Gezi eylemcilerinin büyük bir ekseriyetle gençliği temsil ettiğini belirttik. Peki bunlar tolumun hangi sosyal guruplarını temsil ediyor. Kültür durumu, gelir dağılımı ve siyasi yelpazeye dağılımı nasıldı?
Burada yine anket sonuçlarına bakıldığında, bunların çoğunluğunun siyasi yelpazenin solunun ve merkezin değerlerini benimsedikleri ve orta tabakaya mensup oldukları anlaşılmaktadır. Çünkü laikim diyenler üçte iki gibi bir miktara erişiyor ve çoğunluğu sabit gelirli çalışanlar ve öğrenciler.
Olaya bu açıdan bir de yabancı gözüyle bakarsak, BBC editörlerinden Paul Mason’a göre bu olay bir kültür çatışmasıdır. Ve eylemciler Başbakanın tuhaf davrandığını ve sürekli kendilerine hakaret ettiğini düşünüyor diyor ve şöyle devam ediyor. "Temel sorun şu: Türk toplumunun iki yakası var. Biri, herhangi bir seçimde yüzde 30-40 dolaylarında oy alan ve son derece parçalı yapıda olan laik, liberal kanat... Bir de Erdoğan'ı destekleyen ılımlı İslamcılar var ki, her seçimi kazanıyorlar..."
Meydandaki insanları da, İngiltere’nin herhangi bir kentinde görülebilecek insanlardan farksız, çağdaş, laik, eğitimli ve özellikle de genç insanlar olarak tanımladıktan sonra bunların % 50’den fazlasının kadın olduğunu vurguluyor.
Paul Mason eylemcilerin üçte birlik bir bölümü şehirli yoksul diyebileceğimiz kesimden, futbol taraftarları, formalarıyla gelmiş erkekler, fakat diğer üçte ikilik kesimse, kesinlikle iyi eğitimli ve orta sınıf diyordu.
Doğrusu bu tespitler çok yerinde olmakla beraber, buradaki insanlar orta tabakanın tamamını temsil etmiyordu. Görünen buradakilerin ekseriyeti sabit gelirli, öğrenci veya ev hanımı olup, gündelik faaliyetleriyle geçimini sağlayan, yevmiyeli çalışanlar, esnaf, sanatkar, tüccar, işletmeci vs gibi eğitim durumu daha değişken, ama siyasi etkinliği daha fazla olan orta kesim yoktu.
Oysa toplumsal eylemler, orta tabakanın bir birine karşıt gibi görünen bu iki kesiminin birlikte hareket etmesiyle daha kısa ve kestirmeden başarı sağlayabilirdi. Bence Başbakan da bunu görerek, belki de zaman içinde, orta tabakanın bu iki kesimini karşı karşıya getirmeyi planlıyordu.
Çünkü eylemlerin uzaması halinde, sabit gelirliler için bir şey değişmese de, sabit gelirli olmayan orta tabakanın geçim durumunun bozulması tarafları karşı karşıya getirecekti. Nitekim eylemlerden kısa bir süre sonra, taksim esnafından başlayarak, kapalı çarşı ve tüm Türkiye’de turizm sektöründe sabit gelirlilerin dışında kalan orta tabakadan yakınmalar yükselmeye başladı.
Göstericilerin siyasi yelpazeye ve Türkiye’deki mevcut siyasi partilere dağılımına bakınca durum çok daha karışık görünüyordu. Bunun temel nedeni eylemcilerin %70’inin belli bir siyasi partiyi desteklemediğini söylemesidir. Doğaldır ki bu durum, eylemcilerin belli bir siyasi düşünceden mahrum olduğu anlamına gelmemektedir. Benim kişisel düşünceme göre eylemcilerin partiliyim diyen %30’luk bölümü merkez sağdandır. Geri kalanının siyasi düşüncesi merkez ve solunda yer almaktadır.
Neden böyle düşünüyorum? Çünkü şu anda Türkiye’de, solda ve merkezde hiçbir siyasi parti yoktur. Yani Türkiye’deki siyasi partilerin hepsi de merkezin sağındadır. Bu yüzden partili olanlar merkez sağ düşüncede, yada bu düşüncede olmasa bile, kerhen veya isteyerek bir sağ partiye oy vermektedir.
Yani Türkiye’deki siyasi partiler, sanki aralarında ak ile kara kadar, gece ile gündüz kadar büyük farklılıklar varmış gibi inadına bir kavganın içinde olsalar da, aslında aralarında hiçbir fark yoktur ve kavgalarının nedeni de görüş ve düşünce farklılığı falan değildir. Kavganın nedeni devleti ele geçirmek ve ihaleyi kapmaktır.
Çünkü Türkiye’de devlet ihale demektir, devlet hemen her şeyin % 70’ine sahiptir. Devleti ele geçiren bunlara sahip olur ve devleti istediği kadar, istediği biçimde ve istedikleriyle paylaşır, soyar sömürür. Hırsızlık Türk yönetim geleneğinin en temel özelliği olup, Osmanlı ve TC’de bu yüzden 45 başbakan asılmıştır. Becerikli bir iktidar iki dönem gibi kısa bir sürede kendi sermayesini bile yaratabilir.
Bu yüzden mevcut siyasi partilere bakarak, insanların siyasi duruş ve düşüncelerini belirlemek olanaksızdır. Örneğin muhafazakar sol oyları alan CHP’nin sol ve sosyal demokratlıkla hiçbir ilgisi olmadığı gibi, radikal sağın, merkezin ve özgürlükçü liberal solun oylarını alan AKP’nin de, sol ve merkezle hiçbir ilgisi yoktur. Bu yüzden bu partilerin siyasi yelpazedeki yerlerini, sol veya merkez olarak tanımlamak yanlıştır.
Ama partinin, temsil ettiği zihniyete, vatandaşa bakış açısı ve projelerine, savunduğu değerlere bakmadan, oy tabanlarına göre bir değerlendirme yapılırsa, o zaman CHP için yelpazenin en sağındaki sol parti değil de, muhafazakar sosyal demokratların oy verdiği sağ parti denilebilir. AKP için her kesimden oy alan sağ parti denilebilir. Çünkü AKP’nin aldığı %50 oyun, %20’si kendi tabanıysa, %20’si merkez ve %10’nu da özgürlükçü liberal solun oylarıdır. MHP ve BDP ise, sağdaki kendi yerlerindedir.
Bu düşünceden hareketle Gezi Parkı Eylemcilerinin siyasi görüşünü saptamaya çalışırsak, bunların %70’i mevcut sağ partileri benimsemediğine göre, bence bunların yeri, siyasi yelpazede temsil edilmeyen merkez ve onun solunda olmalıdır. Bu durum da, Türkiye’de gerçek anlamda bir merkez partisi veya sosyal demokrat bir parti olsa, çok büyük bir oy tabanı olduğunu göstermektedir diye düşünüyorum.
SÜRECEK
nazmioner@mynet.com