SAVAŞA KATILMAMIZDA ENVER PAŞA FAKTÖRÜ
Enver’in paşa olması.
Balkan savaşlarında Osmanlının uğradığı büyük hezimetten sonra, Balkan Devletleri Osmanlıdan aldıkları toprakları paylaşamayıp da kendi aralarında savaşa tutuşunca, bundan istifade ederek Edirne’nin geri alınması, Enver’e Albaylık rütbesini getirmişti. Ama o askeri alanda en üst karar merciinde bulunmak istiyordu. Yani harbiye bakanlığını istiyordu. Bunun için de paşa olması gerekiyordu.
Düşüncelerini, ittihatçı fedailere açınca, onlar da bunun takipçisi oldu. Sadrazam Sait Halim Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın sabırlı olması yönündeki tavsiyelerine rağmen, isteğinde ısrar etti. Özellikle ikna edilemeyen İttihatçı Fedailer, tehdit ve gözdağı ile Enver’in önünü açtılar.
Fedailerin baskısı sonucu 1 Ocak 1914 de rütbesi generalliğe yükseltilerek harbiye nazırı olan Enver Paşa, böylece İttihat Terakki’den başka, hükümet içinde de etkin bir duruma geldi. Gün geçtikçe de, çılgın milliyetçi fikirleri ve bunu körükleyen fedai gruplarının da desteği ile etkisini iyice artırıp, Sadrazama baskı yapacak raddeye geldi.
Alman tarafı da sanki Enver Paşa’nın hayallerini okuyor, o güne dek kaybedilen toprakların geri alınmasının ötesinde Kafkasya, İran ve Turan rüyalarını besliyordu. Sanki biz Almanya’nın emperyalist amaçlarının aleti değiliz de, Almanya bizim emperyalist amaçlarımızın aletiymiş gibi bir durum ortaya çıkıyordu.
Bir de İtilaf Devletlerinin bizi yanında istemeyip, tarafsız kalmamızı önermeleri de, Enver Paşanın elini güçlendirmiş olmalıydı. Çünkü gerek Saray, gerek hükümet ve gerekse İttihat Terakki’nin sivil kanadı, Almanya’ya güvenmiyor, İtilaf Devletleri safında yer almak istiyordu. Ama bu isteğimiz kabul görmedi.
Biz bu savaşa Almanya’nın yanında girmesek de zaten İtilaf Devletleri bizim topraklarımızı paylaşacaktı biçiminde bir yaklaşım da kolaycılık ve Alman taraftarlığına kılıf hazırlamaktan başka bir şey değildir sanıyorum. Çünkü savaşın başına göre sonuçlarını tam tespit olanaksızdır. Başlangıçta böyle bir düşünce sezilse bile, savaşın dört yıl süreceği ve herkesin güçten düşeceği tahmin edilemezdi.
Ayrıca itilaf Devletlerinin bizi yanlarına almak istememelerinde, önceden saydığımız sebeplerden başka, bizim bu savaştan beklentilerimiz de etkili olmuş olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bizim bu savaştan birinci derecede beklentimiz, son yüzyılda kaybedilen toprakları geri almaktı. Elbette ki bu durum yüksek sesle de itiraf edilmiş olup, İtilaf Devletlerince de bilinmektedir.
Peki bizim kaybettiğimiz topraklar kimin elindedir. Almanya’da değil. Avusturya’da çok az. Öyle ise bizim geri almayı düşündüğümüz topraklar İtilaf Devletlerinin elindedir. Doğudaki dört vilayet, Kırım ve Moldavya Rusya’da; Mısır, Kıbrıs İngiltere’de, Tunus, Cezayir Fransa’dadır. Şimdi bir yanımız İtilaf devletleriyle ittifak isterken, bir yanımız da kaybedilen toprakların peşine düşmüşse, bu durumlar da onların kafalarını karıştırmış olmalıdır diyorum.
Ve nihayet 28 Haziran 1914 günü Avusturya- Macaristan Veliaht’ının bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesiyle, son kıvılcım çakılmış ve savaş gelmek üzeredir.
Enver Paşa, İtilaf Devletlerinin ittifak önerimizi reddetmesini, bunların düşmanlığı ve ileride bize saldıracakları biçiminde arzularına uygun bir yoruma dönüştürerek, Sadrazamı savaş yönünde ikna etmeyi başardı. Ya da Sadrazam Enver Paşa’nın baskısına daha fazla direnemedi. Arkasından da Sadrazam, bir Rus saldırısı halinde Almanya ile ittifak için meclis başkanının desteğini de sağladıktan sonra karar, emri vaki gibi Talat Paşa’ya iletildi. Ve ne ilginçtir ki, Osmanlı’nın çok yakın bir dünya savaşında taraflardan birisi haline gelmesinden kimsenin haberi olmayıp; bilen yalnızca dört kişidir..
Sadrazam Said Halim Paşa, bu dörtlü ittifakın arkasından 25 Temmuz 1914 de, Padişahtan muhtemel bir Rus saldırısı halinde, Almanya ile ittifak yapılması için onay alır.
Bundan sonra ki gelişmeler ise: 28 Temmuz’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan’a savaş ilan eder. Ertesi gün Rusya seferberlik ilan eder. Üç gün sonra 1 Ağustos günü de Almanya Rusya’ya savaş ilan eder.
2 Ağustos günü de Said Halim Paşa Yalısında, Rusya’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Sırbistan arasındaki savaşa müdahale etmesi halinde, Almanya ile Osmanlı Devletinin birlikte savaşa katılmalarını kararlaştıran ittifak antlaşması imzalanır. Olaydan Osmanlı Parlamentosunun dahi haberi yoktur ve meclis tatile sokulur.
Oysa daha Rusya savaş ilan etmeden, Almanya zaten savaş ilan etmiş ve savaşa girmiştir bile. Ayrıca Padişahtan alınan onayda, Rusya’nın bize saldırısı halinde Almanya ile ittifak söz konusudur. Bütün bunlar da göstermektedir ki, bizim taraf sanki savaş için Almanya’dan daha iştahlı ve sabırsızdır.
İşte olayın bu yönlerini görmezseniz, savaşı Birinci Dünya Savaşı olmaktan çıkarıp da Çanakkale Savaşına indirgerseniz, ortada hiçbir sebep yokken ve durup dururken, emperyalist ülkeler Çanakkale’ye saldırmış olur. Tarih saptırılmış olur; dersler kaçırılır ve ülke sürekli yeni Enverlerin peşinde, maceradan maceraya sürüklenip durur.
ALLAH .dan rahmet diliyorum aziz sehitlerimize .AKIF,in dedigi ALLAH,im bu milleti boyle savas gosdermesin.canakkalenin gezeniniz bilir topragi sehit kokar siz hic sehit kokusu nasildir bilirmisiniz.ben de bilmiyodum ta ki o siperlerde geceden sabahi edene denk.canakkale birlik beraberligin en saglam simgesi.gelin aziz sehitlerimiz icin bir olalim kardes olalim .onlar bunu isder bizden tipki yapdiklari gibi.anadolunun her karesinden insan var.bu vatan bizim ,birakalim bizim kalsin
BEN ÇANAKKALE SAVAŞINI NNE ZAMAN HATIRLASAM ORADA BU VATAN İÇİN ŞEHİT OLUP DA BİR GÜN GÖRMEDEN AZİZ TÜRK İNSANINI HATIRLAR ONLARIN HUZURUNDA SAYGI İLE EĞİLİRİM. ONLAR İÇİN DUALARIMI ASLA ESIRGEMEYENLERDENİM. ORADA AÇLIK İÇİNDE SAVAŞANLAR SEFALET İÇİNDE YAŞAYIP BU VATANI KURTARANLAR ONLARDIR. AMA BİZ NE YAPTIK MAKAM MERTEPE İÇİN RAHATLIK İÇİN VATANIMIZI DÜŞÜNEMEDİK. HERKES PADİŞAH OLMUŞ. AZİZ ŞEHİTLERİMİZ BİZİ AFFEDİN BİZ SİZLERE LAYIK OLAMADIK. SİZİ TIRNAĞINIZ KADAR YOL KATEDEMEDİK.ŞİMDİ SİZLER YAŞAMIŞ OLSAYDINIZ SÜPER GÜÇ BİZ OLURDUK. MEKANINIZ CENNET OLSUN SİZLERİ UNUTMADIK.AMİN