1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

1923'ten 2008'e Cumhuriyetin Değerlendirilmesi (9)


B-YAŞAMA HAKKINA YÖNELEN TEHTİDLER

2- SOKAKLARIN TEHDİDİ

Silahlanma, maganda, kapkaç, tinerci, trafik, yankesici gibi, insanların yaşama hakkına sokaklardan yönelen tehditler de artık çekilmez boyutlara ulaşmıştır.

Oysa vatandaşın can güvenliğini sağlamak, devletin en temel varlık nedeni değil mi? Neden insanlar güçlerini, yönetim erkini bir merkezde toplayarak devlete teslim etti. Güvenliği sağlayıp, yaşama hakkını korusun diye değil mi?

Yoksa devlet bu birinci sıradaki görevini, son sıraya mı koydu, ya da birinci sıraya kendi güvenliğini koyduğu için, kendi güvenliği vatandaşa tehdit olarak mı yöneldi?

Şeriat, Laiklik ve Türban Tartışmaları adlı kitabımda, sokaklardaki tehdidin, radikal İslam tehdidinden kat be kat fazla olduğunu ve üstelik bu tehdidin rejime değil, direk insana yöneldiğini şöyle dile getirmişim.

“Oysa bu gün Türkiye’de insanlar, her yönden kuşatılmış bir korku denizinde yaşıyorlar. Çünkü korku dağları sarmış. “Bu akşam evde uyurken hırsız mı girecek; gündüz evden ayrıldığımda kapıyı mı kıracak, yolda dilenciye para vermezsem bıçağını mı çekecek, tenha yerlerden geçerken başıma bir iş mi gelecek, kapkaççıya cep telefonumu vermezsem karnımı mı deşecek” diye diye, neredeyse korkudan kafayı yiyecek.

Aslında bakınca dünyaya, insanlara ve olaylara, ekonomideki adaletsizliğe, paylaşımda ki dengesizliğe, insanların devlete karşı duyduğu sorumluluğa ve devletin insanlara karşı sorumsuzluğuna, devletin kendini kayırmasına, bencilliğine ve acımasızlığına, durup bu güne şükür edesim geliyor.

Çünkü bu gün sokaklardaki korku salan orduya, her an için katılabilecek o kadar çok insan var ki bu ülkede, o denli fakir yoksul ve çaresiz ve bunlar devletin umurunda değil. Hatta devlet, bu çaresiz insanların yaşayabilecekleri her alanı yasaklayarak, bunlar da hepten çaresiz kalsın, sokağa dökülsün diye itmektedir.

Bu gün iki milyon civarında aile: ya direkt çöpe atılan bayat, bozuk ve kirli mikroplu yiyecekleri yiyerek; ya çöpteki satılabilir atıkları toplayıp, hurdacılara satarak, ya da semt pazarlarında akşamüstü, ezik, çürük bozuk olduğu için atılan soğan, patates, domates vesaire sebze ve meyveyi toplayarak geçinmektedir.

Peki, bu insanlar çöpe razı olup etrafı yağmalamıyor, saldırmıyorsalar; sanıyor musunuz ki, bunu sağlayan yalnızca yasalar. Hayır, hayır! Derler ya hani, “Ölmüş eşek kurttan korkmaz..” Bir insanın hayatı dışarıda, hapishaneden daha berbatsa, veremez ona hiçbir yasa, ne gam ne de tasa. Onu tutan şey, radikal inançlarıdır bir bakıma.

Derseniz ki, neden etrafımız hep tehditlerle kaplı. İnsanlarımız neden böyle; neden safi öfke; neden gün günden kötü gelmekte; Çünkü sokaklar böyle; yönetenler öyle; çözüm üreten elit böyle.

O zaman çözüm olarak ne kalıyor elimizde; mafya ve çete. Güvenlik ve adaleti devlet, kendi güvenlik ve haklarının korunmasına tahsis etmişse, devlet yüksek siyaset üretmekle meşgul ise, yüz kez suçüstü yakalanan kapkaççı veya hırsız yüz birinci kez yine salıverilmişse, güvenlik: parası olanın özel koruma tutarak kendini koruduğu paralı hale gelmişse; parası olamayanın adaleti de güvenliği de mafya ve çetenin elinde.

Ve ne yazık ki, onlar da parası olmayana daha büyük adaletsizlik ve güvensizlik vermekte.” Demişim.

“Şeriat, Laiklik ve Türban Tartışmaları”ndan.

Eskiler şöyle bir hafızalarını yoklasınlar, düşünsünler, köylerinde mahallelerinde silahı olan kaç kişi bulunurdu. Bizim köyümüzde benim bildiğim iki kişide av tüfeği vardı. Evinde yılan gören, yılan öldürmek için bunlardan birisini arardı.

Altmışlı, hatta yetmişli yıllara kadar da halk silahsızdı denilebilir. Yetmişli yıllarda sağ-sol çatışmakları ile başlayan silahlanma, PKK ile hızlanmış, ama asıl patlamayı, mafya ve çeteleşme aşamasında gerçekleştirmiştir. Bu gün ise MKE kredi kartı ile silah satmaktadır.

Bu yönüyle de cumhuriyetin, başlangıcına göre can güvenliğini artıran bir gelişme değil, azaltan bir gelişme gösterdiği rahatlıkla söylenebilir.

Ve bu durum, “GAZETE” adlı kitabımdaki şu satırlarda açıkça görülebilir.

SİTEDE LİNÇ

Ve kanıksayıp her şeyi derseniz ki
Burası Türkiye, olacak o kadar
Nice değerler, devrimciler, demokratlar
Nice göstericiler, gazeteciler, çocuklar
Kim vurduya gitti, her kesimden nice insanlar
Kesildi nice yürüyüşler ve basıldı nice mitingler.

Kaldırımda trafik kazasından gidenler
Kendi düğününde gerdek gecesi vurulanlar
Depremsiz, heyelansız apartmanı çökenler
Töre cinayetleriyle ortadan kaldırılanlar
Kapkaççı bıçağıyla can verenler
İntiharın tek çıkış olduğu gösterilenler
Hastane kapılarından dönenler
Ve daha kimler, kimler ve daha ne nedenler.

Kimi hapishane operasyonlarında
Kimi Devlet Siyaset Mafya üçgeninde
Kimi tutukluyken kayboldu karakolda
Kimi coşkuda maganda kurşunuyla
Kimi pusuda derin devlet adıyla
Ölen öldüğüyle kaldı, öldüren yırttı paçayı
Kaldı hesaplar öbür dünyaya

Kimileri mafya kurup devleti soydu
Ne denli pisliğe batmışsa
Dönüşü de o denli görkemli oldu
Öylesine karşılandılar ki
Sanki Yavuz Sultan Selim
Mısır seferinden dönüyordu
Ve bu millet onlarla gurur duyuyordu.

“Gazete”den.

Yayın Tarihi : 5 Kasım 2008 Çarşamba 11:18:03


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
İzzet Kütükoğlu IP: 81.213.228.xxx Tarih : 7.11.2008 18:14:17

Saygılar hocam, kaygılarınıza ve eleştirilerinize katılıyorum. Ancak, bunun sistematiği hakkında bir görüş ortaya koyamıyor olmanız düşündürücüdür? Sizin bu kaygılarınızı taşımayan yoktur! Bu nedenle bunların yazılmasının fazla bir ehemniyeti yoktur. Nasıl bu hale geldik? buna verilecek cevap önemlidir. Asıl önemli olan ise, "burası Türkiye" demek durumunda kaldığımız olayların, sonuçların yaşanmadığı bir Türkiye!nin sahibi olabilmenin yolu nedir? ve bunun bir çaresi var mıdır? Önemli olan budur. Tek kelimeyle özetlemek gerekir ise, "sistem" derim... Kim ne anlarsa! Ve ben inanıyorum ki, tek maddelik sistematik bir reform, bu ülkeyi tamamen farklı bir ülke haline getirebilir... Ama sistem cahili bir toplumun, ağzından sistem kelimesi çıkmayan aydınların, siyasetçilerin yaşadığı bir ülkede ne yazık ki, Ben kahrolarak ölüp gideceğim. Tıpkı Recep Yazıcıoğlunun sistem diye diye ölüp gittiği gibi! Bu ülkenin "devlet" sorunu vardır. sizin yazdıklarınızda bunun kanıtıdır... Peki siz bu zamana kadar, bu ülkenin devletinin Yok hükmündeki bir anayasa maddesine göre yapılandığının farkında mısınız? Elli yıldır bu ülkede her gelen hükümet kafasına zihniyetine göre atama yapar, güya devlet yapılandırır. Böyle bir usulle devlet yapılandırıp, gelişmiş bir ülke dünyada var mıdır?! Koskoca profesör bas bas bağırıyor. hükümet kadrolaşıyor diye! Ne bekliyordun arkadaş! Senin düzenin bu, sistemin bu, rejimin bu! cumhuriyetin bu arkadaş! Şöyle veya böyle bir seçim ile, bir hükümet kuruluyor, o hükümet kafasına göre tayinler atamalar yapıyor, genel müdür vali ataması yapıyor. sende bunun ne olduğunu anlamadan kanıksamış olarak, cumhuriyetin böyle bir şey olduğunu zannediyorsun!... Peki cumhuriyetin bu olmadığını fark etmiş kaç aydın var koca ülkede? Hocam, ne yazık ki aydın entelektüel yoksunluğu en büyük sorunumuzdur. Toplumu etkileyen en önemli faktör. medyadır. O medyada aydın olarak, fikir beyan edenlere bakıyorum! Herkes hükümete odaklanmış, elli yıl böyle geçti boşu boşuna. bu ülkede, başbakan, hükümet deniyor başka bir şey denmiyor. Cumhuriyet ülkesinde hükümet bu kadar önemli olabiliyor ise, bunun saltanattan farkı nedir Allah aşkına! Nasıl oluyorda hükümet bu kadar önemli olabiliyor bunu düşünebilen bir adam bile yok benim ülkemde! bir adam bile! Bu düzen kepazeliğinin bir sonucudur! bu anayasa yapmayı becerememenin bir sonucudur! Ne yazık ki bu ülkenin anayasalarını yapanlar, cumhuriyet anayasası yapmak üzere oturup, cehaletlerinin sonucu olarak, saltanat anayasası yaparak işlerini bitirmişlerdir... Gerçek hakikat budur. anlamlı olan bunu fark edebilmektir. Sonuçları yazıp çizmenin, kepazelikleri döküp yaymanın, hükümetlere başbakanlara sövmenin, memleket kurtarmaların anlamı yoktur. Bu ülkeyi ancak ve ancak cumhuriyet kurtarır! Saygılar hürmetler.