Başbakanımızın, aşırı uçlara mensup, her yeri yakıp yıkan terörist gruplar olarak tanımladığı, Gezi Parkı eylemcileri gerçekte kimdi, kimi temsil ediyordu ve ne istiyordu?
İstanbul Bilgi Üniversitesinden Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı tarafından hazırlanan ve online ortamda toplam 20 saatte üç bin direnişçi tarafından yanıtlanan anketin sonuçları, eylemci kitlenin kimliği ve talepleri konusunda özetle şunları gündeme getirmektedir.
KİMLİK ve TEMSİL. Gezi parkı eylemcilerinin en belirgin kimlik özellikleri, gençlik, özgürlük ve doğa sevgisi üçgeninde toplanıyordu. Yani bunlar, özgürlüklerine müdahale istemeyen, doğayı ve doğalı seven, koruyan genç insanlardı. Temsilde ise herkes kendisini, bu değerleri ve gençliği temsil ediyordu.
Herkes kendisini temsil ediyordu. Çünkü partili veya parti adına buradayım diyen çok az. Hatta katılanların yarıdan fazlası ilk kez böyle bir eyleme katıldığını söylerken, %70’i kendini hiçbir siyasi partiye yakın hissetmiyor. Yani buradaki insanlar, Başbakanın iddia ettiği gibi, muhalefet ya da aşırı uçların örgütlediği bir gurup değildi.
Özgürlüğü, doğaya ve doğala saygıyı temsil ediyorlardı. Zira burada bulunmalarında birinci neden olarak, Başbakanın otoriter tavrının etkili olduğunu söyleyenlerin oranı %92.4 idi. Yani buraya parktaki ağaçların kesilmesini önlemek için gelen insanların asıl itiraz noktası, sadece ağaç değil, Başbakanın özellikle son bir yıldır, her konuda sergilemeye başladığı otoriter tavrı protesto için buraya geldiklerini ortaya koymaktadır. Taksimdeki düzenleme dayatması buna bir vesile olup, taksim dayatması dahil, başbakanın tüm dayatmalarından vazgeçmesi istenmektedir.
Doğaya ve doğala sevgi, saygı ve duyarlılığı temsil ediyorlardı ve zaten eylemin başlama noktası Taksim parkındaki ağaçların kesilmesine itirazdı. Parkın bu biçimiyle korunması ve Türkiye genelinde doğa konusunda daha duyarlı davranılmasıydı. Rezidans, AVM ve otellerin parasına ve cazibesine kapılarak, Türkiye’yi Türkiye yapan muhteşem doğasının, bir savaş sonrası enkazına çevrilmesini istemiyorlardı.
Gençliği temsil ediyorlardı; katılanların yarıya yakını 18-25 yaş arası üniversite çağındaki gençlerdi. 26-30 yaş arasındakiler de %24 olup; eyleme katılanların neredeyse dörtte üçe yakın bir bölümü 30 yaşın altındaki gençlerden oluşuyordu.
Anketi düzenleyenler gezi eylemcileriyle ilgili olarak vardıkları sonucu: “Gencim, özgürlükçüyüm, başbakana kızgınım” şeklinde özetlemişler ki, görünen durum da böyleydi.
Özetlemek gerekirse, ekseriyeti kadın ve gençlerden oluşan, Gezi parkı eylemcilerinin orta tabakanın iyi eğitim almış çağdaş insanlarından oluştuğu görülüyordu. Ama ekseriyet böyle olsa da, içlerinde her tabakadan, her görüş ve düşünce yapısına sahip insanlar da var.
Örneğin ankette “muhafazakarım” seçeneğine katılmıyorum diyenlerin oranı %75 olduğuna göre, geri kalan %25’lik bir kesimin muhafazakarlığı benimsediği görülmektedir. Hatta eylemcilerin içinde AKP seçmenlerinin de olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ankette “Ak Parti seçmeniyim” seçeneğine katılmayan %92 olduğuna göre, geri kalan %8’lik bir bölümün AKP seçmeni olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yani aslında orantısız güç kullanılarak, terörist muamelesi yapılan eylemciler, belki de TC Tarihinin gördüğü en geniş katılımlı, en masum, en sevecen ve en iyi niyetli eylemcileriydi. Başbakanımız ve ona ekonomik göbek bağıyla bağlı basınımız bunu göremese de, halk ve dış dünya gördü.
Dış dünya ve dış basın taksimde sivil halka uygulanan vahşeti kınadı ve hükümeti ayıpladı. Tüm muhalefet partileri hükümetin uyguladığı orantısız güç kullanımını yasadışı ve insanlık dışı buldu ve kınadı. Yazarlar, çizerler, sahne sanatçıları ve diğerleri durumu kabul edilemez ve insanlık dışı buldu.
Ve nihayet AKP içinden de, daha esnek olmayı ve buradaki halkın isteklerine kulak vermeyi savunan birkaç kişi çıktı. Fakat neredeyse ülkenin yarısından fazlasını temsil eden bu kitleye başbakan, hala bir avuç aşırı uç, terörist ve hain gözüyle bakıyordu. Yani aslında burada ülkeye ihanet söz konusu ise, ihanet eden başbakan kendisi olduğu halde, halkı hain ilan ediyordu.
Aslında Taksim projesinin asıl sorumlusu olması gereken İstanbul belediye Başkanı Kadir Topbaş da nihayet yaptığı açıklamalarda, henüz gündemde bir AVM projesi olmadığını, halka rağmen bir proje gerçekleştiremeyeceklerini anladıklarını söyledi. Bunu Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın isyanı, Cumhurbaşkanının itidal çağrısı ve Başbakan Yardımcısının özür dilemesi izledi. Vali gazı kesmese de azalttı ve ortalık yatışır gibi oldu.
Fakat Erdoğan’ın gazı hiç kesilmemiş, ta Tunus’tan esip gürlüyor ve yurda dönüşünü de, tam bir gövde gösterisine çevirerek, Atatürk Hava limanından şehre girişini, yüz binlerin eşliğinde, bir gece yarısı mitingine dönüştürüyordu. Dönüştürmekle de kalmıyor, kendi güdümünde gördüğü %50’lik kesimi, eylemcilerin karşısına dikmekte ve bir iç savaş çıkarmakta hiç tereddüt etmeyeceğini tüm dünyaya ilan ediyordu.
SÜRECEK
nazmioner@mynet.com