Bu arada Gence’de Feyzamir’e, geliyorum diye telefon ettim. Feyzamir şoförü istedi. Telefonu şoföre verince Feyzamir beni nerede indireceğini ona anlatmış.
Şoför “Seni bir meydanda indireceğim. Arkadaşın oradan gelip alacak” dedi. Böylece Gence’yi gezme hayallerim de gerçekleşecekti.
 |
Gence kalesinden bir kalıntı
|
Gence 350 bine yaklaşan nüfusu ile Azerbaycan’ın Baku’dan sonra ikinci büyük kentidir. Ülkenin ikinci hava alanı da buradadır. Şehrin asıl ve Azerice adı olan Gence: Çarlık Rusyası döneminde Elizavetpol, Sovyetler döneminde ise Kirovabat adını aldıysa da, Azerbaycanın 1990’daki bağımsızlığını ilanından sonra tekrar Gence olarak değiştirilmiştir.
Düz ve geniş bir ovada kurulan şehre, kaynaklarda “genişçe” anlamında Gence denildiği belirtilmektedir.
 |
Nizami’nin anıt mezarı önünde Feyzamir
|
Gence’de otobüsten inip Feyzamir ile buluştuğum nokta şehrin içinde bir meydandı. Buradan şehir dışına çıkarak doğruca Nizami’nin anıt mezarına gittik. Çünkü Gence denildiği zaman ilk akla gelen şey Nizami idi. Şehrin birkaç kilometre dışındaki anıt mezarın muhteşem bir düzenlemesi de vardı.
Anıt mezarın içi, şehirden tarafında hamselerin canlandırıldığı heykeller, bahçede ki ağaçlar ve güller görülmeğe değer güzellikteydi.
Feyzamir, Şehir ile Anıt mezar arasındaki otoyolun iki kenarına hamseleri canlandıran heykellerin yapımı için belediyenin karar aldığını söyledi. Eğer bu proje gerçekleşirse, insanlar kilometrelerce ve adeta zaman tünelinde yolculuk yapar gibi, bin yıl öncesinin dünyasında yolculuk yapma olanağına kavuşacaktır diye düşünüyorum.
 |
Sovyet Döneminden kalma alüminyum fabrikası
|
Nizami’nin türbesinden dönüşte sağda çok büyük bir fabrika kalıntısı vardı. Feyzamir: “Alüminyum fabrikası… Bir zamanlar bu şehrin ekmek kapısıydı” dedi.
Bizim Seydişehir Alüminyum tesisleri gibi devasa bir tesis ve o da ömrünü tamamlamış. Gencelilerin anılarının saklandığı bir kapalı kutu gibi, herkesin içini çekerek hasretle andığı bir yıkıntı… Nizami ile şehir arasında bir kaybolmuşluk hissi uyandırıyordu insanda.
 |
Gence’nin içinden geçen çay ve köprü civarı.
|
Nizami’in anıt mezarını ziyaret ettikten sonra kale kapılarını geçerek tekrar şehir merkezine geldik. Gence muntazam geniş caddeleri, devasa çınarları ve ekvatoral ormanlar gibi muhteşem parklarıyla, çok güzel bakımlı ve temiz bir şehir.
 |
Nizami’nin heykeli önünde Feyzamir ile.
|
Nizami şehrin her tarafına damgasını vurmuş. Fakat Gence’nin her yerinde geçmişe vefa ve kendi değerlerini sahiplenmeyi gördüm. Bu yüzden Nizami daha çok olmakla beraber, Şah İsmail, Şah Abbas ve pek çok değerli Azeri önderinin anısını yaşatıyorlar. Hatta Fuzuli’nin bile Bağdat’ta yaşadığı halde Gence’de heykeli var.
 |
Fuzuli’nin heykeli (Fotoğraf forumbakunet’en alınmıştır.)
|
Belediyenin karşısında Gence otelin yanındaki Bilimler Akademisi binasının cephesinde Azerbaycan’ının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerin büstleri var.
 |
Gence’de Bilimler Akademisi
|
En başta Şah İsmail’in büstünün olması doğaldı. Çünkü hem hükümdar, hem din önderi ve hem de şair. Sonra Şeyh Bahaeddin ve onu Nizami izliyor. Ondan sonrakiler ise, Mehşeti Gencevi (1096-1160), Nasrettin Tusi (1201-1274), Mirza Safi Vazeh (1794-1852) olarak sıralanıyor.