4-DOĞU ERGİL’İN BAKIŞ AÇISINDAN KÜRT SORUNU
Bilindiği gibi Türkiye’de Kürt sorunu ile ilgili olarak, ciddi ve bilimsel anlamda hazırlanan ilk rapor, Prf. Dr. Doğu Ergil’e aittir. Bırakın bir sorunun adı olarak, olağan koşullarda Kürt sözcüğünün kullanılmasının bile sakıncalı sayıldığı 1995 yılında Doğu Ergil, ilk ‘Doğu Raporu’nu’ yayınladığında adeta fırtınalar koparılmıştı.
Çünkü devletimizin yok dediği, bizim de bazılarımızın devletimize olan inancından, bazılarımızın da korkusundan yok saydığımız, tüm ülkeyi ve hepimizi derinden ilgilendiren, çok önemli bir sorunumuzla yüzleşmemizi sağlayan Doğu Ergil elbette ki, bu sorunla yüzleşmek istemeyenlerin saldırılarına hedef olacaktı. Ve oldu da. Doğu Ergil bu durumu kendisi ile yapılan bir mülakatta şöyle dile getiriyor.
“15 yıl önce Kürt bile diyemiyorduk. Bu çalışma nedeniyle DGM"lerde yargılandım. Vatan hainliğiyle suçlandım. Üniversitede dışlandım, hep sakıncalı adam oldum. Yüksek düzey memur bir arkadaşım dedi ki “devlet sana küstü”. Ağır bedeller bunlar ama bu ülkenin yararına olduğu için direndim yoksa çeker giderdim”.
“Beni çok üzdüler. O kadar çok üzerime gelindi, Çölaşan gibi medya tetikçilerince hakaretler edildi ki annem bile “Sokağa çıkmaya utanıyorum” dedi. Hiç bir şey diyemedim. Yıllarca arabanın altında baktım, bomba var mı diye.”
Kürt sorunu diye bir şey olmadığını, Kürt vatandaşlarımızın gül gibi yaşayıp gittiğini ve durduk yerde sorun çıkardıklarını düşünen, devlete tapan milliyetçi vatandaşlarımıza ve olaylardan fazla etkilenmeyen tuzu kuru aydınlarımıza derim ki: bırakın Kürt’ü, Arap’ı, Arnavut’u, Doğu Ergil’in bir bilim adamı olarak yaşadıklarına bakın. Tapındığınız TC, ülkesi ve insanlarının esenliği için çalışan bir hocaya bunları yapıyorsa, sıradan vatandaşa neler yapabileceğini düşünün. Hatta düşünmeye de gerek yoktur, halk olarak despot ve dayatmacı devletten çektiklerimiz yaşanmış gerçekler değil midir?
İşte bu gerçeklerden hareketle, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerle, göç ederek gittikleri bölgelerde yapılan kapsamlı bir araştırmanın ürünü olan rapor, 2005 ve 2008 yıllarında yapılan yeni çalışmalarla, şu anda elimizin altında bulunan ve açılım için önemli bir kaynak olabilecek, en objektif, bilimsel ve en güvenilir çalışmadır diye düşünüyorum. Bu yüzden de, Doğu Ergilin açılıma bakışını önemli buluyorum.
“Kürt sorunu çalışmaktaki amacım, Türkiye"yi eksilten, gerileten, insanları birbirine kırdırtan meselenin anlaşılması içindi. 15 yıl üzerinde çalıştım. İlk kez resmi çevreler, “Biz sorunu anlamak ve çözmek için bu bulgulardan faydalanıyoruz” dedi Bundan büyük mutluluk olamaz.” Diyerek açılıma desteğini belirttikten sonra gerekçesini de şöyle açıklıyor. Türkiye kaynaklarını zamanını ve evlatlarını yitirdi”.
“Her şehit cenazesinde usulen birileri konuşma yapıyor, vatan sağ olsun diyor. Yurttaşların sağ olmadığı bir vatanın sağlığı çok maddesel. Kısacık hayatlarını ölümcül düşmanlıkla geçirip ölüp öldürüp sonra yan yana mezarlarda ebediyete kadar barış içinde yatıyor bu ülkenin insanları. Neden?! Düşünmek lazım”.
“Ortada yurttaşları birbirine düşüren bir sorun var. Bunu anlayıp çözeceğiyiz yerine vatan sağ olsun diyorlar. Biz de onları öldüreceğiz demek bu. Kan tutmuş zihniyettir bu. Bugün bir parti diyor ki, çözmek istiyorum. "Vay nasıl çözersin!" Bu, kan, çatışma devam etsin demektir. Ama böyle sürerse bu ülke bölünür. Türkiye"nin her yerinde kan gövdeyi götürür”.
Ergil’in açıklamalarından da sorunun çok boyutlu olmakla beraber, temel nedenlerin, devletin, despot ve dayatmacı tavrı ile Kürtlerde bir kimlik sorunu yaratmış, ya da sürekli var olan doğal kimlik olayını kaşıyarak yara haline getirmiştir, şeklinde özetlenebilir diye düşünüyorum. Ergil bu konuda şöyle diyor.
“Atatürk "Türkiye halkı" diyor ama sonra Türklük üzerinden tanım yapıldı, birileri bunu ifrata götürdü. Türkiye"de sorun, yurttaş ve ulusun dar kapsamlı, Türklük üzerinden ve Türkiye realitesini kapsamadan tanımlanmış olması, bunun giderek kan bağına indirgenmesidir.”
Görüldüğü gibi Konda’nın 2006’da yaptığı geniş kapsamlı araştırma sonuçları, daha doksanlı yıllarda Doğu Ergil’in yapmış olduğu tespitlerin haklılığını doğrulamaktadır. Devlet ile vatandaş arasında değişik nedenlerden kaynaklansa da bir hoşnutsuzluk vardır. PKK halkta mevcut hoşnutsuzluğu kullanmaktadır. Hoşnutsuzluğun kaynaklarına ulaşılmalıdır. Fakat bu restleşerek olmaz.
“PKK"nın bugünkü gücü silahlı kuvvetlerinde değil uluslararası örgütlenmesinde. Ekonomik bir network yarattı. İşyerleri şirketleri var. ….PKK onlar için ezilmiş Kürt ruhunun onurunu temsil eden bir simge”. “Kürt gençler istikbalsiz, eğitimsiz, işsiz, tahrike açıklar. Sadece dağdan ineceklerin değil, bunların da topluma kazandırılması lazım.
Açılım veya sosyal barıştan yana olanların, hain ilan edilmesi ve açılım taraftarlarını bölücülükle suçlanmasıyla, Türkiye bu fasit dairenin dışına çıkamaz. Eğer bu anlayışla çıkılabilecek olsaydı 25 senedir çıkılırdı. Böyle bir tavır, mevcut düzen sürsün demek, ülkenin evlatlarını birbirine öldürtmek, kaynaklarını tüketmek, dünyanın Türkiye’den beklentilerini karşılayamaması demektir.
Vatandaşın devletten beklentilerinin karşılanamaması demektir. Bizim devletçi bir yaklaşımla, “Her türlü hakları var, niye sorun çıkarıp duruyorlar” dediğimiz Kürtlerin yaşamlarını genel bakışın ötesinde, özel kesitlerde göremememiz demektir. İşte size sorunu kavramamıza yardımcı olabilecek özel bir kesit. Dengir Mir Fırat.
“Ankara Hukuk Fakültesine başladığımda Kürtçe bilmiyordum. 1960’ların başlarıydı. Bir gün Cebeci’de, eski konservatuarın bulunduğu Atatürk Öğrenci Yurdu’ndan çıkmış yürüyordum. Sanıyorum 27 Mayıs’tı. O tarihlerde bu darbe bayram olarak kutlanırdı. Dikimevi’nin önünde, on beş yirmi metrelik şöyle bir pankart asılmıştı: ‘Kürdüm diyenin yüzüne tükürün! Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel.’ Fena oldum! Gerisin geriye yurda, arkadaşlarımın yanına döndüm, Kürtçe öğrenmek istediğimi söyledim.”
Dengir Bey’in aile kökleri Adıyaman’ın Kahta ilçesinden. Dedesi, Atatürk’ün yanında Kurtuluş Savaşı’na katılmış, aynı zamanda ilk Mecliste milletvekilliği yapmış.Ve ailesi tam dört kez, ilki 1920’lerde, sonuncusu 27 Mayıs darbesinden sonra sürgüne uğramış, her sürgünde de mallarına el konmuş...
Şöyle dedi:
“Jandarma akşam vakti kapıyı çalar, ertesi sabah elinizde sadece tek bir bohçayla evinizden barkınızdan gideceğinizi söyler. Yürüyerek yola koyulursunuz, en yakın tren istasyonunda sizi bekleyen hayvan vagonlarına binmek üzere...”
AKP Adana milletvekili Dengir Mir Fırat programın sonunda şöyle dedi: “Ben insanım. Ben Kürdüm. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyım. Devlet olarak bana saygı duyun!”
Dengir Bey’in bu anlattıklarını okuduktan sonra şimdi size sormak istiyorum, Kürt meselesi nedir, yüreğinizde hissedebiliyor musunuz bu sorunu diye...