4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Rus ve Sovyet Edebiyatı (34)

Ivan Sergeyeviç Turganyev III.

Devrim Öncesi (Arefe) Romanı özeti:

Arefe romanının Constance Clara Garnett tarafından yapılan ilk İngilizce çevirisinin kapağı

Kırım savaşından sağ çıkmayacağını hesaplayan (nitekim yazdığı yazının hemen ardından tifüse yakalanarak yaşamını yitiren) Vasily Karateyev adında bir askerin ele geçen otobiografik öyküsü Turganyev’e bu romanın anahatlarını ilham etmiş. Roman 1860’da ‘Ruskiy Poslannik-Rusya Habercisi’ dergisinde gene yaşlı zenginlerle genç radikaller arasında öfkeli tartışmalara ve aynen “Babalar ve Çocukları”nde olduğu gibi farklı değerlendirmelere yol açtı ve sonuçda bu yazarın ikinci başyapıtı değerini kazandı. Kitabın önsözündeki N. Kalitin değerlendirmesi, Turganyev’in o zamana kadarki eserlerinde çizdiği çok yüksekden atan fakat eyleme geçmede kesel gösteren, yerli Rus tiplerin tersine ülkesinin bağımsızlığına gönlünü olduğu kadar varlığını da koymuş başka bir Slav kahramanla, onun savaşımına gönül katkısı veren erdemli bir Rus kızı anlatılıyor. Turganyev’e genelde olumlu bakmayan Dobrulyov’un bu kitap üzerine yazdığı bir denemede de, romanın çarpıcılığının, baş kahramanı Insarov’un, yüce ülküsünün peşine düşmesinden yani konudan kaynaklandığı belitilmektedir. Eserin ilk İngilizce çevirisini yapan Constance Clara Garnett kütüphaneci ve yazar Richard Garnett’in kızı olup kendi oğlu Edward Garnett’in de bu eser üzerine denemeleri bulunmaktadır. Eserin dilimize çevirisi Ataol Behramoğlu tarafından yapılmış olup 1973 Sinan yayınlarınca basılmıştır.

Romanın merkezî figürü Yelena Andreyevna, zengin ve soylu ailden gelen annesi Anna Vasilyevna Stahova’nın, Moskova Irmağının Kuntsevo yakınlarındaki malikânesinde büyümüştür. 1812 Savaşının gazisi emekli bir yüzbaşının oğlu olan babası Nikolay Artemyeviç Stahov da önce subaylık mesleğine girmiş, yakışıklılığı, güçlü karakteri ve sosyete adamı olması ile göze çarpmış, fakat fırsatçı yapısı onu muhafazakât Anna ile evlenmeye sevketmiş; ordudan istifa ederek karısının çiftliğinin yönetimini eline almıştır. Fakat bu uğraşıya da kendini verecek sabrı yoktur. Kendisine Avgustina Hristianovna adınada oynan bir kadını metres tutmuştur. Öyle gözü karadır ki karısına ait çiftlikdeki iki boz atı metresine armağan eder. Yelena’nın yetişme sürecinde vasiliğini de annesinin akrabası Prens Ardalon Çikurasov almıştır. Malikâneyi, bazıları Zoya Nikitişna Mueller gibi Alman karışığı hısım, akraba, eş, dost sık sık ziyaret eder. Uvar Ivanoviç adında 60’lık şişman bir akraba da çiftliğe temelli yerleşmiştir. Evde herkes Fransızca kültürünü sergileme peşindedir. İsimler bile Fransız versiyonları ile anılır: Yelena yerine “Hélen”, Pavel yerine “Paul”, Zoya yerine “Zoé” denir. İyi yürekli Yelena’nın değişik bir yaşam görüşü vardır. Küçük bir dilenci Kozak kız Katya ile ilgilenir; onun başkalrından öğrendiği müstehcen şarkıları söylememesini ister. Fakat zavallı küçük kız sıtmadan ölecektir.

Birbiri ile yakın arkadaş Andrey Petroviç Bersyenev ile Pavel Yakovleviç Şubin adlarındaki gençlerin ikisi de Yelena’ya tutkundurlar. Moskova Üniversitesinde üçüncü asistan olan ve kendini bilime vermiş Bersyenev bu konuda daha şanslı görünmektedir. Stahovların malikânesinde 5 odalık bir daire de tutmuştur. İki arkadaş coşku ile ülke sorunları üzerinde konuşur, tartışırlar. Özellikle sanatçı yeteneği olan, yontular, büstler yapan Şubin çok hırçın bir biçimde ülke sorumlularının, hattâ bu arada yönetici pozu ile malikâne halkını istismar eden Nikolay Stahov’un eleştirisini yapar. Fakat bu çocuklar kişiliklerini ve yeteneklerini kaynaştırıp belli bir amaca yöneltme iradesini gösteremezler.

Moskova Irmağı üzerindeki Kuntsevo yerleşimi

Bersyenev Üniversitede tanıştığı Ruscayı iyi bilen fakat şive ve tavrından başka bir Slav boyundan olduğu anlaşılan, tarih ve felsefe ile uğraşan Dmitri Nikanoriç Insarov adında çok ilginç bulduğu bir öğrenciden bahseder. Kalacak yer bulmakda güçlük çeken bu gence Bersyenev malikânedeki kendi dairesinden bir oda vermeyi önerir. Irsanov bunu ancak oransal bir kira payı ile kabûl edeceğini bildirir. Muzip Şubin onları stüdyosuna davet eder; çok sayıdaki büst arasından Insarov’un karikatür biçimde yapılmış büstüne de rastlanır. Hırçın Şubin Insarov’u kıskanmıştır. Bersyenev, her Slavın tüm Slav lehçelerini bilmesi gerektiğini söyleyenn bu genci Yelena’ya da büyük bir övgü ile tanıştırır. Yelena önce ilgi göstermediği Irsanov’un hayran olunası niteliklerini yakından görür. Bersyenev’in naklettiklerine göre, Insarov’un annesi bir Türk ağası tarafından öldürtülmüş. Öç almak için dönen babası da berteraf edilmiş. O zaman 8 yaşında olan Dmitri 1848’de Rusyaya geldiğinde 20’sine yaşındadır. Akrabaları Kiev’e yerleşmiş olan genç arada Tırnov’a, Sofya’ya gider; fakat öc alma peşinde olduğunu hesap eden Türk Hükûmeti peşine düşmüştür. Yelena ile konuşmalarında birilerinden intikam mı alacaksın sorusuna “Hayır ben ülkemin bağımsızlığının peşindeyim. Toplumun öç davası varken bunu kişisel kine kurban edemem” yanıtını verir.

Kızlarının soylu biri ile yuva kurmasının yolunu araştıran ebeveyni Yelenayı Senato baş yazmanı Yegor Andreyeviç Kurnatovsky’i sık sık malikânelerine davet ederler.

Bulgaristandan gelen iki kişi ile yaptığı gizli görüşmenin ardından Insarov ülkesine dönme hazırlığı yapar. Yelena onun davasını benimsemiştir; birlikde Bulgaristan’a gitmeye hazırdır. Fakat ailesinin buna şiddetle muhalefet edeceğini, bu maceracı yabancı ile evlenmesine izin vermeyeceklerini de bildikleri için çare ararlar. İzinsiz kaçmayı akıllarına koyarlar ama Yelena için pasaport alabilmeleri olanağı yoktur. Kirli işlerle geçinen emekli bir savcı kimlik değiştirme oyunları ile buna çare bulur. Gizlice evlenirler. Sene 1953, Osmanlı ve Batı devletleri ile ipler gerilmiş; savaş kaçınılmaz olmuştur. Bab-ı Âli Rusyaya savaş ilân eder; yabancı misyonların tahliyesi süresi geçince Sinop kıyımı ve Kırım Savaşı başlar. Aksilik Insarov zatürrie olur; ateşler içinde odasında yatar. Yelena’nın onun odasına girdiğini farkeden ebeveyni bunun sebebini sorunca kız artık onun eşi olduğunu açıklar. Doğallıkla kıyametler kopar; fakat tam bu sırada içeri giren Şubin Nikolay Stahov’a Avgustina Hristianovna’nun onu çağırdığını haber verir. Adam şoka uğramıştır.

Kırım Savaşında müttefik güçler karargâhında

Insarov iyileştikden sonra, savaş koşullarının elvermemesi yüzünden Yelena ile birlikde önce İtalyaya Venediğe, Lido’ya giderler. Insarov’un Bulgaristan’da tanıdığı Randiç adında Dalmaçyalı bir denizciden Bulgaristan’a geçmek için yardım isterler. Zara’ya giderler. Sağlığı bozulan Insarov orada yaşamını yitirecektir. Yelena Rusya’ya dönmeyi hiç düşünmez.

Coşkulu tenkidçilerden Bersyenev Heidelberg’e, yontu sanatçısı Şubin Romaya yerleşmiştir.

Turganyev, romanını kitaplaştırdığında Balkanlardaki Slav topraklarında gelişen olayları ilâve etmiştir. 1877-78 Rus-Osmanlı Savaşının hikâyesi bitirilmeden bırakılmışsa da Tuna boyunda büyük çatışmaları, 300 Türk subayının öldüğünü,Silistere’nin alındığını, Sırbistan bağıımsızlığının ilân edildiğini kaydeder.

Bazı eleştirmenler Turganyev’in karakter çizmedeki tek başarısızlığının Insarov tipini gerçeklerden değil, bahis bahis başında andığımız Karatiev’in anı defterinden aldığı ilhamla yaratmasında görürler. Gençkız Yelena’nın da idealizminin de gerçek olmakdan ziyade artistik ve şiirsel bir imalât ürünü olması üzerinde dururlar. Sadece Turganyev’in ülkesi hakkında güvensizliğini ciddî bir temeli vardır; Ruslar riyakârlığa, yalancılığa, suiistimâllere, en azından eylemde miskinliğe batmıştır. Silkinmek gerekir. Bunu romandaki Yelena’nın tavrı ile dile getirir.

Turganyev’den olaganüstü duygusal bir küçük hikâye örneği özeti vererek bu türde de üstünlüğünün tartışılmaz olduğunu gösterelim.

Canlı Mumya

Bu öykü dilimize, Bolşevik Devriminden rahatsız olarak, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı hemen izleyerek sığınan, Galatasaray lisesi ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi dahil çeşitli irfan yuvasında hocalık yapan Rovan’lı Gaffar Güney’in “Klasik Rus Öyküsünün Başyapıtları” isimli çeviri antolojisinden seçilmiştir. Öykünün asıl Rusca adı “Moşçi”dir. Bu sözcük “kokmaz, bozulmaz ermiş ve evliya vücutları için kullanılr. Türkçe karşılığı olmadığı için, konuya yakıştırılarak çeviride “Canlı Mumya” başlığı kullanılmıştır.

Öykü genç bir adamın Alekseyevsky denilen kırsal bir mevkide usta bir avcı eşliğinde av yapmak üzere sabah gezintisine çıktığında, “oşannik” adı verilen ve kışın arı kovanlarının bırakıldığı bir kulübenin içine göz atması ile başlar. Kulübenin karanlık bir köşesinde bir karyola olduğunu görünce geçip gitmek ister. Fakat içerden bir ses: “Efendi hazretleri, Petro Petroviç, lûtfen içeri gelin!” diye onu ismi ile çağırır. Petro içeri girdiğinde canlı olduğuna zor inanılacak, tunç gibi tek renkde, dağınık sarı saçlı, bir zamanlar güzel olduğu farkedilebilen bir kadının yatakda boylu boyunca yattığını görür. Kadın sorar: “Tanımadınız, değil mi? Ben Lukerya; Spasky’de anneniz hanımefendinin şarkıcılarından biriydim.” Genç adam hatırlar; malikânelerinin birick güzeli uzun boylu, dolgun vücutlu, beyaz tenli, pembe yanaklı, yüzünden sağlık fışkıran, şakrak, neşeli genç kız. Kendisinin o zaman onaltı yaşında olmasına rağmen göz diktiği bu kız korkunç bir hâldedir.

“Ne oldu sana?” “Anlamadığım bir felâkete uğradım. Şu kovayı alıp yanıma oturun; sesimi işitemezsiniz. Benden tiksinip çekinmeyin. Siz Moskovaya tahsile gittiğinizde beni iri yarı, kıvırcık saçlı Vasily Palyakov’la nişanlamışlardı. Bir bahar gecesi uykum kaçtı. Balkona çıktım. Birden Vasily’ninkine benzeyen “Luşa” diye adımı çağıran bir ses duydum. O yöne eğilirken ayağım kaydı; düştüm. Önce bir ağrı, sızı hissetmedim. Odaya girdiğimde barsağımdan bir şey koptuğunu hisseder gibi oldum. Oturup kalkamaz oldum.O günden beri kuruyup, soldum, yatağa düştüm. Anneniz, Tanrı razı olsun, beni doktora götürdü ama doktor tedavi diye bana işkence etmekden başka bir şey yapmadı. Sırtımı kızgın demirle dağladı. Artık malikânede bana bakamaz oldular; akrabalarım burada diye beni buraya yolladılar.”

“Peki, nişanlın ne yaptı?” O da benim bu hâlimden bunaldı; Glinoylu Agrefena ile evlendi. Ben ona nasıl zevcelik yapabilirdim?!. Yedi yıldır yataktayım. Soğuklar basınca beni hamama götürüyorlar. İyi kâlpli insanlar var; ilgileniyorlar. Yanıma temiz maşrapa ile su bırakıyorlar. Bir öksüz kızcağız gelir; yavrucak beni çiçeksiz bırakmaz; burayı kır çiçekleri ile süsler. Zamanla bu yaşama alıştım. Başına daha büyük felâketler gelenler var. Gözlerim, kulaklarım, burnum şükür olsun iyi çalışıyor; çiçeklerin kokusunu duyuyorum. Hâlimden şikâyet etmiyorum. Etrafımda tavukların kuluçkaya yatmalarından çok zevk alırım.

“Nasıl oluyor; hep yalnızsın! “Hâlâ yaşıyorum; nefes alıyorujm; etrafımı dinliyorum; arıların vızıltılarını.. Kelebeklerin uçuşunu; yuva yapan kırlangıçları izliyorum. Ah, siz avcılar sizler ne kadar zalimsiniz!” “Ben kırlangıç vurmam,”

“Kışın tabiî sıkıntılı; karanlık. Mum yakmaya kıyamıyorum. Biraz okuma yazmam var ama zaten kollarımı kaldıracak mecâlim yok kitap tutmaya... Bir ara Papaz Aleksey gelmiş dua okumuştu... Şimdi ben de zaman öldürmek için dua okuyorum ama fazla ezberim yok. Bir kaç dua biliyorum.”

“Lukerya, ben sana kent hastanelerinden birinde yer ayırayım; belki çare bulurlar; en azından yalnız kalmazsın.” “Bana dokunmayın; oaralarda bana çok ızdırap çektirdiler; hırpalayıp durdular. Burada beni seviyorlar; şefkât gösteriyorlar. Kudüs’e, Kiev’e hacca gidenler yakınımdan geçerken bana öyküler ve bilmediğim şeyleri anlatırlar. Yalnızlıkdan da korkmuyorum.” “Pelâlâ, sen bilirsin,”

“Kimse kimseye yeterince yardım edemez. Bana acıyorsunuz, ama gerek yok. Beni hatırlarsınız; erkek gibi bir kızdım; doğam güçlüdür. Hâlâ şarkı söylüyorum. O minik kıza dört şarkı öğrettim. Galiba bana inanmıyorsunuz; yarı ölü birinin şarkı söylediğine...”

Lukerya şarkı söylemeğe çalışır fakat soluğu kesilir; ağlamaya başlar: “Ayıp, ben niye ağlıyorum?!. Yanınızda varsa mendilinizle gözlerimi siliniz; tiksinmeyin.” Petro mendili ona bırakmak ister; kız önce bu öneriyi reddeder; sonra mendili alır. “Uyuyup uyumadığımı merak etmiştiniz. Az uyuyorum ama uyuduğumda güzel düşler görüyorum. Uyanınca gerinmek ihtiyacı duyuyorum; ama beni yatağa çivilemişler. Bir düşümde etrafımda dolaşan kalabalık arasında uzun boylu bir kadın bana doğru geliyordu. ‘Kimsin?’ diye sordum; ‘Senin ecelinim” dedi; sevindim; fakat o: “Sana acıyorum ama bu kez seni götürmeyeceğim” dedi. Arkasından yalvardım. Rahmetli annemle babam karşıma geçmişler beni selamlıyorlardı. ‘Benim size saygı borcum var; siz niye karşımda ihtiram duruşuna geçtiniz?’ diye sordum. ’Çünkü sen çok çektin. Hâlâ çekiyorsun!’ dediler. Papaza bu düşün anlamını sordum; ‘Hayâl’ dedi. Benim derdim haftalarca uykusuz kalışımdandır. Geçende bir hanım bir şişe ilaç verdi; ‘Her gün onar damla iç’ dedi. Bunun çok faydasını gördüm.”

Petro bu ilacın “afyon” olduğunu anlar; Lukeryaya kendisinin de bir şişe göndereceğine söz verir; ona: “Büyük sabrın varmış,” der. “Bu da sabır mı? Asıl sabır bir sütun üzerinde 30 yıl yatan Aziz Simon’un sabrı!” “Ne ise fazla yorma kendini; benden istediğin bir şey var mı?” “Evet, köylüler çok fukara; onların vergilerini azaltsınlar” “Peki, söylerim,”.

Petro ayrılıken kız onu tekrara yanına çağırır: “Eskiden ne kadar güzel saçlarım vardı; taaa dizlerime kadar uzatırdım. Şimdi kim onları tarayıp, bakımını yapar; ben de kestirdim!”

Köylüler Lukerya’ya “Moşçi” derlermiş; onu azize’ye benzettikleri için...

Hayata veda etmesi fazla sürmemiş; ölürken göklerden çan sesi duyduğunu söylediğini naklediyorlar.

Sürecek

Yayın Tarihi : 29 Mart 2012 Perşembe 17:31:35


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?