Septe Valisi Julian, kızına tecavüz eden Vizigot Kralı Roderic’den intikamını Müslüman ordularını İspanyaya saldırtmak sureti ile alma hesapları içindedir. Müslüman kumandanları İspanyayı istilâ fikrine ikna turlarına, gözü pek, ihtiraslı bir asker olan Tarıkdan başlamayı uygun bulur. Tarık zaptettiği Tanca’ya, kendi karargâhını (bugünkü Tunus) Kerovanda kuran Musa bin Nusayr tarafından vali olarak atanmıştır. Uzun, iri yapılı, açık tende, kızıl saçlı, sert bakışlı bir fiziğe sahip olan Tarık doğuştan gelen zekâsını ve strateji dehasını, katıldığı sayısız savaşlardaki deneyimleri ile birleştirmiş, askerleri üzerinde son derece etkili bir generaldi. Bugün Madrid’deki mumdan heykeller müzesinin girişinde, ziyaretçileri en önde karşılayan figürler içinde, Berberîlerin kum fırtınalarından korunmak için kullandıkları peçe ile yüzü örtülü açıkda olarak, sadece kartal gibi vahşet ve korku saçan bakışlı gözleri ile büyük ifade gücü olan heykeli dikkatleri tümüyle üstünde toplamaktadır.
Musa bin Nusayr’ın Mağrip seferlerinde boyun eğdirdiği Berberî gruplar içinde bulup köle olarak aldığı bu genci Müslüman yapmış; ondaki büyük yeteneği görerek azad etmiş, ordusuna subay olarak almıştı. Bazı tarihçilerin İranlı (bizim bazı yazarların da Türk) olduğunu iddia ettikleri Tarık aslında Nafza Aşiretinde gelme bir soyludur; protokolda 8 göbek atalarının ismi ile birlikde anılır; tam adı Tarık bin Zeyyad bin Abdullah bin Valgo bin Verfacum bin Nebargasin bin Velnaz bin Yetufat bin Nafvaz’dır. Kesinlikle Berberîdir.
Julian, Tarık’ı ziyaretinde, kızının başına geleni anlatarak onu İspanyayı işgâle davet eder. Yapılacak seferde kendi kişisel rehberliğini sunup, askerlerin düşman toprağına girişinde hertürlü desteği vereceğini vadeder.
Daha fazla kışkırtmak için İspanyanın güzelliklerinden, Vizigot baskısından yılmış olan halkın topraklarını savunmak için ne enerjisi ne de isteği olduğundan söz eder. Tarık, emrindeki ordu ile bu işi başaracağını düşünür, ancak, üst’ünden emir ve müsaade almadan harekete geçmesi olanaksızdır.
Julian’a Kerovan’daki Başkomutana başvurmasını önerir.
Julian, Musa bin Nusayr ile görüşmesinde, Tarık’a söyledikleri dışında, ayrıca abartılı biçimde Roderic’in lüks yaşam içindeki ordusunun iç çatışmalarla da yozlaştığını, savaş heves ve gücünü kaybettiğini, düzenli eğitimi savsakladığı için zaaf içinde olduğunu; Müslüman orduyu İspanyaya taşımak için mürettebatı ile birlikde gemiler tahsis edeceğini söyler. Musa ihtiyatlı davranır; ordunun bir tuzağa düşürülmesinden endişe eder.
Julian’a, kendi kuvvetleri ile bir keşif seferi yapmasını öğütleyerek bundan çıkacak izlenime göre büyük harekâta geçilebileceği fikrini bildirir.
Julian bu öneriyi hemen kabûl eder. Hıristiyan Berberîlerden oluşan bir birlik ile, İspanyaya çok yakın olup Müslümanlarca Ceziret-ül Hazra (Yeşil Ada) adı verilen Algeciras’a çıkarma yapar. Üs konumuna getirdiği bu noktadan İspanya sahillerine akın yapar; oraları yağmalar; pek çok ganimet ve ele geçirir. Bunlarla Septe’ye döndüğünde coşkulu bir karşılama töreni düzenlendiğini görür.
Sadakatinin kanıtlarını Kerovan’a götürüp bu akını ne kadar kolaylıkla başardığını anlattığında, artık Musanın da güvenini kazanmıştır. Musa, İspanyayı işgâl projesini kabûl etmiştir; ancak, bunun icrası için Şam’daki Halife Velid’in izni şarttır. Konuyu Halifeye yazar. Ondan, akıncıların karşısına çıkaracağı koşulları bilinmeyen tehlikeli deniz yolculuğundan sonra, gene bilinmeyen bir coğrafyada yapılacak askerî harekâta çok dikkatle girişilmesi, ordusunun bu sonucu meçhûl seferde telef olmasına hiç gönlü razı olmadığı; şimdilik, küçük küçük partilerle keşif çıkarmaları yapabilecekleri yanıtını alır. Musa, Halifenin tehlikeli deniz sandığı su geçidinin, bir yakadan karşı kıyısı görülen bir boğazdan ibaret olduğu; zaten yerel valinin kendi kuvvetleri ile bir keşif çıkarması yaptığı bilgisini Halifeye ulaştırır. 4000 mil mesafeden yapılan bu iletişim, o zamanın koşullarında, aylar almıştır. Halife, gene, en az bir keşif seferinden sonra, nihaî işgâl harekâtına geçilmesi talimatını verir.
Bu keşif seferinin yönetimi ile Tarif bin Malik görevlendirildi. Tarif de, Musanın Mağrip’deki Berberî aşiretlerin Maysara adındaki şefin yönetiminde Araplara karşı binlerce cana mâl olan isyanı sırasında ele geçirip köle ve Müslüman yaptığı, Tarık gibi onun da zekâ ve cesaretini takdir ederek ordusuna subay olarak aldığı bir Berberî idi. Maysara öldürüldükden sonra Berberî Bargavata kabilesine başkan seçilmişti. Bu komutan, 710 yılının Temmuz ayında, İspanyanın “Tarifa” adı verilen burun noktasına çıktı. O da pek çok ganimet ve esir ile birlikde Afrika kıyısına dödü. Müslümanlar İspanyol halkının güzelliğine hayran kalmışlardı. Musa da İspanyanın bir saldırı karşısındaki zaafiyetine, artık yeni bir keşif seferi gerekmediğine ikna olmuştu. Ancak, nihaî işgâl seferberliğine girişilmeden bir öncü gücünün dikkâtle hazırlanması hayatî bir zorunluluktu. Musa bu öncü birliğinin komutasını her ikisi de değerli askerler olan Tarık ve Tarif’den hangisine verilmesinin uygun olacağının değerlendirmesini yapmış; daha fazla savaş deneyimi ve çok parlak başarıları olan “Tarık” seçimi baskın çıkmıştı.
İspanya ile Portekizin birlikde barındığı İberik Yarımadası, Avrupanın güneyinde bir altkıta özelliğini gösterir; bir bakıma hem Avrupa hem Afrikanın parçası sayılır; her iki kıtanın da çekici yanlarını taşır.
Bilindiği üzere Afrika’dan Cebel-i Tarık Boğazı, Avrupadan da Pirene Dağları ile ayrılır. Pireneler, özellikle askerî harekât için çok çetin bir engeldir. Güneydeki Sierra Nevada Dağ Dizisi coğrafî yapı olarak Kuzey Afrikanın Riff dağlarının Cebel-i Tarık Boğazı üzerinden bir devamıdır.
Cadiz limanının ve Sierra Nevada Dağlarının kuzeyini kuşatan Guadalquiver ırmağının yatağı, jeologlara göre, Avrupa ve Afrikayı ayıran eski boğaz’dan kalma imiş. Guadalquiver, Arapların bu ırmağın vadisine verdikleri “Vadi-ül Kebir – Büyük Vadi” isminden bozmadır. Bir zamanlar Vandalların işgâlinde olduğu için Vandalusia’dan Andalusia’ya dönüşen bu havalinin adı Araplara “Endülüs” olarak geçmiş; fakat, Araplar, İspanyol toprakları olarak ilk adım attıkları bu eyaletin ismini ülkenin bütününe vermişlerdir. Araplar, özellikle ırmak adlarında olmak üzere, bu ülkenin coğrafyasında kültürlerinden çok iz bırakmışlardır. Madrid’in kuzeyindeki (Madrid’in Arapça Mecrid’den geldiğini daha önceki bir yazımızda nakletmiştik) Sierra de Guadarrama Dağ Dizisindeki “Gudarrama” sözcüğü de Arapça “Vadi-ür Ramal”
(Kumluk Vadi) sözcük bileşiminden gelir. Bu dağ dizisinin güneyindeki Guadalajara (Guadalahara) vadisinin adı Arapça “Vadi-ül Hacara”nın (Kayalık Vadi); Guadalquiver’in batısındaki “Guadiana” ırmağı da “Vadi Ana”nın İspanyol ağzındaki evrimleşmişidir.
Julian sadakatini kanıtlamıştı ama, Musa bin Nusayr, kıyılarda kazanılan kolay başarılalara da fazla bel bağlıyamıyordu; Sivri dağ dizileri ve yükseklikler gibi doğal istihkâmlarla dolu iç bölgelerin, Vizigot ordusunun başka sınırlarda bağlı olmadığı takdirde rahatlıkla savunulabileceğini düşünüyordu. Roderic’in kuzey doğuda, Pireneler üzerinden sızarak Vasconia bölgesine giren ve oradaki Baskları kışkırtarak Gotlara isyan etmelerini ve kendilerine desteklerini sağlayan Frank tehdidine dikkatini yoğunlaştırdığı söyleniyordu; ama bundan emin olmalıydı. Bu bakımdan, bir işgâl ordusu yerine, gene bir keşif gücünü dikkatle hazırladı. Tarık bin Zeyyad’ın komutasındaki 7000 kişilik bu birliğin hemen tümü (çoğu Tarık gibi azadlı köle-savaşçı olan) Berberî idi. Az sayıda zenci ve bir kaç Arap savaşçısı da sefere katılmıştı. Yalnız Arapların içinde Mugîs-el Rumî adında stratejik zekâsı ve cesareti ile temayüz etmiş bir subay vardı. Anadolunun güney doğu bölgesinde Müslüman akınları sırasında, çocukluğunda esir alındıkdan sonra halife Abdül Melikin evine köle olarak bırakılan Mugîs, üstün yeteneği farkedilince, Halife tarafından, Şehzade El Velidle birlikde, prenslere özgü eğitim almış, çok mahir bir süvari ve taktisyen olmuştu. “Romalı Mugîs” denmesinin nedeni esir alındığu sırada Anadolu, Doğu Roma yönetiminde olduğu için Romalı sayılması idi. Bu yönden onu Yunanlı zannedenler de olmuşdu; ama, Suriyedeki Ghassan Araplarının son kralı El Ayham’ın torunu olarak kesinlikle Arap soyundan geliyordu. Mugîs, İspanyanın işgâlinde sonuca fazla bir etkisi olmasa da çok yararlı hizmetler verecektir.
Musa, ilk kurban olarak vermeye kıyamadığı 18000 Arap’a ek olarak 5000’den fazla Berberîyi de Kuzey Afrikada hazır güç olarak bekletiyordu.
Öncü birliğini Julian’ın dört teknesi Septe’den İspanya kıyılarına taşıyacaktı. Julian da, bizzat, rehberlik etmek ve gerekli istihbaratı toplamak üzere Müslüman Komutanın refakatine girmişti. Musa, öncü gücüne, elden geldiğince yakın yörelerdeki İspanyol kıtalarını imha ederek toprak kazanma, besin ve ikmâllerini yerel olarak sağlama; bu arada sürekli Afrika ile iletişim içinde olma talimatını vermişdi. Bundan öte bir harekat İspanyanın hükûmet merkezinden gelecek tepkiye ve Got ordusunun saptanacak savaş gücü ve yeteneğine göre Musa tarafından planlanacak ve gerekirse, bizzat onun kumandasında nihaî saldırı gerçekleştirilecekti. Bu çok makûl ve sağlıklı bir plandı. Ancak, Tarık da çok cüretkâr, kişisel onuruna düşkün, macera seven, İslâmî Cihad için tutkulu bir generaldi. Berberî askerlerinin çoğu Musaya karşı savaşmışlardı ama, tüm sonradan İslâmiyet aşılanmış kişiler gibi bu dine çok derinden bağlanmış, şehit olarak cennete gitmeye can atan inanç sahibi kişilerdi. İspanyanın zenginliklerini yağmalama rüyası da başlarını döndürüyordu.
Bakalım, Musanın planları tutacak mı idi?
S ö z l ü k ç e (iki bölüm için) :
Berberiler : Kuzey Afrikanın bilinen en eski halkı. Fas, Tunus. Cezayir, Libya ve Mısır’a kabileler halinde dağılmışlardır. Dilleri aynı olan bu kabilelerin bireylerinde fiziksel ve kültürel çeşitlilik vardır.
Berberî-Libya dilleri olarak da bilinen dilleri Hami-Sami (Hemitik-Semitik) öbektendir. Halen resmî dilleri Arapça olan, yukarda anılan Kuzey Afrika ülkelerinde dağınık alanlarda konuşulur. Arapçadan çok etkilenmiş olup, Latinceden ve Pönce’den sözcüklere de sahiptir.
Velid (Waleed – Arapçada Velid’in ilk hecesi dudak uzatlarak telâffuz edilir) : Emevîlerin altıncı halifesi. Tam adı Ebu’l Abbas El Velid bin Abdül Melik bin Mervan. Müslümanların İispanyayı fethi yıllarında hükümdarlık yapmış; 715 yılında ölmüştür.
Emevîler - Ar. Beni Ümeyye (Muaviye Oğulları) - Batı dillerinde Omayyad) : Demokratik olarak seçilen dört halifeden sonra İslâm Devletini yöneten ilk büyük hanedan. Ebu Süfyan oğlu Muaviye tarafından kurulmuş; 661-750 yılları arasında egemen olmuştur.
Tanca (Lat. Tingis, İng. Tangiers, Fr., İsp. Tanger) : Fas’ın Nord Ouest (Kuzey Batı) denilen bölgesinde il, il merkezi kent ve liman… Tanca kenti, Cebelitarık Boğazının bir körfezinin kıyısında, İspanyanın 27 km. uzağında yer alır. Başlangıçda Fenikelilere ait bir ticaret merkezi idi. Kartaca yönetimini de gördü. Roma egemenliğinde Tingis adını aldı. İ.S. 42’de özerklik kazanarak Mauretania Tingitana adlı Roma eyaletinin merkezi oldu.
Halit bin Velid (Khalid bin Al Waleed) : Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden olup İslâm dininin ilk yayılma döneminde Amr ibn As ile birlikde çok önemli fetihler yapmış olan arap komutan. Seyfullah (Allahın
Kılıcı) ünvanını taşır. (Ölümü. 642)
Sierra : İspanyolca “testere” demektir. Genç jeolojik oluşum, sivri uçlu görüntülü sıra dağlar bu isimle nitelendirilir (Sierra Nevada, Sierra de Guadarrama, Sierra Leone, Sierra Madre gibi).
Guadiana (Vadi Ana) : “Ana” Arapçaya Latinceden geçmiştir; “güzel, tatlı sözler, öyküler” demektir. Anlaşılan bu vadideki rüzgâr uğultuları, Müslümanları tatlı öyküler gibi etkilemiş.
Cihad : Arapça genel anlamda savaş; özel anlamda Mülümanların Tanrı yolunda canları ve malları ile savaşmaları… İslâmın ilk döneminde (Mekke dönemi) ikiyönlü anlamı vardı: yetkinliğe ulaşma yolunda bireylerin kendi benliklerine karşı vedikleri savaş (cihad-ı ekber – büyük savaş) ve kendi dışındakilere karşı yürüttükleri bildiri, uyarı, korkuma eylemi (cihad-ı asgar – küçük savaş)…
Hami-Sami dilleri (Hemitic-Semitic) : Afrika-Asya ya da Afraysa dilleri olarak da bilinir. Musevî dininde Nuh’un dört oğlundan Ham’ın Afikalı zencilere, Sam’ın Orta-Doğu halkının ataları oldukların inanılır. İsa’dan6-8 bin yıl önce bugünkü Sahra bölgesinde konuşulduğu sanılan ortak bir kök dilden türemiş dil öbeği…Afrikanın kuzeyi ile Asyanın güneybatısındaki en önemli dil ailesidir. Arapça , İbranîce, Amhara ve Hausa dilleri bu ailedendir.
Yayın Tarihi :
20 Haziran 2006 Salı 11:36:47