15) Aziz okuyucularım, geçen makalemde İsrail-Filistin düşmanlığının tarihine bakarken, Kenaan topraklarında kurulmuş iki İsrael devletinden kuzeydeki krallığın M.Ö. Asurlular tarafından 721'de yıkıldığından, bu krallığın 10 kabileden oluşan halkının nereye dağıldığının belli olmayıp efsanelere karıştığından; güneydeki (Yahudilerin ismini alıdığı) Yahuda Devletinin ise, biri M.Ö.614'de, diğeri M.Ö.586'da olmak üzere iki kez saldırıya uğrayıp, halkının her defasında esir edilip Babile sürgün edildiğinden söz etmiştim.
Halen, Afganistan nüfusunun yarısını (8 milyondan fazla), Pakistanın Kuzey-Batı Cephesi Eyaleti halkının da hemen tamamını oluşturan ve Afganistandaki ırkdaşlarının iki katı sayısındaki ve fanatik Sünnî Müslüman bir toplum olan Peştu'ların (Hindu dilinde Pathan), İsrail'in kaybolan 10 kabilesi bireylerinin torunları olduğu kuramının varlığını biliyor muydunuz?
Bu yazımda, ancak günümüzdeki Afganistan savaşları ile tanınmaya başlayan Peştunların tarihî sırları yanında, çok taraflı kültürel etki altında kalarak kültür ve dil evrimleşmesine nasıl tipik bir örnek oluşturdukları üzerinde duracağım.
Sasanîlerin İ.S. III yüzylda "Abgan" diye tanıttıkları Peştunların, tarihsel araştırmalar çerçevesinde de, söylencelere dayanarak da, diasporaya çıkmış Yahudilerin torunları olup olamıyacağı araştırılagelmiştir. Ancak, Kuzey İsrail Krallığı halkının dağılan kayıp 10 kabilesinin mi, Yahuda Devletinin tebaasından, iki kez Babil sürgününe gönderilip, M.Ö. 538'de Pers Kralı Kiros tarafından serbest bırakıldıkları halde Yeruşalime dönmeyip başka diyarlara göçen Yahudilerin mi Peştun toplumunun kaynağı olabileceği çok tartışmalı... Babilde esirken serbest bırakılan Yahudilerin bazıları Ghor'a (şimdiki Pakistanın Kuzey Batı Cephesi Eyaletindeki Hazara dağlık bölgesi) kadar göç etmişler, bir kısmı Arabistana Mekke yakınlarına gitmişler; yani o zamandan Tek Tanrılı din Arabistanda bir üs kurmuş; İslâmın zuhurundan önce Peygamberimiz Hz. Muhammed'in ailesi de Hz. İbrahimi öne çıkaran bir mezhebin mensupları imiş; nitekim peygamberimiz de çok kısa ömürlü oğluna İbrahim adını vermiş.
O zaman göçmen Yahudilere de Arabistanda Beni İsrael (İsrailoğulları) dendiği gibi, bunlara Perslerin verdiği isim de kullanılarak Beni Afganî de deniyormuş.
Peştun aydınları, genellikle, Yahudilik geçmişleri olduğu varsayımlarına tepki göstremiyor, tersine, Parsîlîk, Mazdehizm, Brehmenizm, Budizm, Şamanizm gibi semavî olmayan dinlerin egemen olduğu bir ortamın ara yerine Tek Tanrı inancını ilk kez tanıtan öncüler olmakdan, dolayısiyle İslâma da bu coğrafyada kolaylıkla uyum sağlamakdan gurur duyar gibi bir içindeler.
Afgan tarih yazarları da ısrarla, İsrail Kralı Saul'un Irmia (Yeremya-Jeremiah, ama doğallıkla kutsal Kitapda İ.Ö. 597'de Babildeki sürgündeki Yahudilere mektup gönderdiği iddia edilen Yeremya ile karıştırılmamalıdır) adındaki oğlundan Afghana adında bir torunu olduğu üzerinde duruyorlar. Irmia'nın, babası Saulun vefatını hemen izleyen ölümünden sonra Afghana Davudun korumasına verilmiş; Hz. Süleyman'ın saltanatı sırasında da ordunun başkomutanlığına yükseltilmiş. Kutsal Kitapta Ne Kutsal Kitapda ne de İbranî yazıtlarında Irmia ve Afghana'dan söz edilmiyor ise de Pathanların yöreye yabancı bir unsur olarak kabileler halinde geldikleri bir gerçek; bunlar Kuzey İsrail Kralığının M.Ö.721de yıkılması sonucu dağılan İsrailoğulları dışında kimler olabilir? Tevradda, Saul'un, Filistîlere karşı savaşı sırasında oğulları Yonatan, Abinadab ve Malkişua'nın vurulduğu ve bunun akabinde Filistîler tarafından sıkıştırılmış Saulun da kılıcı ile intihar ettiği; Yonatanın henüz çocuk yaşda olduğu anlaşılan Mefiboşet'in Davud tarafından himaye gördüğü; krallığın da Saulun bir diğer oğlu İş-boşet'e geçtiği kayıtlı.
Afgan tarihçilerinin, Peştunlar arasında kökleri hakkında yüzyıllar boyu süregelen söylenceler sırasında karıştırılmış isimlere itibar ettikleri de düşünülebilir.
İrili ufaklı 60 kadar kabile halinde yaşayan, çok keskin birbireyci doğaya sahip olmakla birlikde "Pakhtunwali" denilen onur kurallarına çok bağlı olan Peştunlar bu çerçevede bütün kaçaklara sığınma hakkı (nanawatai) tanırlar; çok ileri derecede misafirperverlik (melmastia) ve namus temizlemede öc alma (bedel) mutlak ilkeleridir. Aşirette ortak kararları alan bir -serdar), danışma kurultayı (nanawatai - yöredeki diğer unsurlar jirga diyorlar) vardır; kurul: aşiret şefi (sardar), motabaran (muteberler-hatırı sayılanlar) ve yaşlılardan oluşur.
Ana silâhları hançer olan Pathanlar'ın savaşçı doğası ve bugünkü Pakistan'ın Kuzey-Batı Cephasi Eyaleti'nin başkenti Peşaver hakkında ilk kez Herodotos Tarihi'den bilgi alıyoruz (İ.Ö. V. Yüzyıl); Bu külliyatın III.kitabı, 102. maddesinde, Paktyika (Paktuike-Paktuların ülkesi demek oluyor) yörelerinde ve Kaspatyros kenti (bu da Peşaver) yakınlarında yaşayan Hintlilerin yaşam biçimleri bakımından Baktria'lılara yakın ve çok savaşçı ve maceracı olduklarından söz edilir.
Herodotos, o zamanki bazı kaynaklar tafından yanıltılarak kullandığı anlaşılan Kaspatyros adını sonraki bahislerde değiştirerek "Paktuların kenti" anlamına Paskapuros demektedir ki; bu isim ses olarak Peşaver'e daha yakındır Peşaver yakınlarında şimdi Çarsadda adını taşıyan ve o zamanlar Puşkavalati denilen bir kasaba da Peştunların yerşimini ifade etmektedir. Yukarda anılan geçen Baktrialılar, bugünkü Afganistan ile Özbek ve Tacik ülkelerinin birer bölümünü içine alan Baktriana halkı olup, başkentleri Baktra (bugünkü Belh) yerleşimini arkeolojik bulgular M.Ö.700'lere götürdüğüne göre daha güneydeki Paktunlar gibi (isim benzerliği de göz önüne alınırsa) İsrail'in kayıp 10 kabilesi ile ilişkileri olabilir. Baktrianın tarihde ilk tanıtımı (Tevratta adları Ahaşveroş olarak venilen) Ahamenişler (Akamenidler) olmuş; bu devletin bir satraplığını teşkil etmiş. Çeşitli etnik unsurların kaynaşmaları Herodotos'un da dikkatini çekmiş; Sagarti'ler (Sagartioi) adındaki göçebe aşiretin Persçe konuştuğunu ama kıyafetlerinin yarı Pers yarı Paktuan olduğunu söylüyor. Sagartilerin böyle tanımlanmış olması, Pathanların bugünkü en kalabalık aşireti Abdalîlere (Dürranî) uyuyor. Dürranîler Kabilin güneyi ve Pakistanda, diğer büyük bir kabile bireyleri Ghilzaîler Kabilin doğusunda ve keza Pakistanda yaşarlar.
Heredot tarafından savaşçı olarak tanıtılan Pathanlar hırçın ve yırtıcı karakterlerini hâlâ muhafaza ediyorlar. Kuzeydeki yüksekliklerde daralan bu insanlar, zaman zaman topluluklar halinde iş olanakları aramak için büyük ticarî kent Karachi'ye inerler; Bangladeş'in Pakistan birliliğinden ayrılma mücadelesi sırasında, Pakistan tarafını tuttukları için göç'e zorlanan ve kendileri gibi kamplarda yaşayan Biharîlerle iş alanı kavgaları yaparlar; çok kanlı geçen bu arbadelerde güçlü kuvvetli bu dağlı adamlar, sıcak ve rutubetli iklimin zvallı mecalsiz Biharîlerini perişan eder, kırarlardı.
Ancak bu güçleri ve karakterlerinin güvenirliği nedeniyle Pakistan Ordusu subaylarını, Pakistan birliğine en sadık olan Pencaplılar yanında Pathanlardan seçer.
Pathanca, genelde, Pers ve Hint kültürünün etkisi ile Aryan bir dil sayılırsa da açık biçimde semitik izler taşıyor. Ayrıca, Kuzeybatı Cephesi Eyaleti ile Balücistan Eyaleti arasında, Gumal geçidinden Yakubabad'a kadar uzanan Süleyman Dağları silsilesi, kuzey ucunda Taht-ı Süleyman adını taşıyan ve İsrail'in bu büyük Peygamber kralının Hindistanı ziyareti anısına yaptırıldığına inanılan kutsal ziyaret hücresinin yakınındaki ikiz dorukları ile, şu anda Şiranî Patanlarının yaşadığı alanda bulunması bu diyara eski İsrailoğullarının da yabancı olmadıklarını göstermektedir.
Aynı anlamdaki "Peştun" ile Herodotos'un kullandığı Pakhto, Hintlilerin kullandığı Pathan sözcükleri arasındaki farklar, Semitik kültürde olanlardan doğu Akdeniz kıyılarında yaşamışlarda "ş" sesinin egemenliği (Ör. Yahudilerin Musa, Selam, Samson sözcüklerini Moşe, Şalom, Şimşon olarak kullanmaları gibi), buna mukabil Yunancada, daha önce değindiğimiz üzere "ş" sesinin bulunmamasına dayanmış olsa gerektir. Nitekim, Roma İmparatorluğu döneminden beri Latin diline assimile olmuş İberik Yarımadası halkından Portekizlilerin, Fenike kolonyalistlerinin etkilerini hâlâ taşımalarından "s" sesini kullanmayıp bu harfi "ş" olarak telâffuz etmeleri (Aziz karşılığı Sao yazıp Şao okumaları), daha sonraki Yunan kolonistlerinin ise İspanyolcayı etkileyip "s" egemenliğindeki bir dilin yaratılmasına yol açmaları da buna benziyor.
Pathanları hâlen kulandıkları dilden aşağıda verdiğimiz bazı örneklerde kendine özgü sözcükler yanında, tümüyle benimsedikleri Arapça, Farsça, Türkçe, Hindu dilinde sözcükleri görüyoruz; ancak Farsçadan ve Farsça yoluyla Arapçadan alınan sözcükler çoğunlukla, modern Farsça değil, Afgan ve Pathanların ağzında, olasılıkla daha önceki makalelerimizde sözünü ettiğimiz Mogol Sarayında kullanılan karışık dil Urducadan aktarma olduğundan eski uslûpla telâffuz edilmektedir.
As - aspa = at - kısrak (? Bazen "s" ve "t" seslerinin karıştırıldığını düşünürsek Türkçeden gelme olabilir.), Bedel = intikam (Türkçede de bulunan bu sözcük ücret, karşılık gibi anlamlara da evrimleşmiştir), Çanray = erkeğin yaptığı kâkül, zülüf, Ghal = hırsız, Ghar = dağ, Hucra = Köy misafirhanesi (hücrenin dönüşmüşü olabilir) Khar = kent (Peşaver kasdediliyor - Romalıların "Urbe-kent" dediklerinde Roma'yı anlamaları gibi) Maina = dağ eteği, Melik = şef (Arapçada emîr, kral yerine geçer), Nikad = miras, Veş = dağıtım (özellikle arazi dağıtımı) gibi özgün sayılabilecek sözcükler yanında, Ab-i istâda duran su, Akûnd = din büyüğü, hocası, aziz, Arguvan = Yahuda'nın ağacı, Badşah = kral- Padişah ya da Seyyid (Peygamber soyundan), Kûh-i Nur (Frenklerin Kohinor dedikleri elmas) = ışık dağı, Khana bo dûş (Haneberduş) = evi sırtında, at sırtında, Leşker (Pathan dilinde lekker diye telâffuz edilir) = bir kabile nizamı, ordu, Şîr = aslan ya da kaplan, Zanâna = kadınlar dairesi, harem gibi Farsça sözcükler, Erbab = üstad, Gazi = İnanç uğruna savaşmış, İtibar = güven, güvenilir davranış, Hîla't = şeref cübbesi, Mafrûr = kanun kaçağı, Mucaddid = yenilikçi, reformatör, Şehid = bildiğimiz şehit gibi Arapça sözcükler,
Çang = kenevir bitkisi (maalesef o yörede esrar çekme yaygındır), Naik =
toprak ağası gibi Hintçe sözcükler,
Baramta = Bir suçun bedeli olarak bazı kişileri ya da mülkü ele geçirme
baskını, Tümen = 10.000 kişilik askerî birlik, Ulus = ulus, millet,
Haşar = hasat zamanı imece gibi Türkçe sözcükler Pathan dilinde kullanılmaktadır.