Ankaradaki öğrenciliğim günlerinde, Cebeci’deki Fakülte yurdundan kent merkezine çıkmak için yaya yürüyüşlerimde önünden geçtiğim “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü”nün, özellikle son sınıfda okuduğum “hijyen” dersi dolayısiyle de hep ilgimi çektiğini hatırlarım. Emeklilik günlerimde de bir tarihde (tarihi hiç hatırlıyamıyorum; geçmiş 6-10 yıl kadar önce bir gün) Ankarayı ziyaretim sırasında Kurtuluş semtinden geçerken içimden bu kurumun son hâlini görmek geldi; yapılanmadaki hızlı değişikliklerden olacak, çok yakınında olduğumu bildiğim bu kurumun yerini saptayamadım; ismini gösterir bir tabelâ da göremedim.
İlk karşılaştığım gençden bir kişiye “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü”nün yerini sordum; adam ekşi bir yüzle bu isimde bir yer olmadığı yanıtını verdi. Ben, ısrar ederek buralarda bir hıfzıssıhha merkezinin, yani tıp ve ecza araştırmaları yapan bir kuruluşun olması gerektiğini söyledim. O zaman muhatabım, hemen yanımızda bahçe içinde bir bina gösterdi. Bahçeden içeri girdiğimde, binanın yüzünde “Gevher Nesibe Sultan Hıfzıssıhha Enstitüsü” plakası ile karşılaştım; plakanın yanındaki levhada da bu sultan’ın çok mübarek, hayırsever bir Selçuklu prensesi olduğu yolunda uzun bir açıklama vardı. Anlaşılan, “Refik Saydam” adı, koalisyon kabinelerinde Sağlık Bakanlığının başına geçmiş (belki de, Büyükkent Belediye Başkanının fikirlerinden esinlenmiş olan) mukaddesatçı bir bakanın tarihsel romantizm milliyetçiliğine ve Cumhuriyet değerlerini tanıtan Halk Partisi kadrolarına sempati duymamasına, sessiz sedasız kurban gitmişti.
Andığım Enstitü ve Hıfzısıhha Mektebi zamanın Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) Dr. Refik Saydam ‘ın eseri olup
17. Mayıs. 1928 tarihinde 1267 sayılı yasaya dayanılarak “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi” adıyla Sağlık Bakanlığına bağlı olarak kurulmuştur. Askerî doktor olarak daha Balkan Savaşından beri tüm cephelerdeki sağlık hizmetleri, sağlık koruyucu önlemleri, defalarca aldığı Sağlık Bakanlığı görevlerinde açtığı sayısız sağlık kurumları ile yaratıcı çalışmaları, bu arada siyasal kişiliği ile kendi alanı olmayan Maarif, Maliye Bakan Vekili, İçişleri Bakanı, Halk Partisi Genel Sekreteri olarak verdiği uğraşlardan ve 15 yıl süren Kızılay Başkanlığı görevinden sonra Ocak.1939’da Başbakan olan Refik Saydam, o yılın Eylûlünde II.Dünya Savaşının başlaması üzerine ağırlaşan siyasal ve ekonomik sorunların getirdiği yorgunluk ve kahır nedeniyle sağlığını yitirmiş ama çalışma azmini asla elden bırakmamış; kentsel beslenme sorununa çözümler bulmak için geldiği İstanbulda yaptığı incelemeler sırasında 1942 yılının 7 Temmuz gecesi kâlp krizi sonucu yaşamını çok vakitsiz kaybetmiştir. Yaşayan en büyük eserinin adı ölümünden sonra 14.Ağustos.1942 tarih, 4288 sayılı yasayla “Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi” olarak değiştirildi.
Dört şubeye ayrılan kurumda 1931’den itibaren tüberküloz’a karşı BCG aşısı üretimine başlandı. 1942’de “Biyolojik Kontrol Laboratuarı” kuruldu. 1951’de “Müesssese” olan isim “Enstitü” olarak değişti ve antibiyotiklerle bazı vitaminlerin kalite kontrolunu üzerine aldı. 1954’de “İlâç Kontrol Şubesi”
kuruldu. 1966’da “Kolera Referans”, 1973’de “Pestisit”, 1974’de “Mikoloji”, 1979’da “Toksoplazma-Listeria” ve “Aso-Latex” laboratuarları hizmete açıldı.
Merkez Enstitüye bağlı olarak kurulan pek çok bölge enstitüleri, aşı ve serum üretimi dışında halk sağlığı ile ilgili laboratuar incelemelerini gerçekleştiriyor. Kurum, mikrobiyoloji, biyokimya ve farmakoloji dallarında asistan eğitimi de veriyor.
Eylûl.1881, İstanbul doğumlu olan İbrahim Refik (Saydam) 1905’de Mekteb-i
Tıbbiye- Şahane’yi (Askerî Tıp Okulu) bitirmiş, Almanya’da Berlin Askerî Tıp Akademisinde, Brandenburg, Danzig, Spandau ve Scharite’deki tıp merkezlerinde staj görmüştür. 1912 Balkan Savaşında, dönerek cephede kolera salgınını önleyecek çalışmalar yaptı. I.Dünya Savaşında Sahra Genel Müfettiş Yardımcılığı sırasında kurduğu Bakteriyoloji Enstitüsünde tifo, dizanteri, veba ve kolera aşıları ile tetanos ve dizanteri serumlarının üretimine etken oldu; tifüs’e karşı hazırladığı aşı Almanyada da kullanılarak tıp literatürüne geçti.
Kurtuluş Savaşı başlarken, Mustafa Kemâl Paşanın yanında, 9.Kolordu Sıhhıye müfettiş yardımcısı olarak Anadoluya geçti. Paşanın bağımsızlık savaşımına başlamak üzere askerlikden istifa etmesi üzerine o da kendisine Erzurum Hastanesinde verilen görevi kabûl etmeyerek, Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde görev almak üzere, binbaşı rütbesinde ordudan ayrılıp ulusal harekete katılmıştır. Ankaradaki ilk TBMM’ye Doğubeyazıd’ı temsilen milletvekili olarak girdi. Millî Müdafaa Vekâleti Sıhhıye Dairesi Başkanlığından sonra çeşitli kabinelerde Sağlık Bakanı olarak hizmet etti. Daha Kurtuluş savaşı sırasında “sıtma mücadelesi”nin planlarını yapmış; her geçen yıl bu mücadeleyi genişletmiştir. Bu arada 1924’de Ankarada, daha sonra Erzurum, Diyarbakır ve Sıvasda hastaneler, doğumevleri, çocuk bakımevleri kurdurdu.
1928’de Hıfzıssıhha Müessesesini açtı. Sağlık hizmetinin, sağlık korumanın yaygınlaştırılmasını sağlayan yasal düzenlemeler için sürekli çalışmalar yaptı. İstanbul ve Ankarada verem dispanserleri açtı.
Atatürk’ün sağlık devrimi yapan Tıp ordusunun kurulması ve eğitimini yüklenen, açtırdığı hastaneler ve koruyucu önlemleri ile ülkeyi kırıp geçiren, sıtma, trahom, şarbon, frengi gibi bir çok illetin eradikasyonunun öncüsü olan fakat 1940’ların siyasal çekişmeleri arasında bir takım kadir bilmezlerin “sallabaş Refik Saydam” diye aşağılamaya çalıştıkları bu mütevazı ve özverili doktor’un değerini ben de ancak 1962 yılında, ABD’de Uluslararası Kalkınma Ajansı (AID) çalışmaları sırasında “Tıp” alanındaki kalkınmada Türkiyenin liste başı olduğunu öğrendiğim zaman kavrayabildim ve göğsüm kabardı.
Gelelim Gevher Nesibe Sultan’a: adına Kayseri Darüşşifası yapılmış olan bu prenses, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın kızı olup, söylentiye göre:
erkek kardeşi I. Keyhüsrev’in (Gıyaseddin) hükümdarlığı sırasında, Sarayın Sipahîbaşısına gönül veriyor; fakat Keyhüsrev bu yakınlığa karşı çıkarak Sipahîbaşıyı bir savaşa yolluyor; adam orada şehit düşüyor. Gevher Nesibe bu acıya dayanamayıp, o zamanların çaresi olmayan ince hastalığına yakalanıyor.
Vicdan azabı çeken Keyhüsrev, kız kardeşini ölüm yatağında ziyaret ediyor, son dileğini soruyor. Nesibe Sultan da “Babam Kılıç Arslan’dan kalan mal varlığımla bir şifahane ve tıp medresesi yaptır; çaresiz hastalıklara şifa bulunsun; kimseden ücret alınmasın; hastane benim vakfım olsun.” diyor.
Doğum tarihi bilinmeyen Nesibe Sultan’ın, karışık dönemlere rastlayan ölüm tarihi de tam kestirilememektedir. II. Kılıç Arslan’ın Bizanslı karısından doğma en küçük oğlu olup Nesibeden de küçük olup olmadığı bilinmeyen Keyhüsrev 1196 yılında zor karşısında tahtı kardeşi II. Süleyman Şaha (Rükneddin) bırakıp diyar diyar gezmiş, en son Konstantinopolis’e giderek Mavrozemes adlı bir Bizanslının kızıyla evlenmiştir. Geçen yazımızda sözünü ettiğimiz Nisan.1204 Latin işgâlinin yarattığı facia sırasında kayın pederinin kalesine sığınmıştır. Temmuz 1204’de II. Süleymanşah ölünce Selçuklu ileri gelenlerince tekrar Başkent Konya’ya, tahta davet ediliyor ve 1205’de yeniden Hükümdar olunca, o zamanki bilim merkezi ve Gevher Nesibe’nin sürekli ikamet yeri olan Kayseride kız kardeşinin vasiyeti üzerine 1204’de başlattığı tahmin edilen “Gıyasıye” adlı temel tıp bilimler medresesi ve “Şifaiye- hastane” inşasını 1206’da tamamlatıyor. YÖK örgütünü kuran Prof. İhsan Doğramacı, Erciyes Üniversitesinin çekirdeğini teşkil eden Kayseri Şifaîyesine “Gevher Nesibe Tıp Fakültesi-1206” adını vermekle isabet etmiş olabilir; ama, bu ismin, bir ara Ankaraya, Hıfzıssıhha Enstitüsüne taşınarak merkezîleştirilmesinden anlam çıkaramamıştım.
Tanrıya şükür, şu anda Hıfzıssıhha Enstitüsü gene “Refik Saydam” adını taşımaktadır. Aradaki bu kel alâka isim değişikliği sürecinin öyküsünü araştıramadım; belki bilen birisi çıkar bizi aydınlatır; ayrıntıların önemi de yok; her halde “Refik Saydam” anısını yok etme niyetini taşıyan bilinçsiz girişim 4288 sayılı yasayı aşamadı; ama, buradaki çarpık zihniyet dikkat çekici...
Refik Saydam’ın anısı önünde saygı ile eğiliyoruz. Özverili doktorlarımızın ve tüm sağlık personelinin 17.Mayısını kutlarız.
Sözlükçe :
Hıfzıssıhha (Hijyen) = Sağlığın korunması (Ar. Hıfz, muhafaza = koruma;
sıhhat = sağlık) – Hijyen (Fr. Hygiène, Yunan mitolojisindeki “Sağlık
Tanrıçası Hygea”dan gelir, Hygea efsanede bazen Tedavi Tanrısı
Aesculapius’un kızı olarak gösterilir.
Tıp (Ar.) = Tababet, hekimlik yapma bilimi
Tıbbiye-i Şahane = Padişahın Tıp Okulu
Ecza (Ar.) = İlâç (aslında cüzler = parçalar demek, kimysal elemanların
bileşimi anlamında)
Farmakoloji = Eczacılık, ecza bilimi (İng. pharmacy, phamacology; Lat.
“farmasia”; Yun.“farmakeya” – “farmakon” = ilâç)
Müessese (Enstitü) = kurum, kuruluş (tesis etme = kurma) – Enstitü (Fr.
Institut, İng. Institude, Lat. Institutus – “instituere = kurmak”
masdarından geliyor ve “status = durum, statuere, stare = durmak sözcükleri
ile ilgili)
Tüberküloz = verem (Lat. Tuberculosis) – tuberculum = küçük şişme; - osis
(Yun.) = içinde bulunulan durum, koşul
Antibiyotik (İng. antibiotics) = zararlı mikrobik organizmaları yok eden
(anti = karşı ; biotic =canlı)
Kolera (Cholerae) = vücutta aşırı sıvı ve tuz kaybına yol açan ishale neden
olan akut ince bağırsak hastalığı (Yun. kole, kolos = öfke, öd, safra -
Fr. “colère” = öfke; “colècyste = safra kesesi)
Pestisit (İng. pesticide) = haşere öldüren (Lat. “pestis”=zararlı şey,
haşere “pestem=haşereyi; cida= öldüren; “cidium”= öldürme; caedere= öldürmek
masdarı)
Mikoloji (İng. Mycology) = Deri üstünde hasıl olan mantarları inceleyen
bilim (Yun. “Mykes”= mantar; “logos” = mantık, bilim)
Toksoplazma (İng. Toxoplasma) = toksoplazmoz illetine neden olan parazit
(“toxoplasmosis” = merkez sinir sistemi, dalak, karaciğer vb. organları
etkileyen bir illet; Yun. “toksikon” = zehir; “plasma”= şekil verilmiş bir
şey; “osis”= durum, koşul)
Aso (Antistreptolysin) = (Yun. “anti”= karşı; “streptos” = kavisli, eğri;
buruntu “lysis”= ishal)
Tetanos (İng. tetanus) = şiddetli sinir kasılması (antik Yun. “tetanos =
çene kitlenmesi)
Dizanteri (İng. Dysentery) = Bağırsak iltihabı, karında şiddetli burulma
ağrı, kanlı ve mukozalı ishal gibi belirtilerle tanımlanan hastalıkların
ortak adı (Yun. “disenteria” - “dis” = kötü duygu; “entera” = içe doğru –
bağırsaklar anlamında; “en”= iç; entos = içinde)
Eradikasyon = kökünü kazıma(Lat. masdarı “eradicare”- radicare = köklemek -
radic ya da radix = kök
Yayın Tarihi :
17 Mayıs 2006 Çarşamba 18:56:29
Güncelleme :17 Mayıs 2006 Çarşamba 18:59:47