5-TARİHİ FIRSAT SÖYLEMİ NE KADAR GERÇEK?
Kürt sorununun çözümü için uluslararası durumun Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi ‘Tarihi Fırsat’ noktasında bulunduğu görülmektedir. Gerek ABD ve gerekse bölgemizde sorunun çözümü için koşullar oldukça uygundur. Fakat Türkiye için ABD kadar önemli bir başka küresel aktör de, içine girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğidir. Ve elbette ki AB’nin bu konudaki görüşleri de önemlidir.
İşte Cansu Akbel’in 27.08.2009 tarihli Hürriyet Gazetesindeki “AB’den Destek” başlıklı yazısında, Avrupa Birliği Dönem Başkanını Carl Bildt’in görüşleri şöyledir.
Türkiye’nin haftalardır tartıştığı “Demokratik Açılım” konusunda ABD’den sonra Avrupa Birliği cephesinden de ilk değerlendirme geldi.
Pakistan’ın Dostları toplantısı için geldiği İstanbul’da Hürriyet’e konuşan Avrupa Birliği Dönem Başkanı İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un üniter devlete vurgu yaptığı son açıklamalarının genel hatlarının AB’nin bakışıyla çelişmediği mesajını vererek, şöyle dedi: “Bu konunun çok önemli bir boyutu ve kesinlikle katıldığım bir görüş. Kimsenin bunu sorguladığını sanmıyorum. Avrupa için asıl önemli olan Türkiye’nin bütünlüğü ve istikrarı. Açılımın bu prensiplerle çeliştiğini düşünmüyorum.”
Bahane olmasın Avrupa’daki farklı ülkelerin kendilerine özgü düzenlemelerle üniter devlet yapısını bozmadan farklı topluluklara kültürel haklar verdiğini hatırlatan Bildt, Türkiye’nin de en uygun formülü bulacağına inandığını belirtti,
“Hükümetin açılımını alkışlıyoruz. Ancak açılımın bir parçası olmak için çağrılmadık, olmaya da çalışmıyoruz” diye konuştu. Yaygın kanaatin aksine Abdullah Öcalan’a affın adımların bir parçası olması konusunda Avrupa’nın telkinde bulunmadığını savunan Bildt, “Türk yargısının yetki alanına giren bu terör davasında Avrupa’nın bir görüşü yok ve olmayacak” diye konuştu.
Avrupa Birliğinin Kürt açılımı konusunda destek açıklaması elbette ki ABD’nin verdiği destek kadar önemlidir. Çünkü AB’nin desteklemediği bir Kürt açılımının başarıya ulaşması oldukça zordur.
Çünkü gerek Kürt diasporasının yaşadığı yer, gerekse PKK’nın ekonomik kaynakları AB ülkelerindedir. Yayın ve propaganda araçları, uluslararası destekleri buradadır.
Bu yüzden AB’nin samimi olarak destekleyeceği bir açılımın başarıya ulaşamaması ancak içerdeki muhalefetin, iktidar karşıtlığından olacaktır diye düşünüyorum.
Dünyada ve bölgemizde sağlanan tüm bu desteklerden sonra belki Rusya’nın tavrı da merak konusu olabilir. Ama tüm bu destekleri arkasına alan bir Türkiye, kendi içinde sorunun çözümüne yeterli desteği bulabilirse, Rusya’nın bir başına bunu engellemesi olanaksızdır.
Kaldı ki Rusya’nın da, bölgesinde önemli bir güç olmaya aday bir Türkiye’yi karşısına almasını gerektirecek bir sorunu yoktur. Bölgede istikrar unsuru olarak görecektir.
Rusya, Türkiye’nin bir Nato üyesi olduğunun, ABD ve AB ile ilişkilerini engelleyemeyeceğinin bilincindedir. Onun için güçsüz bir Türkiye’nin bunların oyuncağı olacağını ve Rusya’ya karşı da daha kolay kullanılabileceğini de bilmektedir.
Bölgesinde güçlü ve söz sahibi bir Türkiye ise kararlarında daha bağımsız davranabilecektir. Nato, ABD ve AB gibi müttefiklerinin çıkarlarına kolayca alet olmayacaktır.
Üstelik Türkiye’nin güçlenmesi hiçbir zaman için nükleer silah birikimi dünyayı yok edecek düzeydeki bir Rusya için, bir tehdit unsuru da olmayacaktır. Bu yüzden şu anda Rusya da, Türkiye’de istikrarın sağlanmasından yanadır. Türkiye ile çok önemli enerji politikalarına imza atmıştır.
Türkiye her ne kadar Nato üyesi, ABD ve AB kampında yer alsa bile, bir yönüyle Türkiye’nin kendisine bağımlı kalmasını, (örneğin enerji gibi) sağlamaya çalışmakta ve Türkiye’yi kaybetmek istememektedir.
Tüm bu tablo ve göstergeler de göstermektedir ki, Kürt Sorununun çözümü için gerçekten tarihi bir fırsat yakalanmıştır.
Mevcut iktidarın politikasında belirlenen "Kürt açılımı" olarak bir mevhumun olmaması gerekir; zira bu durum, Anadolu'da asırlarca birliktelik içinde yaşamış toplumları, Anadolu'nun her köşesinde karşı karşıya getirmiş olur. Kesinlikle şunu kabul etmeliyiz ki, "Kürt açılımı yoktur, pkk açılımı vardır". Bugünkü iktidarın ortaya koyduğu politikası da apaçık budur. Pekiyi, bu politikasında ermek istediği amaç nedir ? Sırtını 1920 lerde İngiltere'ye, 1970 lerde -masum Türk gençlerini de kulanarak ve solcu görüşleri istismar ederek- "Dev gençlik"e ve "Dev Sol"a, 2000 li yıllarda bağnaz dinciliğe ve şimdiki iktidara dayayan pkk, Anadolu bozgunculuğuna devam etmek için, acaba yarınlarda sırtını kimlere dayayacaktır ? Merakım giderilememiştir..