Hava sıcaklığı 45 dereceyi, nem yüzde 70’leri gösterince sahile sırtımızı dönüp Torosların eteklerinden yükseklere doğru vurduk yola. Her kilometre yol alınca hissedilir derecede düşüyor sıcaklık ve nem oranı.
Çakırlar’ın ardından Akdamar ile Hacı Sekili köylerini geçip Geyikbayırı ve Çağlarca’ya vardık. Daha ilerideki Moryer, Sakarpınarı, Doyran kozu ve Feslikan yaylasına kadar uzanan yeşillikler içindeki yol beklediğimden daha sakindi.
Yolumuz Toroslara yani Geyikbayırı’na düşerde Filiz ve Fikret Otyam’lara uğramadan geçilir mi hiç. Kapıyı çaldık, dokuma ve fotoğraf sanatçısı Filiz Otyam ‘Buyur’ etti hemen. Salonun orta yerindeki masada, önünde bilgisayarıyla gazeteci, yazar ve ressam Fikret ağabey yazısını yetiştirmeye çalışıyordu. Bir ara kızı Elvan aradı telefonla, sağlığıyla ilgili bilgileri aktardı.
![]()
Şeker hastası olan Fikret ağabey yıllardan beri de diyalize gidiyor. Kısa süre önce yine bir okuru Baki Tuncel, böbreğini bağışlamak istemişti. “Ben kabul etmedim” dedi Otyam ağabey. Daha önce de bağışlamak isteyenler olmuş. Devam etti: “Niye kabul edeyim. Yaşlandım, ameliyat mameliyat sıkıntılı iş şimdi. Ben 85 yaşındayım. 8 yaşında çocuklar var böbrek bekliyor. Ben yaşayacağım kadar yaşadım, Onlara böbrek lazım.” Geçtiğimiz hafta İzmir’de Balçova Termal tesislerine gitmişti, dizlerindeki sıkıntıyı gidermek için. Elvan’la konuşmasına kulak misafiri olunca öğrendik 67 yıldır içtiği rakıyı değiştirdiğini ve yerine başka bir rakıyı tercih ettiğini. Çok şaşırmıştım, “Hayırdır Fikret baba” dedim. “Hayır hayır, yine rakı ama bu daha iyiymiş” dedi gülümseyerek. Bahçede bir geyik başı vardı, Heykeltraş Metin Yurdanur yapmış. Köyün adı Geyikbayırı ama 10-12 tane koruma altında olan numaralandırılmış geyik kalmış bölgede. Fikret Otyam, “Geyikleri görmüyoruz ama domuzlar çok geliyor yakınlara” dedi. Filiz Otyam araya girdi; “Domuzları sesiyle bağırtısıyla kaçıran ne biliyor musun, kazlar” diye bilgi verdi. “Su için geliyorlardır” dedim, Fikret ağabey devam etti: “Çağlarca’nın Geyikbayırı’nın sularını borularla Antalya’ya taşıdılar. Sulama için bile ayda bir sıra geliyor köy halkına.” Mermer ve taş ocaklarını da sordum, “Çok büyük tonajlı kamyonlar geçiyor. Yollar dar ve zayıf. Delik deşik ve çukur doldu yollar” diye sitem etti bir çırpıda. “Bir rivayete” göre diye sürdürdü konuşmasını; “Bir rivayete göre yol içih bu mermer ocağı büyük bir para vermiş belediyeye. İnşallah yakında güzel bir yola kavuşuruz.” FİKRET OTYAM KÜLTÜR EVİ Fikret Otyam bir heyecan içinde şu sıralar. Kayseri’nin Karaözü Köyü’nde bir ‘Fikret Otyam Kültür Evi’ yapılıyor.. Yıllar yıllar önce o köyde bir röportaj yaptığını anlattı Otyam ağabey. 1923 yılında sırtlarında taş taşıyarak köye bir okul yaptırmışlar. Kitaplarında buna da yer vermiş. Karaözü köyü de bunu hiç unutmamış. Yıllar boyunca Otyam’ların sergilerine gitmişler, hal hatır sormuşlar ve sonunda da adını yaşatmak için bir evi müze haline getirmeye karar vermişler. Fikret ağabeyin o yıllardaki haliyle de birebir bir heykeli dikilecek, altına da ‘Gazeteci Fikret Otyam’ yazacaklar. Açılışı Ekim ayında yapılması düşünülüyor. Fikret Otyam’a biz gazeteciler ‘Baba’ deriz. Sohbeti tatlıdır, ağzımız açık dinleriz. Bu ziyaretimizde de yaşadıklarından birşeyler aktardı. 60’lı yıllarda o zamanlar Rusya’ya sınır Posof ilçesinde, kış aylarında “Portakal portakal” diye sayıklayarak ölen çocuğun hikayesini yazmak için verdiği uğraşı, oradan eşkiya Hamido’yla nasıl röportaj yaptığını ve onun oğlunun nasıl öldüğünü anlattı.
----------
YAYLALAR SESSİZ
Geyikbayırı’nın merkezindeki kahvehanenin önünde 8-10 kişi vardı. Ağaç altındaki masalardan birinde okey oynanıyordu, diğerinde domino. Akif Çetinkaya ve Ahmet Bayık, “Öğle vakti sıcak tam tepemizde. Bahçede de çalışılmıyor. Zaman geçsin diye domino oynuyoruz işte. Bi iddiamız da yok haa” dediler gülüşerek. Geyikbayır ve Çağlarca halkı çiftçilik yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Akif Çetinkaya, “Nolcek ki bizim çiftçiliğimizden karnımız doysun yeter diye bakıyoruz. Dağlık alan ya, toprak da kıt buralarda” dedi.
Taş ve mermer ocakları da vardı Torosların bu bölümünde. “4 tane ocak var” dedi Akif Çetinkaya, “Taş kum mermer ocakları kötü etkiliyor tabi. Tozu dumanı bi yandan, asıl kamyonlar gelip geçiyor süratli bir şekilde. Tehlike de oluşturuyor yolları da bozuyor” dedi.
TAŞ OCAKLARI KÖTÜ ETKİLİYOR
Geçtiğimiz yıllarda Torosların bu eteklerine sıcaklardan kaçanların haylı ilgisi olurdu. “Yazlıkcılar gelmiyor mu eskisi gibi, boş gibi geldi bana buralar da” diye sordum Çetinkaya şöyle açıklık getirdi duruma: “Yazlıkcı da gelmiyor artık. Modası mı geçti bilmem. Ulaşım da sıkıntılı. Bir sabah bir de akşam dolmuş var. Gelip gitmek zor oluyor tabi. Evi olanlar da hafta sonları gelip gidiyorlar.”
Emlakcı Ahmet Sert’e de aynı şeyi sordum, “Toros etekleri yaylalar neden hareketsiz bu yıl” diye. Sert, şöyle anlattı: “Çocuklar gelmiyor, yayla yerine denizi tercih ediyorlar, sahil bölgelerine gitmek istiyorlar. Aileler de bir adım geri atıyor çocukların bu isteğine karşılık. Yoksa Geyikbayırı olsun, Çağlarca olsun, Moryer, Sakarpınarı gibi yaylalar olsun Antalya’ya en yakın en kısa yaylalar aslında. Ama bölgenin doyuma ulaştığını da söyleyebiliriz.”
DOKU BOZULMAMALI
“2B ne durumda” diyecek oldum Ahmet Sert, “Bekliyoruz işte. 2B yasası bir çalışmaya başlasın satışlar da başlar. Çünkü buralar müstakil bahceli ev ve villalar için çok uygun. Eskiden olduğu gibi bu bölgelere ilgi hayli artacağını umuyoruz” dedi bir çırpıda. Toros eteklerinin yüzde 70’i 2B’lik. Hemen her bina yapı ‘Kaçak’ işlemi görmüş. 2004 yılında son bir kereliğine verilen af nedeniyle bu kaçak gecekondu sayılan yapılara elektrik ve su bağlantısı yapılabilmişti.
Yayla sayılan, denizden 500-600 metre yükseklikte olan ve kente kısa mesafedeki bu gibi yörelerin güzelleştirilmesi ve imarlı hale getirilmesini istedi Emlakcı Ahmet Sert. Öncelikle yolların düzeltilmeye ihtiyacı var. Milli Emlak Müdürlüğü’nün durum tespiti yaptı ancak imar planı yok. Çok katlı imarlardan uzak durulmasını dokuyu koruyacak, yeşil ağırlıklı özel bir planın yapılmasını önerdi Ahmet Sert.
“Toplum olarak müstakil bahçeli evleri çok seviyoruz” dedi Emlakçı Sert. Ve Nedenini şöyle dile getirdi: “Apartman hayatındah herkes bıkmış artık. Bilmiyoruz, beceremiyoruz apartman hayatını. Aidatlarını ödemiyor insanlar, komşu ilişkileri çok zayıf kalıyor nedense. Günaydın bile demiyorlar neredeyse. Kalabalıktan sıkıldıkları için kaçıp doğayla baş başa olmak istiyorlar. Toprakla uğraşıp kafa dinlemek en büyük arzuları insanların. Burada da doğaya uyumlu cazibe merkezleri yapılmalı. Su parkları piknik alanları, gençeli ve çocukları çekebilecek eğlence mekanları hatta alış veriş merkezleri oluşturulmalı.”
Yazıda en altlara doğru emlakçının dediklerine dikkat hem doğa diyor sonra da içini bürümüş para zaafını belli ederek 'Bir açılsın 2B yasası burada insanlara çocuklara gezi parkurları çevre düzenlemeleri derken hatta alış-veriş merkezleri yapılsın diyor.Hey allahım.Bir dağ köyleri kaldı bozulmamış.Onları da bu cahil,doğaya saygısız,para için her olumsuzluğu yapacak beyni olan birileri mahvetmeye çalışıyor.İnşallah hiç bir zaman 2B yasası çalışmaya başlamaz.İnşallah emlakçılık mesleği yok olur.Az mahvetmediler büyük şehirlerde öğrencileri emeklileri az üzmediler..