1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Batılılaşma

Türklerde yönünü batıya dönüş ve batıya yürüyüşün, Milattan önceki dönemlere kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Bilinen dönemlerde Batı Hunların Avrupa’ya yürümesi ile (375 ) yeni bir ivme kazanan Türklerin batıya yürüyüşü: Sibirler, Avarlar, Bulgarlar, Macarlar, Peçenekeler, Kıpçaklar (kumanlar), Uzlar (oğuzlar) la bin yıldan fazla bir süre devam etmiştir.

Bu Türk boylarından Oğuzlar hariç hepsi de, Hazar denizi ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya göç etmişler; Urallardan Ren nehrine dek uzanan alanlarda devletler, imparatorluklar kurmuşlar, sonra da Hıristiyan Avrupa kültürü içinde eriyerek, Türklük özelliklerini kaybetmişlerdir.

Uzların ise; küçük bir kolu diğer Türk boyları gibi, Hıristiyan Avrupa denizinde kaybolurken; Hazarın güneyinden batıya ilerleyen uzlar (Oğuzlar) ise İran’a inince, kendilerini derinden etkileyen ve bundan sonraki yaşamlarını yönlendiren çok önemli iki kavramla karşılaşmışlardır. Bunlardan birincisi İslam, ikincisi ise yerleşik hayattır.

Oğuzlar her ikisini de sempati ile karşıladı, benimsedi ama ikisinin de esiri olmadı. Oğuzlar Anadolu’ya geldiği zaman, hatta Osmanlının kuruluş yıllarına dek yarı şaman, yarı Müslüman ve yarı yerleşik, yarı göçebe idi. Kısacası Türkler, hiçbir zaman için İslamiyet’e köle olmadı. (sürekli bir dine ve coğrafyaya bağlı kalmak istemedi) dini ve coğrafyayı çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda kullandı.

Anadolu’nun fethi: İslam coşkusuyla bozkır sınırsızlığının verdiği, doyumsuzluğun bileşkesinde, bir doyum duygusu gibidir. Anadolu’nun fethinde İslam adına kılıç sallayanlar ise, dinden çok devletin kölesidir. Tüm bunlar göstermektedir ki; bir Orta Asya kavimi olan Türklerin yönü hep batıya dönüktür. Hep batıya yürümüşlerdir. En önemli devletlerini (Batı Hun, Avar, Bulgar, Macar, Selçuklu, Osmanlı ve T.C) batıda kurmuşlardır.

Türklerin Kavimler Göçünü başlatarak Romanın yıkılışına (476) neden olmaları ve bunun sonucunda Ortaçağın başlamasını sağlamaları ile; 1453 te Bizans’ı yıkarak bu kez de Yeniçağı başlatmış olmaları gibi, tarihi fonksiyonlarını da batıda gerçekleştirmiş oldukları görülmektedir.

Ama bütün bu olanların batılılaşma ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü burada batı; pusulada coğrafi bir yön değildir. Batılılaşma bir fikir ve düşünceler sistemi, bir kültür meselesi ve çağdaş uygarlığı yakalama felsefesidir. Bir yaşam biçimidir.

Batılılaşmaya bu anlamıyla bakıldığında, Türklerin batıya yürüdüğü dönemlerde batı; doğudadır. Yani çağdaş olan, güçlü olan doğudur. Geride kalan, çağdışı olan ise batıdır. Türkler bu yüzden, yani daha ileri bir kültür ve uygarlığı temsil ettiğinden batıya rahatça ilerleyebilirken, aynı şeyi doğuya doğru gerçekleştirmek çok zordur.

Osmanlı bile Balkanlara ve Avrupa ortalarına dek kolayca ilerlerken, doğuda İran yönünde ilerleme olanağı bulamamıştır.

Tarihte göçler ve istilalar, coğrafyadaki rüzgarların basınç sistemlerini izlemesi gibidir. Nerede basınç azalıp, alçak basınç oluşursa, yüksek basınç merkezlerinden oraya hava akımı başlamaktadır. İşte Roma’nın güçten düşüp, ikiye bölünmesiyle batıda oluşan boşluğu, doğudaki yüksek basınç alanlarından hareket eden güçler doldurmuştur.
 

Yayın Tarihi : 17 Nisan 2009 Cuma 12:18:52


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?