7-TÜRKİYE KÜRT SORUNUNU MUTLAKA ÇÖZMELİDİR.
Çünkü Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, içerde bütünleşmiş, vatandaşlarından korkmayan ve onlara korku ve gözdağı salgılamayan bir Türkiye’dir. Kaynaklarını savaşa değil, kalkınmaya, eğitime, sağlığa, huzura, mutluluğa harcayan, vatandaşını koruyan ve kollayan mutlu eden bir Türkiye’dir. Vatandaşlarını baskı altında tutmak için büyük ordular beslemesi gerekmeyecektir.
Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, çağdaş bir anayasaya dayalı, çağdaş yaşam koşullarının hüküm sürdüğü, vatandaşının sevgi, saygı ve kesin desteğine sahip, çağdaş bir Türkiye’dir. ONUN İÇİN KÜRT SORUNUNU KESİNLİKLE ÇÖZMEK ZORUNDADIR.
Üstelik çözüm çok kolaydır. Çünkü kimlik farkı gibi basit bir ayrım dışında iki halk da, aynı Anadolu’nun insanı, aynı dinin, aynı tarihin ve aynı kültürün bir parçasıdır. Hatta ilginçtir ki, arkadaşım Şerife Karaçayır Mutlunun “Türk=Kürt” adlı şiirinde belirttiği gibi her iki halkın isimleri de alfabenin aynı seslerinden meydana gelmektedir.
İki halk bin yıldır karışmış, kaynaşmış bir bileşimdir. Her ne kadar çözümsüzlükten beslenen leş kargaları çözümü engellemeye çalışsa da, her iki tarafın çözüm karşıtları, olmayacak isteklerde bulunarak, ya da en doğal hakları vermek istemeyerek, çözümü çözümsüzlüğe kilitlemek isteseler de, büyük kitleler çözümden yanadır.
Çünkü halk savaştan çok büyük zarar görmüştür, görmektedir ve savaşın devamında yaşanacaklar hepimizin ezberine kazınmıştır. Karşılıklı yaslar ve cenaze törenleridir. Gözyaşı döken analar veya eşler, yetim kalan bebeklerdir. İnsanlar şu dünyayı terk etmeden, huzur içinde mutlu günler de yaşamak istemekte, düşlemektedir. İyi ve güzel şeylerin düşlerde kalmaması için, acının, açlığın yokluğun, işkencenin, baskının kader olmadığının gösterilebilmesi için, KÜRT SORUNU MUTLAKA ve KESİNLİKLE ÇÖZÜLMELİDİR.
Kürt sorununu çözmüş, içerde kendine güvenli bir Türkiye, başını kaldırıp çevresinde dönen dolaplarla, dünyada yaşanan olaylarla ilgilenme olanağı bulacak ve en önemlisi böyle bir Türkiye’nin masada eli her zaman güçlü olacaktır. Masada eli güçlü olan ülke, kararların alınmasında etkisiz olan ve dayatılana uyacak ülke değil, kararların alınmasında etkili olan ve uygulanışında rol üstlenen ülke olacaktır. Üstelik Türkiye’nin kendisi ve bölgesi için istekleri, İran ve ABD’nin isteklerine göre daha insani, daha etik ve evrensele daha yatkındır. Ayrıca Türkiye, bu sorunu başka ülkeler için kullanan taraf da değildir.
Çünkü Türkiye burada Irak bölünmesin, krize girmesin, bataklığa dönüşmesin derken belki birinci planda bataklıktan zarar görme korkusuyla kendini düşünüyor olabilir. Ama sonuçta bu istek, Irak’ta yaşayan insanların da, refah ve mutluluğu, demektir.
Oysa İran’ın zayıflatılmış Irak arzularında yalnızca kendi ulusal çıkarları söz konusudur. ABD’nin Irak’ın bütünlüğü düşüncesi ise, Irak halkının refah ve mutluluğuyla, bütünleşmesiyle ve güçlenmesiyle bir ilgisi yoktur.
Parçalanırsa elinde Kürtlerden başka hiçbir parça kalmayacaktır. Ve sonuçta ABD karşıtı bu coğrafyada Kürtleri yaşatması da zorlaşacak, en azından çok pahalıya patlayacaktır. İşte bu yüzden, Türkiye’nin hem kendisini koruyabilecek oluşumlarda elinin güçlü olması ve hem de, bölgeye barış ve güveni, huzuru ve refahı temin etmek için, Dünyaya ve insanlığa olumlu katkılar sağlayabilmesinin yolunun açılabilmesi için TÜRKİYE’NİN KÜRT SORUNUNU MUTLAKA VE KESİNLİKLE ÇÖZMESİ GEREKMEKTEDİR.