İnsanlığın en büyük düşmanı açlığın kıtlığın, yoksulluğun, acının gözyaşının nedeni savaştır. Çünkü tüm insanlığın ürettiği değerlerin yarısı insanlığın kendi doğal ihtiyaçları için harcanıyorsa, diğer yarısı savaşlara ve savunma giderlerine harcanmaktadır. Bu durum da savaşlar olmasa, insanlığın refah düzeyinin bir anda ikiye katlanacağını göstermektedir.
Bir de savaşların, büyük emek ve masraflarla meydana getirilen ve insanlığın geçmişinin izlendiği, tarihi eserleri yıkıp yok etmesi vardır. Artı doğanın tahribi vardır. Karıncadan kartala, balıktan ormana, kelebekten papatyaya, tüm doğaya zarar vermekte, doğayı kirletmekte, doğayı yakıp yıkmakta, atılan binlerce ton bomba ve kimyasallar, doğanın dengesini bozmaktadır.
Savaşın tek gerçek nedeni ise, dış güvenlik sorunu ve onun da nedeni dünyanın bölünmüşlüğüdür; devletlerdir. Ayrı ayrı devletler yerine dünya tek bir devlet olsa, tek bir merkezden yönetilse, savaşlar ve savunma harcamaları olmayacaktır. Acı ve gözyaşı duracak, yirmi yaşında gençler birbirini öldürmeyecektir.
Ama insanlık maden devrinin ortalarından itibaren devletlere ayrılarak, devletler de insanları milletlere ayırarak ve birbiriyle savaşarak bu günlere gelindiğinden, insanlarda devlet bağımlılığı meydana gelmiş ve devletsiz bir yapılanma hayal bile edilememektedir. Geçmişte bazı düşünürler dünyanın birliği yönünde fikirler ileri sürmüşlerse de, dünyanın büyüklüğü karşısında, düşünceleri ütopik ve gerçekleşmesi olanaksız bir hayal olarak kalmıştır.
Oysa bu gün dünya, ulaşım ve iletişimin olağanüstü bir gelişme göstermesi sonucu, o denli küçülmüştür ki, her yer bir alo mesafesine inerek, dünya cebe girmiş, en uzak noktalar bir günlük yol haline gelmiştir. Dünyanın tek bir merkezden yönetimi için doğal hiçbir engel kalmamıştır. Tek engel, devletlerin: devletler sistemine göre şartlandırıp şekillendirdiği, insanın kendisidir. İnsanların devlet şartlanmışlığıdır.
Fakat günümüzde dünyanın böyle bir yöne girmesi bir tarafa gerek bu şartlanmış şekillenmişliğin sonucu, gerekse devletlerin tehlikeyi fark etmesinin sonucu, her gün bu noktadan biraz daha uzaklaşmaktadır. Ve her gün bu devletler yelpazesi biraz daha genişletilmek istenmektedir. Bu amaçla her kabilenin, her bölgenin devlet olması için, tüm dünyada milliyetçilik körüklenmektedir.
Unutulmamalıdır ki; popülist övgülerle beslenen milli tarihlerde, başarılar abartılsa ve kahramanlar yaratılsa da, bunların altında ve arka planında da, halkın boşa gitmiş umutları, yoksulluğu sefaleti ve akan kanı vardır.
Bakın milletlerin tarihlerine, mutluluklardan çok acılar var. Sevgilerden çok nefret var. Tokluktan çok açlık var; yokluk var. Barıştan çok savaş var. İnsana saygıdan çok ona hükmetmek var. Onu geliştirmekten çok devlete asker ve kul köle haline getirmek ve onu mevcut dünya düzeninin bir parçası halinde tutmaya yarayan şartlanmışlık var.
İşte bu yazı dizisinin amacı: insanın, insanlığın sırtındaki tüm asalakları atarak, yarattığı tüm tabuları ve kutsalları yıkarak, insanın insanı yeniden yaratmasını sağlamaktır. Dünyadaki tüm devletleri yıkmak, ortadan kaldırmaktır. İnsanlığın birliğini sağlamaktır.
Bu nasıl olacaksa olmalı, buna bir çıkış yolu aranmalı, bu konuda insanlar kafa yormalı, ama mutlaka savaşları bitirecek olan bu savaş başlatılmalı, başarılmalı ve kazanan insanlık olmalıdır.
Bu konuda herkes, şapkasını önüne koymalı, düşünmeli, bir şeyler yapmalı ve bir görüş ortaya koymalıdır. Dünyanın bu insana karşıt ve dengesiz yapılanmasından rahatsız olan, bu yönde düşünen insanlar: düşüncelerini, şimdilik en azından burada yorum olarak eklemeli ve bu düşüncenin tüm dünyada yaygınlaşması için yol ve yöntemleri önermelilerdir.
Düşmanın büyüklüğünden korkulmamalıdır. Bu görüşleri paylaşırım, söylenenlere katılırım ama bu olanaksız denilmemelidir. Çünkü mevcut kötülük düzenini yaratan da insandır. O canavarlar insanın üstünde yükselmektedir. İnsanlar desteğini çektiği anda onlar bir hiçtir.
Bu gün dünyadaki mevcut sistemi altı milyara dayatanlar altmış bin bile değildir. Bunların yarısı sanayici tüccar, sistemin ekonomik rantını sömürenler, öteki yarısı da bunlarla işbirliği içindeki sivil ve askeri yöneticiler, din adamları ve bunların güdümündeki basın ve bilim kurumlarıdır.
Ama hepsinin de alt yapısı, sen, ben, biz; Beyaz Avrupalı, Kara Afrikalı, Asyalı, Amerikalı, Avustralyalı altı milyar köleyiz. Bizim ağzımıza bir parmak bal çalıp, canla başla çalıştırıp, olmadı hamasetle doldurup, savaştırıp; bizi birbirimize kırdıran vampirleşmiş bir sistemin, kan emen dişleriyiz biz.
Onun için, bu sistemden, temsil ettiğimiz insandan, hizmet ettiğimiz anlayıştan, aleti olduğumuz devletler düzeninden kurtulmak için, çareler araştırmalıyız.
Bu konuda kendi görüş ve önerilerimi, ben bu yazı dizisinde sizlerle paylaşacağım. Ancak ben bu konuda ne bir otoriteyim, ne hazır bir şablonum, ne de bir felsefem var. Ne Marks, ne Mao ne de Allende’yim. Ben sıradan bir dünya insanı olarak, dogmalardan, tabulardan kutsallardan, kısacası insanı aşağılayan her şeyden uzak olamaya çalışacağım ve insanları bu yola çağıracağım.
Görüşler, çareler burada ortaya çıkacak, tartışılacak ve olgunlaşıp tüm dünyaya yayılacağı inancındayım. Herkesi bu yolda kafa yormaya ve görüş belirtmeye çağırıyorum. Duyarlı davranıp, vurdumduymazlığı bırakıp, sevgi temelinde çözümler önerilmesini bekliyorum.
Kendimi giriştiğim işin büyüklüğü ve güçlüğü karşısında sade bir vatandaş olarak da küçümsemiyorum. Çünkü insanım ve asıl olan da insandır.
Tüm dünya insanlarını, insanların insanca yaşayabileceği bir dünya için göreve davet ediyorum. Tüm insanlığı, insanca bir dünyada hep birlikte ve tek çatı altında, sağlıklı, huzurlu ve mutlu görmek dileğiyle selamlıyorum.
Sayın Öner,İnsanlık tarihinde,bahsettiğiniz federasyon sistemi birçok kez denenmiştir.Antik çağda site devletlerinin oluşturduğu federasyonlardan Atina Attika-Delos birliğinden Sparta nın Peloponnes birliğine,Orta çağ ın Avrupa devletlerinden,Alman İmparatorluğunu oluşturan prensliklere,S.S.C.B nden,Yugoslavya ya.Günümüzde AB den ABD ye kadar binlerce yıldır federasyonlar gördü insanoğlu.Ama hepsi başarısız oldu,olacaktır.Dünya üzerinde tek devlete inanmak,tüm savaşlara son verecek büyük bir savaşa inanmak kadar hayaldir. Bugünkü sorunların çözümü:İnsanlığın,açgözlülükten vazgeçmesi,aralarındaki tüm farklılıklarını kabul ederek bunlara saygı göstererek yaşamayı öğrenmektir.Ulu önder Atatürk ün ideali de budur.Ulus ve kültür farklılıkları insanlığın zenginliğidir.
tek bir devlet altinda birlesmenin onundeki en buyuk engel "inanclar"dir. her dunya vatandasi nerdeyse dogumundan itibaren icinde bulundugu rejim/cevre/sistem/din vs tarafindan kendisinin "farkli' olduguna, "daha iyi" olduguna, ustun bir irka/dine/gruba vs ait olduguna inandirilmistir. ornegin, kendinizi secilmis bir irkin ferdi olarak biliyor,algiliyor ve oyle inaniyorsaniz, sizden asagidakiler/alt seviyedide olanlar vs ile birlesir misiniz? ozellikle bati/semitik dinlerinde bu durum cok daha barizdir. secilmis irklar, ehli beyitler, kavmi necibler, seyidogullari, vs. dini inanclar tarsilamaz. degistirilmesi cok zordur. mantik dini inanca gelince biter. butun dini gruplarda grup uyeleri arasindaki iliski uyeleri yakinlastiran fakat uye olmayanlari iten bir sekildedir. mesela: son dinler oldugunu iddia eden bahai'ler, veya butun dinleri kapsadigini da iddia eden daoistler, vs.. bunlarda grup dinamikleri cok yuksek olup gruba, onun normlarina uymamanin (non-konformasyon) cezasi ani ve buyuktur. hatta afaroz bile edilmek soz konusu olabilir. simdi "farkli farkli din gruplarina bagli uyeler Kudus'te uzlasti da butun dunya'ya bunun yayilmasi mi kaldi?" sorusunu burada sormadan tek bir yonetimde de birlesmeyi dusunebilir miyiz? ote yandan, dini olmayan inanclar da vardir. insan, "oteki"lerin yani kendisi gibilerin disinda kalanlarin; "daha kotu"/korkulacak bir sey/tehdit eden bir sey/yok edilmesi gereken bir sey/ vs olduguna da inandirilmistir. ozellikle simdilerde "oculer" yada "fobi"ler (korkulacak seyler) olmadan milyarlari bulmus insanlarin yonetimi ve yonlendirilmesi belki de mumkun bile degildir. diger bir ornek: kendi irkinin ustun oldugu (etno centrism) veya kendi irkinin dusuk oldugu (egzo centrism). tek devlet altinda birlesim icin diger bir engeller: 1. irksal faktorler: -irksal inanclardan farkli olarak- latin, germanik, slav, turkik, sino, magrip, hindi vs olarak dil, kultur, sosyal norm, gorunus (sima, boy-pos vs) vs farkliliklari. sosyolojik (grup dinamikleri) olarak, farkli olani daima dislama, birbiri gibi hareket etme vs ozelligi insanoglunun en temel ozelliklerinden biridir. mesela namaz kilmanin (veya ayni seyleri grup olarak icra etmenin) grup dinamiklerini fevkalade guclendirdigi asikardir. grup ne kadar birbirne bagli ise o kadar kati (yani ya sev ya terk et gibi), gaddar ve icine kapanik olabilir. 2. hali hazirdaki yoneten (sozum ona elit) kesimin boyle bir birlesime kesinlikle karsi olacagini kestirmek icin sanirim kahin olmaya gerek yok. bu kesimde: devleti olusturanlar, derin devletler, bunlarin uzantilari/bunlardan cikar saglayanlar/bunlara kaynak verenler vs vs. vardir. bence bunlarin sayisi 600 bin den cok ama cok fazladir. bunlar arasinda sirketleri de oturtmak gayet ve dogal olarak cok mumkun ise: o zaman "yoneten veya pseduo-yoneten (yonettigni sanan) kesimin sayisi 60 hatta 600 milyonlari" bulur demek cok yanlis olmaz. zaten bulmasa simdiki duzen devam edemez. boyle bir tek cati altinda birlesmede en azindan dunyadaki askeriye, burokrat kesimin cok buyuk ebatlarda kuculecegi soz konusu ise, bunlar ve bunlarin yakinlarinin boyle bir projeye sempati ile bakmalarini beklemek soz konusu degildir. 3. boyle bir birlesimin ulkeler/gruplar arasinda hem zenginlik hem de fakirlik akislari transferleri yapacagida asikardir. hali hazirdaki zengin ulkelerde yasayan insanlarin afrika'daki veya asya'daki kendisinden cok uzak ulkelerde yasayan ve kendinden cok degisik "oteki"ler ile zenginliklerini paylasmalari veya bunu onlardan beklemek zor olacaktir. "Almanya'nin birlesmesi bile yoneten kesim tarafindan yani yukaridan asagi ve bir cok toplum muhendislikleri ile yapilmasa mumkun olamazdi" demek yanlis olmaz sanirim. bu zenginlik/fakirlik akislari bir sekilde asama asama ve zamana (hatta kusaklara) yayarak, bazi tazminatlar (konsesyon) verilerek vs yapilsa bile, genlerinde bencillik olan insandan ozveriyi/paylasimi beklemek veya bunu kabul ettirmek zor olacaktir. 4. nasil bir birlesme olmasi konusunda konsensus (anlasma) saglamanin zorlugu. mesela ekonomik olarak: bu birlesmede uretim, uretimin dagitilmasi, tuketim, tuketimin paylasilmasi, arti degerin paylasilmasi, vs nasil olacaktir? mesela: birilerinin "proleterya internasyonalizmin'de birleselim" demesi ortaligi karistirmayacak midir? konsensusu belki imkansiz oldugu sey kutsal inanclarin birlesimidir. bati dinine mensuplar cuma veya cumartesi veya pazar gunu calismayacak ise, bunlarin bayramlari ayri olacak ise, ibadetleri, hatta kilik kiyafetleri vs de farkli ise bunlar ozellikle kendileri ile dogu dinleri ile tosusacaktir. birlesim icin farkliliklarin azalmasi, populer asgari musterekde bulusma vs gerekirken dinler bunun tam da tersine oynacaktir. cunku biz biribirimize cok benzeriz diyen dinler bile farklidir. konsensus gerektiren diger bir husus "hukuk"un nasil olacagidir. hangi hukuk'ta birlesilecegidir. Ingiliz milletler toplulugunun uyguladigi "ortak (commom) hukuk ile sivil hukuk uygulanan Avrupa ulkerinin hukuku farklidir. en azindan oz, icerik, mantik, yontem, emsallik, takip etme vs olarak farklidir. sonuc: insan hayatini ilgilendiren her konuda konsensuslara varmak zordur. diger bir taraftan, birlesmenin similasyonun (yani sanal olarak isleyisini gozlemek yani senaryosunun yazimi, degiskenlerinin bulumu, bu varyasyonlarin birbirleri arasindaki etkilesimlerin tanimi, vs vs) zorlugu da bellidir. yani: amaci, icerigi, tuzugu, yasalari, sistemi, kendini koruma mekanizmalari, motorlari vs belli bile olsa boyle bir degisimin teorik olarak su anki durumdan; hem "durum" ve hem de "sureklilik" itibari ile daha iyi olacaginin kanitlanmasi gerekir. yoksa fareli koyun kavalcisi gibi insanlari "bir alamete bindirme"nin mantiki, ahlaki ve insani yani yoktur. elbette boyle similasyonlarin yaninda: B planlari, sistemin korunmasi stratejileri vs de simdiden bulunmasi zor da olsa bir sekilde belirlenebilir. fakat her hangi bir sebepten dolayi tek devlet altinda birlesme olumlu sonuc vermezse bu B,C,D vs planlari, stratejiler insanliga dikdatorlugu, tiranligi, somuruyu vs tekrar tattirabilir. 5. insan, tabiatinin bir ozelligi olarak: 'sonucu belli/kesin vs olmayan veya risk/fazladan calisma vs gerektiren seylere meyil vermez. bilinmeyen her zaman ve ozellikle de bilincaltindan tehlikelidir kendisi icin. elbette bu her bir insan icin gecerli degildir. elbette marco polo'lar, neil armstrong'lar vs de cikar. ama insan kitleleri icin durum boyledir. ki bilinmeyene gitmek demek suruden ayrilmak (non-konformasyon) da demektir. cezasi ani ve buyuktur. veya oyle varsayilir. bu yuzden statu korunur. insanoglu, statunun ancak, cok olagan ustu durumlarda degismesine onay verir. daha dogrusu vermek zorunda kalir. cunku ya baska bir alternatifi kalmamistir. ya da oyle oldugu ona kalben ve aklen kabul ettirilmistir. avrupa birliginin disinda insanoglunun bir musibet olmadan birlesebildigi buyuk projeler yoktur. dunyada tek devlet catisi altinda birlesmek projesi ile benzesmemektedir. cunku ozellikle avrupali projesi olup diger insanlari bazen resmen bazen resmen olmasa da de-facto (islerlikte) red eden ozu vardir. yine de, bu proje bile daha sonuclanmamis olup, su ana kadar uzun yol almis adaptasyonu var olmasini saglayan stimuli (etkenler, mesela tehdit, motivasyon) degisirse aniden bitebilir veya yeni stimulilere gore cok farkli olarak degisebilir. 6. tek cati altinda birlesme mecburen uzun zaman zarfinda asama asama gerceklesibilir. ve ancak insanligin ortak saydigi degerler uzerinde (esitlik, devletin kisilere ayni yakinlikta olmasi, temel insan haklari vs) ve bunlar ortaklasa kabul edildikce yukselebilir. iste hem bu uzun zaman alacak adaptasyon sureci icinde karsi devrimlerin meydana cikma ihtimalleri gayet yuksektir. cunku "yeni" olana ozellikle tepeden indirilmise alismak, bunlarin negative veya basarisiz sonuclarina katlanmak, vs "eski" ve alisilmisi gutmekten daha zordur veya insanlara oyle gelecektir. sistemin "sampiyon" edilmesi ve kalmasi icin cok yapay desteklere, tesviklere, ayarlara vs ihtiyac duyulacaktir. bunlarin olcusuz, dengesiz, tarafsiz, vs olma ihtimali yukarda sayilan nedenlerden dolayi gayet yuksektir. eger bu yukaridakiler birlesmeye engel olanlarin dogru diagnozu (tespiti) ise, yapilmasi gerekenler yukarida yazilanlara alinacak tedbirlerdir. nasil ifa edilmesi gerektigi de yukarida yuzeysel olarak deginilmistir.
Öncelikle sayın yorumculara görüşlerini belirttikleri için çok teşekkür ediyorum ve görüşlerine aynen katılıyorum. Örneğin Gökhan Beyin 21.01.2009 tarihli yorumunda yakındığı aşağıdaki hususlar bana göre de, insanlık için en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Diyorsunuz ki: “Çünkü hesapta, Devletler milletlerin refahı huzuru ve gönenci için vardır.Yani devlet millet için vardır.Ama gerçekte durum böyle değil.Çünkü ekonomiyi devletler değil büyük çokuluslu şirketler belirliyor.Bir şirketin var oluş sebebi en fazla kâr elde etmektir.Devletin var oluş sebebi ise vatandaşın refahı huzuru,güvenliğidir.Bunlar birbiri ile çakışır.Silah üreticisi büyük şirketler silahı kim için yaparlar?Kim talip olursa onun için.Silah Dünya huzuru ve barışı için tehdittir.Ama üretimi engellenemez.Bu arada suç çeteleri ve terör örgütleri de bu silahlara rahatça ulaşırlar.Özellikle ABD de silah edinmek çok kolaydır.Ayrıca bugünün teknolojisi ile silah ile işlenebilecek birçok suç engellenebilir.Ama engellenmiyor.Düşünün silahlar sadece devletlerin polis ve ordusunda kullanılabilirse denetimi çok rahattır.Ama böyle olursa silah üreten şirket kâr edemez.Aynı konu uyuşturucu için de geçerlidir.” Evet sorun yaklaşık olarak sizin de tespit ettiğiniz gibi, ya da herkesin de görebileceği gibi, devletlerin kuruluş amaçları ile işlevleri tamamen tersine çalışmakta, devletler insanlığa hizmet için değil, insanlık devletlerin hizmetine tahsis edilmiş durumdadır. Yani devletlerin varlık nedenlerinin tam da zıddı bir faaliyet içinde oldukları konusunda tam bir mutabakat içindeyiz. Bu durumun başka pek çok nedenleri olmakla beraber, sizin neden olarak gösterdiğiniz çokuluslu şirketlerle, bunların gözü dönmüş para hırsı ve devletlerin vatandaşlarını bunlardan korumak yerine, bunların önüne yem olarak atması gibi gerekçeler de doğrudur ve aynen katılıyorum. Ama çözüm aşamasında siz, çözümü mevcut devletler sistemi içinde ararken ben, tek devlet halinde birleşmiş bir federal dünya devletinin çözüm olabileceğini düşünüyorum. Çünkü her şeyin nihai amacı savaş ve silahlanmaya varıp dayanıyor. Savaşın önlenmesi için de savaşacak devlet bırakmamak, yani hepsini tek devlet haline getirmek gerekir diye düşünüyorum. Aslında bu durumun sorunu çözmesi kesin olmakla beraber, bunun getireceği sorunlar üzerinde yoğunlaşıp, nasıl bir birlikle sorunlar en aza inebilirin tartışılmasını istiyorum. Örneğin bu günkü Birleşmiş Milletler gibi veto hakkı olan beş devletin yönetiminde bir dünya birliğine karşı olduğumu da belirtmek isterim. Oluşturulacak birlik dünyadaki tüm insanların eşit katılım haklarına dayalı bir birlik olmalıdır. Ve buna peşin karşı çıkmak yerine nasıl olabileceği veya neden olamayacağı üzerine görüşler üretmektir. 23 ve 30 0cak 2009 tarihli yorumlarınızda tespit ettiğiniz sorunlar konusunda da hemfikiriz. Ama siz diyorsunuz ki; “Sayın Öner, işaret ettiğiniz hususlar insanın benliğini,insanlığını kaybettiğinin delilleridir.Fakat bundan kurtulmanın tek çaresi tüm devletlerin ortadan kalkması değil,bilakis devletlerin ekonomik idareyi şirketler elinden alıp tamamen halkın yararına yönlendirmektir.” Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün değil. Çünkü şirketleri devletler yönetmediği gibi aksine devletleri bu şirketler yönetiyor. Dünyada açlıktan ölen insanlara bir milyar dolar ayıramayan ABD keyfi krizlerle batırılan bu şirketleri kurtarmak için bir kalemde 750 milyar doları gözden çıkarabilmektedir. Bu miktar, dünyada az gelişmiş 100 devletin toplam yıllık bütçelerinden daha büyük bir rakamdır. Cemail kardeşim yorumunda tek devletin de bu günküler gibi despot ve dayatmacı olması halinde durumun daha da kötü olmasından endişe ediyor. Elbette ki dünyanın birliğini savunurken, olası bir birleşmede bu sorunların nasıl çözüleceğine ve birliğin hangi aşamalardan geçilerek sağlanabileceğine dair naçizane görüşlerimi de ileriki yazılarımda açıklayacağım. Sayın İzzet Kütükoğlu da 22.01.2009 tarihli yorumunda “Sayın Öner, devletten çok şikayet eden biri olmama rağmen, Bu yazınıza katılmıyorum. Devletsiz olmaz, Hele Türk milleti hiç olmaz. devletsiz bir dünya bir hayaldir! Resmi bir devlet olmasa bile, toplumlar devletleşir, çünkü buna ihtiyaç vardır.” Diyor. Tamamen kendilerine katılıyorum. Ama devlet ihtiyacını bugünün devletleri ancak bu kadar, yani insanlığın aleyhine karşılıyor. Benim önerim bu ihtiyacı insan onuruna yakışır biçimde karşılayabilecek bir sistemin araştırılmasıdır. Beş bin yıllık devletler sisteminde bu sorunlara hiçbir zaman için geçerli ve sürekli bir çözüm bulunamamış. Öyleyse insanlık, insanın ön plana çıkacağı, yeni bir sistem üzerinde çalışmalıdır. Bu sistem benim önerdiğimin dışında bir sistem de olabilir. Aramak, kafa yormak, ama insanlığı bu gün içine düştüğü bataklıktan kurtarmak için çaba göstermek gerekir. Benimkisi böylesi bir çabadır. Görüldüğü gibi bugünün devletler sistemi kimseyi tatmin etmemekte ve sistemden kimse memnun değildir. Memnun olanlar, altı milyarı soyup sömüren altıyüzbin insan bile değildir. Ama yeni bir sistem için inanç eksikliği en büyük engeldir. Oysa yeni sistem benim, senin veya bir başkasının dayatması, hayal mahsulü de olmayacaktır. Sistem bu sitelerde tartışıla, tartışıla ortaya çıkacaktır.
insanlığın refahı,kurtuluşu,açlığın,salgın hastalıkların yok edilmesi için çok uluslu şirketlerin yokedilmesi şarttır.Bu şirketlerin içinde,ilaç,gıda,enerji,silah üretenler önemlidir.Sorunun temeli bu şirketlerin en fazla kâr için her yola başvurabileceği gerçeğidir.Bu şirketler üretim ve kârlarının devamı ve artışı için gerekli büyümeyi sağlayacak yasaları hükümetlerin çıkarması yönünde ikna ve baskı yoluna girerler.Bu anlamda kamu yararını temel alan ulusal hükümetler bu tür şirketlere engel teşkil eder.Özetle aslında onlarında istedikleri devletlerin etkisizleştirilerek bir nevi işletme konumuna getirmektir.Tabii ki bu şirketlere bağımlı işletmeler.Tek çözüm ekonomik yaşamın kurallarının şirketler ve özel sektör değil kamu yararına çalışan hükümetler,devletler tarafından belirlenmesidir.
Öncelikle sayın yorumculara görüşlerini belirttikleri için çok teşekkür ediyorum ve görüşlerine aynen katılıyorum. Örneğin Gökhan Beyin 21.01.2009 tarihli yorumunda yakındığı aşağıdaki hususlar bana göre de, insanlık için en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Diyorsunuz ki: “Çünkü hesapta, Devletler milletlerin refahı huzuru ve gönenci için vardır.Yani devlet millet için vardır.Ama gerçekte durum böyle değil.Çünkü ekonomiyi devletler değil büyük çokuluslu şirketler belirliyor.Bir şirketin var oluş sebebi en fazla kâr elde etmektir.Devletin var oluş sebebi ise vatandaşın refahı huzuru,güvenliğidir.Bunlar birbiri ile çakışır.Silah üreticisi büyük şirketler silahı kim için yaparlar?Kim talip olursa onun için.Silah Dünya huzuru ve barışı için tehdittir.Ama üretimi engellenemez.Bu arada suç çeteleri ve terör örgütleri de bu silahlara rahatça ulaşırlar.Özellikle ABD de silah edinmek çok kolaydır.Ayrıca bugünün teknolojisi ile silah ile işlenebilecek birçok suç engellenebilir.Ama engellenmiyor.Düşünün silahlar sadece devletlerin polis ve ordusunda kullanılabilirse denetimi çok rahattır.Ama böyle olursa silah üreten şirket kâr edemez.Aynı konu uyuşturucu için de geçerlidir.” Evet sorun yaklaşık olarak sizin de tespit ettiğiniz gibi, ya da herkesin de görebileceği gibi, devletlerin kuruluş amaçları ile işlevleri tamamen tersine çalışmakta, devletler insanlığa hizmet için değil, insanlık devletlerin hizmetine tahsis edilmiş durumdadır. Yani devletlerin varlık nedenlerinin tam da zıddı bir faaliyet içinde oldukları konusunda tam bir mutabakat içindeyiz. Bu durumun başka pek çok nedenleri olmakla beraber, sizin neden olarak gösterdiğiniz çokuluslu şirketlerle, bunların gözü dönmüş para hırsı ve devletlerin vatandaşlarını bunlardan korumak yerine, bunların önüne yem olarak atması gibi gerekçeler de doğrudur ve aynen katılıyorum. Ama çözüm aşamasında siz, çözümü mevcut devletler sistemi içinde ararken ben, tek devlet halinde birleşmiş bir federal dünya devletinin çözüm olabileceğini düşünüyorum. Çünkü her şeyin nihai amacı savaş ve silahlanmaya varıp dayanıyor. Savaşın önlenmesi için de savaşacak devlet bırakmamak, yani hepsini tek devlet haline getirmek gerekir diye düşünüyorum. Aslında bu durumun sorunu çözmesi kesin olmakla beraber, bunun getireceği sorunlar üzerinde yoğunlaşıp, nasıl bir birlikle sorunlar en aza inebilirin tartışılmasını istiyorum. Örneğin bu günkü Birleşmiş Milletler gibi veto hakkı olan beş devletin yönetiminde bir dünya birliğine karşı olduğumu da belirtmek isterim. Oluşturulacak birlik dünyadaki tüm insanların eşit katılım haklarına dayalı bir birlik olmalıdır. Ve buna peşin karşı çıkmak yerine nasıl olabileceği veya neden olamayacağı üzerine görüşler üretmektir. 23 ve 30 0cak 2009 tarihli yorumlarınızda tespit ettiğiniz sorunlar konusunda da hemfikiriz. Ama siz diyorsunuz ki; “Sayın Öner, işaret ettiğiniz hususlar insanın benliğini,insanlığını kaybettiğinin delilleridir.Fakat bundan kurtulmanın tek çaresi tüm devletlerin ortadan kalkması değil,bilakis devletlerin ekonomik idareyi şirketler elinden alıp tamamen halkın yararına yönlendirmektir.” Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün değil. Çünkü şirketleri devletler yönetmediği gibi aksine devletleri bu şirketler yönetiyor. Dünyada açlıktan ölen insanlara bir milyar dolar ayıramayan ABD keyfi krizlerle batırılan bu şirketleri kurtarmak için bir kalemde 750 milyar doları gözden çıkarabilmektedir. Bu miktar, dünyada az gelişmiş 100 devletin toplam yıllık bütçelerinden daha büyük bir rakamdır. Cemail kardeşim yorumunda tek devletin de bu günküler gibi despot ve dayatmacı olması halinde durumun daha da kötü olmasından endişe ediyor. Elbette ki dünyanın birliğini savunurken, olası bir birleşmede bu sorunların nasıl çözüleceğine ve birliğin hangi aşamalardan geçilerek sağlanabileceğine dair naçizane görüşlerimi de ileriki yazılarımda açıklayacağım. Sayın İzzet Kütükoğlu da 22.01.2009 tarihli yorumunda “Sayın Öner, devletten çok şikayet eden biri olmama rağmen, Bu yazınıza katılmıyorum. Devletsiz olmaz, Hele Türk milleti hiç olmaz. devletsiz bir dünya bir hayaldir! Resmi bir devlet olmasa bile, toplumlar devletleşir, çünkü buna ihtiyaç vardır.” Diyor. Tamamen kendilerine katılıyorum. Ama devlet ihtiyacını bugünün devletleri ancak bu kadar, yani insanlığın aleyhine karşılıyor. Benim önerim bu ihtiyacı insan onuruna yakışır biçimde karşılayabilecek bir sistemin araştırılmasıdır. Beş bin yıllık devletler sisteminde bu sorunlara hiçbir zaman için geçerli ve sürekli bir çözüm bulunamamış. Öyleyse insanlık, insanın ön plana çıkacağı, yeni bir sistem üzerinde çalışmalıdır. Bu sistem benim önerdiğimin dışında bir sistem de olabilir. Aramak, kafa yormak, ama insanlığı bu gün içine düştüğü bataklıktan kurtarmak için çaba göstermek gerekir. Benimkisi böylesi bir çabadır. Görüldüğü gibi bugünün devletler sistemi kimseyi tatmin etmemekte ve sistemden kimse memnun değildir. Memnun olanlar, altı milyarı soyup sömüren altıyüzbin insan bile değildir. Ama yeni bir sistem için inanç eksikliği en büyük engeldir. Oysa yeni sistem benim, senin veya bir başkasının dayatması, hayal mahsulü de olmayacaktır. Sistem bu sitelerde tartışıla, tartışıla ortaya çıkacaktır.