Biyolojik evrim kuramının esası ve bilim tarihindeki zemini hakkında çok özet bilgi verdikden sonra bu kurama karşı çıkanlar ve bunların dayandıkları argümanlarla ilgili bazı örnekler vereyim. Bilimsel kuramlar (bazen kanıtlanmış olsalar bile) dinsel inançlar üzerine kuşku gölgesi düşürecekse, ilk ve en sert muhalefet elbette din çevrelerinden gelecektir.
Evrim kuramının da kaderi elbette farklı olmayacaktı; Oxford Piskaposu Willberforce'dan başlayarak, din çevreleri ya da din sömürücüleri kin güdercesine Darwin'e saldırmayı sürdürüyor. Yahudi teologlarının yaşadıkları toprakların mücavir alanlarında daha önceden (başda Sumer olmak üzere) uygarlık kurmuş topluluklardan gelen efsaneleri de derleyerek 9 yüzyıl boyunca kaleme aldıkları kutsal kitaplarında "evren'in 6 günde yaratıldığı yazılıdır. İlkçağ Hıristiyanlığıın en büyük teolog ve filozof'u sayılan Hippo'lu Aurelius Augustinus, kutsal kitap esas alarak yaptığı hesaplamalar sonunda evrenin yaratılışını İ.Ö. 4004 yılı, Adem ile Havva'nın var oluşunu da aynı yılın 23.Ekim, saat.09'u olarak hesabetmişti. Kendisine, halk arasında Azizlik payesi kazandıran bu parlak (!) buluş, evrim teorisi dışında, evrenin yapısı ve canlıların tarihi hakkında başka buluşlarla da mizah konusu olduğundan Darwinizm karşıtlığına bilimsel kılıf giydirme zorunluluğu doğdu. Bu çaba çerçevesinde Phillip E.Johnson'un isim babalığını yaptığı "Intellectual Designer (I.D.) Entellektüel (akıllı ya da bilinçli) Tasarım'la Yaradılış" denen bilimsel (!) bir kuram, teistik-ilahî yaradılış vurgulaması yapmadan, "fine-tuned (ince, hassas ayarlı dengedeki) evren oluşumu" ve"doğal seleksiyon-seçim" gibi dolaylı bir süreçle çeşitli canlıların oluştuğu fikrini redderek, doğrudan yaşamın kökenini açıklama iddiası ile ortaya çıktı; büyük bir özenle laik bir uslûpla formüle edilen, Kutsal Kitap İncil'in tartışma dışı tutulduğu savları şunlar: 1. Yaşamın kökeni "ölü kimyasallar"dan gelemez; en basit yaşam biçimi bile olaganüstü karmaşıktır. Hücre yapısı ve 1953'de keşfedilen DNA'nın doğal seleksiyon ve evrimle açıklanamıyacak doğa üstü, çok karmaşık yapılar olduğu; I.D.nin başda gelen savunucularından matematikçi William Dembski'nin DNA'da tam bir "specified complexity -kendi özünden gelen" ve "irreducible complexity - daha küçültülemeyen, komponentlerine ayrılıp sadeleştirilemeyen bir karmaşıklık saptadığı, bunun da bir yaratıcının varlığını bir axiom (apaçıklık) haline getiren "haber verme mekanizması" olduğu, keza, salgın hastalıkların, kan pıhtılaşmasının, kirpik ve küçük kılların, enfeksiyon hastalıklarına direnç kazandıran bağışıklık sisteminin, evrim sürecinin etkisi olanak dışı direkt karmaşık olaylardır; 2. Fosil bulguları geçmişde gerçekten "evrim" olduğunun kanıtı değil; ara türler olarak sunulan fosiller (homo erectus, homo habilis, homo sapiens vb.) insan öncesi kademeleri mi ifade ediyor; belli değil; bağımsız yaratılmış türler de olabilir; zaten bahsedilen evrim zincirinde bir sürü halka eksik.
3. Alman bilgini Haecker'in "Ontojeni Filojeni'ye pareleldir" iddiasını ileri sürerken verdiği embiyon ve tür şemalarının isabetsizliği ve tam bir sahtekârlık ürünü olduğu, 4. Evrimin, zamanımızda izlenebilen sıçrama biçimindeki örneği "mutasyonun" marazî bir olay olduğu, sağlıklı yeni tür yaratmadığı, Bu arada eskiden evrim kuramını savunmuşken, bunun aslında Faşizm, Komunizm gibi gibi bazı yıkıcı ideolojik temelleri olduğu için, artık savunmaktan vazgeçenlerin de örnekleri veriliyor: İnternete de verilen bir listeye göre "Evolution of Living Organisms - Canlı Organizmaların Evrimi" isimli eserin müellifi Pierre Paul Grassé, Dr.Lewis Thomas rastlantılarla tür değişikliğini kabûl edemedikleri, Nobel ödüllü Robert Millikan, İngiltere Doğa Tarihi Müzesi Müdürlüğü yapmış, evrimci paleontolog Dr. Colin Patterson, Jerry Coyne, Herbert Nillson, P.Lemoin "evrim"in henüz yeterince kanıtlanmadığını ileri sürüyorlarmış; San Diego-California Üniversitesinden Cristopher Willis' "evrim kuramı" hakkında Darwinle birlikde Linnean Kurumuna sunumda bulunan A.R.Wallace'ın bu kuramın büyük boşlukları olduğunu ifade ettiğini naklediyor. Şimdiye kadar, Bilim ve Ütopya dergisindeki yazılarından inançlı bir evrimci olduğunu izlediğimiz Prof.Dr. Cemal Yıldırım bu kuramın henüz kanıtlanmadığını, ancak alternatifi olmadığından biyoloji biliminin henüz buna dayanılarak işlenmeye devam edeceğini ifade ediyor.
I.D. kuramı, dinle bilimin uzlaştırılması misyonunu üzerine alan Templeton Vakfı'nın ilk kurucusu olduğu Discovery Institude tarafından benimsenmiş. Bu Enstitünün desteklediği sözde bilim adamları genel halka karşı yaptıkları konuşmalarda I.D.nin dinle ilgisi olmadığını, muhafazakâr Hıristiyan çevrelere karşı ise I.D.nin temelini İncilden aldığını söyleyerek çifte standartlarını ortaya koyuyorlar. Bilim tarihindeki dayanaklarını da, daha önce adlarını andığımız Yunan filozoflarının düşüncelerini tersinden yorumlayarak, Platon felsefesindeki "demiurge - evrenin yaratıcısı etmen"
fikrine, Aristo'nun, "Metafizik" isimli kitabında "İlk İlca (güdü)" olarak kosmos'un (evren) yaratıcısına atıfda bulunmasına, Latin filozofu Cicero'nun (İ.Ö. 106-43) "Natura Deorum - Tanrıların Doğası" eserindeki Tanrısal gücün ilk sebep olduğu ilkesine sığınarak bulmaya çalışıyorlar. Teolojik argümanı daha açıkca ortaya koyan savunucular ise Aquina'lı Thomasso'nun "Summa Theologiae" eserindeki Tanrı fikrine dayanıyorlar. Başda gelen "Akıllı Tasarımcı"lar, tek Tanrılı inanç sistemleri olsalar da öteki dinleri dışlayarak Yaradan'ın Hıristiyan Tanrısı olduğunu iddia ediyorlar.
I.D. kuramına karşı çıkanlardan Barbara Forrest, Discovery Institude'un politikasının, gerçek ajandasını şimdilik karartmak, ama alttan alta dindar kesimi okşayarak materyalist önyargıyı elimine ettikden sonra Hıristiyanlığın İncil mesajını egemen kılmak olduğu görüşünde... I.D.nin bilimsel savunucuları olduklarını ileri sürenlerin, başda William Dembski, Michael Behe, Unification (Vahdet - Birleşme) Kilisesinin üyesi Stephan C.Meyer, olmak üzere hemen tümü "Evanjelik-İncilci Protestan" mezhebindeler.
Bu kuram, önde ABD Ulusal Bilimler Akademisi olmak üzere, rasyonel bilim insanlarına göre, üzerinde hiç bir deney yapılamıyacağı için bilimsel kabûl edilemez; bir varsayım olarak sunulamaz. Doğa üstü etmen iddiası, ampirik (deneysel) araştıma ve kanıt arama, gözlemlenebilir, test edilebilir verilerden yola çıkma gerektiren bilimin ilkeleri ve yöntemleri ile çatışıyor. Kuram olduğu ileri sürülüp, başlangıçda, bazı biyologlar arasında bile bilimin ana ereklerini unuturup, şaşkınlık ve kuşku yaratan I.D. anlayışı ise Doğa üstü etmenin, evrende görülen her şeyi doğrudan imâl ettiği savında...
D.I.cilerin Darwinizm'i çökerten bulgulardan biri olduğu savında oldukları DNA'nın moleküler biyoloji dönemini başlatmakla ve DNA segmentlerinde mutasyon'un gözlemlenmesi ile "evrim"in moleküler prosesle açıklanmasının yolunun açıldığı da ayrı bir olgu...
Discovery Institude'un ileri gittiğinin farkına varan Templeton Vakfı I.D.cilerden aktif araştırmalar yaparak bilimsel bir sunum ve öneri getirmelerini istemiş ama hiç öneri alamamış; sadece, Enstitünün Bilim&Kültür Merkezi Müdürü Stephan Meyer, bu kurumun yayın organı gibi olan Proceedings of the Biological Society of Washington'da "Cambrian patlamanın doğal süreç sonucu olmadığı hakkında" bir makale yazmış; bu makale ipe sapa gelmez bulunduğı için diğer bilim dergilerine alınmamıştır.
I.D.cilerin hidayete erdiğini iddia ettikleri Jerry Coyne, hâlâ doğadaki ince kademelenmeye hayret ettiğini, bunun tamamının bir tasarımcının imâl etmesine gerek olmadığını söylüyor.
Sonuç olarak: bilim adamlarının, bilim'e karşı bir takoz stratejisi ya da komplo teorisi kabûl ettikleri Akıllı Tasarımcı kuramı deneysel yöntemle irdelenmiş olmayıp salt spekülasyondur. Bilimin işi metodolojik (yöntembilimsel) olarak doğadaki varlık ve olayları doğal neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde araştırmaktır; araştırmanın hareket noktası da Descartes'ın "bilimsel kuşku" dediği yöntemle belli doğrulara adım adım varmaya çalışmaktır. Eski İslâm filozoflarının illet-i ûlâ dedikleri "Doğaüstü ilk sebep" uğraşı alanı dışındadır. Varoluşun ilk nedenini ve us'un çalışma yolları ile soyut kavramları, ontoloji (varlıkbilim) ve epistemoloji (bilgi kuramı) disiplinleri çerçevesinde arayan bilim dalı "Metafizik" ya da "Felsefe"dir; bunun metodolojisi, eskilerin teemmül ve muakale dedikleri "düşünme" ve "usavarım"dır ama hareket noktası, yine, olgular ve fizik verilerdir.
Mutlak hakikat'ın bulunması, Tanrının seçkin kişileri olan Peygamberlere Tanrısal esinlerle gelen bilgilere bağlıdır; bu bilgiler "dogma" adı altında, değişiklik kabûl etmeyen kesinlik kazanırlar. Bilim de Tanrı fikrini reddetmez; zira, "Ateizm" de kesin bir inanç sistemi olarak felsefe çalışmalarına köstek olur; sınırlı sayıda ateist (Tanrı tanımaz) dışında Tanrının varlığını inkâr eden yoktur. Kepler'den Descartes'a pek çok bilim adamı din eğitimi almışlardır; Newton Din konuları ile çok ilgili olup, teslis'i (Baba-Oğul-Kutsal Ruh biçimindeki üçleme
inancı) reddeden çok inançlı bir Tek Tanrıcı idi. Yalnız hepsi, bilim yaparken, din'i ibadethanelerinde bırakırlardı.
Akıllı Tasarımcılık ükemizde de dar bir kesimde yankı buldu; bunun üzerinde durmaya belki değmezdi ama, tümüyle bilime ihanet ederek açtıkları ısrarlı kampanyalarının Atatürkün çağcıl Türkiye hedefini aşındırma olasılığı bakımından, bu yankının öyküsünü vermeyi de gelecek yazımıza bırakayım.