İspanyanın 20. yüzyıl düşünce yaşamını derinden etkilemiş olan büyük ozan, roman ve deneme yazarı, düşünür ve eğitimci Miguel de Unamuno y Jugo 29.eylûl.1864’de, Bask bir ailenin oğlu olarak, Bilbao’da dünyaya geldi.
İspanyada 1820’lerden beri liberalizme karşı aşırı dinci “apostolico” akımının başlattığı ve 1830’lardan başlayarak da taht üzerinde veraset kavgalarının devreye girmesiyle Carlismo (Carlos yandaşlığı) adını alan ve 1936’ya kadar kanlı iç savaşlar dizisine yol açan siyasal hareket Bilboa’nın kuşatılması sırasında Miguel’e de çocukluk kâbuslarını yaşatmıştı. Gelenekçi ve ilerici güçler arasında yaşanan şiddetin görüntüsü yaşamı boyunca, sürekli yargıladığı ve süzgeçden geçirmeye çalıştığı siyasal düşünceleri üzerinde çok etkili olacaktır. Bu kent’de Vizcaino Enstitüsünü bitirdikden sonra 16 yaşında Felsefe ve Yazın öğrenimi için Madrid Üniversitesine girdi.
Doktorasını, Bask atalarının kökeni hakkındaki tezi ile verdikden sonra aynı Üniversitede Yunan Dili ve Yazını dersleri vermeye başladı. 14 dili çok iyi biliyordu; Varoluşculuk (Existentialisme) felsefesinin ilk kuramcısı Soren Kierkegaard’ın eserlerini orijinalinden okumak için Danimarkacayı öğrenmişti. Akıl ile duygu, inanç ile mantık arasındaki gerilim gibi ikilemleri işleyen Varoluşculuk anlayış ve uslûbunda ilk edebî eseri (Paz en la Guerra – Savaş İçinde Barış -1897) yazan da Unamuno’dur.
II. Carlismo savaşında (1872-76) Bilbao’nun kuşatılması ile ilgili çocukluk anılarına dayanan bu eserini aynı anlayışı işleyen çeşitli deneme yazıları ve bu arada Cervantes’in, kahramanlık destanlarının parodisi olan “Don Kişot” romanındaki karakterleri analiz ettiği “Vida de Don Quijote y Sancho –Don Kişot’un ve Sanço’nun Hayatı (1905) izledi. Kişot, arzularımızın kaderlerimizi aşma savaşının bir simgesidir. Yılmaz iradesi ile materyelist alemde yenî manevî değerler yaratır; sonunda kendi varlık sorununu şöyle çözümler: “Ben ne olmak istediğimi biliyorum.”
Unamuno, Don Kişotla, kendisi gibi Bask Eyaletinde doğmuş olan ve sefil insanlar arasında Hıristiyanlığın erdemlerini tanıtmak için onlar gibi sinik yaşama göğüs gererek diyar diyar dolaşıp Parisde Cizvit tarikatını kurmuş bir Katolik reformcusu Ignacio de Loyola arasında parelellikler çizer. Unamuno bu örneklere bakarak bir gün şunu demişti: “Ölüm yaşam için ne ifade ediyorsa akıl da bilim için odur, ya da, isterseniz, ölüm için akıl ne ise yaşam için bilim odur da diyebilirsiniz.” Bu mantığın insanı umutsuzluğa sevkettiğini görerek usçu görünmeyi bir yana bırakıp inancı kucaklamak gerektiği sonucuna varmıştı.
Madrid’deki ilk yıllarında çok inançlı bir Hıristiyan olan Unamuno’nun düşünceleri, sonradan liberal kültür merkezlerini ziyaret edip kültür birikimini zenginleştirmeye başladıkdan sonra karışacak; bir ara özel hocalık yapmak üzere döndüğü Bilbao’da çıkan “La Lucha de Classes – Sınıf Kavgası” isimli sosyalist gazetede de arkadaşlar edinecektir; fazla derinleşmeden Marxism’e de ilgi gösterecektir (ancak 1917 Bolşevik devriminden sonra bu ideolojiyi uygulanamaz görerek reddetmiştir). Mantığı tatmin etmeyen dinsel dogmalara karşı da “Kuşku’ya yer vermeyen inanç ölü inançdır” hükmü ile, 1897’de içine girdiği manevî bunalımı atlatmış, usculuğun yanında kesin yerini almıştı.
1891’de Bilbao’dan Salamanca Üniversitesine, Yunanca kürsüsüne geldi.
Concepcion Lizarraga Ecénarro ile evlenerek on çocuk sahibi oldu. Çok etkili bir hoca olduğu kadar doğurgan bir yazardı; hayatı boyunca yüz’e yakın roman, deneme, şiir, hikâye kitabı yazmıştır. Bu eserlerini ana dili Bask’ca değil; bağlı olduğu Devletin resmî dili İspanyolca yazdı (standart Kastilya lehçesinde). Düşüncelerini sistematik bir kalıpla sunmadı; tutucu akademik filozoflara şiddetle karşı çıktı. Bireyin iç alemine ve kendine göre bir dünya yaratma iradesine saygı gösterek insanlığı savundu. Bütün toplumsal konularda denemeler yazdı ama çözümler, hazır reçeteler getirmedi. Bu yönden eleştirilir ama her halde anlatmak istediği çözümü, her sorunun özelinde, sorumlu aksiyonerlerin basiretine bırakmaktı.
Kendisi toplumsal olaylara kayıtsız kalmamış; yanlışın, kötünün daima karşısında olmuştur:
1895’de basılmış ilk denemeleri, İspanyanın, sanayileşmiş ve bilim yolundan giden bir dünyadan neden soyutlandığını ve çağdışı kaldığını sert biçimde sorgulanması üzerinedir.
İspanyanın, ABD’ye karşı 1898 savaşında yenilip Kuba, Puerto Rico, Filipinler gibi dominyonlarını kaybederek toplumsal bunalıma girilmesi üzerine, İspanyanın yitirdiği değerleri, eğitim yolu ile ve bölgeciliğin her türüne karşı gelerek yeniden edinimi amacı ile, zaten Joaquin Costa ve Angel Ganivet ile birlikde çağrısını yapmakda oldukları (98 kuşağı olarak anılacak) kültür hareketinin önderi; klasik ve çağcıl eserlerin tanıtılması yolu ile İspanyanın edebiyat kültür yaşamında İspanyanın eski saygınlığına kavuşmasının mimarı olmuşdur.
Bu belki de Türkiyede 1940’larda başlatılan klasik eserler çevirileri ile aydınlanma hareketinin örneğini teşkil etmiştir.
1901’de hocalık yaptığı Üniversitenin rektörü oldu; arada siyasal yaşamın yarattığı arızalar dışında hayatının sonuna kadar bu görevde kaldı. İlk arıza, 1914’de çıkan Dünya Savaşı taraflarından İtilâf Devletlerini desteklemesi ile çıktı; görevlerinden geçici olarak alındı. Daima Parlamenter sisteme ve Cumhuriyetçilere destek vermiştir. 1923’de Kral XIII.Alfonso’nun, Cortes’e (İspanyol Parlemotosu) danışmadan karıştırdığı işler yüzünden soruşturmaya maruz kaldığı sırada General Miguel Primo de Rivera’nın “Vatan, Din, Monarşi” sloganı ile darbe yaparak Kralı kurtarması ve kendi diktatörlüğünü ilân etmesine Unamuno gösterdiği tepki bu kez onun 1924’de Kanarya Adalarında Fuerteventura’ya sürülmesine neden oldu.
Bir kaç ay sonra Paris’e kaçtı; oradan da İspanya sınırına en yakın Fransız Bask kasabası Hendaye’ye yerleşti. Sürgünde iken arkadaşlarının kampanyası ile entellektüel dünyanın dikkati onun üzerine çekilmişti. Rivera’nın 1930’daki ölümü üzerine Üniversitesine döndü, 1931’de yeniden rektör seçildi; bir yandan da İspanyol dilinin tarihi hocalığını yapıyordu..
Sosyalistler ile Sol cumhuriyetçilerin 1931’de Cortes’de çoğunluğu elde etmesiyle kurulan II. Cumhuriyet peşinden, katoliklerin, militer tutucuların ve komünistlerin neden olduğu büyük karışılıkları getirmiş; Sağcı General Franco’nun 1936 temmuzunda, Kanarya Adalarındaki önemsiz görevi ile bir tür sürgünde iken askerî darbe ilân etmesi ve Fas’a geçerek burdaki İspanyol ordusu ile Anavatan’a girmesi üzerine iç savaş başlamıştı. Zaten milliyetçi olup Sola sempati göstermeyen, çıkan kavgada da sağcıları şanslı gören, yaşı ilerlemiş Unamuno yorgun ve teslimiyet içindedir.
Bir sonbahar günü Frankistler kendisinden Salamanca Üniversitesinin Odiyoryumunu toplantıları için açmasını isterler. Unamuno bu isteği yerine getirir. Francocu General Milan Astray iç savaşı kışkırtıcı bir söylev verir; “Viva la Muerta – Yaşasın Ölüm” diye bağırırarak sözünü bitirir; bilinçsiz kalabalık çılgınca bir coşku ile tezahürat yapar. Yüzü bembeyaz kesilen ihtiyar hoca, artık daha fazla susmak zilletine katlanamıyacaktır; söz alır; onun milliyetçi bir humanist olduğunu bilen dinleyiciler önce nasıl bir destek vereceğini merakla bekler. Hoca: “Bu ihtilafın sonucunu bilmediğim için susmaya karar vermiştim; ama susmak kabûl etmek demektir; oysa benim kardeş kanı dökmek için ölmek ve ölmeye övgü düzmem olası değildir.” der. Faşist güruhdan korkunç bir protesto ve yuhalama patlaması gelir; söz özgürlüğü ve hakkı tanımayan bu zorbalar 98 kuşağının halkını sürekli aydınlatmaya çalışan bilgesine karşı “Entellektüaliteye ölüm!” diye nefretlerini kusarlar.
Unamuno yaka paça kürsüden indirilir; sonra da Faşist Yönetim tarafından ev hapsine mahkûm edilir; ve aynı yılın son günü evinde hayatını yitirir.
“Ne işe yaramıştır bu adam?” diyeceksiniz; Ülkesindeki Yahudilere ve Müslümanlara reva görülen katliam ve işkencelerle, sömürgelerinde conquistador’ların (fatih, kâşif) yerli kıyımı ve kanlı baskısı ile tarihdeki sicili hiç iyi olmayan İspanya bugün Avrupa Birliğinin saygın bir üyesi olmasını, sanırım en başda, çok uzun soluklu bir çaba ile insanlık değerlerini öğreten Salamanca Üniversitesinin, Bask asıllı, İspanyol milliyetçisi, unutulmaz rektörünün halkına devrettiği kültür mirasına borçludur.
Evet, sistematik bir öğreti kalıbı, doktrini olmadı. Adında ‘Atatürk’ ya da ‘Kemal sözcüğü geçen dernek ya da vakıflardan, komünist ideologlardan Anan Hoca’ya, rahmetli Avrasyacı Attila İlhana kadar her meşrebden olanın kendi fikriyatı çerçevesinde yorumlamaya kalkıştığı Atatürk’ün reformlarının doktrini neydi? Bunun yanıtını Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” isimli eseri 3.cildinin 474. sayfasında nakledilen konuşmayı aynen alıntılıyarak verebiliriz : “...Yakup kadri Karaosmanoğlu, Halk Partisini kastederek: ‘- Paşam bu partinin doktrini yok.’ dediği zaman, ona cevabı şu olmuştu:
‘Elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz.’
Sözlükce:
Miguel de Unamuno y Jugo = İspanyada, bazen baba ve anne kızlık soyadları birlikde kullanılır
(hattâ eskiden soylularca hemen bütün sülâleyi tanıtan uzun isimler
kullanılıdı) Unamuno’nun
babası Félix Unamuno, annesi Salomé de Jugo’dur..
Apostolico = İsp. Apostol’a mensup (apostol = havarî, dinî lider, her hangi bir ahlâkî reform öncüsü)
İng. apostle, Fr.apôtre, Al. apostel, İt. Apostolo, Lat. apostolus, Yun. apostolos (apo = öteye,
uzağa, stellein = göndermek, yani apostolos = bir misyon gezisine çıkarılmış kişi)
Existentialisme (Fr.) = Varoluşçuluk (Nietzsche, Kierkegaard, Husserl gibi filozoflarca ortaya konup
Martin Heidegger, Karl Jaspers, S.P.Sartre gibi düşünürlerce geliştirilen felsefe akımı olup farklı
yorumları vardır; özet olarak: insanın kendi yaşamını sınırlayan koşullara rağmen kendi iç yapısına
dönemesi, kendini tanıyarak oluşturması, kimlik seçmesi anlayışıdır.) Lat. existere ya da exsistere
(öne çıkmak, yükselmek, olmak) masdarından geliyor; ex = dışarı, sistere = yerleşmek, durmak
Cizvitler (Fr. Jésuites) = İsa’nın Grubu, yukarda anlatıldığı gibi Ignacio de Loyola’nın kurduğu bir
Katolik tarikatı. Jésus (Fr.) Kurtarıcı (İsa’ya atfen) Lat. Ve Yun Iesus, İbranice Yeşua’dan
geliyor; bu sözcük de seçkin kurtarıcı, Yehovanın (İbranice Tanrı) yardımcısı; İb. Yaşa masdarı
kurtarmak, serbest kalmak.
Katolik Kilisesi (Fr. Catholique) = Yunancada “Theophoros – Tanrı’yı taşıyan” olarak anılan Antakya Piskaposu Aziz İgnatios’un kurduğu Hıristiyan mezhebi. Semitik İsa’nın Hıristiyanlığını Yunan-Roma kültür ve kıyafetine büründürmek istemesine rağmen Romalılar tarafından İ.S. 110’da ölüme mahkûm
edilerek Romaya götürülüp arenalarda vahşi hayvanlara parçalattırılmış.
Lat. Catholicus,
Yun. Catholicos = evrensel (kathalû = tümüyle, genelde - katha = ait, göre; olû (olos) = genel
Bolşevik = Rusça “çoğunluğa mensup” Devrim öncesi 1903’de Rus sosyal demokratlarının oluşturduğu kongrede çoğunluğu oluşturan Rus Komünist Partisi’nin üyesi.
Doktrin (İng. ve Fr. Doctrine) = öğreti, kural, düzen (Lat. Doctrina = öğreti, ilim, irfan; doctor = öğretmen; docere = öğretmek)
Entellektüalizm (Fr. Intellectualisme) = Bilgi ve aklın duygu ve iradeye üstünlüğünü savunan felsefî öğreti; Intellect (Fr. İng.) = akıl, idrak; Fr. İntellectuelle, İng intellectual = yüksek zekâ sahibi, aydın, bilgili; Lat. intellectus = algı, anlayış, intelligre (algılamak, ayırmak) masdarından (inter = arasında; legere = seçmek – yani seçenekleri birbirinden ayırmak, temyiz ve tefrik etmek)