19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Kayıp değerlerin çığlığı

“Sizin oraların nesi meşhur?” Bu soruyu bir birimize hep sormuşuzdur. Çünkü yer yerimizin bir değeri var, her bölgemizin özel bir ürünü var. Yiyecek, içecek, ev veya kişisel eşyalar, süslemeler, giysiler, oyuncaklar var bölgelerimize özgü. Hediye olarak sunarız bir birimize. Bir de türkülerimiz var; neredeyse her köyümüze özel olan. Yansıttığı duygular hepimizin yüreğini hoplatır, coşturur.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Çetin Osman Budak, Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Ticaret Borsası Meclis Başkanı Hüseyin Cahit Kayacan ve Burdurlu Halk Sanatçısı Sümer Ezgü’yü, 2’nci Yöresel Ürünler Fuarı’nın (YÖREX) hazırlıkları buluşturdu. Sümer Ezgü, değerlerin ve kültürlerin buluşacağı bu fuarın ‘Sanat Yüzü’ ilan edildi.
YERLİ MALLAR KORUNMALI
“Hiç bir değerimizin, lezzetimizin, kültürel eser niteliğindeki ürünlerimiz yitip gitmesin, yok olmasın, bunlar hepimizin kültürel varlığı. Türkiye’mizin bütün değerlerine sahip çıkmak için bu fuarı sürdüreceğiz” dedi ATB Başkanı Ali Çandır. Sümer Ezgü araya girdi; “Çocukluğumuzda Yerli Mallar haftası olurdu, o günlere gidiyor insan. Kendi üretimimizi yapamazsak dışarıya mahkum olacağız. Bu fuar da bunun bir refleksidir. Tüm illerimizin, bu etkinliği sahip çıkmaya çalışmasını görmek beni mutlu ediyor” diye ekledi. ATSO Başkanı Çetin Osman Budak hatırlattı: “183 ülkeden insan tatil için Antalya’yı ziyaret etmiş. Sadece ürünler sergilenmeyecek, kültürler de sunulacak. Kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları var, desteklenmesi gerek.” ATB Başkanı Çandır, çoğrafi işaret almış ürün sayısında artış olduğunu anımsattı. Yöresel ürünlerin pazarlanmasına katkı destek olunacağını, markalaşmanın hız kazanacağını vuruladı.
ATSO Başkanı Budak, değerlerin yitip gitmemesi konusunda doluydu ve isyan eder gibiydi: “Örneğin, Kalekapısı çarşısı içinde semer yapan bir sanatkar vardı. Çarık yapan kardeşler vardı. Artık yoklar, yaşamlarını da yitirdiler. Bunları yapacak kimse yetişmedi, yok. Semer yapsa kaç tane satacak diye düşünebiliriz. Ama gerekirse maaş verip bir küçük dükkan tahsis edip onun bu mesleği sürdürmesine destek olmalıyız. Ürettiği ürüne çok ihtiyaç olmayabilir belki ama o zaman da süs eşyası olarak değerlendirilir. Ne bileyim minyatürü yapılır vs.”
ZİNCİRLİHAN’NIN BERBERİ
Kalekapısı’ndaki Zincirlihan’da marka olmuş işletmeler var. Kömürde tavuğuyla ünlü Güray Parlak’ın restoranı ve tandır kebabıyla ün salan Akay Antalya’nın lokantalarının eski ve yeni müdavimleri vardır, hiç boş bırakmazlar bu mekanları. Zincirli Han’da kapı numarası ‘2’ olan bir iş yeri daha var; 35 yıldır burada çalışan Vedat Çakıl’ın berber dükkanı. Dükkan diyorum ama topu topu 2 metrekare büyüklüğünde. Bir tek berber koltuğu var. Mustafa Kantürk koltuktaydı ve Vedat usta tarak ve makasla traş ediyordu. “Benim 1965 yılından beri berberimdir Vedat” dedi Mustafa Kantürk. Ve devam etti: “Makinayla traş olursam saçlarımın keçi gibi kesildiği hissine kapılıyorum. Traş dediğin makasla olur.”
Vedat Çakıl anlattı: “Müşterilerim gittikçe azalıyor tabi. Artık sağ kalanlar geliyor. Gençler de geliyor ama o kadar değil tabi. Onlar gelirse makina da kullanıyorum. Biz berberiz, kuaför değil. Hatta artık saç tasarımcısı diyorlar şimdilerde.” Vedat usta traşı kesti, sandalyenin üzerinde duran bir katalog verdi; “İşte gençler böyle saç modelleri istiyor” dedi.
Ahmet İnal geldi, diğer boş sandalyeye oturdu. Sordum kaç yıllık müşterisisin Vedat ustanın diye; İnal, “10 yıldan fazla olmuştur herhalde” dedi. Ve devam etti: “Biz klasik traş severiz. Berberimizi değiştirmeyiz. Bu konuda tutucuyuzdur. Sohbetimizi biliriz, bir birimizden havadisleri alırız.”
Berber muhabbeti olsun diye ortaya bir soru sordum: “Antalya iyi yönetiliyor mu.” Berber Vedat sessiz kalmayı yeğledi, Kantürk ve İnal eski Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ile şimdiki başkan Mustafa Akaydın’ın icraatlarını tartışmaya başladılar. Siyasi sohbet devam ederken izin isteyip ayrıldım yanlarından.
İki Kapılı Han artık eskisi gibi değildi, tamamen turistik bir çarşı olmuş. İmitasyon tekstil ürünleri, gümüşcü, hediyelik eşya dükkanı, lokanta vs var. Restore edilmiş tarihi çeşmenin önü bile mankenlerle kapatılmış. Üst kata çıkaran tarih kokan merdivenlerin korkuluklarına tişörtler, süs eşyaları oyuncaklar asılmış. Hele bir de çarşının üzerini kapatmak için yapılmış çatı var ki sormayın. Tabiat varlıklarını koruma kurulu üyeleri buradan hiç geçmiyor galiba.
Üst kattaki Çay evi’nin yeni sahibi Süleyman Altınoluk’a hanın işleyişini sordum; “Yerli müşteri gelmez buraya tamamen turistik, yabancıya dönük yani” dedi. Filiz Yakışıklı ve Safiye Aydın adlı genç kızlar dersane arası çay içmeye gelmişlerdi; “Rengarenk bir çarşı ve tarih kokuyor” dediler.
SOBACILAR ÇARŞISINDA SESSİZ ÇIĞLIK
Yitmeye yüz tutmuş sanatkarlıklardan biri de sobacılar çarşısındaki demirci, bakırcı, kalaycılardı. Yeni haliyle ilk bakışta güzel bir çarşıya benziyordu. Ama bir şey eksikti; o da çekiç sesi. Dolaşırken bir iş yerinden duyduğumuz sese doğru ilerledik. Sıcak demirci Muslu Satıcı, demire şekil veriyordu. “Baba mesleğim bu benim. 30 yıldır buralardayız” dedi Satıcı. Durdu sessizleşti ve sürdürdü konuşmasını: “Bitiyor bu meslek. Kiralar yüksek, çıkartamıyoruz. Faiz işliyor ödeyemedikce. Çarşı yeniden yapılacak diye müşteri de kaybettik zaten.”
Meslektaşı Mahmut Findosoğlu araya girdi: “Bir de deftere tabi tuttular bizi. Kara demircinin defteri mi olur allah aşkına. Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, bakanlara mektup yazdık. Kimse ne aradı ne sordu. Vakıflar Müdürlüğü halimizi hatırımızı bile sormuyor. Ticaret odası, ticaret borsası, esnaf odaları diyorlar ki, bu meslek korunmalı. İyi hadi koruyun o zaman. Ey başkanlar gelin bir dolaşın buraları, bir dinleyin sesimizi. Büyük marketlerden koruyun bizi önce.”
Hamza Şahin, “Bıraktık normal işimizi yapmayı, süs eşyaları bile yaptık, yapıldı. O da tutmadı. Son bir ayda 11 iş yeri kapandı. Bir nalbat vardı. Artık yok. Ali Hamamcıoğlu dükkanı kapattı, Muratpaşa belediyesinde park bahçelerde işçi olarak çalışıyor” diye yakındı.
Sobacılar çarşısından sissez bir çığlık yükseliyor, ama duyan yok ne yazık ki.
 

Yayın Tarihi : 14 Şubat 2011 Pazartesi 00:47:19
Güncelleme :14 Şubat 2011 Pazartesi 00:52:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yasar ertas IP: 94.101.46.xxx Tarih : 14.02.2011 17:04:16

saygim sevgim sonsuz el islerine cekic seslerine berbere kuru sevgi ve saygim bi sey yapiyorsa a menna devri alem degisiyor teknik ilerliyor sac sakal modasi degisiyor bizim meshur lafimizda var silah icad oldu mertlik bozuldu  simdiki cagda bir berber dükkani ilk önce yer alani genis arka kisminda tuvaleti hic olmazsa olmazlarda mutfagi olmali bilincli olarak bir berber dükkaninda su bu olmali olmayan belediye ya kapatmali ya sartlari yerine getirmeli diger cekic sesle el sanatcilari yillar önce baslamislar hala ayni yerdeler birisi bir bas olupta bir atölyeye  bir atölye bir kücük imalata bir kücük imalat büyük üretime gecseydi yaninda bir derken bes derken cok kisi calistirsaydi sigortasi olsaydi vadesi gelen emekli olsaydi ve hala birileri ekmek yese idi  iyi olmazmiydi simdi ne oldu biri isini birakti biri ben isciyle ugrasamam dedi biri ben halimden memnunum dedi ne kendierine ne coluguna ne cocuguna ne sanatlarina fayda olmadigi cikiyor sadece tatli bir gecmis zaman ve hatiralar acilari sansürde kalmak sartiyle