1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

"Soykırım Tartışılmalı" (5)


SOYKIRIM TARTIŞILMALI VE BİLİMSEL YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILIP AÇIKLANMALIDIR.

5-ÖNCE KENDİMİZ İNANMALIYIZ

Bence soykırım olmadığına öncelikle bilinçli bir şekilde kendimiz inanmamız gerekmektedir. Her ne kadar “Zaten inanıyoruz, şüphemiz mi var?” denilse de, mevcut inanç: pek fazla belgeye ve bilgiye dayanmayan, sebepler konusunda haklı olmamızdan kaynaklanan peşin hüküm gibi bir şey olarak görünüyor.

Oysa kendi içimizde, doğru ve bilinçli bir inanç sağlandıktan sonra, dünyanın ne dediği çok da önemli değildir. Hatta dünya tavrını buna göre belirleyecektir. Kendi halkı arasında tartışılmasına müsaade edilmeyen, kanıtlar ortaya koymadan, sadece gerekçenin haklılığından hareketle sürdürülen inkâr politikalarının sonucu ortadadır. Bu durum karşı tarafın da, kendisiyle yüzleşmeden, hiçbir araştırma ve incelemeye dayanmayan, mahkûmiyet politikaları geliştirmesine neden olmaktadır.

Bunun için tehcirle ilgili iç ve dış belgeler araştırılmalı, tartışılmalı, belgelerin tarihi, sayısı, belge no ve fotokopisi, bilimsel bir tez hazırlar gibi hazırlanıp ortaya konularak, sorun çözüme kavuşturulmalıdır.

Günü kurtarmak adına sorunlar ertelene ertelene, tarihimiz bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Bu da geleceğimizi kapatmakta, karartmakta ve önümüzü görüp geleceğe dönük planlar yapmak yerine, hep geçmişle boğuşup durmamıza neden olmaktadır. Çözmeden geçiştirdiğimizi sandığımız sorunlar, her üç-beş yılda bir tekrar karşımıza gelmekte, ileri dönük enerjiyi engellemektedir. Belirsizlikten içerde ve dışarıda hep leş kargaları yararlanmakta; sistem pisliklerinden arındırılıp, çağdaş bir yapıya kavuşturulamamaktadır.

Bu yüzden sorunun üstüne kesin çözüm inancıyla gidilmeli; tehcir: film sahneleri gibi olabildiğince aylara, haftalara hatta günlere inilerek canlandırılmalıdır. Örneğin: yolculuk Kars’ta nereden başladı? Tahmini ne kadar insan katıldı? Hangi yollar izlendi? Kafile nerelerde konakladı? Van’dan yola çıkanlarla birleştiler mi? Kürt-Türk çeteler nerelerde saldırdı? Bu çetelerle asker kaçaklarının ilişkileri neydi? Kafileyi güvenli olarak götürmekle görevli olan askerler koruma görevini nasıl kullandı? Kötüye kullananlar hakkında devlet ne gibi önlemler aldı. Bu ve benzeri ayrıntılar, çok detay olmasa bile dönemin yazışmalarında, olayları açıklayacak boyutta vardır diye düşünüyorum.

Araştırmaların sonucunda, devletteki niyet soykırım olarak ortaya çıkıyorsa bile, bu durum da hiç korkmadan itiraf edilmelidir. Sonuçta Osmanlı bu alanda bir ilk olmayacaktır. Çünkü şu anda Ermeni sorununa tek varlık nedenleri olarak sarılan Ermeniler ve bu yöntemle gündemde kalmaya çalışan devletlerle mücadele etmek de, hep önümüzü tıkamaktadır. Ayrıca, inkârcı pozisyonda olmanın yükü, yıpratıcılığı, zorluğu ve sorumluluğu da, itiraf durumundan daha kolay değildir.

Burada mevcut soykırım tanımı açısından önemli olan, ölen insan miktarı değildir. Halkların ve çetelerin birbirini öldürmesi de değildir. Çünkü devletin temel varlık nedenlerinden birincisi savaştır; yani insan öldürmektir. En çok insanı da en güçlü devletler öldürür. Onlar bu cinayetlerini örtbas etmek ve buna haklı bir kılıf hazırlamak için, soykırım suçunu ihdas etmişlerdir. Etmişlerdir ki: savaş yoluyla öldürülenler mubah sayılsın, hatta olay şanlı, şerefli kahramanlıklara dönüşebilsin.

Tarihimiz boyunca Türk devletleri de, halkına karşı pek şeffaf davranmamıştır. Devletle ilgili her türlü konu, vatandaşın dışında dar çevrelerde ve gizli bölmelerde kararlaştırılmıştır. Çoğu zaman vatandaşa doğrular anlatılmamıştır. Devletin inkâr ettiği pek çok olayın gerçek olduğu, bir süre sonra ortaya çıkmıştır. Bu yüzden başka devletlerden çok, kendi halkımız da, bu inkâr politikalarından şüphelenebilir.

Bu neden böyle yapılır, neden olaylar halktan gizlenir, bunun ayrıntıları ayrı bir konudur. Ama ilk akla gelen “Çatlak sesler çıkabilir, bu da elimizi zayıflatabilir.” gibi bir düşünce olabilir. Oysa böyle bir düşünce, başımızı kuma sokmaktan başka bir şey değildir. Her ülkede, her toplumda farklı düşünen insanlar vardır. Farklı düşüncelere ve tartışmaya dayanmayan kararların doğruluğu, her zaman şüpheli ve tartışmalıdır. Ülkeleri farklı düşünen insanları geleceğe taşır. Ama nedense bizde hep tek tiplik savunula gelmiştir.

Devlet bir kurallar sisteminde kuralların koyucu ve uygulayıcısıdır. Yani birilerinin adına bir şeyleri dayatandır. Dayatılanların inandırıcılığı ise, devletin demokratlığı ve şeffaflığına bağlıdır. Onun için sorunun şu andaki boyutlarını, batılı devletlerin Türkiye karşıtlığı ile açıklamak da kolaycılık olur.

Sorunun dünya çapında, bu günkü boyutlara gelmesinde, Ermeniler daha aktif davranıp gündemi hep onlar belirlediğinden, onların tezleri daha fazla taraftar bulmuştur. Türkiye bu alanda hiçbir gündem belirleyici davranış içinde olmadığı gibi, Ermenilerin kin ve nefret kusan politikalarının peşinde, adeta bir suçluluk psikolojisiyle desteksiz inkâr politikaları izlemiştir.

Şimdi bilinçli inançlı ve belgelere dayalı, dünyayı aydınlatacak politikalarla gündemi kendisi belirlerse, bu kez Ermeniler inkârcı ve izleyici pozisyonuna düşeceklerdir. Gerçeğin belgeleriyle ortaya konulması ise herkesi rahatlatacaktır.

Bugün içinde bulunduğumuz, küreselleşen vahşi kapitalist ve bu olabildiğince Makyavelist dünyada, eğer haklılığınızı doğru bir biçimde ve geçerli yöntemlerle açıklayamıyorsanız; hatta açıklayamadığınız gibi, savunma kompleksleri ile suçluluk duygusuna kapılıp, konunun bir boyutunu kendi vatandaşlarınıza bile yasaklıyor ve tabulaştırıyorsanız; fikirlerinizin doğruluğunu ispatlayamazsınız. Dünyanın bu alanda batıl kararlar almasını da değil önlemek, hızlandırırsınız. Ayrıca alınan bu kararların mesnetsizliği de sizin haklılığınızı ortaya koymaz.

İşin doğrusu hiçbir komplekse kapılmadan, mevcut belgelerden, bilimsel bir araştırma ve tartışma sonucu, ortaya çıkarılacak olan bir sonuç belgesi, milletin de gerçek kanaatini ortaya koyacağından, dünya kamuoyunda hükümetlerin kuru kuruya yürüttüğü inkâr politikalarından, çok daha ciddiye alınıp önemsenecektir diye düşünüyorum.

Yayın Tarihi : 3 Mayıs 2008 Cumartesi 00:09:43
Güncelleme :3 Mayıs 2008 Cumartesi 00:16:41


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
fatma buluntuoğlu IP: 78.167.82.xxx Tarih : 5.05.2008 13:21:04

tamam kabul ediyorum bazı şeyleri inkar yerine ıspat gerekmektedir.peki 2 mayıs 2008 saat 22de yayınlanan hatırla sevgili dizisine ne dememizi bekliyorsunuz.k.maraş olaylarını tek taraflı anlatarak halkı kışkırtma politikasına ne dersiniz.sizden bir cvp vermenizi istiyorum.burada yaşayan ırkları germemeli bir tv programı.geçmiş geleceğimizin aynasıdır.peki gerçekten geçmiş o şekildemiydi yada eger öyle değilse şuan ki bu durum k.maraş halkını germekten ve dünyaya kötü bir örnek soykırım adı altında göstermelerimi doğrudur.