Ivan Aleksandroviç Gonçarov (Oblomov romanı incelemesi)
![]() |
| ABD’li Rus edebiyat yazarı Marian Schwartz |
“Oblomov” 1945’de Sabahattin Eyüboğlu ve Erol Güneyin ortak çalışması ve Fransızca, Rusca, İngilizce versiyonlarından karşılaştırma yapılmak sureti ile Türkçeleştirilmiş, bu çeviri bugüne değin 10 baskı yapmıştır. Sabri Gürses’in Ruscadan çevirisi 2010 yılında Everest yayınlarından piyasaya çıktı. Dobrulyov’un “Oblomovluk Nedir?” adındaki denemesi de Mazlum Beyhan tarafından 1987’de dilimize çevrildi. Cemal Hekimoğlunun ve Hasan Yalçın’ın da bu önemli eser üzerine denemeleri vardır. Eser İngilizceye de 1915 yılından beri C.J. Hogarth, kendini Rus edebiyatına vakfetmiş ABD’li yazar Marian Schwartz, Natalie Duddington, David Magarshack ve son olarak Stephen Pearl adlarındaki müellifler tarafından çevrilmiştir.
Eserin, Goncharov’un ilk kez 1849 yılında Sovremennik’de “Oblomov’un Rüyası; Bitirilmemiş bir Romanın Episod’u” adı altında yayınlanan kısa öyküden kaynağını aldığına ve konunun “oblolomovsçina-oblomovlaşma” deyimini ortaya çıkardığına değinmiştik. 1959’da bitmiş bir öykü haline gelen eserin baş karakteri Ilya Ilyiç Oblomov, önemli kararlar almaya, kayda değer eylemler gerçekleştirmeye iktidarı olmayan, eskilerin “mütezait” dedikleri vücudu fazla, gereksiz telâkki edilen heder olmuş bir kişidir. XIX. Yüzyıl Rusyasının reforma açık olmayan feodal toprak sahibi yerel soylu ailelerinden, yukarı orta sınıfdan gelir; Çiftliğini terkedip Başkent St. Petersbug’da tüm yaşamı Zakar adındaki hizmetkârı ile bir kira evinde bakımsız bir yaşama kendini kaptırır. İlişkileri seçkin sınıfdan bir kadınla evlenme çabası içinde flört yapmaya sınırlanmıştır. Arkadaşı yarı Alman Andrei Ivanoviç Stoltz ona disiplinli yaşamı ile örnek olmaya çalışır.
![]() |
| Rejisör Mikhalkov 2010 Cannes film festivalinde kızı Nadya ile birlikte |
Oblomov bir ferttir ama, aslında devrim öncesi o sınıfdan insanların ruh hâlini, burjuva kültürünü başarı ile yansıtmaktadır. Hattâ bu yapı toplumun geneline de; Sovyet devrimi sonrası Rus insanına bile sirayet etmiştir. Dobrulyov’un saptadığı gibi bu romanda söz konusu edilen “Oblomov” değil oblomovluktur. Gonçarov bu romanında, eski Rusyayı yeni görüşle tanıtır; Avrupalı olma yanındadır.O dönemim Rus insanını ve Batılıdan farkını, abartılı dille de olsa isabetle temsil eder. Bu konuda Dostoyevsky, Tolstoy daha kendine özgü kahramanları ile farklı yere oturmuşlardır; Batılı mukallidi zenginlerden nefret ederler.
Eser 1979 yılında Sovyetler birliğinde, dünyaca ün yapmış ve Cannes film festvallerinde ödüller kazanmış Nikita Mikhailov rejisörlüğünde yapılan film uyarlamasına konu olmuş; Oblomov’u Oleg Tabakov, uşağı Zakhar’ı Andrei Popov, flört ettiği Olga’yı ise Elena Solovei, arkadaşı Andrei Stoltz’u ise Yuri Bogatyrev adlarındaki sanatçılar canlandırmışlardır. Çeşitli ülklerin TV kanallarında da televizyon oyunu haline getirilmiştir.
Romanın Özeti:
Kahramanımızın genel yaşamını açıklayabilmek için başlangıcı biraz ayrıntıları ile verelim. Bir sabah, Gorokhovaia Caddesindeki bir taşra kasabası oluşturacak nüfusu barındıran irilikdeki binalardan birinin katında bir yatakda 31-32 yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü Ivan İlyiç Oblomov adında bir bay yatıyordu. O gün istisanaî olarak, kafasını karıştıran bir dürtü olduğundan saat sekizde uyandı. Gözlerinde ifadesizlik, yüzünde duyarsız bir uyuşukluk hâli görünen, fakat temiz bir ruha sahip olduğu saf bakışlarından okunan bu zad piposunu tablaya değil, yatağa silkeliyordu. “Zakar!” diye seslendi. Elli yaşın biraz üzerindeki uşak içeriye girdi. Fakat Oblomov onu çağırdığını hemen unutmuştur; “Hayrola, niye geldin?” diye sorar. Zakar, lâubalî ve saygısız tavırla onu: “Sen çağırdın ya!” diye tersler. Bunu hatırlayan efendisi: “Haa, iki gün önce getirdiğin mektubu nereye koyduğunu soracaktım,” “Sen aldın, ne bileyim ben!” Ortalık dandinide, karmakarışıktır. Bin güçlükle mektubu bulurlar. Mektup köyündeki çiftlik kâhyasından gelmiştir; malî durumun çok kötü olduğunu izah edip, onun hemen çiftliğe gelmesi gerektiğini bildirmektedir. Bin beşyüz kilometre mesafede, Ekaterinkovdaki çiftliğe gitmek zahmetine katlanma düşüncesi Oblomov’un üzerine bir kâbus gibi çöker. Bir yandan çayını içerken bir yandan defterine bazı notlar alır. Her zamanki gibi çayını yatağı içinde biraz doğrularak içer. Bu iki büklüm pozisyonun düşünme ve muhakeme olanağını engellemiyeceğini düşünmektedir. Çayını bitirdikden sonra yatakdan kalkması gerekmektedir ama öylesine mayışık durumdadır ki bu işi de ıkına sıkına yapmaya çabalar; ineceği yana doğru önce dirseği ile yaslanır; gözleri yatağı altındaki terliklerini arar.
![]() |
| Nikita Mikhailov’un 1979 tarihli filminde Oblomov’un yatakdaki sahnesi |
Bu andan sonra zihnindeki geri dönüşler kahramanımızın miskinliğinin ve yozlaşmasının kaynaklanma sürecini Oblomovka köyündeki yetişme tarzı ile açıklamaktadır. Çocukluğunda kendisinden hiç bir iş görmesi talep edilmemiştir. Sudan sebeplerle okuldan ayrılıp izne çıkmasına göz yumulmuştur. Okuldaki arkadaşlıkları sürekli değildir. Zekâ sorunu olan arkadaşlarını diğerlerinin tacizinden korumaya çalışır. Derslerine karşı da soğuktur; fakat ünlü edip ve filozofların ders dışı roman ve kitaplarına düşkünlüğü ile hocalarını şaşırtmıştır. 12 yıl önce, annesinden miras kalan çiftliği teyzesinin intifaına bırakıp, başını alıp St. Petersbug’a yerleşmişti. Sefil bir yaşama ve kendisine diklenen, para tırtıklayan, sık sık meyhaneye gidip kafa çeken, pis, beceriksiz uşak Zakar’a adeta gönüllü olarak katlanıyordu. Başlangıçda küçük bir kâtiplik almıştı ama işini sık sık asıyordu. İşini terk durumları süreklilik kazandığında bile çok mülâyim ve merhametli müdürü bir süre onu idare etti. Sonunda kendini tümüyle eve kapadı; arada çiftlikden gelen çok yetersiz para ile idareye başladı... Fakat bu işin sonu gelmeyince çiftlik yaşamını aklı keser gibi olur; ancak, starost’luk *(1) yapacak, çiftlik yönetecek yaratıcı zekası bulunmamaktadır. Hasta olduğunda gene yatağında geçiştirmeye çalışır. Mahâlle doktoru arada kendiliğinden onu ziyaret eder. Onu yatağından kımıldatacak ancak bir deperem olmalıdır; ne var ki St. Petersburg’da deprem olmaz. Genellikle çiftlikle olan ve diğer ilişkilerini, oradaki komşusu Mihey Andreviç Tarantiev aracılığı ile yürütmek yoluna gider.Çiftlik hasılatını kendisine havale etme işini verdiği Tarantiev da sık sık kâhyanın güvenilirsizliğinden, kendisine eksik para verdiğinden yakınır.
Oblomov’un bir gece gördüğü rüya yaşamının sembolik bir özetidir, sıkıntılı ve sarsıcıdır. Kendini bir uçurum kenarına düşmüş izbede, evvela zombiler arasında, sonra 13-14 yaşındaki hâlinde, annesi İlyuşa ile beraber iken ve bir ara arkadaşı Andrey Ivanoviç Stoltz’u görür.
![]() |
| Çocuk Oblomov çiftliğinde |
Kendisi ile aynı yaşdaki Stoltz, Alman babasının bir çiftlik müdürü olduğu Verhliyovo köyünde büyümüştü. Rus annesinin kültürüne bağlı olup ortodoksdu ve anadili Rusca idi ama bir harita önünde ona dünyayı tanıtmış babasının Alman disiplini ile yetişmiş, materyalist ve pragmatik bir çocuktu. Kendi deyimi ile “duygular” ona “terra incognita-keşfedilmemiş ülke” idi. Hayâllere dalmakdan özenle kaçardı; kaçamadığı çok nadir anları da “”Ma solitude, mon hermitage, mon repos-yalnızlığım, inzivam, huzurum” diye nitelerdi. Yetişkin adam olunca o da St. Petersburg’a göçmüş, ancak ticarî bağlantılar peşinde, başkent ile diğer büyük kentler ve dış ülkeler arasında mekik dokur olmuştu. Ne kadar materyalist olsa da çocukluk arkadaşı Oblomov’un bu marazî letarjik durumundan o da kaygı duyuyordu. Gene bir gün onu ziyaret edip aynı: “”Felâket, sağlığım berbat!” yanıtını alıp parasızlık yakınmaları dinlediğinde: “Senin seyahate gereksinimin var; Mısır, Amerika, artık uzak sayılmazlar; haydi yaylan da birlikde geziye çıkalım, para kolay” önerisi yapar. Borç vermeye hazırdır. Yanıt: “Allah, Allah, ben İngiliz miyim? Ne işim var oralarda” olur. Oblomov: “Ha, ma!” diye ikna olmuş göründü. Stoltz, ayrıca onu gönül yolundan hareketlendiririm umudu ile Olga Sergeyevna adında dürüst, aydın bir geç kıza tanıştıracaktır.
Artık bulunduğu kira evinden çıkıp Olga’nın evine yakın Vikorg mahallesinde Tarantiev’in aracılığı ile bulduğu dul bayan Agafya Matveyevna’ya (evlilik soyadı “Pşenitsina) ait villaya taşınan Oblomov’u Stoltz kızla tanıştırır. Kızın billur gibi bir sesi vardır. Bellinin Norma operasının ünllü “Casta Diva aryasını seslendirir. İki genç birbirlerini severler; ancak Oblomov, yetişme tarzı ve doğası gereği, karar vermede o denli ikirciklidir ki, kızın hemen nişanlanma isteğine yanıt vermede ağırdan alır. Bu ilişkinin gerçek aşk olup olmadığından kuşkuludur. Ayrıca, karşısına yerine getirmesi gereken üç temel hedef çıkmıştır:
1) Çiftliğine kadar gidip oradaki sorunları hâle yola koymak,
2) Stoltzla birlikde dış gezilere çıkmak ve
3) Olga ile evlenmek.
Bu evreden sonra bu üç hedef hiç birini yerine getirememenin çapraz mazereti olacaktır. Olgayı da defalarca atlatır. Sonunda düşünür taşınır, kıza bu birleşmenin tahakkuk edemeyeceği yolunda çok nazik bir dille mektup yazar. Yazar da, kızla karşılaştıklarında gene gönül coşkularına kapılır; tekrar tekrar anlaşıp yeniden ayrılırlar; her defasında Oblomov kızın centilmence elini öper.
Bir yandan Stoltz onu: “Ya şimdi ya hiç bir zaman” sloganı ile hemen dış geziye zorlamaktadır: Buna niyetlenmiş gibi olan Oblomov ona kendi adına pasaport çıkarttırır. Bu kez, onun adına villanın sahibi Agafya Pşenitsina ile bir yıllık kontrat yaptığını söyeleyen Tarantiev altı aylık peşin kira vermesi gerektiğini söyler. Oysa Oblomov ev sahibine doğrudan doğruya ay be ay kira ödemektedir. Borcu olmadığı için evi de geziye çıkacağı için terkedecektir. Tarantiev, ev sahibinin onu icraya vereceğini söyleyerek yurt dışına çıkmadan bu parayı mutlaka ödemesini ister. Oblomov çiftliğine ipotek koydurtmakdan başka bir şey düşünemez olur. Olgaya gider çiftliğe gitme mazeretinden söz eder. Olga onun önce ev sahibi kadınla konuşmasını önerir. Bayan Agafya Matveyena yemin billah ondan alacak iddiası olmadığı anlatır; hattâ bir de ibraname imzalar. Oblomov Tarantiev ve ev sahibesinin erkek kardeşi Ivan Matyeviç’in ortak sömürüsüne maruz kaldığını o zaman farkeder.
Geziye çıkma niyetini soran Stoltz’a bu mazeretleri sıralar ve artık kışa girildiğinden söz eder. Arkadaşı: “Demek ki hiç bir zaman!” diyerek umudunu keser. Oblomov’un Olga ile ilişkisi de gene açmaza girmiştir. Ruh asaleti olan kız Oblomov’daki ruh saffetini görmüş, ona saygı duymuştur ama artık nihaî kopuş kaçınılmaz olmuştur. Bu ayrılıkda kahramanımız kızın elini öpmeye cesaret edemez.
![]() |
Olga Rusya'dan ayrılıp ziyaret etmekde olduğu Parisde Andrey Stoltz’la karşılaşır. Avrupayı dolaşırlar. O zamana kadar iş peşinde koşmakdan romans’a, bir aile kurmaya vakit ayıramayan Stoltz onun erdemlerini, çekiciliğini farketmiştir. Flört ederler fakat Stoltz kıza Oblomov hakkında fikrini sormakdan geri duramaz. Olga ona aşk değil ama farklı bir sevecenlik duyduğunu söyler. Evlenirler.
Oblomov da nihayet, dürüstlüğüne tanık olduğu dul ev sahibesi ile yaşamını birleştirme iradesini gösterebilmiştir. Kadın bu hareketsiz adama çocuğu gibi bakar. Bir oğulları olur; Oblomov ona yapıları taban tabana olsa da her zaman aziz dostu kalmış Andrey’in adını verir. Hareketsizlik hayat makinasını köreltmiştir. Ciddî şekilde hastalanır. Vefatından bir süre önce ziyaretine gelen Andrey Stoltz, Olganın onu çiftliğine davet ettiğini; ona tekrar “Casta Diva”yı söyleyeceğini bildirir. Yerinden kalkacak durumda olmayan Oblomov kıskançlık duymadığını, fakat onların hayat anlayışına haset ettiğini söyler. Bu arada Oblomovu terkedip Tarantiev’in uşaklığına giden fakat çok ağır muamele gören Zakar da düş kırıklığı içinde dönmüş özür dilemektedir.
Oblomov karısının şefkâtli ellerinde ölür. Stoltz, onun zekaca hiç kimseden geri olmadığı, temiz, billur gibi bir kâlbi, asil heyecanları olduğu değerlendirmesini yapar; ama hiç bir şey yapmadığını vurgular. “Neden” sorusunun yanıtı “Oblomovluk, işte!”dir.
* (1) Starost: Orta Çağlardan beri bir Slav toplumunun ya da kilise baş papazı, lonca başkanı, çiftlik ağası gibi gruplaşmalara şeflik edenlere verilen isim. Bazı Rus topluluklarında ve Polonyada düğün törenlerini yönetenlere de bu isim verilirdi.
Sürecek