9. Bu maddede belli bir anlamı olan bir sözcüğün özdeksel bir şeye ya da bir
coğrafî alana isim olarak verildikden sonra o ismin yabancılaşmasına örnek
vereceğim.
İspanyanın başkenti Madrid'in etimolojik kökeni karanlıkda kalmıştır.
Menéndez Pidal adındaki İspanyol tarihçi ve dilbilimci, bu sözcüğün, Keltçe
Mageterito menşeli olabileceği, bunun da mago- mageto (büyücü), grande
(büyük), ritu (dinsel tören), vado (çıkışı olmayan yer), puente (köprü)
sözcüklerinin bileşimi ile oluşmuş, her halde "Büyük Rahibin ritüel icra
ettiği geçişi olmayan köprü" anlamını çıkardığım son derece zorlama bir
yakıştırma yapmış; Gòmez Moreno ise, bunun latince ile evrimleşmiş pünik
(Kartacalılara ait) bir isim olduğunu iddia etmiş. Bugün artık, Madrit'in
kökeninin tüm tarafsız İspanyollar, Arapça Macrîd olduğunu kesinlikle kabûl
ediyor; bu da tümüyle tarihsel gerçeklere uygun ve mantıksal bir görüş ki,
bu sözcük mecraların (akış yollarının) buluştuğu yer yâni, merkezî konumda
olması nedeniyle insan topluluklarının geçişlerinin kavşağı demek.
İspanyada Emevî müslümanlarının fetih anıları olarak kalmış başka coğrafî
yer isimleri var. İspanyanın, şimdi Castilla-La Mancha adındaki özerk
bölgesinde gördükleri ırmak ve vadisine Arapça verilen ve arapların dudak
uzatarak telâffuz ettikleri Vadi-ül Hacara ismi İspanyollarda Guadalajara
haline gelmiş (j'nin İspanyolcada h ohunduğundan söz etmiştik); hacer de
bilindiği gibi taş, kaya demek; aslı kayalık vadi oluyor.
Bunun gibi, aynı ülkenin güneyindeki Jaén ilinin dağlarından doğan ırmağa da
Araplar Vadi-ül kâbir (Büyük Vadi) adını vermişler; şimdi buna Guadalquivir
deniyor.
İspanyadaki yer isimlerinden söz açmışken, bu ülkenin adının kökenine de
değinelim. Ünlü Hannibal'ın babası olan ve ondan önce Romalılarla (Pön
savaşları diye anılan süreçde) Sicilyadaki Kartaca kuvvetlerinin komutanı
olarak mücadele eden Hamilkar Barkas yenilgiye uğradıkdan sonra Afrikadaki
ülkesine çekilmiş; M.Ö.238'de, o zamanlar buranın otokton halkı İberlerle
sonradan bunlara katılan Kelterin yaşadıkları ve Kartacalıların ataları
Fenikelilerin ticaret kolonileri kurdukları İberik Yarımadasını işgâle
başlamış; sahil kenti Akra Leuke'yi (bugünkü Alicante) kurmuştur. Bu
topraklardaki tavşan bolluğunu görünce ülkeye, Kartaca dilinde tavşan
anlamına gelen hispan sözcüğünden hareketle Hispania adını vermiş. Bu
bilgiyi, bazılarının, ispanyol sözcüğünün bir ırkı ifade ettiğini
sandıklarından verme zorunluluğunu duydum; bir tarihde bir gazetenin spor
yazarının, Real Madrid ve Barcelona futbol takımlarının çok defa kavgaya
varan sert çekişmeli karşılaşmalarını değerlendiriken, bu karşılaşmaların
sıradan bir rekabeti değil, bağlı oldukları kentler halklarının birbirlerine
duydukları etnik husumeti de temsil ettiğini iddia ediyor; "Madridliler
İspanyol ırkından, Barselonalılar Katalan ırkındandır" açıklamasını
getiriyordu. Katalanların özgün bir ırkdan gelip gelmedikleri hakkında kesin
bir şey söyleyemem; açıklaması bu makalenin konusu olmayan bir çok nedenden
dolayı hiç zannetmiyorum ama ispanyol'un bir ırk'ı anlatan sözcük olmadığı
meydanda... Tavşanlar Ülkesinin bir yurttaşı demek. İberlerin, Keltlerin,
Gürcü asıllı Baskların, Fenikelilerin, Yunanlıların, Romalıların,
Kartacalıların, Vandalların, Suevlerin, Vizigotların, Berberîlerin,
Arapların, Yahudilerin, Çingenelerin, daha nice etnik ögelerin kaynaştığı bu
diyarda başka türlüsü de olamaz.
Barkas'ın sondaki s'si Romalıların erkek isimlerinde kullandıkları bir eril
ekidir; aslı Barka'dır ve anlamı, (Fenikelilerin torunları olarak) semitik
dil öbeğine bağlı Kartacalıların dilinde Yıldırım'dır; Hamilkar'ın
lâkabıdır. Başka bir semitik dil olan Arapçadan Osmanlıcaya geçen barika ya
da berk de aynı anlamdadır (Barika-yı hakîkat müsademe-yi efkârdan doğar -
gerçeklik şimşeği düşüncelerin çatışmasından doğar vecizesini bilirsiniz).
10. Yukarki maddenin esinlendirdiği bir konu da: bazı etnik grupların
adlarının genel olarak insan anlamına geldiğinin söylenmesidir. En başda,
biz Anadolu'ya yerleşmiş Oğuz Türklerininin mensup olduğu Türk alemi ve
hattâ ismi tarihde kalmış asıllarımız, Çinlilerin Hyung-nu ya da Hiung-noi
dedıkleri, Hunlar için böyle görüşler var. Atlas dergisinin Temmuz.2004,
136. sayısı ekinde Hunlar hakkında verilen bilgide: Hun sözcüğünün Türkçe,
Moğolca ve Uygurcada insan demek olduğu, çeşitli kavimlere mensup boyların
konferatif tarzda bir araya gelerek oluşturdukları topluluğa insan ortak adı
verilmiş olabileceği söylenmektedir. Çinlilerin verdikleri Tu-kyu adından
geldiği bize öğretilen Türk sözcüğünün ise türümek fiilinden türetilmiş
kişi, insan anlamına geldiğini, başlangıçda türük iken ikinci hecedeki ü'nün
düşürülerek Türk haline getirildiğini iddia edenler de var. Anadoluya göçen
atalarımıza da yürümek fiili ile Türk'ü karıştırarak yürük demişler. Başka
köklere dayandıranlar da var ama bu maddedeki konumuz dışında.. VI. Yüzyılda
Bizanslı coğrafyacılar Orta Asya'ya Turkhia (Türkiye) adını vermişler.
Buna benzer olarak, Afrikanın güneyinde çeşitli ülkelere yayılmış olup, türü
kendine özgü (unique) dilini başlı başına bir dil grubu haline getirip,
yaymış ve bu öbeğe mensup 200 dolayında dil oluşturmuş Bantu halklarının adı
da insan anlamına gelirmiş; bu gruba bağlı Svahili dili Afrikanın çoğu
yörelerinde franca lingua (yani çeşitli kültürden unsurların bir araya
geldiklerinde kullandıkları ortak dil- bugünkü İngilizce, Türklerin
Hindistandaki egemenlikleri sırasında oluşturdukları kompozit dil Urduca
gibi) olarak kullanılıyor.
Aynı şekilde, Sibiryanın doğusu, Kuzey Amerikada Alaska ve Kanada, Grönland
gibi soğuk iklim-lerde yerleşik olan ve igloo denen buzdan kulübelerde
yaşadıkları söylendiği için "Eskimo'ya buz dolabı satmak", "Eskimoya deve
satmak" gibi kinayelerle gülmece konusu olan Eskimo'lar'ın kendilerine
verdikleri asıl adları insan anlamındaki inu imiş; bunu inuit, yuit
biçiminde söyleyenler de var. "Eskimo", Alaskadaki komşuları Abnaki'lerin
"çiğ et yiyen" anlamındaki yakıştırmaları...
Kültürleri hakkında, 1960'larda Sovyet arkeologu Mongait yönetiminde İrkutsk
oblast'ında (Baykal gölü civarında hemen hemen Türkiye genişliğinde bir
alandır) yapılmaya başlanan kazılarda çok değerli yeni bulgular kazanılan
Hun'ların ismi ile İnu arasındaki ses benzerliği de dikkat çekicidir.
Türk boylarının isimleri ile ilgili olarak hazırlayacağım başka bir makalede
açıklanacağı üzere göçmen atalarımızın hiç bir şekilde ırkçılık kaygıları
olmamış; Büyük özgürlükçü ve humanist ozanımız Tevfik Fikret'in şiirindeki
"Vatanım ruy-i zemin, milletin ne-vi beşer; insan: insan'dır ancak, buna
iz'anla inandım-Yurdum tüm yeryüzü, ulusum tüm insan türü; insan sadece
insan kimliği taşır; buna, yürekden kavrayarak inandım." Anlatımı ile insan
olma tarafları öne çıkmış.
11. Bir televizyon kanalında hanımların camide başı açık, erkeklerle aynı
sırada namaz kılmalarının şer'an caiz olup olmadığı ve genelde hanımların
namaz kılarkenki kıyafet adâbı hakkında çok hararetli tartışmaların
yapıldığı bir açık oturumda Sayın Prof.Dr. Zekeriya Beyaz'ın, her zamanki
gibi liberal din anlayışı yönünde düşüncelerini ortaya koymuş; özellikle
hanımların evde yalnız başına ibadet ederken hiç bir tesettür kaydına tâbi
tutulmayacağından, sadece mayo ile bile namaz kılabileceğinden bahsetmiştir.
Mayo sözcüğü üzerine tereddütler hasıl olduğunda kubûl ve dübür'ü (ön ve
geri) kapayacak bir örtünün yeterli olacağı biçimindeki açıklamasını duyunca
irkildim; çok müeddep olduğunu bildiğimiz muhterem ve tonton hocamızın
ağzına yakıştıramadım. Kûbl ve dübr olarak da telâffuz edilen bu deyimdeki
ikinci sözcüğün Türkçemizde avamî (vulgar) yapıda kullanıldığını
zannediyordum. Sözlüklerde araştırdığımda dilimize Arapçadan mı, Farsçadan
mı girdiği konusunda açık bir fikre sahip olamadım. Bazı sözlüklerde Arapça
kökenli olduğu yazıyor var ama ince sesli heceleri ile daha çok Farsçayı
andırıyor ve İnternette mizahî bir sitede dü (iki) bür'dan (yanak, kanat,
parça) olduğu çıkarsaması ve dem gelir dübüründen çıkarırlar nefesin darbı
meseline ve dübür olmak (bir insanın çaresizlikden başının gerisine girdiği
hissetmek) deyimlerine gönderme yapılıyor. Bu çıkarsamanın pek de gerçekden
uzak olmadığını sanıyorum; ikinci hece bür olmasa da behr (pay, hisse)'den
gelmiş olabilir ya da: dip, temel, alt taraf anlamına gelen bün'ün zamanla
başkalaşmış şekli de olabilir; acemlerde bîser-i bûn (başsız kıçsız) deyimi
vardır. Kûbl kabûl'den (öne almak, karşılamak) gelir; kıble (namazda ön
tarafa alınan yön), kıbel (yön, taraf) aynı sülaseden (üçlü kökden-
masdardan) türemiş.
Ancak, Zekeriya Hocamızın kullandığı ikinci sözcüğün kökeninde normal
sayılacak bir hareket noktası olsa da, yukarki deyim örneklerinden
göreceğimiz üzere Türkçemizdeki bugünkü pratiği karşısında rahatça
kullanılabileceğinden kuşkuluyum.
ben deneme söcüğünü arıyorum bununla ne ilgisiv arki öğretmenim demişti