kente bitişik bir alanı 1914’den beri Çarlık idaresi, İmparatorluk yedek Alayından askerî bir birliğe tahsis etmişti ama bu birlik bazen kağıt üstünde ve hiç bir zaman mevcudu 150 eri aşmayan bir müfrezeden ibaret kaldı. Halen erlerin yarısı Bolşevik rejimi kabul edip ayrılmıştı. Geri kalanlar Mikuşin adında, Soliretsk’den daha da uzak orman derinliklerine düşen Medvedika köyündeki bir aileden gelen bir üsteğmen yönetiminde kalmış. Bu askerî birliğin “hastane” dedikleri revirinde de Ivan Fomiç Vakorin adında bir doktor yardımcısı hizmet görüyormuş. Günün birinde Bolşevik Devrimi olduğu haberleri gelmiş. Kent üç ay daha o anarşist öğrencinin yönetiminde kalıp bir süre Pazar günü toplatılarında daha mutlak ve saf özgürlük talebi naraları atıldıktan sonra, kente eski hemşerilerinden ve Üstteğmen Mikuşin’in dayısı olup Petersburg’da işçilik yaparken Bolşevik olan ve Sovyet iktidarını ve saltık devletçiliği bu kent’e yerleştirmek için tam yetki verilen Semyon Luzgunov gelmiş. Anarşist öğrencinin tersine Bolşevik Devlet iktidarını kurmakla görevli Luzgunov, önce telgrafhane el koymuş; sonra kentte yoldaşları Mikeyev ve Olyapkinle birlikte Bolşevik propagandası yapmak üzere matbaa kurmuş. Soliretsk’de fırtınalar estirmeye başlamış. Kent halkı isteksiz de olsa boyun eğmekten başka pek çare bulamamış. Bazıları kentten sıvışmış. Doğal olarak bu dinsiz devrim en çok kentin muhterem pederi Diyakos’u tedirgin ediyormuş.
Muhterem Diyakos bir gün Üsteğmen Mikuşin’i huzuruna çağırır. Diyakos’un Aleksey Pankkratoviç adında, soylular ya da burjuvalar hesabına faaliyet gösterdiği anlaşılan başka bir ziyaretçisi de vardır. Diyakos hemen sadede gelir; Bolşeviklere mukavemet gerekmektedir. Mikuşin Bolşevik rejiminden nefret etmesine, gücünün ve sağlığının yerinde olmasına rağmen, önce Çarlık yönetimine, sonra 1917 Martından itibaren geçici yönetime sadakat yemini ettiğinden disiplin dışı bir şey yapmaya da alışkın değildir. Fakat Diyakos ve ziyaretçi Pankratoviç bastırırlar. İkmâl ve harekat planını hazırlamışlardır. Mikuşinden; yeterli at miktarı, üniforma tedariki, silah ve taşıt aracı müsadereleri, Kuzenkovo tren istasyonunun ve kentin pazar ve gezinti yerleri gibi açık alanlarının ne şekilde askerî ihtiyaçlara kullanılacağı gibi askerî ek bilgi ve tavsiyelerini alacaklardır. En önemlisi de seferberlik finansmanı konusunda Tuzla işletmelerine el koymayı hesaplamışlardır. Bolşevik karşıtı kampanyada Rahibe Hemşire Serafima yönetimindeki rahibeler de din söylemlerine sığınarak müsadere kampanyasında görev alacaklardır. Ama, Şalayeva adında bir kadın çiftlik sahibinin işletmesini temellük ettiği Tuzlada tuz tükendiği söylenmiştir. Daha doğrusu, bu belirsiz konjonktürde Şalayeva, Tuzlanın tükendiği iddiasına dayanarak kara borsa tuz vermektedir. Aynı şekilde kasabanın sırtı kalınlarından, çoğu kez kaçak maden araması yapan mücevheratçı Timofey Plugov ile genellikle kaçak ağaç kesimi yapan tomruk taciri Avdei Tekutyev de, hem eski yönetim yandaşı ve dinî destekli direnişin talebi olan zoralımlara hem yeni Bolşevik taleplerine karşı varlıklarını korumak için binbir entrika çevirirler. Özellikle, Plugov’un “Baykuş” lâkaplı hizmetkârı efendisinin varlığını muhafaza tezgâhlarını ustalıkla düzenler. Bir yandan kent içi politik dengeyi kendi lehlerine kurma tertiplerine girişirler. Nihayet, Plugov’un değerli maden ve taşlarını, askerî değeri de olan civarın maden yataklarını gösteren haritalar sakladığı, pencereleri güçlü demir parmaklıklarla örülmüş evine kapı kilidi mermi ile kırılarak girilir. Mütyecavizlerin ne aradıkları bellidir; bir süre onlarla karanlıkta köşe kapmaca oynadıktan sonra haritaları koynuna alan Plugov paraffin yağı bidonunu devirip ateşe verir. Hızla çıktığı kapıyı dışardan sürgüler. Değerli eşyalar zaten demir kasadadır. Tutuşan evde kalan mütecavizler avaz avaz bağırmaktadırlar.
Kasabada karmakarışık suikastlar başlar. Sosyalist fakat Bolşevik karşıtı Yüzbaşı Şvedov ölü bulunur. Onun ölümünden sorumlu tutulan Luzgunov bir gece yolu çevrilip ölesiye dövülür. Askerî birliğin doktor yardımcısı Vakorin’in bakımına verilir. Tedavi görür ama ömrü fazla sürmeyecektir. Telgrafçı da kafası kırılarak öldürülmüş hâlde bulunur.. Eski mahallî Sovyet üyesi polis Koşkin, zenginlerden rüşvet aldığı iddiası ile silahı ve üniforması alınır; hapse mahkûm olur. Bolşevik yönetimi zaafa uğrar. Matbaanın baskıcısı Mikeyev ile harf dizgicisi Olyapkin de hapsedilir. Öte yandan Diyakos Katolik, Protestan hangi mezhepten olursa olsun tüm kiliselerle iletişime geçmek; onlardan destek almak peşindedir. Kasabadaki anti-Bolşevik hareketleri yeterli görmez; zira henüz askerî bir desteği de yoktur. Ziyaretçi, Bir Beyaz Volga Ordusuna sadık Albay Kislyakov ile temasta olan Yüzbaşı Sobennikov’un yakınlarda konuşlandığını söyleyerek ondan destek almaya gider. Askerî birlikler dağınıktır. Aynı birliğin içindeki erlerin hangi meşrepte olduğu belli değildir. Sobennikov’un karargâhına giden ziyaretçi askerlerin toplarını yanlış noktaya tevcih ettiklerini görüp onları düzeltir. Sobennikov, kendilerine güvenen Albay Kislyakov’un komşu ilde toparlanmaya çalıştığını, Kokmaz, bulaşmaz Üsteğmen Mikuşinden umudunu kestiğini söyler. Şu anda yakınlarda, aslında denizcilikten gelme, yirmisi atlı, altmış erlik, bir makineli tüfekli, kendilerinden güçlü bir Bolşevik süvari müfrezesine Begizov komuta etmekttedir. Fakat, İngilizlerin ve ardları sıra Amerikalıların, Fransızların Murmansk’a çıkmak üzere oldukları, Almanların da artık Bolşevik karşıtı oldukları bilgisini verir ve Soliretsk’e gireceğini söyler. Yalnız kendi eski silâh arkadaşı yurttaşları ile kırışmak istememekte; onları ikna yoluna gitmeyi düşünmektedir.
Ne var ki hemen ertesi gün Bezigov’un süvari birliği Soliretsk’e dalıverir. Mikuşin bunları meydan okuyarak karşılar. Fakat direnmesi olası değildir. Giren erler hapisteki bir kaç Bolşevik sempatizanını serbest bırakırlar. Telgrafhaneye, yerel gazeteye el koyarlar. Aynı safta olduğunu zannettikleri Sobennikov’u da kasabaya davet ederler. Sıra kasaba halkına yeni rejimin ideallerini telkin etme ve kasabada Sovyet yönetimi kurmaya gelir. Ancak, aslında keskin bir Bolşevik olan Begizov’a göre daha naiv ve insancıl olan Sobennikov askerlik yeminini Çarlık zamanında yaptığı için, Komunizm ilkelerini sindirememiştir. “Yahu!” der Begizov: “bayağı uzun bir zamandır Bolşevikler iktidarda! Almanlarla barış yaptık; onlara silah çekmeye gerek kalmadı. Şimdi yoksullar varsıllara karşı savaşıyor. Yeminini şimdi Bolşevikler hesabına tazele!” der. Aklı bu işe basmayan fakat yurttaşına karşı da silah çekmeme ilkesi olan Sobenneikov Begizov ile kasabadan tedarik ettikleri ikmâl malzemesini paylaştıktan sonra birbirlerinin yanaklarından üçer defa öpüp, vedalaşıp ayrılırlar. Bezigov kasabada kalır. Ertesi sabah ortasındaki plarforma kızıl bayrak dikilmiş Krestovodvijensky Meydanında toplantı düzenlenmiştir. Komutan davudî sesi ile: “Epifan Zaitsev’in kürsüyü aldığını” ilân eder. Zaitsev: “Ben Treskovo köyünün basit tarım işçisi iken toprağın Devletçe paylaştırılan tohumlarla ekilip ortaklaşa ve toplu üretimin hakça olduğunu öğrendim. Artık birlikte üretim yapacağız.” der demez kalabalıktan: “Bizim tuzumuz yok! Tuz ver bize!” sesleri yükselir. Begizov etrafındakiler: “Şalayeva nerede?” diye sorar. “Gelmedi,” derler. “Tuzlayı onun elinden tümüyle müsadere edeceğiz! Artık bir savaşa girdik. Almanlarla savaşı kasdetmiyorum; yeni yaşamla eski yaşam arasındaki savaş!” der Begizov” “Yeni ile eski arasında ne savaşı bu?” “Yoksullarla varsıllar arasındaki savaş; toprak için, özgürlük için; eşitlik için!” “Özgürlük de ne ola? Yenir mi; içilir mi?”
Kalabalık içinden yaşlı bir adam çıkar, platforma yaklaşarak elini kaldırır: “dostlarım, hemşehrilerim, kimin ne kadar mal sahibi olacağı, nasıl yaşayacağı Tanrının iradesine bağlıdır. Baş Rahibe Selivestra bunu bize böyle öğretti. Kimini bir milyon ruble doyurmaz. Kimi yarım kopekle mutlu olur. Mutluluk itibarîdir. Beş çocuğunu toprağa verme faciası ile karşılaşan bir kişi daha sonraki çocuklarının ölmesini hiç umursamaz olur. Komşumun benden biraz daha varlıklı olmasını niye kıskanayım?!.” Bu aykırı diskur üzerine, Piyatnitsky caddesinden meydana doğru siyah giysiler içinde, kar altında düşe kalka hareket eden bir rahibe sürüsü yürüyüşe geçmişti. Begizovun “Yoldaşlar!” bağırışını toplantı disiplinini bozan bir kalkışma alarmı olarak algılayan askerler tüfeklerini doğrulttular. Epifan ise: “Ateş etmeyin!” diye haykırdı. Fakat korumaları tarafından durdurulan bu ruhanî gruba: “Yüreğimin derinliklerinden gelen bir içtenlikle söyleyeyim ki, bir iddianın böyle gösteri yürüyüşleri ile dile getirilmesi politikada kullanılmamalıdır.” dedi.
Özgürlük söylemine tümüyle aykırı bu bildiri, bereket özgürlüğü hiç tanımamış halk tarafından hiç kanıksanmadı. Bolşevik toplantısı devam ediyordu. Begizov kalabalığı bir Sovyet seçimi yapılmadan alanı terk etmemekle tehdit etti. Böyle toplantılara alışkın olmayan Epifan Zaitsev de kürsüyü terkedince platform’da yalnız kaldı. Halktan bazıları ise, zaten daha önceden bir Sovyet oluşturulduğunu hatırlamış; o kadronun devamını önermişlerdi. Beyaz Orduya bağlı albay Kislyakov birliğinin istasyona yaklaştığını, Rus Devrimine müdahale etmek isteyen İngiliz görev gücünün ise Murmansk’da karaya çıktıklarını bu bakımdan yönetimde ordu ile bağlantılı taze kana ihtiyaç bulunduğunu bildiren Begizov: “Askerî hastanede görevli doktor yardımcısı Ivan Fomiç Vakorin’i yerel Sovyeti oluşturacak yetkili olarak öneriyorum,” dedi. Burundan kıstırgaçlı gözlüğünü gözüne yerleştiren genç Vakorin: “Size nasıl bir hizmette bulunabilirim?” diye sordu. Begizov cevaben: “Sovyet otoriteleri namına bana tefviz edilen yetki ile sizi kasabanın komutanı tayin ediyorum. Şimdi anladınız mı?” dedi. Vakorin omuz silkti: “Anladım ama...” “Sevgili dostum mesele tamam. Başarılar. Haydi hoşça kalın.” Vakorin alı al moru mor: “Bekle. Ben şimdi nasıl şey yapacağım?” “Çok uzatma komutansın...” Vakorin bu kez Epifan’dan yardım almayı düşündü. Toplantı açılışını yapan Epifan da halka hitaben: “Kendinize bir yerel Sovyet seçimi yapıncaya kadar bir askerî komutan, doktor yardımcısı Vakorin tarafından yönetileceksiniz. Haydi bana da eyvallah!” deyip kayboldu, gitti. Vakorin kendini toplamak zorunda idi: “Sovyet otoriteleri adına ve bana verilen yetki ile emrediyorum ki...” diye o anda aklına ne geliyorsa sıraladı.
“Peki,” diyeceksiniz: “Soliretsk’in çekiciliğinde, sükununda, uyuşukluğunda kayda değer bir değişiklik oldu mu?”. Orasını yalnız Tanrı bilir. Ama bir şaşkınlıktır sürdü gitti. Sonra II. Dünya Savaşı başladı. Peki, hemşehrileri büyük bir şevk ve yurtseverlikle vatan savunmasına koştular mı? Eh, belki diğer köy ve kenttekilerden pek farklı değilse de onlar da savaştılar. İçlerinden dönemeyenler oldu. Altı kişi “Sovyetler Birliği Kahramanı” madalyası aldı. Hepsi hayatta kalan bu kişiler ne gibi kahramanlık göstermiş olabilirler? Savaştılar işte...
Bir gerçek varsa o da Soliretsklilerin üzerlerinden şaşkınlığı hâlâ hiç atamamış olmaları...
*(1) Tommaso Campanella :1568-1639 yılları arasında yaşamış, “Civitas Solis (Lt.)-La Citta del Sole (İt.) adlı çok ses getiren Calabria’lı ütopya yazarı. 1478-1535 yılları arasında yaşamış İngiliz Thomas More’un “Ütopya” ses getiren Calabria’lı ütopya yazarı. 1478-1535 yılları arasında yaşamış İngiliz Thomas More’un “Ütopya” adındaki ideal siyasal sistemin tanımını yapan kitaptan ilham almıştır.
Valeri Isayev : Ukrayna’da Kursk Bölgesinde doğdu. Birinci Leningrad Tıb Enstitüsünden mezun oldu. Altay topraklarında bir çocuk kliniğinde hekimlik yaptı. Ağız Hastalıkları Araştırma Enstitüsünde profesörlük yaptı. İlk kez 1979’da yayın hayatında göründü. Smena, Ogonyok, Molodaya guardia gazetelerinde ve Şiir, Kaynaklar antolojilerinde ve Literaturniya Rossi dergisinde yazıları çıktı. Dört kitabı yayınlandı. 1981’de “Kord’un Vefası” kitabı için Tüm Sovyetler Birliği Maksim Gorky Edebiyat Yarışmasında en iyi genç müellif ödülü aldı. Sovyet Yazarları Birliği üyesi oldu. Eserleri Sovyetler Birliğindeki çeşitli dillere çevrildi. Yazılarından örnek olarak Kursk bölgesinden geçen Seym Irmağı boyunda yaban ördeği avcılığı yapan birinin bir ördeğin yaralanıp acı çekmesi karşısında duygulanarak bu zalim uğraşıdan vazgeçmesini anlatan “Yaralı Ördek” öyküsünü verebiliriz.