4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Rus ve Sovyet Edebiyatı (13)

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Aşk şiirlerinden iki örnek vereceğimiz Puşkin’in gönül hayatı da çok fırtınalıdır. Odesa’da iken Vali Vorontsov’un eşi, “bana ışığı gösteren” dediği Kontes Vorontsova dışında zengin bir tüccarın karısı olan Amelia Rizniç’e de gönlünü kaptırmıştı. İyice yozlaşmış Rus soylu sosyetesinde bu güzel kadının etrafını tüm kulağı kesik çapkın erkekler çevirmişti. Ozan da bu akıma kapılıp Amelia’nın peşine düştü; kadın ise aslında kendisine samimî bir yakınlık göstermeyen havaî meşrep ozan’a yürekten aşık olmuştu. Durumu fark eden kocasının da onu terk etmesi üzerine tüberküloz’dan hayatını kaybedince duygulanan şair onun anısına ağıtlar yazdı; bunlardan biri şöyledir;

Anna Olenina

“bana şöyle derdin/ ‘yakında, durgun mavi göğün altında,/ zeytin ağaçları arasında ruhum/ dudaklarımız birleşecek’/ güzelliğin, sayısız dertlerin/ bir tabut içinde şimdi/ ya vaad ettiğin öpücükler/ bekliyorum/ borçlusun sen bana...

Altına 1829 tarihi attığı, 1830’da yayınlanan ve başda evleneceği Natalya’ya atfedilen “Ya vas lubil-Sizi sevdim” isimli şiirin muhatabı ise tartışmalıdır:

“Sizi sevdim: bu aşk belki,
Ruhumda sönmedi daha;
Ama o sizi rahatsız etmesin artık;
Hiç bir şeyle üzmek istemiyorum sizi.

Sizi sevdim sessizce ve ümitsizce,
Kah çekingen, kah azap çekerek kıskançlıktan;
Sizi sevdim öylesine içten, öylesine şefkatle
Allah sizi böyle sevdirsin bir başkası tarafından.”

Bir çok Rus araştırıcısı ise bu şiirin Natalya’ya değil, Rus Sanat Akademisi Başkanının aydın kızı Anna Olenina için yazdığını iddia etmiştir. Söylentiye göre onunla evlenme beklentisinde olan ozan kızın ailesinin davetine geç gelince evlenme önerisi reddedilmiş; o üzüntü ile bu şiiri yazmıştır.

Puşkin’in eşi Natalya (Ivan Makarov’un eseri)

1830’da Natalya (Nataşa) Nikolaevna Gonçaravo ile kur yapmaya başlayan ve evlenme hazırlığına geçen Puşkin, ailesinin, özellikle annesinin muhalefeti ile karşılaşır. Ayrıca bir kolera salgını sebebiyle tecrid edilme gereği babası o yılın sonbaharında ozan’a Nijninovgord’daki (şimdiki ‘Gorki)’ Boldino malikânesini açar. Burada geçirdiği üç ay içindeki, değişik zamanlarda yayınlanmış ürünlerinin bereketi ve kalitesi çok dikkat çekicidir. Roman à clef (gerçeklere dayanan roman) olmayıp tümüyle kendisinin düş ürünü olan, fakat, o tarihin kent ve taşra hayatının karmaşık yaşandığı Rusyasındaki gerçekleri veren “Yevgeni Onegin”i orada tamamlar. Bu manzum romanın konusu züppe ve havaî bir gencin, muhafazakâr taşradaki aydın olup romantik eserlerin etkisinde kalan bir genç kızın kâlbi ile oynamasıdır. “Skupoi ryatsar-Aç gözlü Şövalye”, “Kamenny gost-Taş konuk”, “Pir vo vrem’a çumi-Veba Günlerinde Bayram” “Mozart ve Salieri” isimlerinde dört” küçük trajedi” (malenkie tragedii) ve ilerde ayrıca inceleyeceğimiz yeni ölmüş bir köy ağası ağzından nakledilen “Povesti pokoynogo I.P.Belkina-Byelkin Öyküleri” *(1) başlığında topladığı “Mermi Deliği”, “Tipi”, “Silahtar’ın kızı”, “Menzil Bekçisi”, “Cenaze Kaldırıcısı” adlarında beş düz yazı öykü yazar. Puşkin bu evreden sonra düz yazıya ağırlık verecektir. Sokakda her an görülen alçak tabakanın komik öyküsü “Domik v Kolomne-Kolomna’nın Küçük evi” küçük trajedilerini, bir dizi masalı, çok değişik tarzlarda bir çok lirik şiiri, eleştiri ve polemik yazılarını bu dönemde tezgâhından çıkarır; “Rusalka-Deniz Kızı” piyesine başlar.

Vissarion Grigoryeviç Belinsky

Petersburg’a döndüğünde, Jukovsky ve akademik-eleştirmen Pyotr Pletnyov tarafından bu çalışmaları ve daha Güney Rusya’da iken yazdığı “Poet-Şair”, “Çerni-Ayak takımı”, “Prorok-Peygamber” gibi şiirlerine hayranlığı olan Gogolla ve genç eleştirmen Vissarion Grigoryeviç Belinsky ile tanıştırılmış; onların kariyerlerine yön, yazılarına dergisinde yer vermeye başlamıştır.

Gogol nasıl büyük bir yüreklilikle bu dâhi ustasını övmüşse yazı türleri hakkında yaptığı incelemelerle edebiyata hizmet eden, devrimci Batı tipi demokrat olan ve “Sovremennik-Çağdaş” adlı çok popüler dergisi ile “Nikolay Nekrasov” gibi değerli genç edebiyatçıları destekleyip gün yüzüne çıkaran büyük Rus eleştirmeni Belinsky de Puşkin hakkında çok derinlemesine bir inceleme yapmış; onun ölümsüzlüğünü perçinlemiştir

Bu arada 1831’de Natalya Gonçarova ile, Çar tarafından kendisi için belirlenmiş acı kaderinin bir aracı olacak evliliğini yapar. Büyük Petro hakkında bir tarih yazma görevi de alarak Saray sosyetesine girer ama Çar ona ‘Kammer-Junker’ (soyluluğu kabûl edilmiş olsa da bir tür yatak odası bakıcısı gibi bir unvan) gibi alt bir dereceden Saray mensubiyeti tanır. Bu durum ozanın çok ağırına gider; Ne var ki Çar’a karşı gelmek söz konusu değildir.

Eğitimci Çar diye nitelediği Büyük Petronun yaşamını kaleme almasının, ona toplumun ıslah ve geliştirilmesinin monarşi yoluyla gerçekleştirilebileceği kuramını daha rahat biçimde işleyebilmesine olanak vereceği umudunu vermiştir; doğallıkla bu ütopik bir düşüncedir. Bu dönemde şiir yazımını sürdürmeyi de ihmâl etmeden, bazılarının özetlerini ayrıca vereceğimiz romantik bir aşk öyküsü çevresinde gelişen halk ayaklanma olaylarını ilk kez anlattığı "Dubrovsky" gibi yergilerini, daha önce yazdığı ”Boris godunov” gibi temelde halkı öne çıkaran “İstoriya sela Goryuhina-Goryuhina Köyünün Tarihi”, “Steseni iz ritsarkih vremen-Şövalyeler Çağından Görüntüler” isimli dramını ve en önemli düz yazı eseri “Kapitanskaya Doçka-Yüzbaşının Kızı” romanını gibi yazar. 1833-36 yılları arasında kaleme aldığı bu eser Pugaçev ayaklanmasını konu aldığı için bunun ön hazırlığı, tanıtımını oluşturacak Pugaçev isyanı hakkında genel tarihi bilgi veren “İstoriya Pugaçeva-Pugaçev’in Tarihi”ni 1834’de yayınladı. “Pikoyava Dama-Maça“Kızı”nda uğursuz tutkuları işleyerek Petersburg sosyetesinin yergisini yapar. “Medni Vsatnik-Tunç Süvari” adlı son öykü şiirinde, Büyük Pedro’nun Lena ırmağı sahilinde kurduğu yeni başkentindeki 1824 yılındaki sel baskınına gönderme yaparak, koca bir liderin küçük bir adamcağızın mutluluğunu mahvettiğinin hikâyesini nakleder. Öykü baş karakteri Yevgeni bu taşkında sevgilisini kaybetmiştir. “Tunç Süvari” Büyük Petronun St.Petersburg’da şahlanmış at üstündeki heykelinin allegorisidir. Eserin betimsel ve duygusal gücü “Tunç Süvari”yi Rus edebiyatının en büyük şiirleri arasına taşımıştır. 1836’da başlayıp bitiremediği “Roslavlev” Napoleon istilası sırasındaki Rus sosyetesinin ince bir eleştirisidir.

Gelelim ozanımızın, “Rus Edebiyatının maruz kaldığı bir katastrof” olarak bakılan, o zamanın genç şairi Lermomtov’un “Ozan’ın Ölümü” şiirinde cinayet diye nitelenen hazin akıbetini hazırlayan olaylar dizisine... Uysal görünmesine rağmen, yazdığı yergilerle Sarayın ve soylu sınıfın huzurunu kaçıran potansiyel bir bela nazarı ile bakılan Puşkin’in defterinin dürülmesi için tertipler hazırlandığı, XX. Yüzyl başları Sovyet yazarı Mihail Bulgakov’un “Son Günleri-Puşkin” piyesinin konusu içinde ayrıntılı biçimde nakledildiği biçimde açığa çıkıyordu.

Georges d'Anthès

Çar dahil bir çok Saray erkânı eşine karşı aşırı biçimde mültefit davranmaktadır. Bunlardan, özellikle kendi bacanağı olan Fransız asıllı Georges-Charles de Heeckeren d’Anthès ile eşi Natalya arasındaki yakınlık hakkındaki dedikodular kasdî olarak ozan’ın kulağına gidecek biçimde kızıştırılıyordu. Georges d’Anthès, Alcace, 1812 doğumlu yakışıklı genç bir Fransız subayıdır. Kralcı olan ailesi Krallık rejimi geri gelmesi ile sürgünden dönünce Saint-Cyr Askerî akademisinden süvari subayı olarak çıkmış; bir süre sonra istifa ederek ülkesi dışında görevler almış; sonunda St. Petersburg’daki (sonradan aralarında eşcinsel bir ilişki olduğu söylentisi çıkan) Hollanda Büyük Elçisi Baron Heeckeren’ın evlâtlığını kabûl ederek Hollanda Hükümetinin izniyle onun ismini almış, iki yıl sonra 1836’da Rus Sarayının Muhafız Şövalyeleri arasına girip askerlik mesleğine dönmüştü. Aynı yıl Puşkin’in eşi Natalya’nın kız kardeşi Yekaterina ile evlenen d’Anthès’in esas gayesinin bizzat Natalya ile yakınlık kurma olduğu dedikodusu sosyetede çalkanıp duruyordu. Sarayda da kocasının dehasına kayıtsız kalmış Natalya ile d’Anthès’nin görüntüye gelen skandal sayılacak tavırları, 21 yaşındaki şımarık prens Pyotr Dolgorukov’un Puşkin’in arkasından başına boynuz işareti yapması ve nihayet ozan’a gönderilen “Karı ihanetine uğramış kaltabanlar mezhebinin Üstad-ı Âzam Muavini ve Vak’a nüvis’i Puşkin” hitaplı imzasız yazı üzerine çıldırma noktasına gelen ve d’Anthès’nin babalığı Baron’a, d’Anthès hakkında hakaret dolu bir mektup yazan ozan bu hakaretleri geri alması talebini reddedince düello kaçınılmaz olur.

Bir asker olarak silah kullanmada çok usta olan, ayrıca kendisini hakarete uğramış kabûl ettiği için ilk mermi sıkma hakkı bulunan hasmı ile Puşkin’i karşı karşıya getirmenin bizzat Çar’ın ölümcül bir düzeni olduğu ihtimali çok kuvvetlidir. 8.Şubat. 1837 gecesi gerçekleştirilen düelloda önce d’Anthès tabancasını ateşler; Puşkin’i karnından vurur. Ağır yaralı yere düşen fakat düello deneyimi olan Puşkin doğrulup hasmına ateş ederek ve onu vurmayı başarır; ancak d’Anthès sadece sağ kolundan hafifçe yaralanmıştır. Ozan iki gün sonra yaşamını yitirecektir. Puşkin’in ölümü üzerine hasmı bir kaleye hapsedilir; zira Rusya’da düello yasa dışıdır ve d’Anthès yargılanır; fakat Puşkin’in ağır tahriki gerekçesi le Çar onu affeder. Apoletleri sökülüp rütbesi geri alınan d’Anthès karısı ile buluşup Fransa’ya yerleşecek; politika yaşamına atılacaktır.

Puşkin ve d’Anthès arasındaki düellonun tasvir.

Halk gösterisinden korkan Hükümet ozanın cenazesini kuytu bir yöreye taşıtıp ailesi ve yakın dostlarından başka kimsenin törene katılmasına izin vermemiştir.

Puşkin bu kısa süren gürültülü evliliğinden Aleksandr, Natalya, Maria ve Grigori isimlerinde dört evlâdı oldu. Aleksandr ve Natalya ilerde Kraliyet ve soylu ailelerine karışacak; diğerlerinin çocukları olmayacaktır.

Bir Fransız’ın öldürdüğü, başka bir Fransız asıllı sanatçının, Rus beşlerinden besteci Cézar Cui’nin “Yüzbaşının Kızı” eserinin operasını yazarak sahnelerde yaşattığı ve daha sayısız sanatçının eserlerinde, daha önemlisi kendi eserleriyle ölümsüzlüğe ulaşan ozan kısacık yaşamında Rus Yazınını hızla geliştirmiş, o zamana kadar hâlâ ifade fukaralığından yakasını kurtaramamış ülkesine modern edebiyat dilini kazandırmıştır. Dostovyesky’nin saptadığı gibi “eevrensel duyarlığa” sahiptir. Shakespear’dan Byron’a tüm Batılı ozanları incelemiş; dil zenginliklerini, lirik şiir, öykü şiir, roman, küçük öykü, piyes, eleştirel deneme, şahsî mektup gibi zamanının tüm edebî türlerini, gazeteciliği, ülkenin en etkili dergisi “Sovremennik”deki yazarlığı ile magazin kültürünü kendi toprağına taşımıştır. Bu değerinin farkında olup tevazua sapmadan “Ya pamyatnik vozdrig-exegi monumentum*(2) şiiri ile eserlerini adadığı Rus İmparatorluğunun tüm halklarının kültür ve ruh dünyasının ayrılmaz bir parçası olmuştur:

Tüm varlığımla ölmeyeceğim. Kutsanmış lir’imde/ Ruhum tozlarımı aşarak çürümüşlükten kurtulacak/ Bu mehtabın altında her daim bir küçük ozancık yaşadıkça/ benim ünüm sürecek.

O koskoca Rusya’nın her yanında çığlıklarım yankılanacak/ sayısız dillerden/ Slavların gururlu torunları Finler kadar/ şimdi de steplerin yaban dostları Tunguzlar, Kalmıkların dillerinden/ benim ismim anılacak

Gelecek yüzyıllar boyunca/ benim acımasız, haşin çağ’ıma karşı özgürlüğün utku kazandığı/ benim lir’imin soylu düşünceleri kucağında gözlerini yaşama açmış/ ve düşmüşe sevecenlik kollarını uzatmayı bilen herkesin sevgilisi olacağım.

Ey İlham Perisi, Tanrının emirlerine kulağını aç/ Seni hakir görenlerden korkma, kimseden taht ve tac isteme/ yaltaklanmaya ve kara çalmalara kayıtsız kal/ Ve bir budala ile zinhar takışma.

Sürecek

*(1) Povest : Bu sözcüğün diğer dillerde tam karşılığı bulunmamaktadır. İngilizceye “masal” anlamına gelen “tale”, Fransızcaya “nouvelle-öykü” ya da “histoire-tarih, nakil”, Almancaya “Geschichte, Erzählung-Hikâye, Nakil” olarak çevrilir. Rusçada, başlangıçta genel olarak ne türde oluşuna bakılmaksızın kısa eser ya da düs yazıya (hatttâ bazen manzum eserlere de) “povest” denirdi. XVIII. Asır ortalarında “roman” sözcüğü Batıdan alındıkdan sonra görece kısa eserlere“povest” denir oldu; “Povesti Belkina” gibi.

*(2) exegi monumentum: Latince “Anıtın sergilenmesi”... Bu deyim aslında Horatius’un “Odlar” serisinin III. Kitabı’nın otuzuncu ve son son od’unun ilk dizesini oluşturan “Exegi monumentum aere perennius”dan alınmadır ve “Tunç’dan daha dirençli bir anıt dikmeyi başardım” anlamına gelir.

Yayın Tarihi : 14 Aralık 2011 Çarşamba 14:30:42
Güncelleme :17 Aralık 2011 Cumartesi 19:03:45


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 88.243.236.xxx Tarih : 16.12.2011 18:04:33

Hocam, eksilmeyen ilginiz ve iltifatlarınıza binlerce teşekkür... Sizin bu değerli ilginiz bana güç veriyor. Yalnız, yazılarıma daha geniş bir kitle kazandırma çabası ile fazlaca sansasyonel ayrıntıya girmiş olmakdan kaygı duyuyordum; ayrıca, bu sıralarda torun bakımı beni fazlaca meşgûl ettiği için Kenthaberde yayınlanmasından sonraki okumamdan sonra da çok ciddî imla hatalarına düştüğünü farkkettim; onların hiç olmazsa çok önemli olanlarını Cemile Hanımın sabrına sığınarak düzelttireceğim.. Sağ olun; o kadarını görmezden gelmişsiniz. Ve sırf size hürmeten artık çok dikkatli olmaya çalışacağım.   


nazmi öner IP: 58.172.237.xxx Tarih : 18.12.2011 11:09:29

Sayın Törün. Bence sorun ne imla hataları ne de sansasyonel anlatım. Çünkü bu yazarları pek çok edebiyat tarihçisinden okuduk. Hayatı, sanatı ve eserleri gibi bir kalıp içinde ve kuru bir anlatımla verdiklerinden ilgili olmayan sıradan insanlarımız bunları pek okumaz. Fakat sizin anlatımınız, bunları bir bütün olarak, zaman ve yaşamla uyumlu olarak, tarih ve coğrafi ortamında, insanı çeken, peşinden sürükleyen bir biçimde akıp gittiği için okumayı kolaylaştırıyor. Bizdeki sorun ise sanıyorum okuyucunun çabuk sıkılması ve uzun yazılara fazla iltifat etmemesi gibi geliyor bana. Çünkü güncel politik yazılar yazdığım zaman en çok bu konuda yakınma almıştım. Gerçi böyle bir sistem okurunuz olarak bana uygun değil ama ben de zaten, siz bir yazarı bitinceye dek bekleyip, bitince hepsini birden okuduğum için kısa veya uzun olması fark etmiyor. Fakat anlatım biçimi bence gayet güzel. Selam…


Nazmi Öner IP: 58.172.237.xxx Tarih : 16.12.2011 03:48:06

Yolculuk, Sydney'e intibak ve ilk günlerin yoğun akraba ziyaretleri nedeniyle bir süredir izleyemediğim yazılarınıza şimdi yeniden ve de Puşkin gibi bir edebiyat dehasının söz konusu olduğu, çok güzel bir yerinden katılmanın sevincini yaşıyorum. Onu eserler, yaşadığı zaman, düşünce yapısı ve ölüm biçimiyle tam bir uyum içinde anlatmılsınız. Hani neredeyse böyle bir adam böyle eserler verir, ya da böyle bir ölümü tercih edebilir, böyle bir adam böyle yaşar gibi yargılar bile çıkarılabilecek bir bütünlük hissettim yazınızda. Ayrıca Puşkin'in ölümle yok olmayacağını, ve dünyada şiir, şair ve şairlik oldukça kendisinin de var olmaya devam edeceğini belirten ve yazınızdan aşağıda bir bölümünü aldığım dizeleri de gerçekten çok ilgin ve kişiliğine, ölüm biçimine uygun düşmekte diye düşünüyorum.  

Tüm varlığımla ölmeyeceğim. Kutsanmış lir’imde/ Ruhum tozlarımı aşarak çürümüşlükten kurtulacak/ Bu mehtabın altında her daim bir küçük ozancık yaşadıkça/ benim ünüm sürecek.

Sizi bu güzel çalışmanız için tekrar kutluyorum. Selam ve saygılar.


Dr. Selçuk Ant IP: 85.98.135.xxx Tarih : 18.12.2011 18:25:55

Sayın Teoman Törün'ün bizlere sunduğu bu eşsiz yapıtı, belirtilen bir ülkedeki bir dönemin tarihsel süreciyle birlikte bu ülkedeki güzel sanatları ve edebiyatı bütünleştirerek bizlere aktarması yönünden son derece şâyân-ı takdirdir. Sayın Törün'e en içten saygılarımı sunarım.