Rus yazınında “Gümüş Dönem” adı verilen 20. Yüzyıla Giriş Edebiyatı
Rus Devrimi Özeti
![]() |
| 1848’den itibaren Dünya siyasal arenasını karıştıran Karl Marx |
Rus edebiyatının, yaşam koşullarını ve iç âlemlerini daha etraflı araştırmağa değen dahiler yetiştirdiği “Altın Dönemi”nin sonuna doğru XX. Yüzyıla girerken devrimin ayak sesleri işitilmeye başlamıştı. “Gümüş Dönemi“ ni genelde Rus Devriminin hazırlık evresi ve doğrudan icra sürecinin edebiyat vb. sanat adamları tarafından içselleştirilip onlara belirgin bir ortak fikir ve motivasyon kazandırılması dönemi olarak da düşünebiliriz. Bu dönemde sanatkâr kimliğinin ikinci plana düşmesi ve zaman tasarrufu bakımından dizimizin bundan sonraki bölümünü önce ( her ne kadar devrimi görebilecek kadar uzun ömürlü olmamış yazın insanları varsa da) Marxist devrim sürecinin siyasal bir özetini yaptıkdan sonra, sunumumuzu, yeri geldikçe bu özete referanslar yaparak kısa biyografi ve birer yazı (ya da şiir) örnek ya da özeti ile sürdüreceğiz. Rusya’nın devrim süreci ile ilgili siyasal tablosunu verirken daha çok, (kendisi de hızlı bir yazar olan) devrimci kadronun üç asından birisi Troçky olarak anılan Lev Davidoviç Bronştayn’ın (Stalinle ihtilafa düşüp kaçtığı tarihlerde ülkemizde Büyükada’daki sürgününde yazdığı) “Rus Devrimi” eserinden alıntılarla bezemeye çalışacağız.
Almanya’dan kovulmuş Alman filozofları Karl Marx ve Friedrich Engels’in “Proleteryanın burjuva düzenini ve özel mülkiyeti bir devrimle ortadan kaldırıp sınıfsız bir toplumsal ve siyasal düzeni öngören Komünizmin ilk bildirgesi “Komünist Parti Manifestosu- Das Manifest der Kommunischen Partei”ı 21.Şubat. 1848’de yayınladıkları zaman Fransa, İtalya, Avusturya’yı sosyalist hareketleri sarmıştı. Gecikmeli olsa da Batı Avrupa ile teması olan Rus entelektüellerinin aydınlatmaları üzerine Rusya’da 1862-9 döneminde yılda ortalama 6, 1870-84 döneminde 20, 1885-94 döneminde 33, 1895-1905 döneminde 176 grev kaydedildi. Rus İmparatorluğu hapishanelerindeki özgürlüğünden yoksun insan sayısı 1893’de 116.376 rakamı ile doruğa ulaşmıştı.
![]() |
| Genç Lenin 1895’de |
Marx’dan sonra Komünizmin en etkili ismi ve ilk tatbikatçısı Lenin 25 yaşında bir avukatken içine girdiği Marksist çevre tarafından 1895’de zamanın en gözde Rus Marksist düşünür’ü Georgi Plekhanov ve sürgündeki diğer devrimcilerle bağlantı kurmak üzere Batı Avrupa’ya gönderilmiş; dönüşünde I. Martov ve diğer kalburüstü devrimcilerle Başkentte “İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Birliğini” kurmuş ve yer altı yayın organları “Iskra”da ideolojilerini neşretmeye başlamıştı.
“Altın Dönem” Rus edebiyatını izlerken çoğu eylem emelleri yüzünden, bir çoğu da sırf eleştirel düşüncelerinden takibe alınmış, cezalara çarptırılmış fikir ve yazın erbabının ağır biçimde eleştiri ve yakınmalarından yeterince nüfuz ettiğimiz toplumsal sıkıntı ve gerginliklerin, yeteneksiz ve baskıcı Çar II. Nikolay zamanında Japonlar karşısındaki yenilgi, büyük bir Avrasya İmparatorluğu hedefinin suya düşmesi ile patlama noktalarına gelmesi kaçınılmazdı. İlk önemli patlama 1905 Rus Devrimi ile kendini gösterdi. Çar mutlakıyetçiliğine karşı liberal aydınların tahrikleri sonucu çıkan işçi grevleri, köylü ayaklanmaları, askerî isyanlar ağır hasarlarına, gösterilerin acımasızca bastırılmaya kalkışılmasına rağmen, 1906 Rus Anayasası ile çok partili, meşrutî monarklık sisteminin tesisi ile noktalanacaktır.
Geriye doğru, kölelere özgürlüğü tanıyan Çar Aleksandr II’nin liberal reformları zamanında 1864 yılında kurulmuş “zemstvo” denilen yerel yönetimler düzenlemesinden esinlenen “Zemstvo Anayasacıları”, ardından “Özgürlük Sendikası” adındaki oluşum (1904) “anayasal bir çarlık” arayışına girdiler. Defalarca hapse girmiş Polonya doğumlu Alman Marxist eylemci Rosa Luxembourg’un etkileri tüm Avrupa’yı saran rüzgârı ile coşan Rus sosyalistleri iki ana grup ortaya çıkarmışlardı: 1860’lardan beri gelen ve “Zemlya i Volya-Toprak ve Özgürlük” ile “Narodnaya Volya-Halkın İradesi” partilerinden geçen “narodniçestvo-halkçılık” geleneği izleyen ‘Sosyalist-Devrimci Parti’ ve içindeki Bolşeviklere (çoğunlukda olanlara) Lenin’in önderlik ettiği, Menşeviklere (farklı görüşteki azınlıklara) Martov’un temsilcilik ettiği “Marxist Rus Sosyal Demokratik İşçi Partisi-RSDRP”. .. 1904 güzünde, yerel yönetim ve özerk mahkeme statüsü tesisinin 40. Yıl dönümünün kutlanması bağlamında liberallerin yaptığı bir dizi tezahüratlarda politik reformları düzenleyecek bir anayasa talebi dile getirildi.
Çar II. Nikolay bu hareketlere karşı sert tutumu yüzünden 15.Temmuz.1904’de suikasta kurban giden İçişleri Bakanı Vyaçeslav von Plehve yerine, daha liberal görüşlü Pyotr Dmirieviç Sviatopolk Mirskiy’i İçişleri Bakanı tayin etti. 13.Aralık.1904’de Moskova Kenti Duma’sı (meclisi) ulusal temsilciler meclisinin kurulmasını, basının tam özgürlüğünü, din özgürlüğünü öngören bir teklif kararı çıkardı. Bu kararı diğer kent duma ve zemstvo meclislerinin aynı yönde çağrı ve kararları izledi.
![]() |
| 22 Ocak'ta Peder Gapor önderliğinde Kışlık Saray önüne gelen halk |
25.Aralık.1904’de,Çar, Zemstvo ve yerel belediyeler meclislerinin yetkilerini, sınaî işçiler için sosyal sigortaları, basında sansürün kaldırılmasını tanıdığnı bildiren bir ferman çıkardı. Fakat bu fermanda meşrutî bir anayasa konusu yer almıyordu. İşçiler için çalışma saatleri hâlâ çok fazla idi. Aynı ay içinde, demir yolu ve topçu malzemesi imalatçısı Putilov işletmesinde çıkan grevi sempati grevleri izledi. 22 Ocak.1905’de Peder Gapon adında bir papazın örgütlediği 3000’i aşkın bir kalabalık ellerinde ikonlar ve diğer dinî simgeler; “Tanrı Çar’ı korusun” Şarkıları ile Çarın Kışlık Sarayı önünde gösteriler yaptı. Ne olduğu anlaşılamayan bu tezahürata karşı açılan ateşte hükûmet kaynaklarına göre 96 kişi öldü, 333 kişi yaralandı. Hükûmet karşıları 4000 göstericinin yaşamını yitirdiğini söyler. “Kanlı Pazar” adı verilen bu gün devrimin simge başlangıcıdır; o sırada Çar Sarayda olmamasına rağmen sorumlu tutulduğu bu katliam, ”Sosyalist Halkçı Parti” ve “Sosyal Demokrat Komünist İşçi P.” çağrısı ile ülke çapında kitlesel grevlere yol açtı. 1905 yılı sonu itibariyle Avrupa Rusya’sındaki işçilerin yarısı, Rus Polonya’sındaki işçileri % 93’ü (400.000’den fazlası) greve gitmişti. Finlandiya’da, diğer Baltık sahilinde, keza Tatar ve Ermeni katliamlarının yaşandığı ve Bakü petrol yataklarının tahribe uğradığı Kafkaslarda, Urallarda grevler vardı.
26.Ocak’ta 80 işçi öldürülmüştür. Grevler, Başkentten ve Moskova’dan, 1917 ihtilâlinin Lenin’den sonra ikinci siması olacak ve RSDİP’deki azınlık (Menşevik) grubunun öncülüğünü alacak Leon Troçky’nin lokomotiv görevi yaptığı, kısa ömürlü “St. Petersburg İşçi Sovyetleri (temel yönetim birimleri) Temsilcileri” örgütü tarafından düzenleniyordu. 26.Ekim.1905 itibariyle 2 milyon işçi greve gitmişti. Zamanın sosyoloji ve hukuk tarihi profesörü Maksim Kovallevsky’nin verdiği bilgilere göre Nisan 1906 itibariyle 14.000 kişi ölmüş, 75.000 kişi fazladan hapse girmişti.
O arada Japonlarla Savaş tam felaket hâlini almış; Port Arthur kaptırılmış; Baltık Filosu Tsuşima’da, Ordu Mukden’de yenilmiş; 80.000 insan hayatını kaybetmiş; Sivastapol’da, Vladivostok’da, Kronstad’da denizciler isyan etmiş; Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı Sergey Mihayloviç Ayzenştayn’ın sinema klasikleri arasına giren “Bronenosets Potiomkin” filmine adını veren “Potemkin Zırhlısı”ndaki denizciler isyanı uç noktaya varmıştı. Deniz güçlerinde otoritenin sağlanması 2000 denizcinin hayatına mâl oldu. Çar’ın verdiği tavizler ve çıkardığı aflarla gösteriler yatıştıktan sonra cezaevlerindeki mahkûm ve tutukluların sayısında çok önemli düşme oldu; 70-80.000 arasına indi.
Fakat Çar iyice dağıtmış; yönetimi boşlamış; sarayı bir entrika merkezi olmuştu. Sarayın iç işlerinde asıl sözü geçen ve devlet politikası üzerine etkin olan (Osmanlı tarihindeki “Cinci hoca” benzeri azgın bir din adamı, Grigori Yefimoviç Rasputin adında Sibiryalı köylü bir papazdı. Şifalı nefesine duyulan boş inançla hemofili hastası olan çareviç’i (Çar’ın oğlunu) iyileştirir umudu saraya davet edilen Rasputin, olmadık rezaletlerine ve nazırların uyarılarına rağmen Saraydan atılmasına kıyılamadı, aksine aleyhine konuşanlar Sibirya’ya sürüldü. Nihayet, papaz, 1916 yılı sonlarında, şefi Çar’ın yeğenin kocası Feliks Yusupov, biri Çarın kuzeni Gran Dük Dmitri Pavloviç olan bir soylu grup tarafından pusuya düşürülüp öldürüldü.
Görüldüğü üzere bunca yozlaşmaya ve ardı arası kesilmeyen grevler ve ayaklanmalara karşın Çar yönetimi devrilmemişti. Bu münasebetle nihaî devrim konusunda bir hususa işaret etmeden geçemeyeceğim. Devrimlerin halkın tümünü kavraması gerekir. Asker “devrim” adına darbe yapar; nihaî bir sonuca gidemez. 1917 Sovyet ihtilâline “İşçi Devrimi” diyenler vardır ama toplumun sadece bir kesimini oluşturan işçi de nihaî bir devrim yapma gücünden yoksundur. Mevcut devlet silahlı otoritesi eninde sonunda bunu, bazı tavizlerle de olsa bastıracaktır. Devrim, halkın tümüyle canına yetmesi sonucu gerçekleşebilir. Fransız Büyük Devriminin sloganı: “Du pain! du pain! du pain!..-Ekmek! Ekmek! Ekmek!..”dir. Aç adam devrim yapar; zira kaybedeceği, zaten kaybetmekte olduğu canından başka bir şey kalmamıştır. En azından bir lokma bir hırka bulabilen halkdan ise pek devrim yapmasını bekleyemezsiniz. İlerde inceleyeceğimiz Boris Pasternak’ın Nobel Ödüllü (fakat yazarın Sovyet yönetiminin ve meslektaşlarının baskısı karşısında ödülü almayı reddettiği) “Doktor Jivago” romanında, roman kahramanının devrimci ağabeyi, Rusya’nın İngiltere, Fransa, İtalya bağlaşığı olarak 1914’de Dünya Savaşına katıldığında askere alınmış, savaşa gitmek üzere birliğinde geçit töreninde yer almıştır. Taburun önündeki iri yapılı, uzun boylu, göz kamaştıran üniformalı, parlak çizmeli, dik yürüyüşlü erleri gözlemler: “Bunların kimisi ölecek, kimisi hasta, yaralı, âciz hâle gelecek, üniformaları partallaşacak, lime lime eskiyecek, çizmeleri patlayacak. İşte o gün benim günüm olacaktır” der.
![]() |
| Alman taarruzunu siperlerde bekleyen Rus askerleri |
Nitekim Rusların savaşta, 1914 Ağustos ve Eylülünde Alman komutanları Hindenburg ve Ludendorff orduları karşısında Tanenberg ve Mazuri bataklıkları, 1915 baharında Galiçya yenilgileri, Polonyadan tümüyle çekilmeleri ile fizik tahammül ve Devlete saygı dibe vurmuştu. Halk savaş yorgunu idi. İhtilâl başta, 1917 Martında Petrograd’da* (1) önemsiz görülen bir grevle başladı. 11 Martta, askerler göstericilerin üzerine silah çekmeyeceklerini bildirdiler. Duma’nın başkanı Çar’a telgrafla başkentin anarşi içinde olduğunu haber verdi. Çar Duma’nın dağılmasını emretti. Duma bu emri dinlemedi. 12. Martta bir müfreze daha isyan etti. Bu müfrezeyi tenkil için gönderilen askerler de müfrezeye katıldı. O gün başkent fiilen askerlerin egemenliğine geçmişti. 13 Martta isyan Moskova’ya sıçradı ve Devlet otoritesi orada da yıkıldı. Çar General Ivanov’a Petrograd’a taarruz için emir verdi ise de bu emri takan kimse çıkmadı. Komutanların çoğu devrim yanlısı idi. 15 Martta Çar kendisi ve veliahd oğlu adına tahttan kardeşi Mihail lehine feragat etti. Mihail bu öneriyi reddetti. Prens Lvov başkanlığında bir koalisyon kabinesi kuruldu. Ülke yönetimini askerler ve işçiler temsilcilerinden oluşan birer komite ile birlikte yürütecek kabinede Dışişleri bakanlığı Millyukov’a, Adalet bakanlığı Kerensky’e verildi. Rusya’nın, savaş süresince Çar Nikola II. ile yaptıkları anlaşmalara bel bağlamış bağlaşığı devletler ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Nikola Nikolayeviç’in başkomutanlığa tayin edilip Rusların savaşa devam edeceği umudu boşa çıktı. Savaş yorgunu ve zaten hor hakîr görülen Rus köylüsünden daha fazla kan dökmesi istenemezdi. Bu bakımdan eski emperyalist politika yandaşı Milyukov ve Harp Bakanı Guçkov istifa zorunda kaldılar. Kabine artık solu temsil eden Kerensky tarafına kaymış; Kerensky Savaş Bakanı olmuştu. Fakat bağlaşık devletlerin zorlaması karşısında Kerensky Rus Ordusunun saldırı yeteneği hakkında bir deneme daha yaptı; Başkomutan atadığı Brusilov’u Lemberg almakla görevlendirdi. Epey bir ilerlemeden sonra ortak bir Alman-Avusturya karşı taarruzu son umudu söndürdü. Kuzeyde Almanlar saldırıya geçip Reval’e kadar geldiler.
* (1) Başkent “St. Petersburg”un adı bir snobik tavırla Almanca konduğu için ulusalcılığın yükseldiği 1914 yılında “Pedrograd”a çevrilmişti. Sovyetler döneminde de devrim liderinin adına saygı eseri olarak “Leningrad” denecektir.
Sürecek