2-DEVLETLERE BİRLİK İÇİN BASKI YAPIMALIDIR
Mevcut devletler sisteminde, devletler insanları kullanıyor, birbirine karşı kışkırtıyor, zıtlaştırıyor, devletler insanları, dağ başında köpek boğuşturan çobanlar gibi boğuşturup seyrediyor. Devletler insanları köle gibi çalıştırıyor, devletler insanları soyuyor, kanını emiyor, devletler dünyayı kana boyuyor. Devletler kanla besleniyor.
Devletler yirmi yaşında henüz daha hiç dünyayı tanımadan, hayata doymadan ölen, gencecik cesetlerin üstünde yükseliyor. Devletler acımasızlığı, insafsızlığı, haksızlığı, adaletsizliği kısacası insani olmayan, her türden vahşi bir çıkar kavgasını temsil ediyor. Ve insan: ve insanlık arada kaynayıp gidiyor. Bu sistemde insan, insanın ve insanlığın en büyük düşmanı haline geliyor, getiriliyor.
Onun içindir ki devletler: devletin insana tam anlamıyla hakim olduğu bir sistemi bırakıp da, insanın devlete egemen olacağı bir sisteme geçilmesini istemeyecekler ve sonuna dek direneceklerdir. İşte bu yüzden tüm dünya insanları da, inançlı, bilinçli ve mücadeleci olmak zorundadır. Mücadele ise, devletin tehditlerine, komplo teorilerine ve yalanlarına kanmayıp, birlik yönünde baskı kurmak şeklinde olmalıdır.
Birlik için oluşturulan geçici yönetim, daha çalışmalarını sürdürürken bile, henüz çalışmalar sonuca ulaşmasa da, başlayacak birlik taraftarlığı, sonuna kadar sürdürülmeli, devletlerin kıvırmasına, bahaneler uydurmasına olanak verilmemelidir.
Ayrıca bu aşamada yapılacak destek çabaları, hem geçici kurula çalışmalarında moral ve motivasyon sağlar, onları devletlerin baskısına karşı korur ve hem de, görüş ve önerilerle yapılanmada insanlık rol üstlenmiş olur.
Ama asıl baskı, geçici kurulun çalışmalarını tamamlamasından sonra, oluşturdukları birleşme kuralları ve birlik anayasasına uyum konusunda, katılım ve destek konusunda devletlerin sıkıştırılması ve baskı altında tutulmasıdır.
Çünkü devletler birlik yönünde attıkları her adımdan sonra, ikinci ileri adımı nasıl ve ne zaman atacaklarını değil, atmak zorunda kaldıkları birinci adımı nasıl geri alıp, etkisiz hale getirebileceklerini düşüneceklerdir.
Devletler bunun için kim bilir ne komplo teorileri yazarlar, ne bahaneler uydururlar, insanların: insanlığın içinde kaybolmasından, milli hasletlerden dem vururlar. Denizin içinde batan bir gemi de, dalgaların arasında kaybolup gitmek de, bir ormanda, bir çölde kaybolup gitmek de, onları: insanların insanlığın içinde kaybolup gitmesi kadar korkutmaz. Çünkü insanlar bir kez insan olursa, onu tekrar Türk, Yunan, Rus, Ortadoks, Yahudi, zenci, beyaz, sarı vs. yapamazsınız artık. İnsan olan kendini devletten kurtarmıştır. Fakat şu anda insanlar önce insan değildir. Önce milliyettir, dindir, mezheptir, renktir, cinsiyettir, sınıftır, statüdür, vs. Oysa insanlar yeniden insan olduğu anda, onu tekrar devletin kölesi yapmak kolay olmayacaktır. Onun için insanlar insan olma yönünde bilinçlenmeli ve bu yönde baskı uygulamalıdır.
İnsanlar bu baskıyı rahatlıkla yapabilirler ve bu tür bir mücadelede siyasi partiler de kullanılabilir. Örneğin birlik taraftarı partiler kurulup desteklenerek, sivil toplum örgütleriyle yürüyüşler düzenlenerek, basın yayın ve medya kuruluşlarının desteği sağlanarak, mevcut yasal haklar kullanılarak baskı yapmak mümkündür ve mutlaka etkili olur.
Ama ne yazık ki, sivil toplum kuruluşları, bizde olduğu gibi, en aristokratik ve en bürokratik devlet kuruluşları kadar bile sivil değilse, devletten daha devletçi ise, işin en zor tarafı, önce sivil toplum örgütlerinin sivilleşmesini sağlamak olacaktır.
Örneğin şu anda bizde sivil toplum örgütleri, insandan yana bir işlevden çok devletten yana bir işlev içindedir. Bu yüzden insanlar, halkın oylarıyla belirlenen mevcut görünen devletleri bile yetersiz bulup, güvenmeyip, görünmeyen derin devletlerin peşine bile takılıp gidebilmektedir. Hatta darbelere, cuntalara davetiye çıkarabilmekte, darbe anayasalarına taparak, sivil bir anayasa oluşumuna bile karşı çıkabilmektedir. Dünyanın ve insanların birleşmesine de insanlar, bu yüzden inanmamakta ve karşı çıkmaktadır.
Çünkü insanlar bugüne dek hep devletle beslenmiş, devletle yatıp kalkmış, devlet genlerine işlemiştir. Ama insanları insani duygularla beslemeye, insanın insan tarafını desteklemeye başlayınca, insanlar devletler tarafından şartlandırmalara alışık olduğundan, insan yönünde şartlanması da, kolayca sağlanabilecektir. Bu yüzden birliğin sağlanması için her yola başvurulmalı, birlik taraftarlığı geliştirilip desteklenmelidir. İnsanlar birlik yönünde yeterince kararlı ve ısrarlı olursa, siyasetçiler de bu yönde adım atmak zorunda kalır.
Örneğin Türkiye’de 2000 yılından itibaren AB taraftarlığı yüzde 60’lara dek yükselince, AB taraftarı partiler öne geçmiş, müzakereler başlamış, fakat kamuoyunda birlik taraftarlığı yüzde kırklara kadar gerileyince de, müzakere süreci de yavaşlamıştır.
Dünyanın birliği yönünde insanların etkilenmesi ve mücadeleye katılması da, bir noktadan sonra çok zor olmayacaktır. Çünkü dünya da yaşayan insanların hemen tamamına yakını aşırı devletçi olmalarına karşın, bir yandan da: savaşlar olmasın, yirmi yaşında gençler ölmesin, el emeği alın teri eserler yıkılmasın, analar dul, çocuklar öksüz kalmasın, savaşa ve savunma bütçelerine ayrılan paralar insanlığın refahı ve mutluluğu için harcansın istemektedir.
Fakat insanların yüzde doksandan fazlası bunu böylece istemesine karşın, bunun gerçekleşebileceğine yüzde biri bile inanmamaktadır. Oysa insanlar isteklerinde ısrarcı olsa, kim durabilir yüzde 90’ın karşısında? Ama ne yazık ki, bu iki olgu: yani istek ve inançsızlık olgusu bir birine karşıt iki kavram olarak, tüm kafalarda yan yana uyur durur da, insanlar bunun farkında bile olmazlar.
İnsanlık, maalesef devletler şartlandırmasının baskısından bir an için sıyrılarak, kafalarının bir köşesinde uyumakta olan devi uyandırmak istemezler. Devi diyorum, çünkü o inanç dediğimiz şey: tek, tek kafalarda ne denli mikroskobik bir varlıksa, birleştiği zaman neredeyse insanlığın tamamına ulaşan, insanı insanlık zincirine bağlayan devasa, çelik bir halka olacaktır.
Hocam demiyeceğim. (Hoca Camide) Canım sevgili NAZMİ ÖNER Öğretmenim. Zamanında almış olduğunuz o güzel eğitimden sonra Hele KARAYAZI'daki öğretmenlik veya dervişlik (Çilekeşhane) gibi görevden sonra Yüce Yaradan size çok güzellikler vermiş. Mükemmel özellikler vermiş. Birleştirme özelliği vermiş Ama Öğretmenim eğer beni bir garip talebe (Cemail) (Yunus) olarak kabul edersen. DÜNYANIN BİRLİĞİNE HAYIR DİYORUM. Olmaz Vallahi i Billahi olmaz. YARADILIŞ FITRATINA aykırı. Yüce Yaradanın istemediğine Amin demek gibi. Size saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Allaha Emanet Olun.