A- KITALARIN BİRLEŞMESİ
Oluşturulacak dünya birliğinde izlenecek yol, elbette ki önceden oluşturulan Dünya Birliği için Geçici Yönetim Kurulunda (DBGYK) insanlığın istekleri de dikkate alınarak belirlenmiş, kararlaştırılıp programa bağlanmış olacaktır. Birliğin sağlanması için de, bu yol ve yöntemler, sürekli yeni ve faydalı düşüncelerle güçlendirilerek izlenecektir.
Yani bu yol ve yöntemlerin gündeme gelmesinde, gelişip gerçekleşmesinde ve her aşamasında dünyadaki insanların çeşitli biçimlerde ortaya koyduğu görüşlerin dikkate alınması ve bunlardan faydalanılması söz konusudur.
Fakat şu anda bunların ne biçimde önümüze geleceği bilinmediğine göre, birleşmenin olası aşamalarını hayalimizde canlandırabilmek için, ben kendi düşlerimdeki senaryoyu açıklayacağım. Ve herkesin bu senaryonun daha güzelini, insanlık için daha faydalısını kurup geliştirmesini diliyorum
Bana göre dünyanın birleşmesi: gelir, geçim ve gelişme seviyelerini denkleştirme anlamlarına da geldiğinden, öncelikle büyük çaplı ve sürekli mali kaynaklara ihtiyaç duyulacaktır. Mali sorunun çözümünü, bir sonraki yazımda ‘Birlik Maliyesi’ bölümünde ele alacağımdan, birleşmenin mali külfetini şimdilik göz ardı edebiliriz. Çünkü gerçekten mali sıkıntı en kolay aşılacak sorunlardan birisidir. Birliğin oldukça büyük bir bütçesi olduğunu düşünerek, olası birliği düşlemeye devam edebiliriz.
O zaman, “Birleşme nereden başlamalı ve nasıl olmalıdır” sorusuna en somut yanıt, AB örneği olabilir. Çünkü bu, iyisiyle kötüsüyle hepimizin bildiği bir örnektir. Artıları alınır, eksileri çöpe atılır.
Yani olaya kıtaların birleşmesiyle başlanabilir. AB’nin yanında Asya ve Avustralya Birliği, Öte yandan Amerikaların Birliği ve Afrika Birliği gibi, ilk aşamada dünyayı dört birlikte toplamak hedeflenebilir. Ve bunun için 30-50 yıl arası bir süre seçilir.
Fakat yukarda da belirttiğim gibi, gerçek bir birleşme için, önce asgari seviyede de olsa bir denkleşme gerekmektedir. Çünkü devletlerarasında çok büyük, ekonomik, kültürel ve yönetsel farklılıklar vardır. Onun için bunları dikkate almadan yapılacak bir birleşmede, çok büyük sorunlar yaşanır, nüfusun hepsinin varlıklı bölgelerde toplanma ve dünyanın bazı bölgelerinin boşalma olasılığı vardır.
Bence bu konuda AB’nin izlediği yola benzer sistemler geliştirilerek, az gelişmiş ülkeler kısa sürede kalkındırılarak belli bir seviyeye gelenler birliğe alınır ve belli bir dengeden sonra serbest dolaşım başlar. Bunun için dünya birliğinin elinde yeterli mali kaynak olacaktır.
Hem mali kaynaklar az gelişmiş bölgelere yönlendirilip, hem de buralarda yapılacak yatırımlara dünya birliği güvencesi getirilince, serbest yatırımcılar da buralara yönelecekler, kısa sürede bu bölgeler gelişecektir. Nitekim AB’de bunun pek çok örnekleri vardır.
Örneğin, Yunanistan birliğe katıldığında Türkiye’den ileri bir ülke değildi. Bulgaristan ise, soğuk savaş sonrası sefilleri oynuyordu. Birliğe aday olmakla üç beş senede milli geliri ikiye, üçe katlandı, birliğe katılınca da bir kat daha büyüdü. Ve tüm bunlar 15-16 sene gibi kısa bir süreçte gelişti.
Olaya Türkiye açısından baktığımızda da, müzakere sürecinin başlamasına dek kimse Türkiye’de yatırım yapmaya yanaşmazken ve bedava denilecek fiyatlarla özelleştirilmek istenen kurumlara kimse talip olmazken, müzakere sürecinin başlamasıyla bunların yüksek fiyatlarla satışı gerçekleşmiş, büyük çapta yabancı sermaye akışı başlamış ve gerek ihracat, gerek mili gelir 3-5 senede ikiye katlanmıştır.
Onun için önce Avustralya ve Asya’nın gelişmiş ülkelerinin oluşturacağı birlik kısa sürede (örneğin otuz yılda) gerçekleştirilerek, AB’nin de bu birliğe katılımı ile Avrasya Birliği haline gelebilir.
Bu arada ABD, Kanada ve Meksika’nın oluşturduğu Kuzey Amerika birliği de otuz yıl içinde tüm orta ve Güney Amerika’yı da kapsayacak biçimde gelişip, Amerika Birliği de tamamlanarak, Avrasya Birliğine katılabilir.
Büyük yatırımlar ve teknolojideki gelişmelerle, bu süreç içinde Afrika birliği de gerçekleşebilir. Fakat bu mümkün olmasa bile ya da kıta birlikleri arasında dengesizlikler olsa bile bu da 20 yıllık bir süreçte denkleştirilerek, en geç elli senelik bir süreçte Dünyanın Birliği sağlanabilir. Ama değil elli, yüz senede de olsa, iki yüz senede de olsa, birlik sağlanmalı, insanlar insanlığını geri kazanmak için, dünyadan nefret duygusunu silip sevgiyi egemen kılmak için, bir çıkış yolu aramalı, bulmalı ve bu yolda ilerlemelidir.
Birliğin sağlanması elbette ki, tamamen ülkelerin isteklerine bağlı olarak gelişecektir. Ancak, sonunda birliğe yanaşmayan despot ve ilkel yönetimlerini sürdürmek isteyen üç beş devlet kalırsa, kıtaların birleşmesi aşamasında bunlara karşı güç kullanılarak birliğin tamamlanması sağlanabilir. Savaşların tamamen bitmesi için, mutlaka birliğin dışında hiç bir devlet kalmamalıdır.
Ve sonuçta, örneğin merkezi İskenderiye olan bir Dünya Birliği gerçekleşebilir. Neden İskenderiye derseniz Şart değil tabii. Beyrut veya Bağdat hatta Atina veya Antalya da olabilir.
Ama İskenderun Dünyanın merkezi gibidir. Çünkü 30 derece Kuzey Enleminin geçtiği Keops Piramidinin dünya karalarını, Kuzey ve Güney olarak iki eşit parçaya ayırdığı iddia edilmektedir. Doğu ve Batı yönünde de, Los Angeles ile Tokyo arasında sanki en merkezi yer gibidir. Aslında şimdiden bunun ortaya atılması doğru olmamakla beraber bu örneği vermemin amacı, ila da Amerika veya Avrupa’da bir başkent seçilmesinin bir ön şart olmadığını göstermek içindir.
Hocam, Dünya Birliği Merkezi olarak, Antik Dünyanın 7 harikasından, bugün yerinde bulunmayan "Pharos Deniz Feneri"nin mekânı "İskenderiye"yi seçmeniz tehlikeli bir anlam taşımıyor mu? Yeni kurulan Dünya Siyasal Birliğinde de "yolunu bulmak isteyen ruhanîler" bu fenerin saçtığı manevî ve mistik aydınlıkdan yararlanmazlar mı? Vallahi, bence, hangi siyasal ünitede yaşarsa yaşasın bazı insanlar için her yol "İskenderiye Feneri"ne gider.