1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Batı'nın Bir Uygarlık Adı Olması

Düşünce ve kültür bazında Batı: yani Batı Uygarlığı, aydınlanma dönemiyle (Rönesans ve Reform sonrasında) ortaya çıkmış, coğrafya keşifleri sonrasında yağmalanan eski uygarlıkların altın, gümüş ve değerli taşları, madenleri sayesinde batı paraya boğulmuş, para sosyal yapıyı ve güç dengelerini değiştirmiş, ticaret ve sanayiyi geliştirmiştir.

Sanayi ve ticaret hammadde ve pazar gereksinimini zirveye çıkarınca: para, bilgi ve güç; sömürgecilik ve emperyalist amaçlar için, vahşice kullanılarak bugünkü batı ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden batı: gelişimi, değişimi, bilgiyi, kültürü ve bunların birikimini; uygarlığı, insan haklarını ve demokrasiyi sinesinde barındırırken; vahşi bir soygunu, sömürüyü, katliamı ve emperyalist emelleri de içinde barındıran iki ucu keskin bir bıçak gibidir. Bu yüzden üzerinde çok dikkatle yürünmesi gereken bir sırattır.

Vazgeçilmez bir hedef, parlak ve cazip bir güneş olduğu kadar, güneşin kızılötesi ışınlarından da korunmayı bilmek gerekir. Yenisi ve daha iyisi ortaya çıkmadığına göre, yine de peşinden gitmek gerekir.

Batı İngiltere, Fransa, Lüksemburg, Kanada, İsveç, Avustralya ve Japonya’dır. Atatürkçülük ise; Avustralya, İsviçre, Hollanda ve Japonya standartlarını yakalamaktır. Bunları yakalamanın ilk temel şartı da ne para pul, ne de ekonomidir. Temel şart demokrasidir. Ne denli zengin kaynaklara sahip olursa olsun, dünyada batılılaşmayı demokrasisiz başarmış hiç bir ülke yoktur.

Osmanlı, batının üstünlük nedenlerini 300 sene sonra anlayabilmiş ve Lale Devrinden bu yana batının peşinden gitmiştir. Fakat Avrupa trenini yakalamak, ya da yakalama yolunda üstün bir performans sergilemek Osmanlıyı yıkıp T.C.yi kurmakla gerçekleşebilmiştir.

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile Lale Devrinde başlayan, (1718-1730) batılılaşma çabaları: günümüze dek kesintisiz gelirken, bu alanda pek çok insanın fikri, emeği, çabası, hatta bu uğurda hayatını verenler olmuştur.

Osmanlı'da bunların en önemlileri, bir başka deyişle batılılaşmanın dönüm noktaları, kilometre taşları: Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut’un ıslahatları, Tanzimat Fermanı ve Anayasalı, parlamentolu bir sistem olarak, meşrutiyet yönetiminin getirilmesidir.

Osmanlı çağı yakalamadan eski gücüne, saygınlığına ve hakimiyetine kavuşmak bir yana, mevcut varlığını da koruyamayacağına inandığı için, batılılaşmayı birincil hedefleri arasına almasına ve bu alanda çok önemli, özverili bir gayret sarf etmesine rağmen, bunu: yani batılılaşmayı başaramamıştır.

Başaramayışının nedenleri ise, üzerine kitaplar yazılabilecek, çok geniş bir araştırma, inceleme ve tartışma alanıdır. Ancak benim özel kanaatim o dur ki: (katılmayanlara saygı duyarım) batılılaşmanın başarılamayışında dinin payı, öteki etkenlerden daha fazla değildir.

Yani Osmanlı, laik olmadığı için batılılaşamamıştır demek, kolaycılıktır. İslamiyet öncesi Türk devletlerinin yıkılış nedenlerini, töreyi, Türklerde devlet yönetim sistemini bilmemektir. Daha da önemlisi şark kültürünü İslamiyet’ten ibaret zannetmektir, ya da hafife almaktır.

Unutulmamalıdır ki şark kültürü; Ortodoks Rusya’da komünizm devrimiyle, Yunanistan’da ise Avrupa birliğine girişle kısmen kırılıp batılılaşma yolu açılabilmiştir.

Şark kültüründe temel öğe kurnazlık olup, dine bile kurnaz bir yaklaşım söz konusudur. Gerilim ve çatışma odaklıdır. Uzlaşmadan uzak durur. Arabesktir, ikiyüzlüdür.“Kültüre Eleştirel Bakış” adlı kitabımda bunlar ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.

Bu yüzden batılılaşmak bir bakıma şark kültüründen de kurtulmak anlamına gelmektedir. Yine bu yüzden batılılaşma Atatürk Türkiye’sinin de en temel hedefi ve devrimlerin amacıdır. Atatürkçülük en kısa ve en özlü ifadesiyle çağdaş uygarlığı yakalamak ve geçmektir.

Laiklik dahil Atatürk’ün yaptığı her şey bu hedefe ulaşmak için bir araç ya da ayrıntıdır. Araçlara, ayrıntılara kapılıp, asıl hedefi kaybetmeye çalışmak Atatürkçülük olmadığı gibi, TC’nin ve Türk Milletinin çıkarlarıyla da bağdaşmayacağından, böyle bir Türk milliyetçiliği de olamaz.

Batılılaşmak laikliğin, demokrasinin, çağdaşlığın, aklın bilimin, insani değerlerin ve Atatürkçülüğün ifadesini bulduğu bir değerler bütünüdür.
 

Yayın Tarihi : 20 Nisan 2009 Pazartesi 11:09:49


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
İzzet Kütükoğlu IP: 88.254.131.xxx Tarih : 22.04.2009 23:49:18

   Çareyi, batıda doğuda şurda burda aramak anlamsızdır!

   Kalkınmanın yolu, sahip olduğumuz potansiyelleri kullanabilmektir. Bu gün kalkınamaış isek potansiyelleri kullanamamış olmamızdandır...Mevcut potansiyeli neden kullanamadık?İyi bir düzen kurgulayamadık! devleti işletemedik! ne ülke nede millet yararına işlemeyen bir düzen yozluğu içinde potansiyeller kullanılamadı!

Hiç bir zaman düzenden sistemden anlayanımız olmadığı için, ülkenin başına geçecek kurtarıcıyı bekleyip durduk! yıllar boşu boşuna geçip gitti!

Hala akıllanmadık, hala uslanmadık...Çünkü hala kurtarıcı arayıp duruyoruz..ülkeyi kimin kurtarabileceğini değilde, ülkenin sistem gerçeğini görüp, nasıl bir sistem ülkeyi kurtarır, bu ülke için nasıl bir sistem gereklidir bunu düşünse idik, şimdiye kadar mükemmel bir sistemimiz olabilirdi.Sistem mükemmel olunca, Potansiyellerimizi kullanabilirdik.  Kalkınmada zaten gerçekleşir. Bu her konuda gelişmeyi sağlayabilirdi.Sistem başarılı olunca, bzi bunu; bu günün tersine siyasetçinin başarısı olarak görüp, kalkınmış sayılan ülkelerde olduğu gibi, siyasetçilerin başarısı olarak görüp,  kurtarıcılar arama zarureti görmezdik.Şu bir hakikattir! Türkiyenin bir yönetim sistemi yoktur! sistemden ziyade, Türkiye bir düzen girdabı içerisindedir!Barak Hüseyin Obama Amerikayı  yönetebilir. fakat  Türkiye'yi bu sistemle hiç kimse, obama bile yönetemez!   Benim anlamadığım şudur: ortada ap açık bir sistem sorunu varken neden bunu kimse fark edemiyor?Bunun nedeni bana göre; insanların kafasında siyasetçilerin kötü olduğu düşüncesi yer etmiş bir kere. insanlar bu batıla iman etmiş bir kere, başka kötülük aramıyorlar! Oysa asıl kötülük sistemdededir.  ölürmüsün be adam! ömrün boyunca böyle düşündün faydasınıda görmedin... bir de, bu ülkenin başka bir sorunu mu var? diye düşün..Düşünmez düşünemez, düşünmek ona ağır gelir. belki düşünecek kadar beyine sahip değil!Batı değip duruyoruz, çağdaş ülkeler değip duruyoruz..Batılı olmak, çağdaşlık bunlar saplantıdır!  Sistemden anlayan milletler, birde sistemden anlamayan milletler vardır!  Sistemden anlayan milletlerin ülkesinde her şey gelişir. sistemden anlamayan milletlerin ülkesinde hiç bir şey gelişmez geriye bile gider saygılarımla