Peki, Dünyanın Birliği milliyetçiliğe aykırı mıdır, derseniz: bence mevcut milliyetçilik anlayışlarına ters düşse de, gerçek anlamda bir milliyetçilik anlayışıyla çeliştiğini düşünmüyorum.
Çünkü bu köşede yayınlanan “En Büyük Tehdit Milliyetçilik” adlı yazı dizisinde de belirttiğim gibi, günümüzde milliyetçilik, gerçekten insani bir savunma yöntemi olmayıp, insani olmayan her türlü çıkar ve çirkefliğin aracı haline gelmiştir.
Aslında her canlıda kendini koruma içgüdüsü vardır ve her canlı tehlikelere karşı kendini savunma refleksleriyle donatılmıştır. İnsanlardaki bu duyguya, nefsi müdafaa da denilir. Yani herkesin kendini savunma hakkı vardır ve bu hak kutsaldır.
Milliyetçilik: işte insandaki bu nefsi müdafaa duygusunun, toplumsal biçimidir. Yani insanlar gibi toplumlar da kendilerini korumak, geliştirmek ve haklarını savunmak zorundadır. Bu yüzden kendini savunmanın haklılığı ve kutsallığı toplumlar için de geçerlidir.
Ama bu gün için milliyetçilik, tüm dünyada savunmadan çok saldırı anlamı taşımaktadır. Hakların savunulmasından çok çıkar sağlamanın yolunu yapmak, insanları birbirine karşı kamplaştırıp çatıştırmak, insanları ötekileştirmek ve aşağılamak için kullanılmaktadır.
Olaya bu açıdan bakıldığında, tüm insanlığın ve tüm milletlerin çıkarının: savaşsız, barış içinde kardeşçe yaşayan, dünya birliğinde olduğu açıkça ortadadır. Çünkü her devletin kendi bağımsız devleti ile savunduğu milli çıkarlar, dünya birliğinde ikiye katlanmaktadır. Savaşsız, kansız, kinsiz, huzur ve mutluluk dolu, refah düzeyi yüksek ve daha insanca bir yaşamdır. İdeolojilerden, komplo teorilerinden uzak ve çok daha insanidir.
Ancak, doğaldır ki bu durum, şu anda dünyada geçerli olan çıkar milliyetçiliğine aykırıdır. Çünkü günümüzde milliyetçilik ulusal çıkarlardan, yani milletin gerçek ihtiyaçlarından çok, yönetenlerin, egemenlerin, mafyanın, çetenin, derin devletin ve güçlü kişilerin özel çıkarlarını temsil ettiğinden, ya da bunların ulus çıkarıymış gibi gösterilmesinden dolayı, mevcut çıkar milliyetçiliğine ters düşmektedir.
Yine kendi milletine milliyetçilik pompalayarak taraftar sağlamak ve iktidarı ele geçirmek amacıyla dış düşmanlıklar yaratılarak yapılan faşizan içerikli etnik milliyetçilikle de elbette ki bağdaşmamaktadır. Dünyada ve bizde milliyetçilik tamamen çıkar amaçlı yapılan bir ötekileştirme eylemidir.
Oysa milliyetçilikten amaç milleti ortak ulusal çıkarlar etrafında toplamak, birleştirmek birbirine bağlamak olarak algılanır. Düşmanlıklardan çok, yakınlık, akrabalık, dostluk ve kardeşlik çağrıştırır. Ben duygusunu biz duygusuna çevirebilmektir. Ama bakın milliyetçiliğimize, biz diye bir şey yoktur.
Bizim milliyetçiliğimizde ve dünyadaki benzerlerinde, biz duygusu ben duygusuna çevrilmekte hatta milliyetçilikle bencillik eş anlamlı hale gelmektedir. Her şey halka halka ben merkezli bir düşüncenin yayılması gibidir.
Ben, benim ailem, benim köyüm, benim kentim, benim ülkem, benim dünyam.
Ben, benim dinim, benim mezhebim, benim düşüncemle, düşman din ve düşünceler.
Ben, benim kökenim, başka kökenliler, düşman milletler, devletler, hainler.
Biz sözcüğü ise, kullanılsa bile gerçek anlamıyla paylaşımdan çok, başkalarına ait olanı kendi hesabında görmek anlamında kullanılmaktadır.
Görüldüğü gibi, insanları en azından millet ve devlet bağlamında birbirlerine bağlaması düşünülen milliyetçilik, mevcut bağları da çözmek, yıkmak ve insanları, bölüp parçalamak anlamında uygulanmaktadır. Herkesin birbirini dışlama aracıdır. Etnik, dinsel, inançsal, sosyal, sınıfsal fark etmemekte, herkes kendi dışında kalan insanları ötekileştirecek bir formül yaratmaktadır. İşte böylesi bir milliyetçilikle de dünya birliği bağdaşmamaktadır.
Yoksa dünyanın birleşmesinde, hiç bir milletin zarar görmesi söz konusu olmayıp aksine herkesin yararı vardır. İnsanlar devletlerin esaretinden kurtulup bağımsızlığına kavuşacaktır. Devletlerin rekabet ve sidik yarışı için yaptıkları keyfi harcama ve israf ettikleri para, insanlığın refahı ve mutluluğu için kullanılacaktır. Bu yüzden insanın kendini ve haklarını koruması, yaşam kalitesini yükseltip hayattan zevk alması, mutlu olması esasına dayalı bir milliyetçilik anlayışı, yalnız ve ancak Dünyanın Birliği ile olanaklıdır.
Sonuç olarak ben dünyanın birliğini savunurken, ne TC’nin bağımsızlığından, ne de Türk Milletinin ulusal çıkarlarından, tek yönlü olarak vazgeçilmesini falan savunmuyorum. Normal bir insan; ahlak, akıl ve bilim sınırları içinde, ne kadar TC’nin bağımsızlığından yanaysa ve ne kadar milliyetçi ise, en az ben de onlar kadar bağımsızlık taraftarı ve milliyetçiyim.
Ve yine doğal, insani ve gerçekten haklı olmak kaydıyla, yaşadığım ülkenin, ait olduğum topluluğun ve vatandaşı olduğum devletin, hak ve çıkarlarının, sonuna dek yanındayım.
Ama benim bağımsızlık anlayışımda devlet kadar ferdin de bağımsız olması var.
Milliyetçilik anlayışımda kimsenin, dışlanıp aşağılanmaması, kişilere ya da egemenlere çıkar aracı haline getirilmemesi ve hamaset içermemesi gerekir. Aksi halde o bağımsızlık, bağımsızlık değildir, milliyetçilik de fertten devlete, devletten dünyaya doğru bir büyüme bir bütünleşme değil milletten ferde doğru bir daralma ve küçülmedir.