Geçen makalemde, "Evrim Kuramı"nı hırpalayarak bilimin tekerine takoz koymakdan başka bir niyetin ürünü olamıyacak "Akıllı Tasarım Kuramı"nı tanıtmaya çalışmıştım. Bu kez, bu çabanın ülkemizdeki katılımcılarının özet bir öyküsünü verelim.
1994 sonlarında bir manken genç kız'ın, uyuşturucu ilâç tuzağına düşürülerek, fotograflarla görüntülenmesi, fuhuş pazarlığına sürüklenmeğe çalışılması iddiası ile Şişli Cumhuriyet Başcılığına yaptığı şikayet ve bu olayın üstüste TV programlarında yapılan canlı yayınlarla tartışma konusu hâline gelmesi ve 1986 yılından beri ard arda gelen çeşitli suçlamaların yarattığı komplikasyon üzerine patlak veren ve yıllarca süren Bilim Araştırma Vakfı (BAV) davası vesilesi ile Türk Kamuoyu, bilimsel (!) platformda da Darwin Kuramının muhalifleri olduğunu öğrenmişti.
Hatırlıyorum, bir TV açık oturumunda, son derece çağcıl ve uygar kıyafette görünüp BAV başkanı Adnan Oktar Hoca'nın müritleri olduğu anlaşılan iki genç, BAV, Adnan Hoca ve kendileri aleyhine çok çeşitli suçlamalardan yapılmakda olan takibata karşı savunma yapmaya çalışıyor ve bu arada kendileri ile birlikde oturuma katılmış bazı bilim adamları huzurunda "Evrim Kuramı"nın çökmüş olduğunu iddia ediyorlardı; başda Psikiatri hocası Doç.Dr.Kriton Dinçmen olmak üzere, bilimin yanından geçmemiş bu gençlerin iddialarına çok sinirlenmişlerdi.
Daha yakın bir tarihde de, Ceviz Kabuğu Programına çıkan, Yurt dışında "Uluslararası İlişkiler" öğrenimi yaptığını, fakat Doğal Bilimlere de çok merakı olduğu için, yabancı biyoloji dergilerini izlediğini söyleyen bir genç de "Akıllı Tasarım" kuramını daha geniş biçimde tanıtmak amacı ile önce Radikal Gazetesinde bir makale yazmak istediğini ancak gazete sorumlu Yazı İşleri Müdürü Sayın İsmet Berkan'ın buna çok tepki göstererek yazıyı reddettiğini, onun üzerine TV programından bilgilerini kamu oyuna duyurmak istediğini, bilimin, Dinî inançlar ve metafizik uslamalar dışında, salt doğal verilerle yapılamayacağını; kendisinin Müslüman olduğu için, bilgi edinme sürecine Kur'an kelâmını da dahil edeceğini söylemişti. Eksantrik yaklaşımlarına sık sık rastladığımız, kendisini tarafsız bir sunucu gibi değil de ele alınan konuların erbabı gibi gören Sayın Hûlki Cevizoğlu da onun dinî dogmaları nazara almadan bilim yapılamıyacağı ve Darwinizm'in temelinde Faşizm ideoloji'nin yattığı görüşüne katılmıştı. Bu programda telefonla görüş bildiren Doğabilimci hocalar bu temelsiz iddialara şiddetle karşı çıkmışlar; bir profesör de, kibarca "Tanrı o kadar kudretlidir ki Alem'i bir anda da yaratır, insanlara öğrenme mekanizması bahşetmek için milyonlarca yıl zaman alan bir süreçle de yaratır" diye kestirip atmıştı.
Benimle aynı öğrenimi almış olan bu genç arkadaşların pozitif bilim yolunun kesilmesine böylesine destek vermeleri, Tanrı'nın insanlara kademe kademe doğrulara ulaştıracak neden-sonuç ilişkisini araştıran uslama gibi bir "bilgilendirme düzeneği - information mechanism" verdiğini göz ardı etmeleri beni çok utandırmış ve dehşete düşürmüştü; zira bilim yapmanın vazgeçilmez koşulu her türlü önyargıdan arınmaktır. Geçen makalemizde, ABD'de dinsel temeli olduğu gizlenip, salt bilimsel argümanlarla sunumu yapıldığına işaret
ettiğim "Akıllı Tasarımcılık", demek ki ülkemizde (Halkımızın eğitim düzeyinin buna elverişli olduğu düşünülerek) doğrudan "Din" hareket noktasından çıkılarak tanıtılabiliyor.
Her hangi bir ideolojinin ya da dinî dogmanın kanıtlaması güdüsü ile bilim yapılamaz. Osmanlıda asırlar boyunca verilen medrese eğitimi çağcıl ve müspet bilimi yakalamış toplumlar karşısında soluğumuzun tükenmesine, nerede ise onların sömürgesi olan diğer İslâm toplulukları haline gelme tehlikesi geçirmemize neden olmuştur. Avrupanın Rönesans ve Reform hamleleri ile "Aydınlanma" yolunda ivme kazandığı bir çağda, aslen Kahireli olan büyük astronom ve matematik bilgini Takiyeddin Efendinin 1575-77 yılları arasında İstanbulda kurdurduğu gözlemevi'nin, din Ulemasının tepkisi ve tahriki, Şeyhülislâm Kadızade Ahmet Şemsettin Efendinin de onların görüşünü desteklemesi üzerine Padişah III. Murad'ın emri ile, ne yazık ki, Osmanlı için çok yararlı askerî hizmetleri dokunmuş olan İtalyan asıllı Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından denizden bombalanarak yıktırılması bilim ve toplum tarihimizde hazin bir kırılma ve çöküşün başlama noktasıdır.
Bu vahşet için Ulema'nın, "kuyruklu yıldız geçmesinin gözlenmesi üzerine veba salgını olması gibi son derece rasyonel(!)" bir gerekçesi vardı. Toplumumuz, çok sancılı geçen çağdaşlaşma çabalarına kadar belini doğrultamamıştır. Ülkemizde Darwinizm muhalefetinin şampiyonu Adnan Hocanın yeterli tanıtımı için köşemizin alanı elverişli değil; internetten gogle'da onun adını, ona ait çeşitli portalleri ve Hürriyetim portalindeki 12.01.2000 tarihli gazetede verilen bilgiyi, "Sultanahmet, Prof.K.İsmail Gürkan Caddesinde"ki "Global" kitabevinin www.globalkitap.com web adresini, Bav'ın "Bilim Araştırma Vakfı Davası" isimli Seçil Ofset/Mayıs.2002 yayınını aramakla onun ve davalarının hakkında bilgi edinilebilr, Global Yayınevi'ni bizzat ziyaretle onun (İlkokul çağındaki çocuklarımızı da hedef alan) müspet bilim düşmanı yayınlarını gözlerinizle görürsünüz.
Hakkındaki, bazı genç hanımlara fuhuş konulu, bazı ünlü siyasetçilere gizli mason olmaları ile ilgili şantaj yapması, müritleri ve cariyelerinin ahlâk dışı ilişkilerinin yönetimi, Adlî Tıp'da görevli akademisyenlerin rüşvet tuzağına düşürülmesi, kan kanseri olan Oktar Babuna isimli genç tabip adına açtırdığı kan bağışı kampanyasının kötüye kullanılması, malî suçlar, ümmetçilik vb. isnadlara ilişkin olup, medyaya da intikâl etmiş takibat ve yargı süreci, tutuklanıp 9 ay cezaevinde, 10 ay da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yatması hakkında (yakın bir bilgimiz olmadığı için) bir görüş ve yorum getirmemiz, elbette ki olanaksızdır. Ancak, kendini, Darwin kuramına kafa tutmaya yetkili bir bilim karizması olarak ilân eden bu zat'ın en azından akedemik alt yapısını araştırmaya hakkımız vardır sanırım. 12.01.2000 tarihli Hürriyet gazetesinin, kendi itiraflarına dayanılarak verildiği kaydı bulunan haberinde; meteliksiz bir gençken kısa sürede trilyonlar sahibi bir vakıf başkanı olan ve "Hoca" ünvanı alan A.Oktar'ın 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisine girdiği, orayı 3. sınıfda, daha sonra girdiği İ.Ü. Felsefe bölümünü, hep, öğrenci olayları nedeniyle terkettiği, Din konusunda ise hiç bir eğitimi olmadığı bildiriliyor.
Bütün militanların tutukevlerini doldurduğu 1980 askerî darbesi sonrası "öğrenci olayları"ndan söz edilmesinin palavra olması bir yana, hangi akademik alt yapı ile, hangi teknik araştırmayı temel alarak tüm bilimler alanında nasıl at koşturulduğunu havsala alamamaktadır; olsa olsa, Takiyeddin Efendinin rasadhanesini bombardman ettiren Ulemânın yolundan gidilerek... Kendi deyimi ile de "Medrese-i Yusufiyeden (cezaevinde kalmış olmayı kasdediyor) mezun olarak...
64 yıl önce İlkokul 3. sınıfda iken öğretmenimiz "Dünyanın diğer yakın gezegenlerle ilişkilerini anlatırken, eski medrese öğreniminde "Dünyanın Sarı Öküzün boynuzunda" olduğunu öğrettiklerine de değinmişti; bütün sınıf kahkahalarla gülmüştük; o arada arkamdaki sırada oturan ikili arasında alçak sesli bir tartışma işittik; o zamana kadar hep açık olan ağzını konuşmak için hemen hiç kullanmayan, biraz debilite izlenimi veren bir arkadaşımız "Elbette, Sarı Öküzün boynuzunda; benim babam hoca, o söylüyor; bilmeyecek mi?" diye coşkulu bir polemiğe geçmişti. Bu tartışma bütün sınıf tarafından farkına varılınca kahkahalar iyice yükseldi. Aynı tedrisatın 21. Yüzyılda da verileceğini, o zamandan kim kestirebilirdi?!.
Harun Yahya müstear adı ile yazdığı risalelerde, demagogluğundaki beceriye güvenen Adnan Hoca üstlendiği milliyetçi, muhafazakâr niteliklerine sonradan Atatürkçülüğü de katmış. Düşünebiliyor musunuz; Atatürkçü-Gerici sentezi? Doğa'ya da aykırı Yaradılışa da... Atatatürkün fikirleri kime yakın? Felsefe Hocası Hilmi Ziya Ülken'in kaleminden öğrendiğimiz üzere İslâm Aleminin Rönesansı döneminde yaşamış olup "Peygamberlerin vazifesi sırf makûllere ait olan hakikatleri, onları kavrayamıyacak cahil halka bir takım simgelerle anlatmaktır" diyen Uygur Türkü Farabî'ye mi; fotoğraflardaki görünümü, halklarını karanlığa terkedip, kendileri Fransız Riviyerasının eğlence kentlerinde playboyluk yapan Suudî prenslerine benzeyen Adnan Hoca'ya mı? Hazretin, Darwin kuramının "Faşizm", "Komünizm" gibi yıkıcı ideolojileri tetiklemiş olması gibi harika bir bilimsel teşhisi var; Darwinden önce Yer yüzünde sulh ve selâmet geçerli imiş, sanki Bilim durum tesbiti yapar; Darwin de her türlü doğa olayının, bu arada canlılar arasındaki mücadelenin (Hocamıza göre böyle bir olgu söz konusu değil) evrimin etkeni olduğunu söylemiş; "Ey İnsanlar siz de tüm gücünüzle gırtlaklaşın" dememiş.
Bundan önceki makalelerim tarihdeki din kavgalarının, ancak küçük bir bölümünün özetini veriyordu; Din kavgalarının panoraması ciltlere sığmaz. Dört Halife döneminin Hazreti Ömerden sonra en büyük mücahid ve fatihi Halid bin Velid'dir; bunun için aldığı ünvan "Seyfullah (Allah'ın Kılıcı)"dır; Darwin'in Kılıcı" değil...
Bizim kitap ve fikir yasaklamaya karşı muhalefetimiz var; bu bakımdan, ey, çocuklar, sizlere "Darwin'in yalan söylediği" uyarısını yapan Adnan Hocanızın da eserlerini dikkâtle okuyun.. İlerde, çeşitli dallarda yapacağınız öğrenimde, örneğin, Tıbbıye ya da Antropoloji öğrenimini seçerseniz, "beynin, özellikle Broca kıvrımlarının işlevleri hakkındaki çalışmalarınızda; Ekonomi dalını seçerseniz, "ekonomik yarar" kavramının analizinde sizlere uçsuz bucaksız bir uygulama alanı zenginliği kazandırır.
Sonuç olarak, ülkemizdeki "Evrim Kuramı" karşıtlığı, Doğabilimi ile ilgili hiç bir alt yapısı olmayan, asıl niyetleri belirsiz, gerekirse fanatikleri, karagücü arkalarına almaya hazır görünen demagog bir küçük grupdan ibarettir.
Karizmatik Adnan Hocadan da dileğimdir. Faşizm, artık bu ideolojiyi uygulayan ülkelerde şiddetle yasaklandı; çok partili demokrasilerde partisi kurulamıyor. Demir perde gümbür gümbür çöktü; Komünizm'in bir ütopya olduğunu kahir ekseriyetimiz anladı. Masonların pili çoktan bitti. Tanrı aşkına bunlarla ne mücadelesi yapıyorsun? Bin parçaya bölünmüş, alabildiğine vahşetle ibadet biçimi kavgaları yapan, birbirlerinin ibadethanelerini, camilerini bombardman eden din ve mezhep mensuplarını tek Tanrı inanıncında topla, din faşizmini, dinci terörü, uygarlıklar çatışmasını bir an önce önle de; Emîr'im olarak ellerinden öpeyim; ayaklarının turabı olayım.
3 bölümlük makale dizisinde geçen özel terimlerin açıklaması:
Evrim = birbirini izleyen değişiklikler dizisi (evirmek = yapısını değiştirmek, evirtim = bir maddeyi başka maddeye çevirmek) Evolution (evrim'in İng.cesi) : masdarı to evolve = gelişmek, evrimleşmek (Latince "euoluere"den geliyor; bu da bir tomarın açılması anlamında; teşhir etmek, göz önüne sermek gibi mecazî anlam da taşıyor; uoluere = tomarı yuvarlayıp kapamak)
Scala Naturae = Lat. Doğa'nın (basamakları) kademelenmesi; Scala = merdiven (scandere = tırmanmakdan geliyor - Türkçemize de İtalyancadan girme, deniz aracından karaya çıkmaya yarayan tesis anlamındaki "iskele" bu sözcükden geliyor. Anlam evrimleşmesinde tipik bir örnek.)
De Rerum Naturae = Lat. Doğadaki şeyler ve olgular hakkında. (tekili "Res" = var olan, gerçeklik - Descartes'ın varlığı sınıflandırması: Res infinitum= sonsuz varlık - Tanrı, Res finitum = sonu gelen tüm özdeksel varlıklar, Res cogita = bilen varlık, yani insan)
De Docta Ignorantia(Lat.) = Öğrenilen (ya da öğretilen) cehalet - Docta Lat. "docere"= öğretmekden türemiş; Disiplin, didaktik, doktor, doktrin, doküman sözcükleri aynı fiilden türemiş. Ignorantia ise "gnoscere ya da noscere"= bilmek fiiline olumsuz "i" eki ile oluşan ignoscere'den türüyor. Bir felsefî düşünce akımı olan Agnoztisizm (bilinmezcilik) de aynı kökden geliyor.
Tabiiyye (Ar.) = Doğabilim ya da Naturalizm denilen Doğacılık Reddiye (Ar.) = karşıt yazı
Arşipel (Rahmetli Halikarnas Balıkçısının Takımadalarla dolu Ege denizi için kullandığı deyim) = diplomasi teminolojisinde "Takımadalar" - Yunanca aslı Arkipelagos (Anadeniz - Arki = şef, baş, pelagos = deniz) Intellectual Designer (İng.) = Akıllı tasarımcı (Lat. Inetellectus = algı, akıl; masdarı: intellegere = algılamak; intel ya da inter= arasında, legere = seçmek; yani "ayırdedip seçmek" hareket noktasından algılamak kavramı çıkarılmış. Designer, to design'dan (tasarlamak) geliyor; Lat.cesi "designare" belirtmek, işaret etmek demek (de = aşağı, signum = işaret; yani altını işaretlemek) Fosil = toprakdan çıkarılan taşlaşmış canlı kalıntısı (Lat. Fossilis = kazılıp çıkarılmış - fodere = yukarı almak)
Mutasyon = canlı varlıklarda görülen, yeni bir türün ortaya çıkışına yol açan, soyaçekimle ilgili anlık değişme. (Lat. "mutare" = değişme; bu, bir olasılıkla "karşılıklılık" anlamına gelen ve Yunancası "moitos" olan "mutuus"'un masdarı "moitare"nin evrimleşmiş biçimidir.