1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

1923’ten 2008’e Cumhuriyetin Değerlendirilmesi (18)


DÜŞÜNCE VE KANAAT ÖZGÜRLÜĞÜ

“VII. Düşünce ve Kanaat Hürriyeti
Anayasa Madde 25.- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti
Madde 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Ve Bakın şimdi de kısıtlamalara, verilenlerin geri alınmasına.
“Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz. Bu yasağa aykırı yazılı veya basılı ağıtlar, plaklar, ses ve görüntü bantları ile diğer anlatım araç ve gereçleri usulüne göre verilmiş hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınan merciin emriyle toplattırılır. Toplatma kararını veren merci bu kararını, yirmi dört saat içinde yetkili hakime bildirir. Hakim bu uygulamayı üç güç içinde karara bağlar. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümlere, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.”

Görüldüğü gibi burada düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, devlette egemen olan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti olup, farklı bir düşünce ortaya atamazsınız. Atarsanız 301 i karşınızda bulursunuz. İçeri atılır işkencecilere teslim edilirsiniz. Daha da ileri giderseniz, dışarıdaki infaz gruplarına teslim edilirsiniz. Milliyetçi infaz gruplarınca linç edilirsiniz.

Devletler tüm alanlara destursuz dalıp, tüm hakları kendi alanına aktara aktara, insanların alanını daralta daralta, insanlara nefes alacak alan bırakmadılar ve Anadolu’yu üstünde yaşayan insanlar için bir hapishaneye çevirdiler, tüm hakları keyfi ve çıkarlarına kullandılar.

Dünyanın başka yerlerindeki devletler de, hep aynı yöntemlerle, insanları susturmak ve köleleştirmek için ellerinden gelen her tür güç ve yetkiyi, en adi ayrıntılara kadar girerek kullandılar, en aşağılık işkencelerle insanlığı aşağıladılar. Keyfi çıkar savaşlarında insanları birbirine kırdırdılar. Ama insanın ve insanlığın sesini tümüyle kısamadılar, kesemediler. Her dönemde birileri çıkıp gerçekleri, haksızlıkları, acıları ve yoksulluğu haykırmış, devletin yüzüne tükürmüştür. Çünkü beynin içine girip, düşünce mekanizması ortadan kaldırılmadıkça, insanlar mutlaka bir şeyler düşünmeye devam edecektir.

Bu yüzden düşünce ve kanaat Özgürlüğü, bir başka deyişle: fikir ve söz hürriyeti, hürriyetlerin temeli ve en doğalıdır. İnsana devletlerin verdiği veya geri alacağı bir hak olmayıp, Tanrının insana yaratılışı da verdiği, yani insanın doğuştan getirdiği, yaşama hakkı kadar doğal bir haktır.

Bu yüzden Sokrat, düşüncelerinden vazgeçmektense, tüm kurtarma tekliflerini ret ederek ve baldıran zehirini kendi elleriyle içerek ölmeyi tercih etmiştir.

Galile (Galileo 1564-1642) dünyanın döndüğünü savunduğu için, 70 yaşında müebbet hapsi göze alarak, düşüncesinden vazgeçmemiştir. Tarih boyunca da nice bilim adamı, yazar, çizer, sanatçı ve düşünür, düşünceleri uğruna kellelerini ortaya koymaktan çekinmemiştir.

Bizde bu tür olaylar bazen din bilimleri ve tarikatlar düzeyinde kalmış olup, bilim, kültür ve sanat yalnızca dini açıdan ele alındığından ve pozitif bilimlerin okutulduğu üniversiteler bulunmadığından, çok yaygın değildir.

Yayın Tarihi : 14 Ocak 2009 Çarşamba 00:28:55


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
izzet Kütükoğlu IP: 85.106.138.xxx Tarih : 16.01.2009 00:12:59

Sayın Öner; Maalesef anayasamız bu, önce bir şeyler veriyor gibi, yapıp sonra tüm verdiklerini geri alıyor. Devlet diye neye dendiği, Cumhuriyet diye neye dendiği belli değil! Devlete bir takım görev ve sorumluluklar verilmiş... İyi de, devlet nerde?! Bu ülkenin devleti nasıl teşekkül olunacak? devlet nasıl yapılanacak? mesela; üst düzey bürokratlar, nasıl makamlara oturtulacak? valiler nasıl tayin edilecek? Bunların atanma kriterleri nedir? Bunların atanmaları için, tarafsız bir devlet bürokrasisi oluşturmak için ne bir sistem var, ne bir düzenleme!!! Bunlarla ilgili bul bula 128. maddeyi buluyorsun... Ne deniyor orada? Üst düzey bürokratların atanmaları özel kanunla belirlenir. Yani bunların nasıl ve ne şekilde atanacağı umurunda değil anayasa yapanın. kanunla belirlenir ne demek? kanunu hükümetler düzenler, iktidar partisi yasalaştırır. Anayasaya 128 deki gibi yazarsan özel kanunda iktidarlara özel olur! Sonuç olarak devletin makamlarına genel müdürleri, vilayetlerine valileri oturtursun, Emir talimatla devletin kurumlarını ankaradan yönetirsin! benim ülkemde sorulur; neden İnsanlar meclise akın ediyor diye? Türkiyenin genel müdürleri hükümetin adamıdır! ipleri hükümetin elindedir! iktidar devletin her kurumuna her birimine doğrudan hükmetmektedir! iktidar olmanın böyle bir şey olduğu ülkemde, saf saf soranlar olur, neden bu ülkede siyaset kavgalı diye, neden siyasi istikrar olmuyor diye. Maalesef böyle anayasa ile böyle bir sonuç! Oysa benim ülkem; avrupa ülkelerinin hiç birisinin sahip olmadığı avantajlara sahiptir. Ama gel görki, insanlar çöplükten besleniyor bu ülkede! Anayasa yapar devleti unutursan olacağı bu! Cumhuriyet anayasası yapmak üzere oturup, saltanat anayasası yaparak işini bitirirsen olacağı budur! Ama bunu kim anlıyor? herkes gündemin peşinde, gündem bize yetiyor. Hocam, siz "motor geliyor, motor'u"okudunuz mu? Okumanızı isterim. Saygılar, hürmetler.