Şemsinin evinin bulunduğu avludan çıkışta sola dönüp 50 metre kadar gittikten sonra, varılan caddede tekrar sola dönünce 600-700 metre sonra Azatlık Meydanına varılıyordu.
Geri dönüşte evi kolay bulmak için köşedeki dükkânları ve yol boyu önemli yapıları not ettim. Yolun fotoğrafını çektim. Sabırsız ve hızlı adımlarla Azatlık Meydanına hemen geldim.
Sovyetler Birliği döneminde Lenin Meydanı olarak anılan Azatlık Meydanı, Baku ile özdeşleşmiş yerlerden birisidir. 1991 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra Lenin ismi Azatlık (hürriyet) olarak değiştirilmiş olup, bu meydanın Azerbaycan tarihinde çok önemli bir yeri vardır.
 |
Meydandan eve giden cadde
|
Bu meydanda yaşanan ilk önemli olay 1988 Aralığında Karabağ olaylarını protesto için yapılan açlık grevi ve oturma eylemidir. Asıl önemlisi ise, 20 Ocak 1990 yılında 30 bin kişilik Sovyet Ordusunun Azatlık Meydanı’nı kuşatarak 143 Azeri’yi şehit etmesi ve yaklaşık 700 kişiyi de yaralamasıdır.
841 kişi ise Sovyet askerleri tarafından tutuklanarak gözaltına alınmış, cenazeler on binlerce kişinin katılımıyla kaldırılmıştır. Bu olay Azerbaycan’ın bağımsızlık sürecini hızlandırmış olup, 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Devleti bağımsızlığını ilan etmiştir.
Meydanın önünde, meydanla deniz arasında büyükçe bir park ve arkasında estetik olarak oldukça güzel ve büyük bir bina vardı. Meydan çok büyük sayılmasa da, önünde ve yanlarındaki parklara da hakim durumda olduğundan, çok büyük kitlelerin toplanmasına uygun vaziyette idi. Ayrıca Hilton Oteliyle arasında da büyük bir boşluk vardı.
Parkta biraz dolaşıp resimler çektikten sonra, bir süre de Hazar Denizini seyrettim. Parktaki ağaçları çiçekleri izledim.
 |
Azatlık Meydanı
|
Park: deniz vagzalı, yani Limandan Bakû’nün sonlarına dek kıyı boyunca dar bir şerit olarak uzanıp gidiyordu. Ben de beynimde, gördüğüm Bakû ile okuduğum Bakû arasında bir köprü kurmaya çalışıyordum. Kentin tarihi, coğrafyası, fonksiyonları, yaşam vs.
Çünkü Azerbaycan’ın başkenti Bakû, ülkenin en doğu ucunda, Hazar Denizi kıyısında olup, yalnızca Azerbaycan’ın değil, Kafkasların da en büyük kenti, en büyük limanı, en önemli kültür, sanayi ve ticaret merkeziydi.
Abşeron yarımadasında tarihi MÖ ikinci binlere dek uzanan kent, dört milyonu aşan nüfusu ile ülke nüfusunun yarısının toplandığı bir merkezdi. Hong Kong gibi, Singapur gibi şehir devletleri hariç tutulursa, ülke nüfusunun yarısının bir kentte yaşadığı bu durum, sanıyorum nadir rastlanan bir durumdur.
Tarih boyunca doğu batı yönlü ticaret yolları kadar, güney ve kuzey yönlü ticaret yollarının da kavşak noktasında olması şehrin ekonomik gelişmesinde etkili olmuştur. Ayrıca ekonomisinde daha 10. yüzyılda bile petrolün ve tuzun önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir.
Bu gün de Baku, petrol üretim, işleme ve dağıtım merkezi olarak çok önemli bir işlevi yerine getirmekte olup, Baku, Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattının çıkış yeridir.
 |
Hazar kıyısındaki park
|
Baku düş ve düşünceleriyle parkta dolaşmaya devam ediyorum. Parktaki ağaçları bitkileri gözlüyorum. Gelip geçen, parkta dolaşan insanları izliyorum. Fakat nedense pozitif sonuçlara ulaşamıyorum. Uykusuzluktan ve yorgunluktan mı acaba diyorum.
Örneğin Baku konusunda gördüğüm kadarıyla bir ön sonuç çıkarmaya çalışıyordum. Devasa binalar, deniz, park hiç birisi gördüğüm çöl manzarası kadar beni etkilemiyordu.
Parktaki bitkiler ve ağaçlar da sanki: “Burası bize göre değil, bu toprak bizim toprağımız, bu hava bizim havamız değil” diyor gibi bir his uyandırıyordu. Bakmasını bilene bitkiler yerlerinden ne kadar hoşnut olduğu hakkında en iyi fikri yine kendileri bildirir.
Örneğin Tiflis’te, Gence’de zapt olmaz bir enerjiyle göğe fırlayıp giden çamların, çınarların, burada zorla ite kaka bin bir ihtimamla ayakta durdukları her hallerinden belli oluyordu.
 |
Baku’da zoraki yetişen bitkiler
|
Hazar’ın Kuzeyinde tuzlu yereylerin çok büyük alanlar kapladığını, doğusunun tümüyle çöl olduğunu, Güneyde İran kıyılarının ise çok uygun iklim koşullarında çok güzel bir tabiata sahip olduğunu biliyordum. Fakat Hazarın Batısında da çöl olabileceğini doğrusu hiç düşünmemiş olmamdan dolayı üstümdeki hayal kırıklığını bir türlü atamıyordum.
Gözlerim hep çiçeklerin çelimsiz, çimlerin cansız yeşiline, ağaçların bonsai gibi, yaşı kadar gelişememişliğine takılıyordu.
Limanda eski Baku tarafına doğru yürümeye başladım. Çok büyük bir mağaza çıktı önüme. Azerbaycan sokaklarındaki küçük mağazalar gibi değil, Türkiye’deki AVM’ler gibiydi. Girip dolaştım.
Türkiye'deki yerli veya yabancı markaların hemen hemen tamamı vardı burada. Temiz, yeni ve modern bir çarşıydı. Fakat hiç Türk'le karşılaşmadım. Gerçi uzun boylu dolaşmaktan ziyade, hızlıca bir tur yaptım da denilebilir. O yüzden de görmemiş olabilirim diye düşündüm.
Ne var ki, bunların tuvaletinin temiz olacağını düşünerek, hemen ilk kattın tuvaletine gittim. Nerede ise 24 saattir büyük abdeste çıkmıyordum. Tuvalet gerçekten çok temizdi. “Yarın tuvalet için tekrar buraya gelirim” diye kurdum kafamda.