4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Sözcük Anlamlarında Evrimleşme - 5 -

12. Türk boyları tarih boyunca Eski Dünyanın her köşesine yayıldıkları için yurt tuttukları her diyardaki insanlarla, bunların kültürleri ile kaynaşmaları sonucu ırkî kaygılarının olmadığından söz etmiştik. Çoğunlukla gittikleri yerlerde siyasal egemenlik kurdukları için öz kültürleri ve dillerini yitirmemişlerdir. Doğal olarak, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış çeşitli Türk gruplarının dil, kültür ve folklorunda, özü kaybolmasa da, kültür kaynaşmasının ve geçen zamanın, kaçınılmaz olarak, neden olduğu bazı farklılaşmalar doğduğu gibi çeşitli dinlere mensubiyet, antropolojik özelliklerinde değişiklik görülmüştür. Bu, salt Osmanlı İmparatorluğunun hoşgörülü yönetiminin ürünü değildir; Oğuz boyundan Türklerin ya da Türkmenlerin Anadoluya, İrana, Mezopotamyaya, Kafkaslara göçmelerinden önce de gözlemlenen bir olgudur.
Örneğin, kökenleri kesin olarak belirlenemeyen; Kanglı, Kimek, Yimek ve Oğuzlarla bir soydan oldukları tahmin edilen ve XI.yüzyılın ortalarına doğru

Karadeniz'in kuzeyindeki stepleri işgâl ederek büyük bir Hanlık kuran Kıpçak

Türklerine, sarışın oldukları ve (şimdi Çin Türkistanı denilen) Uyguristandan geldikleri tahmin edildiği için, Sarı Uygurlar ismi de verilmişti. Bizans ve Latin kaynaklarında da onların açık renkli olduğunu ifade eden Komanoi, Comani tabirleri kullanılmıştır ki Avrasyaya gelen Kıpçaklara Kuman denmesinin nedeni de budur. Pek çok Avrupa ülkesinde Kıpçaklar Latince solgun demek olan pallidus'dan türetilen Pallidi, Valani, Falones, Prolijediti, Polovtsy isimleri ile anılmışlardır. Rus Beşleri denen

ünlü besteci grubundan Aleksandr Borodinin Knyaz Igor (Prens İgor) operasının en etkili pasajı, ikinci perdesindeki Polovtsy Dansları Kıpçak folkloru ve müziğinden esinlenmiştir.
Avrupalı tarihçiler sarışın ırka mensup olan Kumanların Türk kültürüne mensup olmasını, uzak doğudan gelmeyip, muhtemelen IX. Yüzyılda, Batı Sibiryada, Çin sınırında Moğalca konuşan Hıtayların kendilerine katılmış olmalarına bağlıyor. Bizanslılarla 1078'de yaptıkları ilk çatışmada da başka

bir Türk boyu olan Peçeneklerle ittifak etmişler. XII. Yüzyıl boyunca Rusların yedek güçleri olarak Macarlarla savaşıyorlar; Macarlar onlara, belki Türk kültüründen oldukları için Kuman adı ile Hun adını karıştırarak Kun demişler. 1205'de Bulgar Çar'ı Kaloyan Asen ile birlikde Bizansdaki işgâlci Latin yönetimine karşı da savaşan Kumanların hristiyanlarla böylesine içli dışlı olması sonucu, 1227'de, bir söylentiye göre Sen Dominik'i düşünde gören Kuman prensi Barc kalabalık bir uyruk grubu ile Hristiyan oluyor.
Venedik'de St.Mark kilisesinde korunmakda olan ve özet bir Kumanca-Almanca sözlüğü de içeren Codex Cumanicus adındaki Latince-Kumanca sözlük XI.
Yüzyıldan beri İtalyan ve Alman Fransisken rahipleri tarafından derlenmiş.
Evrimleşmeyi de açıklayan bazı telâffuz ve ses farklarına karşın zamanımız Türkiye Türkçesinde oldukça rahat anlaşılabilecek bir dil Kumanca... Zaman içinde kendi içinde de oluşan değişiklikleri ile örnekler verirsek:
"üzgiçi-yüzgiçi" (yüzücü), "kiçig-kiççig"(küçük), "tegül-degül" (değil), "kod-koy" (koy), "kudug-kuyı" (kuyu), "uruşçi" (savaşçı), "yalunguz-yalguz"
(yalnız), "yinçü-inçü" (inci) gibi; ayrıca keydür (giydir), tağ (dağ), temür

(demir), kemi (gemi), kiçe (gece), tod-toy (doy) gibi bizim yumuşak telâffuz

ettiğimiz sert sesleri var; bagrı (bağrı), men (ben), kutılı (kutlu), öli
(ölü) gibi çok benzerler var;var), bir (ver) b ile v'nin karıştırıldığı hâller var ki bu durumu diğer dillerde de bol görürüz (Kimisi Sıvastapol der, kimisi Sebastapol der; kimi sabun der, kimi savon der; Yunanlılar ve İspanyollar gibi b ie v'yi karışık söyleyenler de var). Yahşırak turur
(güzeldir) demeleri gibi daha çok Azerî kardeşlerimizin diline benzer deyişleri var.
XIII.yüzyılda Moğolların Rusyaya ilk saldırısında onlarla birlikde savaşmalarına karşın sonunda 1237'de yeni bir akında Hanlıkları Moğolların işgâline uğramış olan Kıpçaklar Altın Orda egemenliği altında erimişlerdir.
Birçoklar da Balkanlara, Kafkasyaya, Suriye ve Mısıra kadar yayılıyorlar; Mısıra Çerkeslerle birlikde köle olarak götürülen ve Kölemenler (Memlûklar) adını alan grup Eyyubîler ordusunda hizmetler alıyor; o yörenin tarihinde çok önemli rôller oynuyorlar. Memlûk komutanların Abbasî Halifeleri nezdinde

öyle büyük nüfuzları olmuş ki onlardan bazılarını azletmiş ya da idam etmişler. 1250'de kurdukları Memlûk Devleti Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Mısırı fethedip Memlûk Sultanı Tumanbayı idam etmesine kadar Mısırda iktidar

olmuş; ama Memlûk kumandanlar siyasal etkilerini Osmanlı zamanında da sürdürmüşler.
Altın Orda baskısı altında dağılan Karaimler adında başka bir Kıpçak cemaati

de Litvanya'ya kadar göç etmişlerdir; bugün hâlâ Polonyada etnik varlıklarını sürdürüyorlar.
Yukarda kendilerine Sarı Uygur dendiğini belittiğimiz Kıpçak grubu ise hâlâ mevcut ama kimliklerini ve kültürlerini yitirmek üzereler. Şamanist ve Lamaist-Budist inanç dönemlerinde Çince ve Tibetçe sözcükler dillerine çok karışmış; sonunda İslâmla karşılaşmışlar ama nedense Arapça'nın etkisinde hemen hiç kalmamışlar.
Her ne kadar Avrupalı tarihçiler Kıpçakların sarışın olmalarını yukarda anlatılan şekilde açıklıyorlarsa da şu anda fizik bakımdan tümüyle uzak doğulu görüntüsü veren Kırgız halkı hakkında vereceğim özet bilgi çok ilginç... M.Ö III.asırdaki Çin belgeleri, zaman içinde değişen formlarla K'i-ku, Kie-ku, Kie-ka-sse olarak adlandırdıkları, kökenleri tam belirlenemeyen Kırgızların, genellikle Türk boylarının zuhuruna kaynaklık eden ve bağrında barındırdığı Orhun ve Yenisey yazıtları ile Türk tarihine ışık tutan Yenisey ırmağının yukarı kesimlerinde ve Baykal gölünü içine alan

bugün İrkutskaya (İrkutsk oblastı) bölgesinde yaşadıklarını kaydediyor; bazı

kayıtlar da bu ırmağın doğu sınırını oluşturduğu Sibirya Alçak Topraklarının

batı sınırındaki İrtiş ırmağı boylarında yaşadıklarını nakletmekde... Bu iki

ırmak arası sarı ve beyaz ırkın buluştuğu (ya da Darwin Kuramına itibar edilirse ayrıştığı) alan... Ting-Ling gibi yakın bazı Türk
boyları(kabileleri) ile birlikde yaşamayı yararlı bulan Kırgızlar da çok çeşitli yönlere dağıldıkları gibi bugünkü Kırgızistana da bazı Uygurlarla beraber göçmüşler. Bu kırgızların sarışın, mavi gözlü oldukları hem Çin hem de Arap tarihçileri tarafından nakledilmiştir. Belki de bu yüzden, bir de çetin savaşçı olmalarından ötürü Ruslar yeni çağlarda, Slav ırkından olan savaşçı ve göçer Kazaklar'a (Cosaq) benzeterek onlara Kazak ya da Kazak-Kırgız adını vermişler; Rusların karşılaştıkları Kırgızların adı zamanla Kazak'a dönüşmüş (Khazak), bugünkü Kazakistan halklarından büyük bölümünü oluşturmuşlar; doğudakiler ise bir süre (çinlilerle karışıp renklerinin matlaşmasından olacak) Kara-Kırgız adını almış. Şu anda da Kırgızistan halkının antropolojik görüntüsü, yukarda değindiğimiz üzere tümüyle Mongolyen... Rivayet muhtelif, Kırgızların, özgün Türk ırkını en fazla koruyanlardan olduğunu ileri sürenler de var.
Bu maddede bu bilgileri toplumların ırk, kültür, dil yönlerinden tarih boyunca nasıl durmaksızın ayrışıp yeni ögelerle kaynaştıklarına ve yeni kültür sentezleri ortaya çıkmasının hem etkeni hem konusu olduklarına ufak bir örnek olarak verdim. Burada, acaba Türklerin kökeni sarışın, beyaz ırk da olabilir mi sorusu akla geliyor; çünkü bağlı olduğumuz (daha sonraki maddelerde yeri gelince söz konusu edeceğimiz) Ural-Altayik Dil Öbeğinden Ural Altöbeği: Finler, ortak efsane ve destanlarımızın bulunduğu Macarlar, Ostyaklar, Vogullar gibi beyaz toplulukları da içeriyor. Her ne kadar Ural-Altay dillerinin tümü aynı yapısal özellikleri taşıması, sentaks'ın (cümlelerde sözdiziminin) aynı biçimde olması, ses uyumunun olması (bir sözcükdeki sesli harflerin hepsinin ya kalın ya ince olması), önek bulunmaması, zaman ve kip farklılıklarını belirten sonekler de sözcüğe bitişik olması, bu diller ailesi içersindeki kültürlerin bir ortak kaynakdan

beslendiğini gösteriyorsa da Ural dilleri ile Altay dilleri'nin vokablerleri

(sözcük hazineleri) arasında epeyce farklar var; ve Türkçe de Mogol, Mançu-Tunguz aileleri ile birlikde Altay dilleri alt grubunda... Ayrıca, henüz "Türk" ismi yokken (M.S.VI.asırda Çinliler Türkçe konuşan topluluklara ilk kez Tu-kyu adı vermişler ve o yüzyılda, 551'de Türk adını içeren Gök-Türkler devleti kurulmuş) Türklerin ataları olarak tanıdığımız Hunların çok geniş bir konfederatif toplulukla Asyanın Pasifik ucundan Orta-Doğuya uzanan bir İmparatorluk kurduğunu biliyoruz. Çin kayıtları: ilk hükümdarları Tuman Şan-yu (Teoman Yabgu) yönetimindeki akıncı hunları (M.Ö.
210'da) "kısa boylu, kalın gövdeli, yuvarlak ve büyük başlı, geniş yüzlü, geniş burunlu, kalın kaşlı, çıkık elmacık kemikli, çekik gözlü" olarak tanımlıyor. Bu bakımdan (kesinlikle belirlemek olası değilse de) sarışın değil sarı ırkdan atalarımızla kültürel köprü kurduğumuz daha akla yakın.
Ama, bir yandan da M.S.V-VI.asırlar arası kuzey Hindistan, Afganistan, Harezm, Doğu İran, Doğu Türkistan bölgelerinde egemenlik kuran, Bizanslıların 'Eftalitler' dedikleri Akhunlar var ki, bunların 'Ak' olarak nitelenmeleri açık renkli olmalarındanmış. Özgün adlarının Hoa ya da Hoa-tun

olduğu, Mogolca konuşan Juan Juanlarla (Cücenler) ittifak halinde Çine akınlar yaptıkları söylenen Akhunlara karşı M.Ö.III. sonlarında yapımı bitirilen 2.500 km.uzunlukda Çin Seddi inşa edilmiş. Her ne ise, Batı Asyaya

geldikden sonra güneye, Amu Derya ötesi, Semerkand'a yönelerek ayrıldıkları ve Devlet kurdukları anlaşılan bu boyun egemenliğini Gök-Türk Yabgusu İstemi

Kağan, Sasanî hükümdarı I.Hüsrev'le birleşerek ortadan kaldırıyor; 'Hun' adı

da tarihe karışıyor. O zamana kadar, yönlerini Batıya çevirmiş Hunlarla, Orta Asyada kalmış soydaşlarının dilleri ayrı kanallarda evrimleşmiş olacak ki, Omelyan Pitelsak adındaki tarihçi Mogol, Türk ve Hun dillerini (aynı aile grubundan olmakla birlikde) ayırıyor. Geleneklerini Büyük Hunlardan aldıkları için "Oğuz" (Büyük Hunların ikinci hükümdarı Mete'nin diğer namı) olarak anılan 24 aşiretlik grup da dağılan Eftalitler içinde... Bunlar Gök-Türk baskısını önleyemeyince bir süre onlarla ittifak ederek başka unsurlarla mücadelelerinde yardımcı oluyorlar; sonra tekrar Batı'ya dönerek
göçlerini sürdürüyorlar. Bu bakımdan Horasan'dan, İran'dan geçerek
Anadoluya giren Türkmen atalarımız Orta-Doğulu, Kafkas karışımı bir antropolojik özellik gösteriyor. Türkmen adı da, bir varsayıma göre Türk olmayıp, dil ve adetleri bakımından "Türk'e yakınlığı olan, benzer"
anlamında Farsça "Türkmânend"den gelme imiş. Osmanlı Devletinin çekirdeği Kayi aşiretinin dili de Huncanın bir diyalektiği oluyormuş; bugün de Hazer denizinin iki yanındaki Türk toplumlarından (Akhunların bir zamanlar egemenlik kurdukları) Harezm'in doğusuna kadar, Özbekistandaki Khıva ve Buharaya kadar yaşayanların Türkçesi bizim Türkçemizin hemen hemen tümüyle aynıdır. Oğuzların Anadolu'daki kaynaşma sergüzeşti malûm. "Kara Osman", "Acem Osman" lâkabı verdikleri koyu esmer Kayi Oymağı (aşireti) Bey'inden, bugün TV belgesellerinde anılarını anlatan çıngırı mavi gözlü Osmanlı prens ve prenseslerine kadar geldik. Ancak, bu değişimler, yukarda değindiğim üzere, salt, Osmanlının yeniçeri devşirme siyasası, padişah anaları kaynaklı

değil; çok eskilerden geliyor. Oğuzlar Anadolu'ya çekik gözlü olarak gelmediler; Eskişehir, Çorum, Amasya yörelerinde görülen melez çekik gözlüler XIII.asır İlhanlı ve XV. Asır başında, Türk-Mogol karışımı Timur yönetimindeki Çağatay istilâlalarının izleri...
İslamiyet öncesi Türklerin Kam dini (aslı Mogolca olan Şamanizm), Budist-Lamaist gibi inançlara sahip olmaları yanında bugün Moldavyada yerleşik oldukları bilinen ve isimlerinin Kara Oğuzlardan bozma olduğu söylenen Gagavuzlarla, Sibiryalı Abakanların ( ya da Hakasların) Hristiyan, Kafkasların kuzeyindeki Hazarların Musevî olmaları, Hindistan Altkıtasında devletler kuran Türkler ve Mogolların da orada renklerinin koyulaşması, VIII.yüzyılda Uygurların bir süre için Manicilik inancını benimsemesi da Türk Aleminin çeşitlemelerinden...
Osmanlıda olduğu gibi genelde Türk egemenliğindeki halklar topluluklarının ırk ve din farklılıklarının doğal görülüp hoşgörü ile karşılanması örnek bir

uygulamadır. İnsanlık tarihinin din ve ırk farklılıkları yüzünden en kanlı ve dehşet verici dönemlerini yaşatmış olan Avrupa topluluklarının bu anlayışa ne kadar geç vardıklarını geçen makalemizde anlattık.
Belki, köşemize verilen ismin konusu dışına çıktık; ama bu bilgileri aslında

öteki maddelerimizde yaptığımız ve yapacağımız "sözcük" çözümlemelerinde referans noktası olacaklarından vermeyi zorunlu buldum. Şimdi, yukarda geçen

bazı yer ve ulus isimlerinin etimolojik çözümlemelerine, ayrıca ırksal dönüşümler geçirmede bir örnek olarak verdiğimiz Kırgızların kültüründeki bazı kavramlara geçerek sadede dönebiliriz.
Yenisey (Eni-sei) ırmağı "Ana ırmak" demekmiş (Eni-ana, sei de su ya da çay olsa gerek).
Zengin göl anlamına Baykal (Bai-kal)'ı Türkçeye benzetmek ilk bakışda güç gibi görünüyorsa da, feodal önderliği ifade eden bay (bey)'in aynı zamanda servet sahibi olduğunu da düşünelim. "kal"ın ise "göl"le ilişkisi açık.
Ak-Hunlar'ın yaygın adının "Eftalitler" olması, bunların Sasanîler karşısında utku kazanan başbuğları Aksuvar'ın adını beceremeyen Bizanslıların ona Ephtalistos, ona bağlı ulusa da Ephthalitoi demeleri imiş.

Hattâ dillerinde: Euthalitoi, Nephthalitoi, Abdeloi isimleri de dönmüş, dolaşmış. Arap tarihçileri de bunlardan Haytal ismini çıkarmış. Yunanca Beyaz Hunlar anlamında Leukoi Hounnoi, Leukoi Chounoi da denmiş.
Gelelim Çinlilerin Hia-Kia-sseu dedikleri Kırgızlara: bu ismin "kırk kabile"den olduğu gibi "kırları gez" anlamına "kırk giz"den geldiğini ileri sürenler var.
Bizim Türkçemize benzetebileceğimiz: toshoo kesuu (göbek kesme töreni - çocuğun doğumunun kutlanmasına djenkek toy deniyor), Uğlak tarmay (oğlak kaçırma), At küröşü (at güreşi), Kız kuumay (kız yakalama), Toguz taş (bildiğimiz dokuz taş), Kök börü (At üstünde cirit oyunu) gibi folklorik kavramlar; ak colung acılsın (sana temiz, şanslı bir yol açılsın), İt üröt kerben cüröt (it ürür kervan yürür) gibi deyimler var. Ayrıca: Mogolcadan Türkçeye geçen "konaklaka -konakladı, mola verdi", "konuş-konaklanacak yer",

"konuştaş-aynı yerde konaklayanlar" örnekleri ilginç benzerlikler.

Esen kalın
Yayın Tarihi : 15 Şubat 2006 Çarşamba 21:42:18


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?