1-BAĞIMSIZLIK KAVRAMINA YÜKLENEN ERDEMLER DOĞRU MU?
Bana öyle geliyor ki, insanların devletler ve yöneticiler tarafından içine düşürüldüğü en büyük tuzaklardan birisi de bağımsızlık kavramıdır. Ve diyorum ki, bağımsızlık: devletler tarafından insanları, devlete bağımlı hale getirerek, kendi tahakküm anlayışlarını dayatmak için, kesinlikle bir afyon bir uyuşturucu olarak kullanılmaktadır.
Bağımsızlık haysiyet, şeref ve insanların insanca özgür yaşamaları olarak tanımlanıp, bağımsızlık adına insanların her tür zorluğa ve olumsuz koşula göğüs germesi, fedakârlıkta bulunması, devleti istediği zaman vatandaşın, bu uğurda canını da çekinmeden verebilmesi istenmektedir.
Oysa fedakârlığın yurt, millet ve bağımsızlık adına yapıldığı ileri sürülürken, aslında halkın özverisi kişisel çıkarlara dönüşerek, sonradan acımasız bir işkence biçimini almaktadır.
Bağımsızlık adına verilen mücadelelerin sonunda daha bağımlı, hatta nefes aldırmayacak, adım attırmayacak derecede bağımlı, bir devlet anlayışı dayatılmaktadır insanlara.
Oysa ABD’ye bağlı olsa, İngiltere’ye bağlı olsa, belki bu denli bir devlet baskı ve tahakkümü olmayacaktır. Özellikle dünyanın az gelişmiş bölgeleriyle Ortadoğu’daki pek çok bağımsız devletin durumu bu açıdan incelenirse, Hollanda Surinam’ının, Fransa Guyana’sının bağımlılığı, bunlardan yüz kez daha bağımsızdır.
Şimdi Kürt bağımsızlığı olayına da bu bağlamda baktığım zaman, Türkiye’ye karşı bağımsızlaşan bir Kürdistan’da, insanların başlarına gelebilecek bağımlılıklar, korkunç derecenin de ötesinde gözükmektedir bana.
Savaş geleneğinden gelen, derin ilişkiler içindeki radikallerin kurduğu despot bir yönetimde, önce halkın kalkınması bahanesiyle dayatılacaklara, şeyhler ağalar, seyitler karşı çıkacağından, bir süre sonra yönetim bunlarla anlaşmak zorunda kalacaktır.
Aynen geçmişte Türkiye’de olduğu gibi, egemen güçler birliği, derin ilişkileri de kullanarak halkı sömürecektir. Bu sistem bir kez yerleştikten sonra da, maalesef kurtuluş hemen hemen olanaksızdır. Kürtler, yönetimle, ağa ve şeyhlerin kurduğu fasit dairenin içinde dönüp duracaktır.
Türkiye’nin bu sistemden çıkış için yakaladığı fırsat, kendi gayretlerinden çok AB’nin dayatmalarının eseridir. Kürtlerin de çıkış için bir AB bulması gerekirse de, AB böylesi sorunlu bölgelerden uzak duracaktır. Şu anda Türkiye ile AB arasındaki sorunların çoğu da bu yüzden kaynaklanmakta olup, Kürtlerin ayrılması Türkiye’nin AB sürecini kesinleştirecek ve kısaltacaktır.
Açılım sürecinde bence bağımsızlık da tartışmaya açılmalı ve Kürtlerin birlikteliği gönüllü olmalıdır. Hatta bu durum bir halk oylamasıyla tescil edilmelidir ki, ilerde maceraperestlere malzeme olmasın. Aksi halde Kürtler bağımsızlığın olumsuzluklarını bilmeden ve zorunlu olarak alıkonulduklarını düşünebilirler. Sonradan sorun çıkar.
Türkler bu güne dek ayrıldıkları toprak ve toplumlardan hep savaşarak ayrıldığından, sonradan ilişkileri de hep düşmanca olmuştur. İyi ilişkiler kurmada, kötü geçmiş sürekli gündeme gelerek zorluk yaratmıştır. Oysa İngiltere ayrıldığı sömürgeleriyle anlaşarak ve beklide bu anlaşmalar sayesinde onları kendisine daha bağımlı kılarak ayrıldığı için, şimdi de onlarla çok iyi ilişkiler içinde ve onların lideri durumundadır.
Bu yüzden Kürtlerle bir ayrılık gündeme gelecekse bu mutlaka barış içinde ve anlaşmayla, kavgasız gürültüsüz olmalıdır. Yoksa Türkiye sorunu içinden atmış olsa da yanı başına koymuş olacağını unutmamalıdır.
Eğer ayrılık olacaksa bu aynı bölgede dost ve kardeş iki ulusun iyi ilişkiler içinde birbirine destek olduğu, küresel güçlerin oyunlarına gelip birbirine düşmeyecek kadar ortak noktaların hatırasının yaşatıldığı bir oluşum olmalıdır. Hatta Ortadoğu’dan ve Kafkaslardan başlayarak, Türk Cumhuriyetlerinden, Rusya Federasyonuna kadar Uzanacak ekonomik işbirliklerinin altyapısı oluşturmalıdır. Ekonomik işbirliği ve benzeri bağımlılıklar, daha gönüllü birliktelikler olduğundan, barışın tesisi ve insanlığın yararına olacaktır. Belki ilerde Asya birliğine kadar uzanarak, Avrupa birliği ve Amerika birlikleriyle bir dünya birliğine ulaşılabilecektir. Benim rüyalarımı hep “Dünyanın Birliği” düşüncesi süslemekte olduğundan, belki de bana böyle görünmektedir.
Fakat şu anda tüm bunlara rağmen Kürtlerin dışından da Kürt bağımsızlığını savunanlar vardır. Bunlardan en ilginci hiç şüphesiz bu konuda en çok araştırması, incelemesi, kitapları bulunan ve bu uğurda yıllarca hapishanelerde kalan İsmail Beşikçi’dir. Beşikçi Kürtlerin ayrı devlet olmasını isterken özetle şu gerekçeleri ileri sürmektedir.
“Türkiye, Kürt sorunundan kurtulursa rahat ve özgürce gelişebilir. Kürt sorunu bitmedikçe, burası hukuk devleti olamaz. Çünkü baskı bitmez.
…Kürt sorunu olmasaydı, Türkiye bu kadar antidemokratik olmazdı
CHP, Kürt açılımı için “bu bir Amerikan projesi” diyor. Çok yanlış bir iddia bu. Çünkü Kürt sorunun kaynağı, devletin seksen yıldır uyguladığı Kürtleri inkâr, imha ve asimilasyon politikasıdır. Devletin, 80 yıldır uyguladığı bu inkâr politikasından geri adım atması ve demokratik bir tutum içine girmesi için, illa bunu ona, Amerika’nın mı telkin etmesi gerekiyor?
…Kürtler, Kürtlerle birarada yaşasınlar. Aynı kökenden insanların birarada yaşaması daha doğrudur. Türkler bir gün ayrılmak isterlerse, Kürtler bundan memnun olurlar.
…İstanbul’da sekiz milyon Kürt yaşasa da orası Kürdistan olmaz. Ama Hakkâri’de hiç Kürt yaşamasa da orası yine Kürdistan’dır. Çünkü Kürt sorunu bir toprak sorunudur.”
Neşe Düzel - 08.09.2009 Taraf Gazetesi
Bana göre Sayın Beşikçi’nin yaklaşımı Türkiye’nin çürüyen parçasından kurtulması, sağlığına yeniden kavuşarak, çağı, refahı ve mutluluğu yakalaması anlamına gelmektedir.
Aslında bu yönüyle çok da mantıklıdır. İki taraf da bir birinin gözünü oyacağına, bir birine tuzaklar kurup, ayak bağı olacağına hiç olmazsa bir taraf kendini kurtarsın; öteki taraf da kötülüğü, engeli kendinde arasın. Taraflar arasında düşmanca tavırlar sona ersin, dostluklar kurulsun. Aynı evde düşmanca yaşamaktansa, komşu evlerde dostça yaşamanın yolları aransın vs.
Olaya Türkler tarafından bakıldığında, Beşikçi’ye katılmamak olanaksız. Ama benim aklıma hep o şarkı geliyor. “Beni böyle bırakıp git gidebilirsen.” Ben kendimi, yüzde üç gen eksik, beş gen fazla saçmalığının ötesinde Kürtlerle aynı insan olarak görüyorum. Onları, ağanın, şeyhin ve onlarla işbirliği içindeki dayatmacı bir yönetimin insafına bırakıp gitmeyi içime sindiremiyorum.
Kaldı ki günümüzde artık tüm dünya çıkarlarıyla birbirine bağlanmış, bağımsız devlet kalmamıştır. İnsanların bu güne dek kutsal sayıp canını ortaya koyduğu dış bağımsızlığın hiçbir anlamı kalmamıştır. Ama insanlar içerde kendi devletlerine daha bağımlı hale geldiğinden, aslında birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan devletler, vatandaşlarının devlete bağımlılığını sürdürmek için, içi boş bir bağımsızlık savunusu içindedir.
Umur Talu’nun köşe yazısından alınan aşağıdaki alıntıda da, günümüzde bağımsızlığın geldiği nokta açıkça görülmektedir.
“Memlekette bu kadar çok kullanılan, bu kadar çok sık beyan edilen ama bu kadar çok çiğnenen ve esasında palavralaşan bir söz olabilir mi?
"Bağımsızlık karakterimizdir" şiarına bakmayın;
1. Türkiye, küresel ekonomiye, küresel sermayeye, IMF gibi küresel düzenleyici bekçilere, girip çıkan sıcak paraya karşı bağımsız değildir.
2. Türkiye'de iktidar da Silahlı Kuvvetler de, sadece süper olduğu için değil, büyük ölçüde NATO'yu da belirlediği için ABD'ye karşı bağımsız değildir.
3. Türkiye'de, uyulsa da uyulmasa da, Meclis'in yetkisinde olan kanunlar ile mahkeme kararları dahi, AB'ninki de dahil, uluslararası hukuka karşı tam bağımsız değildir.
4. Türkiye, geniş ordusuna rağmen, savaş uçağı, tank, füze vesaire temininde, onarımında, kullanımında ve istihbaratta, ABD'yi bir yana bırakın, İsrail'e karşı bile bağımsız değildir.
5. Türkiye, akaryakıtta; petrol ve doğalgazda Rusya'ya ve Ortadoğu'ya karşı bağımsız değildir.” Umur Talu sabah 31.3.08
Oysa bana göre hangi devletin hangi devlete karşı ne kadar bağımsız, ne kadar özerk veya üstün olmasından çok, vatandaşın kendi devleti karşısında ne kadar bağımsız ve özerk olduğu, devletin karşısında ne kadar güçlü olduğu çok daha önemlidir.