2-ULUSLAR ARASI DURUM AÇILIMA UYGUN MU?
Açılım için uluslar arası durum uygun mudur? Terörün dış destekçileri terör örgütünü desteklemekten vazgeçecek midir? Kuzey Irak Kürt yönetimi şimdi de gözünü Türkiye Kürdistan’ına dikecek midir, ya da bizdekiler onlarla bütünleşme yoluna gidecek midir? Kürtlerin yaşadığı öteki ülkeler, Suriye, İran ve Irak ne düşünmektedir.
ABD yakıp yıkıp yerle bir ettikten sonra pamuk ipliğiyle birbirine tutturduğu Irak’taki yapılanmayı kime emanet edecektir? AB ve Rusya ne düşünmektedir. Daha doğrusu konjonktür kime tebessüm etmektedir?
Kürt sorununun başından sonuna kadar yukarda saydığımız durumlar, yani konjonktür, tamamen olmasa bile hemen her zaman için, çok yüksek oranlarda Türkiye aleyhine bir gelişme göstermiştir.
Hatta terörün nedenleri kendi iç politikalarımızın bir sonucu olsa da, terör büyük ölçüde bu uluslararası ortamdan beslenmiştir. Hatta bu durum, devletin olaylardaki sorumluluklarından sıyrılarak, sorumluluk dış güçlerin şer planlarına yüklenmiştir.
Ama şu anda durum böyle değildir ve açılımın gündeme gelmesi, iç gelişmelerin değil dış gelişmelerin bir sonucudur. Ve maalesef sonuçta, bence Türkiye’nin fazla bir katkısı da yoktur. Hatta yanlış atlara oynamış ve yanlış politikalar izlemiştir bile denilebilir. Ama olayların seyri ve Ortadoğu’daki yeni yapılanma, Türkiye’nin iç sorunlarından kurtarılarak, bölgesel sorumluluklar almasını gerektirmiştir.
Dışişleri bakanlığından gelen sezgileriyle bu durumu ilk sezinleyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmuştur. Ve bu durumu Türkiye için ‘tarihi fırsat’ olarak nitelemiştir. Bence de gerçekten tarihi bir fırsattır. Kürt Sorunumuzu içimizde ve dışımızda kesinlikle ve en doğru biçimde çözebileceğimiz bundan daha uygun bir ortam olamaz diye düşünüyorum.
Üstelik bu oluşumda katkımız olmasa bile, izlenen akılcı politikalarla komşularımızla sorunlarımız büyük ölçüde çözülmüş veya çözümsüzlük en iyi çözümdür ilkesi terk edildiğinden, çözüm için yan yana gelinebilir hale gelindiğinden, şu anda Türkiye büyük ölçüde bir güvenlik çemberinin içindedir.
Son yıllarda dışişleri iyi çalışarak, ilişki içinde bulunduğumuz ülkelerle ilişkileri geliştirirken, Türkiye’nin hiç ilişkisi bulunmayan, pek çok ülkeyle ilişki kurarak, eskiden Birleşmiş Milletlerde ülkemizle ilgili sorunlarının oylanmasında beş on oy zor alabilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiştir.
Bu yüzden bölgesel konjonktürün oluşumunda etkili olamasak da, bizim dışımızda gelişen olaylardan dolayı, lehimize oluşan bu duruma, böylesi dünya ve komşularıyla barışık vaziyette yakalanmamız da tarihi bir fırsattır.
Konjonktürün Türkiye lehine bir gelişme göstermesini Prf.Doğu Ergil şöyle değerlendirmektedir.
Bütün dünya Türkiye"nin bölgesinde bir istikrar adası olmasını istiyor. İran bir nükleer tehdit olarak algılanıyor. Irak ve Suriye"nin ne olacağı belli değil. Kafkaslar karışık, Rusya enerji araçlarıyla Avrupayı isterse soğukta bırakabilecek güçte, Ortaasya ve Kafkaslar nüfuz alanında. Onun için Türkiye"nin 1) güvenli bir enerji koridoru 2) Ortadoğu ve Kafkaslardaki siyasi karadelikler nedeniyle güvenli bir ülke olması lazım. Bu güvensizlik Türkiye"ye kadar gelirse bütün Avrupa ve Kuzey Atlantik sistemi sarsılır hatta çöker. Onun için Türkiye"nin çok istikrarlı ve kendi içinde barışık olmasını istiyorlar. Türkiye"nin çıkarı da bu. Zaten bu güvenlik, Türkiye"nin bütünlüğü içinde sağlanamazsa parçalara ayrılarak sağlanabilir. Türkiye"nin önünde kendi bütünlüğüyle bunu sağlama şansı var.
Türkiye bunu sağlayamazsa, sağlayamıyorsa, yöneticiler bu beceriden yoksunsa, Türkiye"nin istikrarlı bir ülke olmasını isteyen ülkeler bunu sağlamak için çalışırlar. Türkiye buna rağmen iç barışını istikrarını sağlayamıyorsa, o zaman çatışan unsurların ayrılması gerekir. Zaten ayrılır da. Ha, o ayrıma başka güçler tabi müdahale ederler ama bütün mesele, Türkiye"nin bunu becerememesinde olur.
Görüldüğü gibi uluslar arası durum, Kürt açılımını zorunlu kılmanın ötesinde, belki de bize dayatmış bile olabilir. Dayatılan iyi ve güzelse, doğru ise, ne fark eder diyebilirsiniz. Fakat bizde, siyasilerin kendi pislik ve beceriksizliklerini hep dışarının marifetiymiş gibi göstermesinin sonucunda, Türkiye insanında bir dış güçler kompleksi oluşmuştur.
Bu yüzden bazı insanlarımızda, dışardan gelen bir kurşuna bir bombaya karşı olmakla, yine dışardan gelen bir güle veya ekmeğe de karşı olmak gibi bir hastalık yaratılmıştır.
Bu yüzden sorunu yaratmaktan çekinmeyen, tahrik edip büyüten ve çözüm için hiçbir şey üretmeyen siyasilerimiz, bir de dış çözümleri de bağımsızlık anlayışıyla bağdaştıramamaktadır.
Barış karşıtları bu yüzden açılımı ABD planı veya AB dayatması ya da iktidarın dış güçlerle işbirliği yaparak vatanı satması gibi göstererek dışarı kompleksini harekete geçirmek isteyecektir. Ama kompleks sahibi olmayan, Sevr sendromunu yenebilen aklı başında insanlar, doğru ve faydalı olanı, iyi ve güzel olanı, dostluk ve barıştan yana olanı kim getirirse getirsin geri çevirmeyecektir diye düşünüyorum.
Evet, kesinlikle zorunlu olan bu açılım, şimdiye kadar gafilce engellendiği için artık bir dış dayatma görüntüsünü almıştır. Ama kan içinde boğulmaya mahkûm değiliz; Batılı örneklerini inceleyip ve yurttaşa inceletip bilinç kazandırarak açılışı sürdürmekden başka çıkar yol bulunmamaktadır.
90 yıl önce, Batı emperyalistlerinden kurtulmak için, Türk ve Kürt vatandaşlarıyla birlikte büyük fedakarlıklarla ve binlerce şehit verilip kurulan bugünkü Türkiye'de, köşe yazarlarının yazıları ve bu yazılarına karşı yorumlarla dile getirilen çelişkilerin anlamı nedir ?..ve hangi sonuca varılmak amacını gütmektedir ?. "Demokrasi" ve "Demokrat olmanın" anlamı ve amacı bir ülkeyi parçalamak ve dış güçlerin idaresine girmek demek midir ?.. TÜRKİYE, NEREYE !
Bu açılım, Anadolu'da yüzyıllardır birlik içinde yaşayan toplumların, batı sömürgesine girmesinden başka, hiçbir çıkar sağlamaz.